Bronislaw Malinowski, Robert Briffault – Dünden Bugüne Evlilik (2025)

Bu kitap, antropoloji alanındaki iki önemli figür olan Bronislaw Malinowski ve Robert Briffault arasındaki bir fikir ayrılığını yakalayan önemli bir antropolojik eserdir. ‘Dünden Bugüne Evlilik’ (‘Marriage: Past and Present. A Debate Between Robert Briffault and Bronislaw Malinowski’), evliliğin doğası ve kökenleri hakkında bir tartışma sunar. Anlaşmazlıkları, özellikle “ilkel” toplumlarda evliliğin evrensel bir kurum olup olmadığı sorusu üzerine odaklanır.

Bronislaw Malinowski çekirdek ailenin evrenselliğini ve babanın çocuk yetiştirmedeki önemini vurguladı. Evliliğin tüm insan toplumlarında bulunan temel bir kurum olduğunu, ebeveynliği meşrulaştırmaya ve aileyi istikrarlı bir sosyal birim olarak kurmaya hizmet ettiğini savundu. Trobriand adalarındaki saha çalışması teorilerini büyük ölçüde etkiledi. Robert Briffault ise en eski insan toplumlarının ana soylu olduğunu ve anne-çocuk bağının temel sosyal birim olduğunu savundu. Babanın rolünün başlangıçta marjinal olduğuna ve resmi bir kurum olarak evliliğin nispeten geç geliştiğine inanıyordu. “Anneler” adlı eseri teorilerinin köşe taşıdır.

Tartışma, antropolojide evliliğin kökenleri ve işlevleri hakkındaki farklı teorik bakış açılarını vurgular. Farklı kültürlerde aile, akrabalık ve sosyal organizasyonun doğası hakkında önemli soruları gündeme getirir. Eser, insan sosyal davranışı hakkında temel konuları ele aldığı için bugün hala geçerliliğini koruyor. O dönemde antropolojik alandaki düşünce değişimini gösteriyor.

Özetle, kitap, insan sosyal yaşamının temel bir yönü hakkında iki etkili bilim insanının zıt görüşler sunduğu antropolojik düşüncede çok önemli bir anı yakalar.

Kitap, Türkiye’de ilk kez yayımlanıyor.

  • Künye: Bronislaw Malinowski, Robert Briffault – Dünden Bugüne Evlilik, çeviren: Gökhan Aydın, Kabalcı Yayınları, antropoloji, 96 sayfa, 2025

Pascal Boyer – Dinin Açıklanması (2025)

Pascal Boyer’in ‘Dinin Açıklanması: Dini Düşüncelerin Evrimsel Kökenleri’ (‘Religion Explained: The Evolutionary Origins of Religious Thought’) adlı kitabı, dinin insan zihnindeki kökenlerini evrimsel bir bakış açısıyla inceliyor. Boyer, dinin doğaüstü varlıklara olan inançtan ziyade, insan zihninin evrimsel olarak gelişmiş bilişsel mekanizmalarının bir ürünü olduğunu savunuyor. Ona göre, din, insan zihninin bazı temel özelliklerinin, özellikle de neden-sonuç ilişkilerini anlama, sosyal etkileşimleri takip etme ve tehlikelerden kaçınma gibi yeteneklerinin bir yan ürünü olarak ortaya çıkıyor.

Boyer, dinin yaygınlığını ve çeşitliliğini, insan zihninin evrensel özellikleriyle açıklıyor. İnsanların, doğaüstü varlıklara olan inançlarını, mantık ve kanıtla çelişmesine rağmen sürdürebilmelerini, zihnin bu varlıklarla ilgili kavramları işleme biçimiyle ilişkilendiriyor. Ona göre, doğaüstü varlıklar, insan zihninin “doğal” olarak kabul ettiği kategorilere uymayan, ancak yine de anlaşılabilir olan varlıklar olarak algılanıyor. Bu durum, insanların bu varlıklara dair inançlarını sürdürmelerini kolaylaştırıyor.

Kitap, dinin sadece inançlardan ibaret olmadığını, aynı zamanda ritüeller, mitler ve sosyal kurumlar gibi karmaşık bir sistem olduğunu vurguluyor. Boyer, bu unsurların da insan zihninin evrimsel olarak gelişmiş özellikleriyle nasıl bağlantılı olduğunu açıklıyor. Örneğin, ritüellerin, insanların sosyal bağlarını güçlendirmeye ve grup içi iş birliğini artırmaya yardımcı olduğunu savunuyor. Mitlerin ise, insanların dünyayı anlamlandırma ve belirsizliklerle başa çıkma çabalarının bir ürünü olduğunu belirtiyor.

