Louise Dean – İki Yabancıyız Artık (2009)

Louise Dean, ‘İki Yabancıyız Artık’ başlıklı bu ilk romanında, yaşları ilerlemiş Jan ve Annemieke’nin yaşadığı varoluş sıkıntılarını hikâye ediyor.

Kanser hastası olan, bu nedenle kötü sona hazırlanan Jan ile eşinin durumundan dolayı acı çeken Annemieke, son tatillerini yapmak üzere Karayipler’de bir otele gider.

Bu tatil çift için, birbirlerine dair duygularını ve varoluşu sorguladıkları bir deneyime dönüşür.

Çiftin yolları burada, kendileriyle benzer sıkıntılar yaşayan Dorothy ve George ile kesişir.

Dört kişi için de bu tatil, ruhlarındaki azaplarla yüzleştikleri ve duygularıyla hesaplaşarak kendilerine yeni yollar aramaya koyuldukları bir sürece dönüşecektir.

  • Künye: Louise Dean – İki Yabancıyız Artık, çeviren: Özlem Yüksel, Marka Yayınları, roman, 320 sayfa

Selçuk Erez – Dünyanın Sonu Gelmeyecek (2009)

Selçuk Erez, elimizdeki romanı ‘Dünyanın Sonu Gelmeyecek’te, doğumu sıra dışı olaylarla başlayan Hasan’ın ilginç hayatını hikâye ediyor.

Annesi Hürmüz’ün doğurmuş olduğu dokuz çocuktan hayatta kalan tek çocuk Hasan’dır.

Hasan’ın yaşamındaki gariplikler, doğumundaki mucizelerle sınırlı kalmadığından, kısa bir süre sonra halkın gözünde ilahi bir varlık olarak yer edecektir.

Erez’in kurgusu, bir film ekibinin, Hasan’ın yaşamını filme aktarmak için köy sakinlerinin anlatımlarına başvurması üzerine inşa ediliyor.

Hasan’ın geçmişine doğru yolculuğa çıkan ekip, halk arasında ermiş olarak kabul edilen Hasan’a atfedilen mucizeler kadar, bir insan olarak sahip olduğu zaaflara da tanık olacaktır.

  • Künye: Selçuk Erez – Dünyanın Sonu Gelmeyecek, Sel Yayıncılık, roman, 199 sayfa

Canan Tan – En Son Yürekler Ölür (2009)

‘Piraye’ ve ‘Yüreğim Seni Çok Sevdi’ adlı eserleriyle bilinen Canan Tan, ‘En Son Yürekler Ölür’ isimli elimizdeki romanında, evli bir çiftin birbirinden trajik bir biçimde kopuşlarını ve bir organ naklinin beraberinde getirdiklerini hikâye ediyor.

Kısa bir süre önce evlenen Deniz ve Nehir’in hayatı, geçirdikleri bir trafik kazasının ardından alt üst olur.

Kazadan sonra hayatını kaybeden Deniz’in kalbi yaşamaktadır.

Bir süre kararsızlık yaşayan Nehir, eşinin kalbinin organ nakli bekleyen Arda’ya nakledilmesini onaylar.

Roman, Deniz’in kalbini alan Arda ile Nehir arasındaki ilişki yoluyla, nakil yapılan kişinin, yeni kalbinin gerçek sahibiyle ne derece özdeşleşebileceğini sorguluyor.

  • Künye: Canan Tan – En Son Yürekler Ölür, Altın Kitaplar, roman, 423 sayfa

Geoffrey Household – Sıfır Teorisi (2018)

Avrupa’nın göbeğinde, herkese illallah dedirten bir diktatör bulunmaktadır.

Üstelik kendine en güçlüsüyüm diyenlerin bile bu diktatöre gücü yetmemektedir.

Günün birinde bir İngiliz aristokrat, bu diktatöre karşı bir suikast planını tasarlamaya başlar.

Başlarda her şey iyi gitmektedir, fakat son anda başarısız olur.

İngiliz, diktatörün işkencecilerinin eline düşer ve şimdi bu işkenceciler onun için ustalıkla hazırlanmış bir ölüm hazırlar.

