Esra Yakut – Osmanlı Devleti’nin Son Yıllarında Meşihat, Adliye, Maarif ve Hilafet (2021)

Osmanlı’nın son dört yılı, öyle derin çelişkiler barındırır ki, araştırmacılar için hazine değerindedir.

Örneğin Sultan Vahdeddin’in iktidarda olduğu bu dönemde, bir yandan dini değerler güçlendirilip, dini kurumlar yeniden kamusal yaşamda ön plana çıkartılmaya çalışılmış, öte yandan da fen liselerinin açılmaya çalışılması gibi modernleşme yönünde adımlar atılmaya çalışılmıştı.

İşte Esra Yakut, Mondros Mütarekesinin imzalanmasıyla başlayıp, saltanatın kaldırılmasına kadar geçen (30 Ekim 1918 – 1 Kasım 1922) bu ilginç dönemde olup bitenler üzerine derinlemesine düşünüyor.

Osmanlı Devleti’nin son dört yılında kurumlarıyla gösterdiği var oluş çabasına, ağırlıklı olarak dönemin basınına ve birinci elden kaynaklarına dayanarak tanıklık eden çalışma, bugüne kadar sadece siyasi tarih yönüyle incelenen bu döneme farklı bir açıdan bakıyor.

Kitap, özellikle İslamiyet’le sıkı bağı olan meşihat, evkaf, adliye, maarif ve hilafet gibi kurumları ele alıyor.

Çalışma ayrıca, yönetimin monarşik karakterini daha da kuvvetlendiren Sultan Vahdeddin’in muhafazakâr bir siyaseti nasıl benimsediğini ve padişahın çizdiği yoldan ilerleyen fikir adamlarının, İttihat ve Terakki’nin dini kamusal yaşamdan uzaklaştırma yolunda attığı adımları değiştirecek görüşler ortaya atma girişimlerini de yakından izliyor.

  • Künye: Esra Yakut – Osmanlı Devleti’nin Son Yıllarında Meşihat, Adliye, Maarif ve Hilafet 1918-1922, Kitap Yayınevi, tarih, 312 sayfa, 2021

Petır Mateev – Osmanlı Topraklarından Anılar (2020)

1850 Kazan doğumlu Petır Mateev, kabına sığmayan bir karaktere sahipti.

Maceracı ruhuna söz geçiremeyen bu Bulgar delikanlı, yabancı yerler keşfetme hayaliyle adeta yanıp tutuştuğu bir sırada İstanbul’dan atla bütün Anadolu’yu kat ederek Bağdat’a ulaşmayı hedefleyen bir İngiliz asilzade kadına refakat edecek ve badireli bir yolculuk gerçekleştirecektir.

Bu da onu kesmez.

Bu yolculuktan döner dönmez, bu sefer de, Hitit, Asur ve Babil medeniyeti uzmanı İngiliz arkeolog Dr. George Smith’e, British Müzesi adına yapacağı arkeolojik kazılarda asistanlık yapmaya başlar ve 1876 yılında dünyaca ünlü bu eksantrik arkeologla bütün Yakındoğu coğrafyasını dolaşır.

Tehlikeli salgın hastalıklar arasında ve ağır karantina şartlarında geçen bu hummalı çalışmadan önemli bilimsel sonuçlar elde edilir.

İstanbul’daki ilk Türk posta-telgraf idaresinde de görev yapan Mateev, daha sonra Şarki Rumeli Valisi Aleko Paşa’nın kançılaryasında hususi kâtipliğe getirilecektir.

İşte Mateev’in anılarından oluşan bu güzide eser, 19. yüzyıl İstanbul’unun Protestan ve Anglosakson ortamında yoğrulan bu sıra dışı Bulgar’ın 93 yıllık çalkantılı hayat serüveninin yansıması niteliğinde.

Hatırat, Osmanlı’da yabancı okullar, misyonerlik faaliyetleri, yerleşimleriyle ve yok olmaya yüz tutmuş halklarıyla 1870’lerin Anadolu coğrafyası, Hitit, Asur, Babil ve Sümer medeniyetini kapsayan arkeolojik çalışmalar, posta-telgraf idaresi, imparatorlukta önemli mevkilere yükselen Bulgar asıllı Bogoridi sülalesi, Osmanlı-Bulgar diplomatik ilişkileri, bazı spor dallarının başlangıcı ve birçok başkaca konu hakkında eşsiz bir tanıklık.