Boyer, dinin insanlık tarihi boyunca nasıl değiştiğini ve geliştiğini de ele alıyor. Ona göre, dinler, farklı toplumsal ve çevresel koşullara uyum sağlayarak evrimleşiyor. Bu süreçte, bazı dinler yaygınlaşırken, bazıları yok oluyor. Ancak, dinin temelinde yatan insan zihninin bilişsel mekanizmaları, evrensel ve kalıcı kalıyor.

Sonuç olarak, ‘Dinin Açıklanması’, dinin insan zihnindeki kökenlerini ve işleyişini anlamak için evrimsel bir çerçeve sunuyor. Boyer, dinin doğaüstü bir olgudan ziyade, insan zihninin doğal bir ürünü olduğunu savunarak, dinin bilimsel olarak incelenebileceğini gösteriyor.

  • Künye: Pascal Boyer – Dinin Açıklanması: Dini Düşüncelerin Evrimsel Kökenleri, çeviren: Ramazan Kılınç, Monografi Yayıncılık, antropoloji, 400 sayfa, 2025

Clifford Geertz – Gerçeğin Ardından (2025)

Clifford Geertz’in ‘Gerçeğin Ardından: Bir Antropoloğun Gözünden İki İslam Ülkesinin Son Kırk Yılı’ (‘After the Fact: Two Countries, Four Decades, One Anthropologist’) adlı kitabı, yazarın Fas ve Endonezya ve geçirdiği onlarca yıllık antropolojik saha çalışmasının bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Geertz, bu iki farklı kültürü karşılaştırarak, antropolojik bilginin nasıl üretildiğini ve yorumlandığını sorguluyor. Kitap, saha çalışmasının zorluklarını, kültürel farklılıkların karmaşıklığını ve antropolojik bilginin öznel doğasını ele alıyor.

Geertz, Endonezya ve Fas’ta geçirdiği yıllar boyunca, bu iki toplumun kültürel yapılarını, inanç sistemlerini ve sosyal pratiklerini derinlemesine inceliyor.

Kitap, bu iki farklı kültürün nasıl anlaşılabileceği ve yorumlanabileceği üzerine bir tartışma sunuyor. Geertz, antropolojik bilginin sadece nesnel verilerden ibaret olmadığını, aynı zamanda araştırmacının öznel yorumlarının da önemli bir rol oynadığını vurguluyor.

Kitap, antropolojik saha çalışmasının zorluklarını ve etik sorunlarını da ele alıyor. Geertz, araştırmacının kültürel farklılıklarla nasıl başa çıktığını, yerel halkla nasıl etkileşim kurduğunu ve antropolojik bilginin nasıl üretildiğini anlatıyor. Kitap, antropolojik bilginin her zaman kesin ve mutlak olmadığını, aksine sürekli bir yorumlama ve yeniden yorumlama sürecinden geçtiğini gösteriyor.

Özetle Geertz, ‘Gerçeğin Ardından’ kitabında, antropolojik bilginin nasıl üretildiğini ve yorumlandığını sorgulayarak, antropoloji disiplinine eleştirel bir bakış açısı getiriyor. Kitap, saha çalışmasının karmaşıklığını, kültürel farklılıkların derinliğini ve antropolojik bilginin öznel doğasını anlamak için önemli bir kaynak olarak kabul ediliyor.

  • Künye: Clifford Geertz – Gerçeğin Ardından: Bir Antropoloğun Gözünden İki İslam Ülkesinin Son Kırk Yılı, çeviren: Ulaş Türkmen, Dipnot Yayınları, antropoloji, 248 sayfa, 2025

Lucien-Lévy Bruhl – Gelişmemiş Toplumlarda Zihinsel İşlevler (2025)

Lucien Lévy-Bruhl, ‘İlkel Toplumlarda Zihinsel İşlevler’ adlı çalışmasında, Batı’nın rasyonel düşünce sisteminden farklı olarak, ilkel toplumların üyelerinin “mistik zihin” dediğimiz farklı bir zihinsel yapıya sahip olduğunu öne sürüyor.

Bu görüşe göre, ilkel insanlar nesne ve olayları, Batılıların yaptığı gibi bağımsız olarak değil, mistik bir bütünlük içinde görürler.

Nedensellik ilişkileri de Batı’daki gibi doğrusal değil, sihir ve tabu gibi kavramlarla açıklanır.