Bir yerde işler kontrolden çıkar ve İngiliz, işkencecilerinin elinden kurtulmayı başarır.

Şimdi düşmanları ile İngiliz arasında dünyanın birçok noktasına uzanacak gerilim temposu yüksek bir kaçma kovalamaca yaşanacaktır.

İngiliz aristokratın bu süreçte edineceği en değerli bilgi, hiç kimseye güvenemeyeceği ve hiç kimseden centilmenlik bekleyemeyeceğidir.

  • Künye: Geoffrey Household – Sıfır Teorisi, çeviren: Kerem Levent Aytaç, Olimpos Yayınları, roman, 224 sayfa, 2018

Zakes Mda – Adınla Başlar Hayat (2018)

Bu aralar güzel bir hikâye okumak isteyenlere, Güney Afrika’nın en önemli yazarlarından Zakes Mda’nın bu çarpıcı romanını öneririz.

‘Adınla Başlar Hayat’, insanların durduk yere öldürüldüğü, açlığın ve yokluğun doğal karşılandığı bir dünyada, bir yönüyle günümüzde, hayata tutunmaya, onurlarını ve ümitlerini korumaya çalışanların hikâyesini anlatıyor.

Romanın merkezinde, ölümü meslek edinmiş bir adam olan Toloki ile prensiplerinden asla taviz vermeyen, insanlardan uzak yaşamaya tutkun Noria adlı karakterler yer alıyor.

Çocukluk arkadaşı olan Toloki ve Noria’nın yolları, yıllar sonra bir cenazede kesişecektir.

Bu karşılaşma iki karakterin dünyasında, silinmez izler bırakacaktır.

Zakes Mda’nın bu romanının, Güney Afrika’nın en prestijli ödülü olan M-Net Kitap Ödülü’nü kazandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Zakes Mda – Adınla Başlar Hayat, çeviren: Damla Yeşil, Ayrıntı Yayınları, roman, 208 sayfa, 2018

Julian Barnes – Arthur ve George (2009)

Çağdaş İngiliz edebiyatının önde gelen isimlerinden Julian Barnes, nitelikli romanı ‘Arthur ve George’ta, yaşamları ve kişilikleri birbirinden çok farklı iki karakterin kesişen yollarını hikâye ediyor.

On dokuzuncu yüzyılın sonuyla yirminci yüzyılın başlarında geçen öykünün kahramanlarından ilki, Sherlock Holmes romanlarının yazarı Arthur Conan Doyle, diğeri de, Hint kökenli bir İngiliz olan, babasının öğretilerini tartışmadan kabul eden, içe kapanık George Edalji’dir.

Günün birinde işlemediği bir suçtan yargılanan Edalji, yardım istemek için Doyle’ı ziyaret eder.

Edalji’nin akıllara durgunluk veren hikâyesini öğrenen Doyle, onu savunmaya karar verecektir.

  • Künye: Julian Barnes – Arthur ve George, çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, roman, 452 sayfa

Sam Savage – Firmin (2009)

Amerikalı edebiyatçı Sam Savage ‘Firmin’de, 60’lı yıllarda Boston’daki bir kitapçının bodrumunda doğan, kitap okumayı onları yedikçe öğrenen, zekası ve duygularıyla insanı aratmayan Firmin isimli bir farenin hayat hikâyesini anlatıyor.

Zamanla kitapçıdaki tüm kitapları okuyan Firmin, ardından, kendisine çok yakın bulduğu insanlarla iletişime geçmeye, yaşadığı yalnızlığı sonlandırmaya çalışacaktır.

Her zaman bir hümanist olan Firmin, bu yakınlığı kurmaya çalışırken, her seferinde farklı yolları deneyecektir.

Savage, Firmin’in hayallerini ve hayal kırıklıklarını, yaşadığı yabancılaşmayı ve yalnızlığını, kimi zaman mizahi kimi zaman hüzünlü bir üslupla hikâye ediyor.

