Mustafa Demirtaş — Tatlı Hayatın Kıyısında (2026)

Göç üzerine yapılan araştırmalar çoğu zaman önceden belirlenmiş sorulara cevap arar; oysa bu çalışma, araştırmanın yönünü bizzat göçmenlerin deneyimlerinin ve meraklarının belirlemesine izin veriyor. Böylece saha, araştırmacının çizdiği sınırlar içinde tanımlanan bir alan olmaktan çıkıyor; görüşülen kişilerin anlattıkları, sordukları ve önemsedikleri meselelerle şekillenen ortak bir düşünme zemini hâline geliyor. Mustafa Demirtaş, göçü yalnızca incelenen bir olgu olarak değil, bilgi üretme biçimlerini yeniden sorgulatan bir deneyim olarak ele alıyor.

Bu yaklaşımın merkezinde dostluk yer alıyor. Ancak dostluk burada göç deneyimini açıklamak için sonradan eklenmiş bir kavram değil; göçle birlikte yeniden anlam kazanan toplumsal ve siyasal bir ilişki biçimi olarak değerlendiriliyor. Benzer şekilde göç de yalnızca sınırları aşan insanların hikâyesi değil, dostluğun nasıl kurulduğunu, nasıl sınandığını ve nasıl sürdürüldüğünü görünür kılan bir deneyim olarak okunuyor. Böylece göç ve dostluk, birbirini açıklayan iki ayrı tema olmaktan çıkıp iç içe geçen yaşam pratikleri olarak tartışılıyor.

‘Tatlı Hayatın Kıyısında’, göçün yalnızca kriz, güvenlik ya da uyum politikaları ekseninde ele alınmasına karşı çıkarak, gündelik hayatın içindeki karşılaşmalara, ilişkilenme biçimlerine ve dayanışma pratiklerine odaklanıyor. Aynı zamanda dostluğu da kişisel bir erdem ya da bireysel bir duygu olarak değil, güç ilişkileri, eşitsizlikler ve birlikte yaşama imkânlarıyla örülü siyasal bir alan olarak yeniden düşünmeye çağırıyor.

Bu çerçevede göçmenlerin dostluğu nasıl tanımladığı, arkadaşlık ve akrabalıkla hangi noktalarda kesişip ayrıldığı, benzerlik ile farklılığın dostluk ilişkilerindeki yeri, yerleşik toplumla kurulan bağların hangi koşullarda gelişebildiği ve dayanışmanın açık talepler dile getirmeden nasıl var olabildiği gibi sorular kitabın temel eksenini oluşturuyor. Böylece eser, göçmenlerin sesini merkeze alan eleştirel bir bakışla, birlikte yaşamanın imkânlarını birbirine tutunma, karşılıklı güven ve ortak yaşam deneyimleri üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor.

Mustafa Demirtaş — Tatlı Hayatın Kıyısında: Dostluk, Göç ve Birbirine Tutunmak
• Otonom Yayıncılık
Sosyoloji • 224 sayfa • 2026

Kolektif – Sınırlar Arasında (2016)

Suriye’den kaçarak Türkiye’ye sığınan, şu an tahminen dört ile beş milyonu bulan mülteciler üzerine, CHP Göç ve Göçmen Sorunlarını İnceleme Komisyonu’nun saha çalışmalarına dayanarak hazırladığı bir rapor.

Mülteci sorununun ulusal ve uluslararası boyutları, haklar bakımından yaşanan ana sorunlar, mülteciliğin ekonomik ve güvenlik boyutları, rapordaki kimi önemli konular.

  • Künye: Kolektif – Sınırlar Arasında, Tekin Yayınevi

Barbara Pusch ve Tomas Wilkoszewski – Türkiye’ye Uluslararası Göç (2010)

Elimizdeki kitap, 07-12 Mart 2007’de Goethe Enstitüsü ile Orient Enstitüsü İstanbul tarafından düzenlenen ‘Türkiye’ye Gelen Uluslararası Göçün Farklı Yönleri’ başlıklı sempozyuma sunulan bildirilerden bir seçki.

Kitapta yer alan makaleler, Türkiye’nin hem transit bir ülke hem de göç alan bir ülke olarak değişik yönlerini saptamaları ve konuya dair kapsamlı bilgiler sunmalarıyla ilgi çekecek nitelikte.

Üç bölümden oluşan kitapta ilk olarak, Türkiye’ye gelen göçün toplumsal ve siyasi koşulları ele alınıyor.

İkinci bölüm Türkiye’ye emek göçünü, yani Türkiye’de bulunan yabancı çalışanlar konusunu irdeliyor.

Kitabın son bölümü ise, Almanya’dan Türkiye’ye göç eden Almanlar, Ermenistanlı kadın göçmenler, Iraklı, Özbek, Uygur, Türkistan ve Afrikalı göçmenler gibi, Türkiye’deki yabancı topluluklara odaklanıyor.

  • Künye: Barbara Pusch ve Tomas Wilkoszewski – Türkiye’ye Uluslararası Göç, çeviren: Mutlu Çomak-Özbatır, Kitap Yayınevi, sosyoloji, 330 sayfa

Kolektif – Göçler Ülkesi (2015)

Türkiye’de son yıllarda popülerleşen göç konusu üzerine çok boyutlu bir tartışma ortamı sağlayan önemli makaleler.

Kitabı, bu trajik olguya işgücü göçü, göçün feminizasyonu, göç karşılaşmaları, göçün sinemaya yansıması ve ayrımcılık gibi geniş bir perspektiften bakmak isteyenlere öneriyoruz.