Lévy-Bruhl’un bu görüşleri, döneminde büyük tartışmalara yol açmış ve günümüzde de geçerliliği sorgulanan bir konu olmuştur. Bazı bilim insanları, bu görüşün ilkel toplumlara yönelik önyargılı olduğunu savunurken, diğerleri kültürler arası farklılıkları anlamak için önemli bir adım olduğunu düşünmektedir.

Özetle, Lévy-Bruhl, çalışmasıyla Batı merkezli düşünceye meydan okuyarak, farklı kültürlerin zihinsel süreçlerinin de farklı olabileceğini göstermiştir. Ancak bu görüş, günümüzde de tartışılmaya devam ediyor.

  • Künye: Lucien-Lévy Bruhl – Gelişmemiş Toplumlarda Zihinsel İşlevler, çeviren: Ayşe Meral, Albaraka Yayınları, antropoloji, 416 sayfa, 2025

Claude Lévi-Strauss – Yapısal Antropoloji (2024)

Claude Lévi-Strauss’un ‘Yapısal Antropoloji’ adlı eseri, 20. yüzyılın en etkili antropoloji çalışmalarından biri olarak kabul edilir.

Bu kitapta, yazar kültürel fenomenleri dilbilimdeki yapısal analiz yöntemlerini kullanarak inceliyor.

Lévi-Strauss’a göre, kültürler karmaşık yapıları olan sistemlerdir ve bu yapıların temel birimleri, dildeki yapıtaşları gibi, anlamlarını ilişkilerinden alırlar.

Lévi-Strauss, antropolojide devrim yaratan bu çalışmasında, mitleri, akrabalık sistemlerini ve diğer kültürel olguları derinlemesine analiz eder.

Ona göre, mitler sadece hikayeler değil, aynı zamanda bir toplumun bilinçaltındaki derin yapıları yansıtan sembolik sistemlerdir. Mitlerin incelenmesi, bir toplumun düşünce yapısı, değerleri ve dünya görüşü hakkında önemli bilgiler verir. Akrabalık sistemleri ise toplumların organizasyonunda temel bir rol oynar ve bu sistemlerin incelenmesi, toplumsal yapının nasıl oluştuğu hakkında ipuçları sunar.

Lévi-Strauss, yapısalcı yaklaşımıyla kültürel farklılıkların altında yatan evrensel yapıları ortaya çıkarmayı hedefler. Ona göre, farklı kültürlerin mitleri, akrabalık sistemleri ve diğer kurumları arasında derin yapısal benzerlikler vardır. Bu benzerlikler, insan zihninin evrensel işleyişinin bir sonucudur.

Kitabın temel noktaları:

  • Yapısalcılık: Kültürlerin dil gibi yapısal sistemler olduğu ve bu yapıların incelenmesiyle kültürlerin anlaşılabileceği düşüncesi.
  • Mitlerin Analizi: Mitlerin sadece hikayeler değil, aynı zamanda bir toplumun bilinçaltındaki derin yapıları yansıtan sembolik sistemler olduğu.
  • Akrabalık Sistemleri: Akrabalık sistemlerinin toplumların organizasyonunda temel bir rol oynadığı ve bu sistemlerin incelenmesiyle toplumsal yapının nasıl oluştuğu hakkında ipuçları sunacağı.
  • Evrensel Yapılar: Farklı kültürlerin altında yatan evrensel yapıların varlığı ve bu yapıların insan zihninin evrensel işleyişinin bir sonucu olduğu.

Lévi-Strauss’un ‘Yapısal Antropoloji’ adlı eseri, antropoloji alanında bir dönüm noktası oldu ve birçok bilim dalında büyük yankı uyandırdı. Kitap, kültürlerin incelenmesinde yeni bir perspektif sunarak, sosyal bilimlerin gelişimine önemli katkılar sağladı.

Özetle, Lévi-Strauss, ‘Yapısal Antropoloji’de kültürleri dil gibi yapısal sistemler olarak görür ve bu yapıları analiz ederek evrensel insan zihni hakkında önemli bilgiler elde eder. Kitap, mitler, akrabalık sistemleri gibi kültürel olguların derinlemesine incelenmesiyle, antropoloji alanında yeni bir bakış açısı sunar.

  • Künye: Claude Lévi-Strauss – Yapısal Antropoloji, çeviren: Adnan Kahiloğulları, Bilgesu Yayınları, antropoloji, 496 sayfa, 2024

Richard Sennett – İnşa Etmek ve Yaşamak (2025)

Richard Sennett, ‘İnşa Etmek ve Yaşamak’ adlı eserinde, kent ve insan arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceliyor.

