Orlando Figes – Rusya’nın Öyküsü (2024)

‘Rusya’nın Öyküsü’nde Orlando Figes, Rusya’nın bin yıllık tarihine yeni bir yaklaşım getiriyor; Rusların geçmişe bakışlarını şekillendiren fikirler kadar, bu geçmişi oluşturan olaylar ve şahsiyetlerle de ilgileniyor.

Coğrafyasında hüküm süren egemen ideolojilerin değişimlerine ayak uydurmaya çaba harcayarak kendi öyküsü üzerine tekrar tekrar düşünen, tarih sahnesindeki ender uluslardandır Ruslar.

Figes, bu olgunun hakkını vererek, Kiev Rus Knezliği’nin 1. binyıldaki kuruluşundan Putin’in Ukrayna’yla savaşına kadar, Rusya’nın yaşadığı uzun tarihsel sürecin arkasındaki anlatıları araştırıyor.

‘Rusya’nın Öyküsü’ Korkunç İvan’ın mum ışığıyla aydınlatılan bir katedraldeki taç giyme töreninden köylü devriminin dramatik çalkantılarına, Rusya Ana’nın dünyaya yönelik kutsal misyonu hakkındaki Ortaçağ efsanesinden Batı tarafından haksız muamele gördüğüne ilişkin milliyetçi nutuklara varıncaya dek Rusya’nın geçmişini ve siyasetini şekillendiren ulusal mitleri ve bunların ideolojilere olan etkisini anlamak için kapsamlı ve yetkin bir çalışma.

Modern Rusya’yı ve onun Ukrayna’yla, komşularıyla, Amerika’yla ve Batı’yla savaşlarını anlamak istiyorsanız, ihtiyacınız olan en temel arka plan hikâyesini içeren tarih kitabı.

  • Künye: Orlando Figes – Rusya’nın Öyküsü, çeviren: Ercan Ertürk, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 288 sayfa, 2024

Jacques Le Goff, Jean-Pierre Vernant – Tarih Üzerine Diyalog (2024)

Fransız tarih ekolünün iki dev ismi arasında tarih üzerine ufuk açıcı bir söyleşi.

‘Tarih Üzerine Diyalog’, Fransa’da Fernand Braudel ve Marc Bloch’un kurduğu “Annales” okulunun yetiştirdiği, Fransa tarihinin iki önemli ismi olan Jacques Le Goff ile Jean-Pierre Vernant’ın 2004 yılında Emmanuel Laurentin eşliğinde France Culture radyosu için yaptığı söyleşilerden oluşuyor.

Ortaçağ uzmanı Le Goff ile Eski Yunan uzmanı Vernant yetiştikleri dönemi, hocalarını, tarihe olan bakış açılarını anlatıyorlar.

Kitaptan bir alıntı:

“Söyleşinin hiç kuşkusuz en şaşırtıcı yanı, bu iki tarihçinin içinde yetiştikleri toplumsal bağlama hissettikleri borcu teslim etme tarzları: Jacques Le Goff ortaya gözü pek varsayımlar atmasına imkân tanıyan 60’lı ve 70’li yılların canlı ve verimli kurumlarına şükran duyuyor; Jean-Pierre Vernant ise Yunan kenti üzerine yürüttüğü araştırmaların Komünist Parti’den kopuşuna çok şey borçlu olduğunu kabul ediyor.”

  • Künye: Jacques Le Goff, Jean-Pierre Vernant – Tarih Üzerine Diyalog: Emmanuel Laurentin ile Söyleşiler, çeviren: Yunus Çetin, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 56 sayfa, 2024

Christopher Bollas – Sonsuz Soru (2024)

Psikanalizdeki kişiler, serbest çağrışım aracılığıyla bilinçdışında kendilerini nasıl ifade ederler?

Christopher Bollas klinik hikâyelerden yola çıkarak bastırılmış bilinçdışı düşünme ve ifadenin örüntülerini ele alıyor.

Bollas ‘Sonsuz Soru’da gerçek klinik uygulamalara ilişkin ayrıntılı çalışmalardan yola çıkarak, insanın sorgulama dürtüsüne vurgu yapan bir psikanalitik teori ortaya koyuyor.

Kişinin çocukluğunun ilk yıllarından hayatının sonuna kadar bu dürtünün farklı biçimlerinin etkisinde kaldığı gerçeğinden hareketle, Freud’un serbest çağrışım yönteminin hem analizan hem de analiste nasıl yanıtlar sağladığını ve bunun karşılığında sürekli başka soruları tetiklediğini gösteriyor.