  • Künye: Petır Mateev – Osmanlı Topraklarından Anılar: 1861-1904, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, anı, 114 sayfa, 2020

Sergey A. Ivanov – İstanbul’da Konstantinopolis’i Aramak (2020)

İstanbul’u bir baştan diğer başa kat ederek, şehirdeki Bizans izlerini görünür kılan, görsel açıdan da zengin 652 sayfalık muazzam bir rehber.

İstanbul’u dolaşanların muhakkak elinin altında bulundurması gereken kitap, okurunu belli yollara, belli anıtlara yönlendiriyor ve onu tam da bulunduğu noktalarda, Bizans’ın geçmişiyle ilgili ilginç bilgilere ulaştırıyor.

Ünlü Bizantolog Sergey A. Ivanov bununla da yetinmeyerek, bu anıtlarla ilişkili masallar ve geçmişten kimi olaylarla da metnini zenginleştiriyor.

    • Künye: Sergey A. Ivanov – İstanbul’da Konstantinopolis’i Aramak: Bir Tarihi Miras Rehberi, çeviren: Hazal Yalın, Kitap Yayınevi, tarih, 652 sayfa, 2020

Yahya Araz – Osmanlı İstanbul’unda Çocuk Emeği (2020)

Yahya Araz’ın daha önce yayımlanan ‘Osmanlı Toplumunda Çocuk Olmak’ adlı çalışması, ele aldığı dönem bağlamında Osmanlı toplumunda çocukların yaşamına, içinde büyüdükleri ve şekillendikleri toplumla ilişkilerine değinen ilk kitaptı.

Söz konusu kitap, bugün de, pek çok konuda Osmanlı çocukluk tarihi araştırmalarında bir başvuru kaynağı olmaya devam ediyor.

Araz, elimizdeki yeni çalışması ‘Osmanlı İstanbul’unda Çocuk Emeği’nde ise, 1750-1920 zaman aralığında ev içi hizmetlerde istihdam edilen çocuklar konusunu çok yönlü bir bakışla izliyor.

Kitap, çocukların Osmanlı toplumunda sahip oldukları sosyal ve ekonomik aidiyetler üzerine çok önemli veriler barındırıyor.

  • Künye: Yahya Araz – Osmanlı İstanbul’unda Çocuk Emeği: Ev İçi Hizmetlerde İstihdam Edilen Çocuklar (1750-1920), Kitap Yayınevi, tarih, 331 sayfa, 2020

Rüya Kılıç – Hasta, Doktor ve Devlet (2020)

Osmanlı’da modern tıbbın tarihi üzerine harika bir eser.

Rüya Kılıç, Batı tıbbının 19. yüzyılda Osmanlı topraklarına girdiği, yani Osmanlı tıbbının modernleşme sürecini hasta, doktor ve devlet üzerinden izliyor.

Bir hastalık veya kronolojik kurum tarihi olmaktan çok bireyin deneyimlerine dayanmasıyla dikkat çeken çalışma, Osmanlı’nın söz konusu döneminde doktor hasta ilişkisini, kadın ve erkeklerinin hastalıkla baş etme çabalarını, bu dönemin hasta rolü ve hastalık stratejilerini çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Kılıç ayrıca, doktorların yeni dönemde sadece hastalıkla değil cehaletle de mücadele rolünü üstlenirken meslek etiği ve uygulamadaki güçlüklerle nasıl baş ettiklerini ve yöneticilerin iktidar stratejileri doğrultusunda hastalara karşı sergiledikleri hayırseverlik, iş verimliliği, ekonomik çıkarların gözetilmesi ve bunların güç ve statü kazanımına dair içerdiği anlamları da sorguluyor.

Yazar, bu çok yönlü ilişkiler ağını da, merhamet, itibar, minnet, hak ediş, sorumluluk ve meşruiyet gibi, şimdiye kadar üzerinde durulmamış daha geniş bir alana taşıyor ve böylece Osmanlı’nın modern tıp tarihine oldukça farklı bir yönden bakıyor.

  • Künye: Rüya Kılıç – Hasta, Doktor ve Devlet: Osmanlı Modern Tıbbında Hastalıkla Mücadelenin Bitmemiş Hikâyeleri, Kitap Yayınevi, tarih, 188 sayfa, 2020

Pierre Belon – Pierre Belon Seyahatnamesi (2020)

1517 doğumlu Pierre Belon, coğrafya, zooloji ve botaniğe büyük ilgi duyuyordu.

Kendisi ünlü bitkibilimci Valerius Cordus’un yanında da eğitim görmüştü.

Belon’u bizim açımızdan ayrıca önemli kılan husus ise, zamanında yolunun bu topraklara düşmüş olması.

