Kurt Vonnegut – Mezbaha No. 5 (2007)

  • MEZBAHA NO. 5, Kurt Vonnegut, çeviren: M. Barlas Çevikus, Dost Yayınevi, roman, 190 sayfa

2. Dünya Savaşı’nda Dresden kentinin bombalanması dehşetine tanık olmuş, hatta bir ara Almanlar tarafından esir alınmış Kurt Vonnegut, ‘Ülkesi Olmayan Adam’ isimli kara mizah anlatısında o günlere çok az da olsa değinmişti. Yazarın, aslında bir çok türe dahil edilebilecek bu romanı da, yine Dresden’in bombalanması gerçeği üzerinden, savaşın anlamsızlığını ve büyük dehşetini hikâye ediyor. Vonnegut, çoğu romanında olduğu gibi, burada da kendisiyle örtük benzerliklere sahip baş kahramanı Billy Pilgrim karakteriyle, savaşın anlamsızlığını ve yıkımının ölçüsüzlüğünü metaforik açılımlarla aktarırken, uygarlığın tüm kazanımlarının somutlandığı alegorik bir anlatıma başvuruyor.

Johannes Mario Simmel – Merhaba Umut (2011)

  • MERHABA UMUT, Johannes Mario Simmel, çeviren: Ahmet Arpad, Everest Yayınları, roman, 520 sayfa

Gerilim edebiyatının ünlü kalemlerinden Johannes Mario Simmel ‘Merhaba Umut’ta, uyuşturucu kaçakçılarının kirli dünyasına iniyor. Romanın merkezinde, Nobel ödüllü Prof. Adrian Lindbout’un yaşadıkları yer alır. Şimdilerde saygın bir hayat sürmekte olan Lindbout, geçmişindeki kötülüklerin tümüyle üstünü örttüğünü zannetmektedir. Fakat günün birinde ortaya çıkan bir rahip, Lindbout’un karanlık geçmişini ortaya koyan bir mektup getirir. Bu mektup, Lindbout’un hafızasından ve yüreğinden tümüyle sildiğini düşündüğü günahlarının ortalığa saçılmasına vesile olacaktır. Fakat bunlarla yüzleşebilmek, profesör açısından pek kolay olmayacaktır.

Ömer F. Oyal – Gecelerin En Güzeli (2007)

  • GECELERİN EN GÜZELİ, Ömer F. Oyal, Literatür Yayınları, roman, 400 sayfa

Ömer F. Oyal, ilk romanı ‘Sürgün Ruhun Rüya Defteri’nde, cezalı bir ruhun uzun yolculuğunu hikâye etmişti. Oyal’ın bu romanıysa, kutsal bir taş olan Caday etrafında, çok kişilikli ve tarihi unsurları yoğun olan bir kurgudan oluşuyor. Zaman içinde elden ele dolaşan kutsal bir taş olan Caday’ın bu sefer düşeceği el, evli ve bir çocuğu olan Cemal olacaktır. Eski bir solcu olan Cemal’in hayatı, taşı gördüğü zaman değişmeye başlayacaktır. Çünkü sihrine kapıldığı bu taş, Cemal’i hiç düşünemeyeceği dünyalara götürecektir. Bu aşamada eski bir ülkücü olan Osman’la yollarının kesişmesi, bu dünyaların en ilginci olacak ve ikisinin hikâyesinin iç içe geçmesini de beraberinde getirecektir.