‘Sonsuz Soru’nun merkezinde, pratikteki serbest çağrışım yönteminin temel yönlerini vurgulayan paralel yorumlar eşliğinde gerçek analitik seansların dökümlerine yer veriliyor.

Bu dökümler, vakaların daha ayrıntılı tartışılmasına olanak sunmakla birlikte Freud’un silsile mantığı teorisini temel alarak daha geniş bir teorik çerçeve içinde bağlamsallaştırıyor.

Böylece Bollas, söz konusu serbest çağrışım mantığına kulak vermekle, Freud’un bastırılmış fikirler teorisinden daha zengin ve daha karmaşık bir bilinçdışı ses keşfedebileceğimizi öne sürüyor.

Kitabın en büyük katkılarından biri Freudcu yönteme, özellikle serbest çağrışıma duyulan ilgiyi canlandırması.

  • Künye: Christopher Bollas – Sonsuz Soru, çeviren: Zeynep Baransel, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 200 sayfa, 2024

Kolektif – Anadolu Oyuncak Kültürü (2024)

Oyuncak denilince çocuk, çocuk denilince oyuncak akla gelir.

‘Anadolu Oyuncak Kültürü’, yirmi yıldan fazla bir süre çalışılarak toplanan obje, bilgi ve fotoğrafların disiplinler arası bir tasnif ve uzman değerlendirmeleriyle ortaya çıktı.

Çocuklar kadar yetişkinler için de önemli olan oyunlar ve oyuncaklar, insanlığın geride bıraktığı binyıllar, yüzyıllar boyunca toprak altında bulunmayı bekleyenler bir yana ya yok olup gidiyor ya da dünyanın dört bir köşesinde müzelerde, özel koleksiyonlarda kendine yer bulup korunuyor.

Her türden oyuncak, hayatın her döneminde çocuğun, yetişkinin en yakın arkadaşı.

Bu yüzden “oyuncu insan” kavramının kullanılmaya başlandığı yıllardan beri konu üzerinde ciddiyetle duranlar “oyun” ve “oyuncak” ikilisini birbirinden ayırmazlar.

Anadolu Oyuncak Kültürü de bu anlayışın bir sonucu.

  • Künye: Kolektif – Anadolu Oyuncak Kültürü, hazırlayan: A. Ceren Göğüş, Doğanay Çevik, Yapı Kredi Yayınları, kültür, 392 sayfa, 2024

Charles Sanders Peirce – Felsefenin İlkeleri (2023)

Pragmatizmin, sembolik mantığın ve göstergebilimin kurucusu, Amerikalı filozof Charles Sanders Peirce’ün ‘Felsefenin İlkeleri’ kitabı, filozofun bilim ve felsefe tarihini yarattığı yeni kavramlarla derinlikli ve özgün yaklaşımıyla ele aldığı dört kitaptan oluşuyor: felsefe tarihi, bilim tarihi ve bilimsel felsefe hakkındaki görüşlerini içeren “Genel Tarihi Yönlendirme”; “Bilimlerin Sınıflandırılması”; “Fenomenoloji” ve “Normatif Bilimler”.

Nazlı İnönü’nün hazırladığı “Çevirmenin Sunuşu”, metinde geçen sınıflandırmaların şemalarını içeren özel ekler ve İngilizce-Türkçe ve Türkçe-İngilizce Peirce terimleri sözlükleriyle, etraflı bir Peirce’ün felsefesine giriş kitabı bu.

Kitaptan bir alıntı:

“Birçok felsefecinin en büyük Amerikalı filozof olduğunu düşündüğü Peirce çok geniş bir ilgi alanına sahiptir. Bu alan felsefenin her çeşidiyle birlikte birçok bilim disiplinini de kapsar. Bilimdeki bu kapsamlı çalışmasına rağmen o, kendini her şeyden önce bir mantıkçı olarak görür. Zamanının ders kitaplarında hüküm süren verimsiz skolastik mantığı eleştirerek dikkatini bilimde ve matematikte kullanılan yöntemlere yönlendirir. Peirce’ün bilimsel bakış açısı felsefi görüşlerini de şekillendirdiğinden pragmatizmi aslında bilimde kullanılan yöntemlerin doğal bir sonucudur. Mantıksal pozitivistler gibi metafiziği tamamen reddetmek yerine, onu bilimsel kılmaya çalışır.”

  • Künye: Charles Sanders Peirce – Felsefenin İlkeleri, çeviren: Nazlı İnönü, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 392 sayfa, 2023

Sean McMeekin – Temmuz 1914 (2023)

Birinci Dünya Savaşı’nın patlak verişi “hiç aşılmayan bir dramdı”.

