Joseph Kanon – İyi Alman (2007)

  • İYİ ALMAN, Joseph Kanon, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Literatür Yayıncılık, roman, 323 sayfa

Joseph Kanon’ın ‘İyi Alman’ı, sinemaya da uyarlanmış ve baş rolünü George Clooney’nin üstlendiği film 26. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilmişti. Kanon’ın romanı, Amerikalı bir savaş muhabiri olan Jake Geismar’ın, bir zamanlar sevgilisi olan Alman kadını bulmak için savaş sonrası Amerikan işgali altındaki Berlin’e dönmesini hikâye ediyor. Görünüşte Potsdam Konferansı’nı izlemek üzere gönderilmiştir, ancak bu arada Rus Bölgesi’nde bir Amerikan askeri öldürülür. Kahramanımız, bir yandan cinayetin gizemini çözmeye çalışırken, diğer yandan da, fiziksel ve ahlaki açıdan büyük yıkım geçirmiş Berlin’de hüküm süren yozlaşma ve entrikalarla da tanık olacaktır.

Olaf Olafsson – Geceye Yürümek (2007)

  • GECEYE YÜRÜMEK, Olaf Olafsson, çeviren: Eda Girmen, Can Yayınları, roman, 262 sayfa

‘Eve Yolculuk’ ve ‘Bağışlama’ Olaf Olafsson’un daha önce yayımlanmış iki romanı. Yazarın bu romanı da, özellikle kahramanı Christian Berediktsson’un ilginç hikâyesiyle dikkat çekiyor. İzlandalı eski bir işadamı olan Berediktsson, yaklaşık yirmi yıldır dünyanın önde gelen medya patronlarından William Randolph Hearst’ün uşağıdır. Fakat, onun bir zamanlar bir eş, bir baba, bir iş adamı ve tutkulu bir âşık olduğunu kimse bilmez. Berediktsson zamanında, aşk uğruna karısı ve çocuklarını terk etmişti. Fakat kendini tamamıyla unutulmaya terk eden ve hep kaçan Berediktsson’un sırları, çalıştığı malikanenin çok yakınında orman yangını çıkmasıyla açığa çıkmaya başlayacaktır.

Honoré de Balzac – Altın Gözlü Kız (2011)

  • ALTIN GÖZLÜ KIZ, Honoré de Balzac, çeviren: Aysel Bora, Turkuvaz Kitap, roman, 102 sayfa

‘Altın Gözlü Kız’, meşhur Fransız yazar Honoré de Balzac’ın ‘On Üçlerin Romanı’ isimli serisinin son kitabı. Hatırlanacağı gibi bu serinin daha önceki kitapları, ‘Çakalların Başı Ferragus’ ile ‘Langeais Düşesi’ adlarını taşıyordu. Yazar, Fransız burjuva sınıfına yoğun eleştiriler yönelttiği serinin elimizdeki son romanında ise, sonu tehlikeli biten bir kaçamağı hikâye ediyor. Yazar, bu hikâyeyle ördüğü romanında, Fransa’nın Restorasyon döneminde burjuva kesiminde yaşanan çürümüşlüğü gözler önüne seriyor. Romanın, Balzac’a özgü kara mizahın ve taviz vermeyen, sivri dilli politik eleştirinin en iyi örneklerinden biri olduğunu belirtelim.

Doğan Akhanlı – Fasıl (2011)

  • FASIL, Doğan Akhanlı, Telos Yayıncılık, roman, 242 sayfa

Doğan Akhanlı, 12 Eylül üzerine kurduğu ‘Fasıl’da, sanat müziğini metninin harcı olarak kullanıyor. Roman, devrimci bir babanın, onun oğlunun ve bir polis şefinin etrafında döner. Yurtdışında yaşamak zorunda kalan baba, bir sanat müziği tutkunudur. Günün birinde, geçmişine dair bilinmeyen gerçekleri, oğluyla paylaşır. Bu esnada, yine sanat müziği hayranı bir polis şefi de kurguya dahil olur. Ömrünü sorgu odalarında geçiren polis şefi de, sorgu aşamalarının her birine makam isimleri verecek denli sanat müziğine hayrandır. Olayları, farklı ideolojilere mensup karakterlerin ağzından anlatan roman, müzikli, ritmik yapısıyla da dikkat çekiyor.

Bernhard Schlink – Eve Dönüş (2007)

  • EVE DÖNÜŞ, Bernhard Schlink, çeviren: Gülderen Pamir, Doğan Kitapçılık, roman, 328 sayfa

‘Aşk Kaçışları’, ‘Gordiyon Fiyongu’, ‘Okuyucu’ ve ‘Selb’in Ölümü’, Bernard Schlink’in Türkçe’de daha önce yayımlanmış eserleri. ‘Eve Dönüş’ isimli bu romanı ise, konusu ve kahramanlarıyla ilgi çeken bir eser. Romanın, Peter Debauer isimli anlatıcısı, çocukluğunda tanık olduğu bir olayın, hayatı boyunca etkisi altında kalacaktır. Çocukken kendisine resim yapılsın diye verilen kağıtları okuması yasak olan Debauer, günün birinde, kendini yazılardan birini okumaktan alamaz. Burada, Sibirya’dan eve dönen askerin, karısının yanında başka bir erkek bulduğu yazılıdır. Yazıdan öykünün sonunu öğrenemeyen Debauer, hikâyenin ne şekilde sonlandığını araştırmaya koyulacaktır.