John Irving – Sudan Adam (2007)

  • SUDAN ADAM, John Irving, çeviren: Emin Yaşar Sınır, Merkez Kitaplar, roman, 420 sayfa

‘Sudan Adam’, çağdaş Amerikan edebiyatının önemli isimlerinden John Irving’in ikinci romanı. Irving buradaki kahramanı Fred Trumper, başlıbaşına bir başarısızlık örneği olarak karşımıza çıkar. Arkadaşlarının ‘Bogus’, yani “sahte” lakabını uygun gördüğü Trumper yalancı, sorumsuz ve korkak olmasına tezat bir şekilde duyarlı, zeki ve yeteneklidir. Fakat iyi yönlerine rağmen, Trumper evlilik de dahil, neredeyse hayatının her alanında başarısızdır. ‘Sudan Adam’ asıl olarak, Trumper’in bu başarısızlığın doruğunda, kendisiyle yapmak zorunda kalacağı yüzleşmeyi hikâye ediyor. Kahramanımız ya hayatını eski bildik akışında bırakacak ya da köklü bir değişime gidecektir.

Paul Theroux – Kör Aydınlık (2007)

  • KÖR AYDINLIK, Paul Theroux, çeviren: Pınar Barkçın, MB Yayınevi, roman, 478 sayfa

Paul Theroux’nun ‘Kör Aydınlık’taki kahramanı Slade Steadman, yazarı takip eden okuyucular için yabancı bir isim değil. Zira bu anti-kahraman, Theroux’nun ‘İzinsiz Geçiş’ isimli romanında da yer alıyordu. Slade Steadman bu romanda, lüks yaşamının ortasında ikinci kitabını yazmaya çalışırken muazzam bir sıkıntıyla karşı karşıya gelecektir. Steadman bu sıkıntıları sona erdirmek ve yeniden yazma gücüne kavuşmak için Ekvador’a giderek gözlerini yeniden açmaya çalışacaktır. Fakat bu gidiş sadece gözlerini açmasını değil, yeni duyular, yeni algılar kazanmasını da beraberinde getirecektir. Kahramanımız, bu ilginç geziden kalan deneyimlerle erotik ve otobiyografik yönleri ağır basan bir romana imza atacaktır.

Orhan Kemal – Gurbet Kuşları (2007)

  • GURBET KUŞLARI, Orhan Kemal, Everest Yayınları, roman, 372 sayfa

Son dönemlerde Orhan Kemal ve Kemal Tahir gibi, çağdaş Türkiye edebiyatının kurucu kalemlerinin yapıtları tekrar yayımlanıyor. Eserlerin yeniden yayımı, Türkiyeli okurun bu öncü isimlerin kitaplarına daha kolay ulaşması adına takdir edilmeli. Orhan Kemal’in ‘Gurbet Kuşları’ da, bu çalışmanın en yeni ürünlerinden biri. Kemal’in romanı, Türkiye’nin ilk büyük iç göç süreci olan 1950’li ve 1960’lı yıllarda, taşradaki hayatlarından İstanbul’a göç eden kitleleri hikâye ediyor. Bu süreçle beraber değişen sadece “gurbet kuşları” olmayacak, İstanbul’un kendisi de yeni bir değişime sahne olacaktır. Roman, Türkiye’nin yakın tarihi ekseninde bugününün izini sürmek açısından da önemli.

Leonid Tsıpkin – Baden Baden’de Yaz (2007)

  • BADEN BADEN’DE YAZ, Leonid Tsıpkin, çeviren: Kayhan Yükseler, Yapı Kredi Yayınları, roman, 160 sayfa

‘Baden Baden’de Yaz’, yazarı Leonid Tsıpkin’le otobiyografik özellikler sergileyen bir roman. Roman, Yahudi anlatıcısının 1970’lerde Moskova’dan Leningrad’a yaptığı tren yolculuğu ile başlar. Anlatıcının bu geziyle amaçladığı şey, orada hayranı olduğu Dostoyevski’nin evini ziyaret etmektir. Bu ziyarette, anlatıcının iki katmanlı düşünüşü romanın en ilgi çekici yanıdır diyebiliriz. Çünkü Dostoyevski’ye hayran olan anlatıcı, bir yandan da, ünlü yazarın Yahudi düşmanlığı üzerinden, bu hayranlığıyla yüzleşmek zorunda kalacaktır. Tsıpkin’in romanının çok katmanlı kurgusu, Dostoyevski’nin yaşadığı zamanlara yaptığı gerçekçi geçişleriyle de ilgi çekiyor.