Belon, Fransa Kralı II. Henri’nin diplomatı olan Gabriel d’Aramon’un maiyetindeki bir grup bilim insanıyla birlikte 1547’de Osmanlı İstanbul’unu ziyaret etmişti.

İşte bu kitap, Belon’un İstanbul’un yanı sıra Antakya, Adana, Konya, Afyon, Kütahya ve Bursa’yı da kapsayan gezilerinin izlenimlerinden oluşuyor.

Bu seyahatname, Osmanlı’nın gündelik hayatı, önemli yerleri, kültürü ve müziği gibi konuları ele alan, türünün tipik bir örneği olsa da, Belon’un uzmanlığından kaynaklı olarak Türkiye coğrafyasıyla ilgili çok önemli bilgiler barındırmasıyla özgün bir yerde duruyor.

Belon’un kişisel gözlemlerine Türkiye coğrafyasına has yüzlerce bitki eşlik ediyor.

  • Künye: Pierre Belon – Pierre Belon Seyahatnamesi: İstanbul ve Anadolu Gözlemleri (1546-1549): Antakya, Adana, Konya, Afyon, Kütahya, Bursa, çeviren: Hazal Yalın, Kitap Yayınevi, seyahatname, 231 sayfa, 2020

Ayşe Derin Öncel – Apartman (2010)

Ayşe Derin Öncel, alt başlığı ‘Galata’da Yeni Bir Konut Tipi’ olan ‘Apartman’da, Osmanlı’nın konut kültürünün gelişiminin önemli örnekleri olan Galata’daki apartmanları inceliyor.

Beyoğlu’nun kozmopolit nüfusunun 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren artmasıyla ortaya çıkan konut ihtiyacını karşılamak amacıyla, Osmanlı ve yabancı usta ve mimarlar, yeni bir konut tipinin gelişmesini sağlayacaktı.

İşte Öncel’in elimizdeki çalışmasını nitelikli kılan hususlardan biri, ilk örnekleri Galata’da kısa sürede inşa edilen, ancak daha sonra İstanbul’un diğer mahallelerine de yayılan bir konut tipinin ilk örneklerini incelemesidir diyebiliriz.

Öncel, altı bölümden oluşan kitabında,

  • Tanzimat döneminde kent mekânlarında yaşanan dönüşümü,
  • Apartmanlardan önceki ahşap, taş, tuğla kârgir konutları ve apartmanların ortaya çıkışını hazırlayan koşulları,
  • Apartmanların mimari biçimlenmesini,
  • On dokuzuncu yüzyıl sonlarında Pera’daki sosyal hayatı ve yaşam biçimlerini,
  • Apartman konutlarında kolektif yaşamı,
  • Apartman dairelerinin iç mekân düzeni ve plan tiplerini,
  • Ve daha çok pek ilgi çekici konuyu ele alıyor.

Künye: Ayşe Derin Öncel – Apartman, Kitap Yayınevi, mimari, 421 sayfa

Ömer Gezer – Kale ve Nefer (2020)

Osmanlı askeri tarihi hakkında güncel ve eleştirel bir çalışma arayanlara, son zamanlardaki kaynak çeşitliliğinden de olabildiğince yararlanan bu çalışmayı öneriyoruz.

Hem Osmanlı hem de Habsburg arşivlerinde yoğun bir çalışma yürütün Ömer Gezer, Osmanlı’nın 1699 sonrasında Habsburg serhaddindeki askeri gücüne odaklanıyor.

Osmanlı, özellikle 1683’te Viyana’yı ele geçirmek için savaşırken büyük bir bozguna uğradı.

Bu öylesine ağır bir yenilgiydi ki, İmparatorluğun sınırlarını koruyan tüm kalelerin tamamının kaybedilmesinin yanı sıra, İstanbul’un düşmesi tehlikesini de beraberinde getirdi.

Osmanlılar, bu zafiyetin üstesinden gelebilmek ve yeni savunma hatları geliştirebilmek için, Karlofça Anlaşması’ndan sonra harekete geçti ve bu amaçla Kuzeyde Rusya ve Lehistan, güneyde Venedik, batıda ise Habsburg sınırında imparatorluğun askeri gücünü yeniden örgütledi.

İşte Gezer, bu örgütlenmenin, Bosna’dan Temeşvar’a kadar uzanan bir coğrafyada, ağırlık merkezini Belgrad Kalesi’nin oluşturduğu Habsburg ayağını derinlemesine bir bakışla ele alıyor.