Joseph Conrad – Karanlığın Yüreği (2007)

  • KARANLIĞIN YÜREĞİ, Joseph Conrad, çeviren: Sinan Fişek, İletişim Yayınları, roman, 143 sayfa

‘Karanlığın Yüreği’, bilindiği gibi, Joseph Conrad’ın üzerinde en titizlikle durulan, birçok araştırmaya konu olmuş bir romanı. Dünyanın olduğu kadar, insanın kendi karanlığını da işleyen bu roman, Conrad’ın yaşadıklarıyla da olabildiğince benzeşiyor. Çünkü Conrad, bu romanı yazmadan bir buçuk yıl önce Kongo’da bir buharlı geminin kaptanlığını yapmış, fakat yolculuğu sırasında gördüğü zulüm manzaralarına dayanamamıştı. İşte roman, Conrad’ın bu dönemde yaşadıklarından büyük izler taşıyan ve yetkinliğiyle modern klasiklerde yerini almış bir eser. Bu baskıya, Conrad’ın kaptanlık yaptığı dönemdeki günlüğü ile yazarın romana dair bir yazısının alındığını da belirtelim.

Halldor Laxness – Salka Valka (2011)

  • SALKA VALKA, Halldor Laxness, çeviren: Mehtap Gün Ayral, Yordam Kitap, roman, 414 sayfa

‘Salka Valka’, idealist kadın karakteri Salka üzerinden, İzlanda’nın yoksulluktan kırılmış coğrafyasını ve insanların hayatta kalma çabasını hikâye ediyor. Laxness’e 1955’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıran roman, yoksul balıkçılarla birlikte çileli bir hayat süren Salka’nın ile annesi Sigurlina’nın yaşadıkları üzerine kurulmuş. İki kadın, hayatta kalabilmek için kuzeydeki evlerini terk edip İzlanda’nın güneyinde bulunan Oseyri köyüne gelecektir. Fakat buradaki şartlar, geldikleri yerden daha zorludur. Anne, kısa bir süre sonra depresyona yenik düşecek, Salka ise onu ve kendisini koruyabilmek için amansız bir mücadeleye girişecektir.

Devrim Kodakcı – Bir Çalçene Hikâyesi (2011)

  • BİR ÇALÇENE HİKÂYESİ, Devrim Kodakcı, Arkadaş Yayınevi, roman, 235 sayfa

‘Kebikeç’, Devrim Kodakcı’nın daha önce yayımlanmış ilk romanıydı. Kodakcı yeni romanı ‘Bir Çalçene Hikâyesi’nde ise, gerçek ve hayali bir dünyanın iç içe geçtiği masalsı bir dünyada, Esee ve Tuğçen adlı karakterleri arasında yaşanan bir aşkı hikâye ediyor. Roman, bu aşk hikâyesi ekseninde, yokluk, kıtlık ve savaşlarla can çekişen bir coğrafyada yaşananlara doğru yol alıyor. Bu zamansız coğrafyada yaşanan gerilim, Sultan ordusu ile Despot Devlet’in askerleri arasında tırmanan bir şiddetle doruğa ulaşacaktır. Esee ve Tuğçen, bu yıkımın ortasında onurlu bir hayat sürmeye çalışırken, aynı zamanda aşkları için de mücadele etmek zorundadır.

Stieg Larsson – Arı Kovanına Çomak Sokan Kız (2011)

  • ARI KOVANINA ÇOMAK SOKAN KIZ, Stieg Larsson, çeviren: Ali Arda, Pegasus Yayınları, roman, 799 sayfa

‘Millenium Serisi’nin daha önce yayımlanan romanları ‘Ejderha Dövmeli Kız’ ve ‘Ateşle Oynayan Kız’, Stieg Larsson’a dünya çapında ün getirmişti. Larsson, serinin son romanı ‘Arı Kovanına Çomak Sokan Kız’da ise, cinayete teşebbüsle suçlanan ve akıl hastanesine kapatılan Lisbeth Salander’ın masumiyetini ispat etme çabasını anlatıyor. Fakat Salander’ın işi bu sefer oldukça zordur. Çünkü çürümüş düzeni koruyan İsveç İstihbarat Teşkilatı, aynı zamanda yargıyı da ele geçirmiş ve Salander’ın karşısına alt edilemeyecek bir düşman olarak dikilmiştir. Salander ise, gazetecilerin de yardımıyla kendisine biçilen hayattan kurtulmaya çalışacaktır.

Boris Akunin – Leviathan’da Cinayet (2007)

  • LEVIATHAN’DA CİNAYET, Boris Akunin, çeviren: Çiğdem Öztekin, Altın Kitaplar, roman, 303 sayfa

‘Türk Hamlesi’ ve ‘Kar Kraliçesi’ ünlü Rus yazar Boris Akunin’in daha önce Türkçede yayımlanmış romanları. ‘Leviathan’da Cinayet’ ise, yazarın daha önceki romanlarında okuyucunun karşısına çıkan Erast Perowitsch Fandorin kahramanından çok, Komiser Gauche karakteriyle ilgi çekiyor. Roman, 1878 Paris’inde, on altı Mart tarihinde öldürülen Lord Littleby ve on hizmetkârının cinayetiyle başlıyor. Komiser Gauche, suç mahallinde balina şeklinde altın bir anahtar bulur. Bu altın anahtarın da, Southampton Limanı’ndan Kalküta’ya ilk seferini yapacak olan Leviathan adındaki dev gemiye ait bir bilet olduğunu anlar. Romanın polisiye unsurları, Komiser Gauche’nin, Leviathan gemisindeki yolcular arasında bulunan katilin peşine düşmesiyle hareket kazanır. Akunin’in ünlü kahramanı Fandorin’in, komiser Gauche ile burada tesadüfen karşılaşacağını da belirtelim.