Kitapta irdelenen kimi konular şöyle:

  • Göç yollarının kavşak noktası olarak Akdeniz havzası,
  • Türkiye’deki Suriyelilerin statüleri ve bunlara yönelik hükümet politikaları,
  • Rusya ile Türkiye arasındaki turizme dayalı göç sisteminin oluşumu,
  • Göçmen kadın emeği,
  • Antalya bağlamında Rus kadınların emek göçü,
  • Afrikalı göçmenlerin İstanbul deneyimleri,
  • Türkiye göç araştırmalarında araştırmacı deneyimi,
  • Türkiye’de yerinden edilmiş Kürt gençlerin yaşadıkları…

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ayhan Kaya, Stéphane de Tapia, Cansu Akbaş Demirel, Ertuğrul Murat Özgür, Ayla Deniz, Cemile Gizem Dinçer, Yeşim Mutlu, Ezgi Çakmak, Ezgi Burgan, Yasemin Akis, Esra Demirkol, Meltem Hamit, Zeynep Karakılıç, Görkem Dağdelen, Nevin Şahin-Malkoç, Figen Uzar-Özdemir, Besim Can Zırh ve Onur Suzan Nobrega.

  • Künye: Kolektif – Göçler Ülkesi, derleyen: Lülüfer Körükmez ve İlkay Südaş, Ayrıntı Yayınları, göç çalışmaları, 272 sayfa, 2015

Zygmunt Bauman – Kapımızdaki Yabancılar (2018)

Son zamanlarda bütün dünyayı etkisi altına alan göçmenlik meselesi, Avrupa’nın eski korkularını depreştirmesine vesile olması yönüyle dahi olsun incelenmeyi ziyadesiyle hak ediyor.

Zygmunt Bauman ince ama etkili çalışması, Avrupa’da şu anda yaşanan göç paniğini ve bunun o eski korkular adına nasıl suistimal edildiğini gözler önüne seriyor.

Bauman bunu yaparken, bir yandan bizi nefretin antropolojik kökenlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor, öte yandan bu kadar muazzam tarihsel deneyime sahip olduğu halde Batılının bu kaygılarını ehlileştirememesinin altındaki tarihsel, siyasi ve sosyolojik etken ve bahaneleri tartışıyor.

Ben bu sözleri yazarken, nasırlaşmış bir duyarsızlık ve ahlaki körlükten doğan başka bir trajedi gelip çatmak için pusuda bekliyor.” diyen Bauman, kamuoyunun, reyting açgözlüsü medya ile işbirliği içinde mülteci trajedisinden bıkkınlık noktasına doğru gitgide ve durmaksızın yaklaştığına dair işaretlerin biriktiğini söylüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Kapımızdaki Yabancılar, çeviren: Emre Barca, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 96 sayfa, 2018

Uğur Biryol – Gurbet Pastası (2007)

  • GURBET PASTASI, Uğur Biryol, İletişim Yayınları, tarih, 207 sayfa

‘Gurbet Pastası’nın alt başlığı, ‘Hemşinliler, Göç ve Pastacılık’. Biryol’un sözlü tarih çalışmasına dayanan bu kitabı, geçtiğimiz yüzyılda Rusya’ya gidip ekmek ve pasta yapımını öğrenen Hemşinliler’in Türkiye’ye dönüşte bu alanda sergiledikleri öncülüğe odaklanıyor. Hemşinliler Rusya’dan döndükten sonra, orada öğrendikleri fırıncılığı ve pastacılığı neredeyse Türkiye’nin tüm taraflarına yaymak gibi bir rol üstlendiler. Biryol’un, Hemşinliler’in uzun süren göçleri ve Türkiye’de fırıncılık, ekmekçilik ve pastacılık alanındaki öncülüklerini hikâye ettiği çalışması sözlü tarihe iyi bir örnek.

Orhan Kemal – Gurbet Kuşları (2007)

  • GURBET KUŞLARI, Orhan Kemal, Everest Yayınları, roman, 372 sayfa

Son dönemlerde Orhan Kemal ve Kemal Tahir gibi, çağdaş Türkiye edebiyatının kurucu kalemlerinin yapıtları tekrar yayımlanıyor. Eserlerin yeniden yayımı, Türkiyeli okurun bu öncü isimlerin kitaplarına daha kolay ulaşması adına takdir edilmeli. Orhan Kemal’in ‘Gurbet Kuşları’ da, bu çalışmanın en yeni ürünlerinden biri. Kemal’in romanı, Türkiye’nin ilk büyük iç göç süreci olan 1950’li ve 1960’lı yıllarda, taşradaki hayatlarından İstanbul’a göç eden kitleleri hikâye ediyor. Bu süreçle beraber değişen sadece “gurbet kuşları” olmayacak, İstanbul’un kendisi de yeni bir değişime sahne olacaktır. Roman, Türkiye’nin yakın tarihi ekseninde bugününün izini sürmek açısından da önemli.

Ayhan Kaya ve Bahar Şahin (der.) – Kökler ve Yollar (2007)

  • KÖKLER VE YOLLAR: derleyen: Ayhan Kaya ve Bahar Şahin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 611 sayfa

Alt başlığı ‘Türkiye’de Göç Süreçleri’ olan ‘Kökler ve Yollar’da yer alan metinlerin tamamı, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen iki uluslararası konferansa sunulan bildirilerden oluşuyor. Çalışma 1960’lı yıllarla birlikte Türkiye ile Batı Avrupa ülkeleri arasında hızlanan göç olgusundan sonra ortaya çıkan uluslararası yapıyı siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel açılardan ayrıntılı olarak ele alıp yorumluyor. Kitap buradan yola çıkarak, Türkiye’dekiler için “Almancı”, Batılılar için ise “yabancı” olan bu göçmenlerin, yaşadıkları ülkelerin sınırlarını aşarak farklı bir alan yaratan deneyimlerine odaklanmasıyla önemli.