Kitapta, bu amaçla modern tabyaların inşa edilişi, kalelerin tahkim edilişi ve çok sayıda askerin serhad garnizonlarına aktarılışı, bu askeri hedefin masraflarının nasıl karşılandığı ve Babıali’nin çabaları sonucunda Habsburg sınırındaki Osmanlı askeri gücünün neredeyse 40 bin askere çıkarılışını başından sonuna izliyor.

Fakat bunca çaba, 1716-1718 Savaşı’nda heba oldu, zira Babıali’nin inşa ettiği savunma hattı Habsburg ordusu karşısında ayakta kalamadı.

Ardından 1716’da Temeşvar, 1717’de Osmanlı Avrupası’nın en önemli kalesi Belgrad düştü.

İşte Gezer, İmparatorluğun 1699’dan itibaren seferber ettiği askeri ve mali kaynakların altındaki dinamikleri ve bütün bu çabalara rağmen bu savunma hatlarının niçin bu kadar kolayca çöktüğünü ayrıntılı bir şekilde irdeliyor.

Yenilginin asıl sebebinin Osmanlı askeri bürokrasisinin yetersizliği olduğunu belirten Gezer, kale mimarisinden serhad garnizonlarının yapısına kadar uzanan bir alanda hareket ederek Habsburg serhaddindeki Osmanlı askeri gücünü, sosyo-askeri ve ekonomik yönlerini de ihmal etmeden inceliyor.

  • Künye: Ömer Gezer – Kale ve Nefer: Habsburg Serhaddinde Osmanlı Askeri Gücü (1699-1715), Kitap Yayınevi, tarih, 389 sayfa, 2020

Kolektif – Sözde Masum Milliyetçilik (2010)

‘Sözde Masum Milliyetçilik’, milliyetçiliğin pek fark edilmeyen bir yanına ışık tutuyor.

Burada “sözde masum”la kastedilen, her yere sinmiş olan, günlük yaşamın bir parçasına dönüşen ve bazı akademisyenlerin “banal milliyetçilik” dedikleri terimle aynı anlama geliyor.

Türk ve Yunanlı yazarların metinlerini bir araya getiren ve eleştirel yaklaşımın egemen olduğu kitap, masum ve sıradan sayılan bazı uygulamaların milliyetçiliğin ne denli tehlikeli bir biçimi olduklarını gösteriyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar şöyle: Herkül Milas, Tuğçe Saklıca Rigatos, Şerife Çam, Ilias Rubanis, Kerem Öktem, Ilias Kanelis, Tanıl Bora, Emre Gökalp, L. Doğan Tılıç, Hristina Batra, Manolis Vasilakis ve Arzu Öztürkmen.

  • Künye: Kolektif – Sözde Masum Milliyetçilik, editör: Herkül Milas, Kitap Yayınevi, siyaset, 293 sayfa

Mustafa Altıntaş – Osmanlı İstanbul’unda Ta’âm Bişirüb Satanlar (2020)

 

Osmanlı dönemi yemek kültürü üzerine yapılan çalışmalar, daha çok ev veya saray mutfağına odaklanır.

Fakat ev dışında yeme olgusu veya parayla yemek satan işletmeler hakkındaki bilgilerimiz oldukça sınırlıdır.

İşte mutfak kültürü ve yemek tarihi üzerinde araştırmalar yapan Mustafa Altıntaş’ın eldeki çalışması, tam da söz konusu boşluğu doldurmasıyla büyük önem arz ediyor.

On beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyılın sonuna kadar İstanbul aşçı ve tatlıcı esnafının kapsamlı bir hikâyesini sunan Altıntaş, esnafın sayısından İstanbul’daki dağılımlarına, ne pişirdiklerinden kaça sattıklarına kadar pek çok konuyu aydınlatıyor.

Çalışma bir yandan bu ve bunun gibi konulara odaklanırken, bir yandan da on beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyıla Osmanlı mutfağının nasıl bir değişim geçirdiğinin ve bunun nedenlerinin de izini sürüyor.

Kitabın adı ise, 1501 tarihli İstanbul İhtisab Kanunnamesinde’ki bir tanımdan geliyor.

Bu kanunnamede, Altıntaş’ın konu ettiği esnaftan “aşçılar ve başçılar ve büryancılar ve börekçiler fi’l-cümle ta’am bişirüb satanlar” şeklinde bahsedilir.

  • Künye: Mustafa Altıntaş – Osmanlı İstanbul’unda Ta’âm Bişirüb Satanlar: Aşçılar, Başçılar, Büryancılar, Börekçiler, Tatlıcılar (1500-1800), Kitap Yayınevi, tarih, 176 sayfa, 2020