Daha önceki çalışmalarında kentsel toplumsal tarih üzerine yoğunlaşan Sennett, bu kitabında kent planlamasına yönelik felsefi ve etik bir yaklaşım sunuyor.

Sennett’e göre, “yapı” fiziksel kentsel çevreyi, yani binaları, sokakları ve altyapıyı ifade ederken, “konut” ise insanların bu fiziksel çevreyi yaşanılan mekanlara dönüştürerek yarattığı toplumsal bir alanı ifade eder.

Yazar, bu iki kavramı birbirinden ayırarak kent hayatının farklı boyutlarına odaklanıyor.

Kitapta, Sennett;

  • Kentsel yaşamın tarihsel süreci: Kentlerin nasıl oluştuğu, değiştiği ve dönüştüğü üzerine bir inceleme sunar.
  • Kent planlamasının sorunları: Modern kent planlamasının bireyi ve toplumu nasıl etkilediği, yaratılan sorunlar ve çözüm önerileri üzerine tartışır.
  • Açık kent kavramı: Katılımcı ve esnek kent planlaması üzerine bir model sunar.
  • Kent ve insan arasındaki ilişki: Kentlerin insan psikolojisi ve sosyal ilişkiler üzerindeki etkilerini inceler.

Sennett, kitabında farklı kültürlerden örnekler vererek, kentlerin nasıl inşa edildiğinin ve kullanıldığının kültürel ve sosyal bağlamlarla yakından ilişkili olduğunu vurgular. Özellikle Şangay örneğiyle, hızlı kentleşme sürecinin insanları nasıl etkilediğini ve toplumsal dokuyu nasıl değiştirdiğini analiz eder.

‘İnşa Etmek ve Yaşamak’, sadece kent planlamacıları için değil, aynı zamanda sosyologlar, antropologlar, mimarlar ve kent hayatına ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak niteliğindedir. Sennett, bu kitabıyla kentleri daha yaşanabilir ve adil mekanlar haline getirmek için yeni perspektifler sunuyor.

Kitabın temel noktaları:

Kentler sadece fiziksel yapılar değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel dokuya sahip canlı organizmalardır.

Kent planlaması, sadece estetik kaygılarla değil, aynı zamanda insan ihtiyaçları ve sosyal adalet ilkeleri göz önünde bulundurularak yapılmalıdır.

Katılımcı ve esnek kent planlaması, daha yaşanabilir kentler yaratmanın anahtarıdır.

Kentler, insanların kimliklerini inşa ettiği ve toplumsal ilişkiler kurduğu mekanlardır.

  • Künye: Richard Sennett – İnşa Etmek ve Yaşamak: Şehir Etiği, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 352 sayfa, 2025

Robert Wright – Tanrı’nın Evrimi (2024)

‘Tanrı’nın Evrimi’, dinin ve Tanrı inançlarının kökenlerini ve evrimini bilimsel bir bakış açısıyla inceleyen ilgi çekici bir eser.

Yazar, bu kitapta dinin sadece kültürel bir olgu olmadığını, aynı zamanda insan evrimiyle yakından ilişkili bir fenomen olduğunu savunur.

Robert Wright, dinin insanlık tarihindeki en etkili sosyal güçlerden biri olduğunu ve bu gücünü evrimsel süreçlere borçlu olduğunu öne sürer.

İnsanın sosyal yapılar oluşturma ve iş birliği yapma eğilimi, dinin ortaya çıkışında ve gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Din, toplulukları bir araya getirerek, ortak değerler ve normlar oluşturarak ve sosyal dayanışmayı güçlendirerek insanlığın hayatta kalmasına katkıda bulunmuştur.

Wright, dinin kökenlerini tarihsel ve arkeolojik bulgular ışığında inceler. Çoktanrıcılıktan tektanrıcılığa geçiş, dinsel sembollerin evrimi gibi konulara değinir.

Yazar, dinin insan evrimiyle nasıl bir ilişki içinde olduğunu, dinin genetik temellerini ve kültürel evrimini inceler.

Dinlerin toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini, ahlakın oluşumundaki rolünü ve siyasi güçle olan ilişkisini analiz eder.

Wright, günümüz dünyasında dinin geleceği hakkında tahminlerde bulunur ve dinin bilim ve teknolojinin gelişimiyle nasıl bir etkileşim içinde olacağını tartışır.