Charles Dickens – Mister Pickwick’in Serüvenleri (2011)

  • MISTER PICKWICK’İN SERÜVENLERİ, Charles Dickens, çeviren: Tektaş Ağaoğlu, çizimler: Robert Seymour, Robert William Buss ve Phiz, Yapı Kredi Yayınları, roman, 906 sayfa

Charles Dickens, ilk romanı olan ‘Mister Pickwick’in Serüvenleri’ni yayımladığında, henüz yirmi dört yaşındaydı. Önce tefrika olarak yayımlanan ve kendisine büyük ün kazandıran romanında Dickens, Pickwick Kulübü’nün kurucusu Samuel Pickwick ile üç arkadaşının, Londra’dan yola çıkıp İngiltere’nin içlerine doğru yaptıkları yolculuğu ve bu yolculuk esnasında başlarından geçen gülünç olayları hikâye ediyor. Yolculuk boyunca karşılaşılan birçok mekanı ve insanı, kendine has güçlü mizahıyla harmanlayarak resmeden Dickens, aynı zamanda 19. yüzyıl İngiltere’sine dair önemli ayrıntılar da sunuyor. Dickens’ın mizahını güçlü kılan hususlardan biri, güldürü unsurlarını sadece tiplemeler ve olaylarla değil, anlatım ve dili özellikleriyle de sağlaması. Kitabın çeviri serüveninin de, yaklaşık kırk yıl sürdüğünü belirtelim.

William S. Burroughs – Yumuşak Makine (2011)

  • YUMUŞAK MAKİNE, William S. Burroughs, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Sel Yayıncılık, 140 sayfa

‘Yumuşak Makine’, Beat kuşağının önemli temsilcisi William S. Burroughs’un “cut-up” tekniğiyle yazdığı üçlemenin ilk romanı. Hatırlanacağı gibi, yazarın bu üçlemeye dahil ettiği diğer iki romanı da, ‘Patlamış Bilet’ ve ‘Nova Ekspresi’ydi. Burroughs’un zorlu tarzını bilenler bilir fakat, biz yine de hatırlatalım. Bu romanlar, olay örgüsü ya da karakterleriyle değil, daha çok yazım teknikleriyle öne çıkıyor. Zira Burroughs’un “cut-up” tekniğiyle ortaya çıkardığı roman, fark teyp bantlarının kesilip rastgele birbirine yapıştırılmasıyla aynı sonucu veriyor. Yazar cümleleri, düşünceleri kesip birbiriyle rastgele birleştiriyor ve böylece tuhaf, aynı zamanda okunması da zor bir roman oluşturuyor. Bu yolla düşüncenin sınırlarını belirsizleştiren yazar, “anti-edebiyat” olarak da tanımlanabilecek bir metne imza atmış.

William Faulkner – Çılgın Palmiyeler (2011)

  • ÇILGIN PALMİYELER, William Faulkner, çeviren: Necla Aytür ve Ünal Aytür, Yapı Kredi Yayınları, roman, 271 sayfa

William Faulkner’ın 1939’da yayımlanan ‘Çılgın Palmiyeler’i, farklı bir teknikle kaleme alınmış. Roman, olayları, kişileri ve mekânları farklı iki öyküden oluşuyor. Yazar, ‘Çılgın Palmiyeler’i ve ‘Irmak Baba’yı, tek bir romanın parçaları gibi tasarlamış, bölümlerini art arta düzenlemiş. Yazar böylece, okuyucunun iki ayrı öyküyü tek bir roman gibi okumasını, karşılaştırma yoluyla olaylar ve kişiler arasında birtakım bağlar kurabilmesini sağlamayı amaçlıyor. Daha önceki romanlarında da, olayları farklı karakterlerin gözünden anlatan Faulkner’ın bu romanındaki birbirinden farklı iki öyküsü ise, onun özgün tekniğini daha üst boyutlara taşıyor.