Yüzyılı aşkın bir süredir, karakterlerin hiçbiri akıllardan silinmedi: Habsburg Hanedanı’nın kaygı içindeki varisi Arşidük Franz Ferdinand; ona suikastı planlayan fanatik Bosnalı Sırp komplocular; suikast sonrası yaşanan karmaşayı fırsat bilen Avusturyalı devlet adamları Conrad ve Berchtold; onlara arka çıkan Kayzer Wilhelm ve şansölye Bethmann; imajını değiştirme peşindeki Rus Dışişleri Bakanı Sazonov; Rusları kışkırtan Fransız devlet adamları Poincaré ve Paléologue; son olarak da Londra’daki Kabine üyeleri arasında durumun ciddiyetinin farkına varıp acilen eyleme geçilmesi gerektiği düşüncesindeki Winston Churchill.

‘Temmuz 1914’, 28 Haziran’daki kanlı eylemle başlayan ve 4 Ağustos’ta Britanya’nın da dahil oluşuyla Avrupa’daki çatışmayı dünya savaşı haline getiren süreci bu figürlerin gözünden aktarıyor.

Savaşın kaderin bir oyununun yahut kaza sonucu değil, düpedüz çıkar peşindeki politikacıların çatışmayı körüklemeleri, büyük tehlikeye karşın tutumlarında diretmeleri nedeniyle patlak verdiğini açıklıkla gözler önüne seriyor.

Bununla birlikte sorumluluklarını yüklenemeyen yahut tansiyonu düşürmek için büyük çaba sarf eden haysiyetli figürlerin dramına da yer veriyor.

Tarihçi McMeekin’ın sarsıcı, kaçınılmaz olarak gerilimli ve ince ince detaylandırdığı olağandışı kitabı ‘Temmuz 1914: Savaşa Doğru Geri Sayım’, felaketin ardındaki figürlerin portresini ustalıkla çizerek o mahvedici bir ayın hikayesini neredeyse dakika dakika yeniden kurguluyor.

Tarihin en büyük felaketlerinden biri olan Birinci Dünya Savaşı’nın çıkışını yeni bir bakış açısıyla ele alıyor.

  • Künye: Sean McMeekin – Temmuz 1914: Savaşa Doğru Geri Sayım, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2023

Hakan Özoğlu – Cumhuriyet’in Kuruluş Savaşları (2023)

1920’lerin başında Türkiye’de tek parti diktasına geçişin cesur bir anlatımı.

Hakan Özoğlu orijinal belgeleri, tanıklıkları, anıları dikkatle inceleyerek Kemalist Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını eleştirel bir bakış açısıyla sunuyor.

Kitap, kırılgan Kemalist rejim ile muhalefet grupları arasında 1926’da doruğuna çıkan iktidar mücadelesinin gerçek bir iktidar inşa süreciyle el ele ilerlediğini gösteriyor.

Modern Türkiye araştırmalarına bu çok önemli katkı 20. yüzyıl otoriter rejimlerinin dinamikleriyle ilgilenen birçok bilim insanının ilgisini çekecek nitelikte.

Kitap, 1923-1926 yılları arasında geçen ve sonrasında Mustafa Kemal’in tartışmasız tek lider olarak ortaya çıktığı üç özel olayı merkeze alıyor.

Bunlardan ilki, Cumhuriyet tarihinde “150’likler Vakası” diye bilinen Ankara’nın muhalifi olduğu söylenen 150 kişinin sürgün edilişi; ikincisi Takrir-i Sükûn Kanunu ve üçüncüsü de İzmir’de Atatürk’e yönelik suikast girişimi.

Özoğlu, Mustafa Kemal ve yol arkadaşlarının muhalefeti saf dışı etmekte başvurdukları siyasi ve adli manevraları, ayrıntılı olarak mercek altına alıyor.

Yazar, kitabının meramı hakkında şöyle diyor:

“Kurtuluş Savaşı’na önderlik etmiş şahsiyetler, öncelikle eski rejimin kalıntılarından kurtulmanın hayati öneme haiz olduğuna karar verdi. Fakat sonra, ortaya çıkan otorite boşluğunu doldurmak ve yeni rejime yön vermek için kendi aralarında kaçınılmaz bir güç kavgasına giriştiler. Bu araştırma, şimdiye kadar pek bilinmeyen kaynaklar üzerinden, bu güç kavgasının ayrıntılarını ortaya koymaktadır.”