Wright, bilim ve din arasındaki ilişkiyi, çatışma yerine bir bütünlük içinde ele alarak yeni bir perspektif sunar.

Kitap, evrimsel psikoloji alanındaki çalışmalara dayanarak dinin insan doğasıyla olan ilişkisini açıklar.

Sosyoloji, antropoloji ve tarih gibi disiplinlerdeki bulguları bir araya getirerek dinin karmaşık yapısını analiz eder.

  • Künye: Robert Wright – Tanrı’nın Evrimi, çeviren: Sanem İncel, Fol Kitap, antropoloji, 656 sayfa, 2024

Daniel Garrison Brinton – Nagualizm (2024)

‘Nagualizm’ terimi, Daniel Garrison Brinton tarafından Yerli Amerikan halklarının inanç sistemlerindeki belirli bir konsepti tanımlamak için kullanılmıştır.

Bu kitap, Brinton’ın derinlemesine araştırmalarıyla ortaya koyduğu gibi, Nagualizm, insanın hayvana ve hayvanın da insana dönüşebileceğine dair bir inanış sistemidir.

Bu dönüşüm, sadece fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda ruhani bir yolculuk olarak görülür.

Nagualizm’e göre, her insanın bir veya daha fazla hayvan ruhuyla bağlantısı vardır. Bu hayvan ruhları, kişinin kişiliğinin, yeteneklerinin ve hatta kaderinin bir parçasıdır. İnsanlar, ritüeller ve şamanik uygulamalar aracılığıyla bu hayvan ruhlarıyla iletişim kurar ve onların güçlerinden yararlanırlar.

Nagualizm’in merkezinde yer alan dönüşüm kavramı, şamanik uygulamalar ile yakından ilişkilidir. Şamanlar, özel ritüeller ve trans halindeyken, hayvan ruhlarına dönüşerek farklı boyutlara seyahat edebilir ve bilgiye ulaşabilirler.

Nagualizm, insanın doğayla derin bir bağ içinde olduğunu ve tüm canlıların birbiriyle bağlantılı olduğunu vurgular. Hayvanlar, sadece fiziksel varlıklar değil, aynı zamanda ruhani güçlerin taşıyıcıları olarak görülür.

Brinton, kitabında çeşitli Yerli Amerikan kabilelerinin Nagualizm’e dair inançlarını ve uygulamalarını detaylı bir şekilde inceler. Bu sayede, farklı kültürlerdeki ortak noktaları ve farklılıkları ortaya koyar.

Nagualizm, Yerli Amerikan kültürlerinin zenginliğini ve karmaşıklığını anlamak için önemli bir anahtar sunar. Aynı zamanda, modern dünyada doğa ile yeniden bağ kurma arayışında olanlar için de ilham verici bir konu olabilir.

  • Künye: Daniel Garrison Brinton – Nagualizm: Yerli Amerikan Halk Kültürü ve Tarihi, çeviren: Billur C. Yılmazyiğit, Sarmal Kitabevi, antropoloji, 91 sayfa, 2024

David W. Anthony – At, Tekerlek ve Dil (2024)

David W. Anthony’nin ‘At, Tekerlek ve Dil: Avrasya Bozkırlarının Tunç Çağı Atlıları Modern Dünyayı Nasıl Şekillendirdi?” adlı kitabı, Proto-Hint-Avrupa dilinin ve bu dili konuşan halkların kökenlerini ve yayılışını inceleyen önemli bir eserdir.

Kitap, arkeolojik, dilbilimsel ve genetik kanıtları bir araya getirerek, bu halkların Avrasya bozkırlarından yayıldığını ve modern dünyanın dil, kültür ve genetik yapısını önemli ölçüde etkilediğini savunur.

Anthony, Proto-Hint-Avrupalıların MÖ 5. ve 4. binyıllarda Karadeniz ve Hazar Denizi’nin kuzeyindeki bozkırlarda (günümüz Ukrayna ve güney Rusya) ortaya çıktığını öne sürer.

Bu bölge, Yamnaya kültürü olarak bilinir.

Bu dönemde atın evcilleştirilmesi ve tekerlekli arabaların icadı, bu topluluklara büyük bir hareketlilik ve askeri üstünlük sağlamıştır.

Bu sayede geniş alanlara yayılmışlardır.

Yamnaya kültürü ve onların ardılları, at sırtında ve tekerlekli arabalarla batıya Avrupa’ya, doğuya ise Orta Asya ve Hindistan’a doğru göç etmişlerdir.