  • Künye: Sam Savage – Firmin, çeviren: Kemal Küçükgedik, Özgür Yayınları, roman, 157 sayfa

Abdulrazak Gurnah – Sessizliğe Hayranlık (2018)

Sürgün edebiyatı denince ilk akla gelen yazarlardan olan Abdulrazak Gurnah, bu etkileyici romanında, iki toplum arasında sıkışıp kalmış isimsiz bir anlatıcının hayatına iniyor.

Hikâyenin kahramanı, yıllar önce ülkesi Zanzibar’dan İngiltere’ye göç etmiştir.

Aradan geçen zaman diliminde, hayalini kurduğu akademisyenlik mesleğini icra etmekte olan kahramanımız, İngiliz sevgilisiyle dışarıdan bakıldığında mutlu mesut bir hayat yaşamaktadır.

Fakat işler göründüğü gibi değildir.

Gerçekte kahramanımız, şimdi yaşadığı İngiltere’ye hiçbir zaman kendini tam anlamıyla ait hissedememiş, öte yandan İngiliz toplumunun gözünde nihayetinde bir göçmen olarak kalmıştır.

Kahramanımız, bu arada kalma duygusunu atlatabilmek için doğup büyüdüğü topraklara, Zanzibar’a dönmeye karar verir.

Ama bu yolculuk, kahramanımızın açısından hesapta olmayan krizlere sebep olacaktır.

Zira anavatanındaki ruhsal ve manevi engeller, bütün acımasızlıklarıyla onun karşısına dikilecektir.

Gurnah, etnisite, ırk, cinsiyet, ulus, kimlik ve aidiyet temalarını ustaca işleyen ve bunu yaparken de sınırları ve milliyetleri kat eden sağlam bir hikâye sunuyor.

  • Künye: Abdulrazak Gurnah – Sessizliğe Hayranlık, çeviren: Müge Günay, İletişim Yayınları, roman, 249 sayfa, 2018

Nikolay Buharin – Zamanlar (2018)

Nikolay Buharin, Sovyetler Birliği’ni ortaya çıkaran devrimin önde gelen aktörlerinden biriydi.

Oysa devrim, ilerleyen zamanlarda Buharin’in celladı olacaktı.

Buharin, Sovyetler’de “halk düşmanı” olarak idama mahkûm edildi.

1938’de, 50 yaşındayken kurşuna dizildi.

Otobiyografik yönleri ağır basan romanı ‘Zamanlar’ı ise, cezaevindeki yıllarında yazdı.

Yazar burada, ilk gençlik yıllarına kadar olan hayatını, Rus toplumunun sosyal ve ekonomik özelliklerini anlatıyor.

Buharin’in, kendi adının kısaltması olarak kullandığı Kolya’nın yaşadıklarını hümanist bir üslupla hikâye ettiği romanı, bilhassa o dönemin Rusya’sı hakkında önemli ayrıntı ve betimlemeler barındırmasıyla ilgi çekici.

  • Künye: Nikolay Buharin – Zamanlar, çeviren: Ö. Aydın Süer, Epos Yayınları, roman, 412 sayfa, 2018

Ali Abaday – Tanrıların Şatosu (2015)

Türkiye’nin seçilmiş ilk cumhurbaşkanı, yeni konutunda yaptırdığı camide suikasta uğramıştır.

Bir süre sonra Hamas’ın meşhur bombacısı Yaser İbrahim de İsrail’de gerçekleştirdiği saldırıyı bu Türk Cumhurbaşkanına adar.

Olaylar öyle bir hal almaya başlar ki, Türkiye ve İsrail ilişkileri kopma noktasına gelir.

Üstüne üstlük Ortadoğu ülkeleriyle ABD’nin, bunun yanı sıra CIA, MİT, Hamas ve MOSSAD gibi örgütlerin bu durumdan çıkar sağlamaya çalışması, bölgenin huzurunu alt üst eder.

Bu esnada, istihbarattan sürgün edilmiş yetenekli ajan Toprak Kazak, kendini bu keşmekeşin tam göbeğinde bulur.

Kazak, bu kirli hesaplara çomak sokarak tüm hesapları bozar.

  • Künye: Ali Abaday – Tanrıların Şatosu, Labirent Yayınları