  • Künye: Hakan Özoğlu – Cumhuriyet’in Kuruluş Savaşları: 150’likler, Takrir-i Sükûn ve İzmir Suikastı, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 200 sayfa, 2023

Melih Duygulu – Türkiye’de Çingene Müziği (2023)

Çingeneler’in tarihini yazmak, arşivlerdeki evraklarda onların soyları, meslekleri, yönetici erkle olan ilişkileri, göçleri, iskânları, işledikleri suçları yan yana getirerek toparlanmış bilgiyi sunmak şeklinde algılanmıştır yıllarca.

Onlarla ilgili kararnâmeleri, fermanları, mahkeme sicillerini taramak kuşkusuz tamamen kıymetsiz değildir.

Fakat Çingene kimliğini, Çingene’nin yaşamla olan ilişkisini, doğaya karşı duruşunu, ruhunu tek ve kısa bir ifadeyle “Çingene kültürünü anlamak” bu topluluğun yaşamlarına nüfûz ederek onları anlamaktan geçer.

Çingene, Hindistan içlerinden dünyanın dört bir yanına dağılan ve farklı adlarla anılan bir topluluğun Türkiye’deki genel adıdır.

Çingeneler’in bölgelere göre değişen isimleri vardır; bunların en yoğun nüfusa sahip olanı daha çok Türkiye’nin batı kesimlerinde yaşayan ve Roman adıyla bilinen gruptur.

Türkiye Çingeneleri arasında Romanlar müzik ve dans kültürleriyle diğer akrabalarına göre daha tanınmış ve karakteristik bir yapıdadırlar.

Türkiye’de yayımlanan ilk Çingene müziği monografisi olma özelliğini taşıyan bu çalışmada, Romanlar’ın müzik ve dans kültürlerine paralel diğer Çingene toplulukları ile olan ilişkileri de ele alınmıştır.

  • Künye: Melih Duygulu – Türkiye’de Çingene Müziği: Batı Grubu Romanları’nda Müzik Kültürü, Yapı Kredi Yayınları, müzik, 280 sayfa, 2023

Anna Lowenhaupt Tsing – Dünyanın Sonundaki Mantar (2023)

‘Dünyanın Sonundaki Mantar’da çağımızın en tuhaf meta zincirlerinden biri olan matsutake mantarı üzerinden kapitalizmin bıraktığı enkaza karşı doğanın direnme biçimlerini, ormanın ve ağaçların hikâyelerini anlatıyor Anna Lowenhaupt Tsing.

Biyoloji, ekoloji ve genetik biliminden de beslenen Tsing, “kapitalist yıkım” ile “işbirliğine dayalı hayatta kalma” ilişkisi üzerine özgün bir incelemeye imza atıyor.

Bunu da Japonya’da çok değer verilen aromatik bir yabani mantar grubu olan, matsutakenin mantarını merkeze alarak yapıyor.

‘Dünyanın Sonundaki Mantar’, 21. yüzyılın antropoloji klasiklerinden.

Tsing gözü pek bir hikâye örüyor…

Kesişen kültürlere ve doğanın dirençliliğine dair sürükleyici anlatısı modernite ve ilerleme hakkında yeni bir perspektif sunuyor.

  • Künye: Anna Lowenhaupt Tsing – Dünyanın Sonundaki Mantar: Kapitalizmin Enkazlarında Yaşam İmkânı Üzerine, çeviren: Erdem Gökyaran, Yapı Kredi Yayınları, antropoloji, 376 sayfa, 2023

Hayrettin Erkmen – İki Dem Bir Demokrat (2023)

Hayrettin Erkmen (1915-1999) Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gerçek anlamda ilk çok partili demokrasi deneyimi olan Demokrat Parti döneminin en ilginç simalarından biridir.

Erkmen çalışma bakanlığından Yassıada’daki mahkûmiyetine kadar giden yolda hayatın bin bir türlü haliyle karşılaşmıştır.

Yıllar sonra aynı siyasi hareketin devamı niteliğindeki Adalet Partisi’nde dışişleri bakanı olarak Türkiye’nin Avrupa Topluluğu’na katılması için mücadele vermiş, ancak muhalefet karşısında kendi hükümeti tarafından yalnız bırakılarak bakanlıktan düşürülmüştür.

Erkmen’in anıları, yakın dönem siyasi tarihimizin, arka planı çok iyi bilinmeyen çeyrek asırlık bir dönemine ışık tutuyor.

‘İki Dem Bir Demokrat’, belgeler ve açıklayıcı notlarla birlikte, siyasi anı kitaplarının güzide örneklerindendir.

  • Künye: Hayrettin Erkmen – İki Dem Bir Demokrat: Eski Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen’in Anıları, Yapı Kredi Yayınları, anı, 144 sayfa, 2023