Bu göçler, Proto-Hint-Avrupa dilinin ve kültürünün bu bölgelere yayılmasına yol açmıştır.

Anthony, bu teoriyi desteklemek için çok sayıda kanıt sunar.

Arkeolojik kazılarda bulunan mezarlar, yerleşim yerleri ve eserler, bu halkların hareketliliğini ve kültürel özelliklerini gösterir.

Dilbilimsel analizler, Hint-Avrupa dillerinin ortak bir kökene sahip olduğunu ve bu kökenin bozkırlarda aranması gerektiğini destekler.

Genetik araştırmalar da bu göçlerin genetik izlerini ortaya koymaktadır.

Kitapta öne çıkan bazı önemli noktalar:

Yamnaya kültürü: Bu kültür, Proto-Hint-Avrupalıların en olası ataları olarak kabul edilir. Mezarlarında bulunan tekerlekli araba kalıntıları ve at iskeletleri, bu halkların at ve tekerlek teknolojisine hâkim olduğunu gösterir.

Göç yolları: Anthony, Proto-Hint-Avrupalıların farklı yönlere doğru izlediği göç yollarını detaylı olarak inceler. Bu göçlerin zamanlaması ve etkileri hakkında önemli bilgiler sunar.

Dil değişimi ve kültürel etkileşim: Kitap, Proto-Hint-Avrupalıların yerleştikleri bölgelerdeki yerli halklarla etkileşimlerini ve dil değişim süreçlerini ele alır.

  • Künye: David W. Anthony – At, Tekerlek ve Dil: Avrasya Bozkırlarının Tunç Çağı Atlıları Modern Dünyayı Nasıl Şekillendirdi?, çeviren: Cemal Can Tarımcıoğlu, Fol Kitap, tarih, 688 sayfa, 2024

Lucien Lévy-Bruhl – İlkel Zihniyet (2024)

Lucien Lévy-Bruhl, 20. yüzyılın başlarında antropoloji alanında çığır açan bir Fransız filozof ve sosyologdur.

En önemli eserlerinden biri olan ‘La Mentalité Primitive’ (İlkel Zihniyet’), ilkel toplumların düşünce yapılarını ve batılı düşünce yapısıyla olan farklılıklarını derinlemesine inceliyor.

Lévy-Bruhl’a göre, ilkel toplumların düşünce yapısı, batılıların rasyonel ve mantıksal olarak tanımladığı düşünce biçiminden farklıdır.

O, bu farklılığı “mistik katılım” kavramıyla açıklar.

Mistik katılım, bireyin nesnelerle, ruhlarla ve doğa güçleriyle mistik bir bağ içinde olduğunu ve bu bağın düşünceyi etkilediğini ifade eder.

Bu bağlamda, ilkel insan için nesneler sadece maddi varlıklar değil, aynı zamanda ruhlu varlıklardır.

Bu nedenle, ilkel düşüncede nedensellik ilkesi, batılı anlamda kesin bir şekilde işlemeyebilir ve zihinsel bağlantılar daha çok benzetmelere, sembollere ve mitolojik anlatılara dayanabilir.

Lévy-Bruhl’un bu tezi, döneminde büyük tartışmalara yol açmış ve antropoloji alanında uzun süre tartışılan bir konu olmuştur.

Bazı eleştirmenler, Lévy-Bruhl’un ilkel toplumları romantize ettiğini ve onlara karşı önyargılı olduğunu savunmuşlardır.

Ancak, Lévy-Bruhl’un çalışmaları, kültürel farklılıklar üzerine yapılan çalışmalara önemli katkılar sağlamış ve antropolojinin temel kavramlarından biri olan “kültürel görelilik” kavramının gelişmesine zemin hazırlamıştır.

İlkel insan nesnelerle, ruhlarla ve doğa güçleriyle mistik bir bağ içindedir.

Batılı anlamda kesin bir nedensellik yerine, benzetme ve sembolik bağlantılar.

Düşüncenin bireysel değil, toplumsal bir olgu olması.

Farklı kültürlerin farklı düşünce sistemlerine sahip olması.

Lévy-Bruhl’un bu çalışması, günümüzde de antropoloji, psikoloji ve felsefe gibi farklı disiplinlerde hala tartışılmakta ve yeni yorumlamalara konu olmaktadır.

  • Künye: Lucien Lévy-Bruhl – İlkel Zihniyet, çeviren: Ayşe Meral, Albaraka Yayınları, antropoloji, 496 sayfa, 2024