George Makari — Korkuya ve Yabancılara Dair (2026)

Psikiyatr ve tarihçi George Makari’nin bu eseri, yabancı düşmanlığının tarihsel kökenlerini ve modern dünyadaki sürekliliğini çok katmanlı bir perspektifle ele alıyor. Makari, “zenofobi” kavramının yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda siyasal, kültürel ve psikolojik süreçlerin kesişiminde oluşan bir yapı olduğunu gösteriyor.

‘Korkuya ve Yabancılara Dair: Zenofobinin Tarihçesi’ (‘Of Fear and Strangers: A History of Xenophobia’), yabancı korkusunun insanlık tarihi boyunca var olduğunu kabul etmekle birlikte, modern anlamda zenofobinin özellikle Batı’da ulus-devletlerin yükselişiyle birlikte şekillendiğini vurguluyor. Sömürgecilik, kitlesel göçler ve ulusal kimlik inşası süreçleri, “yabancı”nın tehdit olarak kodlanmasını hızlandırdı. Bu bağlamda zenofobi, sadece bireysel bir korku değil, toplumsal düzeni kuran ve yönlendiren bir araç haline geldi.

Makari, kavramın tarihsel dönüşümünü incelerken 20. yüzyılın büyük kırılmalarına özel bir yer ayırıyor. Zenofobi, bir yandan kitlesel şiddet ve soykırımları meşrulaştıran bir ideolojik zemin oluştururken, diğer yandan bu felaketleri önlemeye yönelik etik ve politik tartışmaların da merkezine yerleşiyor. Böylece kavram, hem yıkımın hem de ona karşı geliştirilen eleştirinin dili haline geliyor.

Eserde psikoloji ve sosyal teori önemli bir rol oynuyor. “Öteki”, stereotip, yansıtma ve otoriter kişilik gibi kavramlar üzerinden, insanların yabancıya yönelik korkularını nasıl inşa ettikleri analiz ediliyor. Bu noktada Makari, Sigmund Freud sonrası psikodinamik yaklaşımlardan ve eleştirel teoriden yararlanarak, bireysel bilinçdışı ile toplumsal ideolojiler arasındaki ilişkiyi açığa çıkarıyor.

Kitap aynı zamanda edebiyat ve felsefeden de besleniyor. Albert Camus, James Baldwin ve Frantz Fanon gibi isimlerin eserleri, yabancılaşma ve dışlanma deneyimini anlamak için analitik bir zemin sunuyor. Bu disiplinler arası yaklaşım, zenofobiyi yalnızca tarihsel bir olgu olarak değil, aynı zamanda kültürel bir anlatı olarak da kavramayı mümkün kılıyor.

Makari, yabancı düşmanlığının geçmişte kalmış bir sorun olmadığını, günümüzde de siyaset ve toplum üzerinde güçlü etkiler yarattığını ortaya koyuyor. Kitap, bu akıldışı korkuların nasıl üretildiğini anlamanın, daha adil ve barışçıl bir dünya kurmanın ön koşulu olduğunu savunarak, eleştirel bir farkındalık çağrısı yapıyor.

George Makari — Korkuya ve Yabancılara Dair: Zenofobinin Tarihçesi
Çeviren: Özlem Yüksel • Yapı Kredi Yayınları
İnceleme • 384 sayfa • 2026

John Williams – Augustus (2020)

‘Stoner’ romanıyla büyük beğeni toplayan John Williams, şimdi de bir tarihsel roman şaheseriyle karşımızda.

Williams, tamamladığı son romanı olan ‘Augustus’, Roma İmparatorluğu’nun kurucusu Octavius Sezar’ın, yani Augustus’un gençlikten yaşlılığa uzanan hikâyesini mektuplar ve başka belgeler aracılığıyla anlatıyor.

Roman yalnızca “dünya imparatoru” Augustus’un değil, aynı zamanda Roma’nın sürgün devlet adamlarının, komplocuların, askerlerin, şairlerin, kölelerin, kadınların, kısacası o dönemde yaşamış pek çok kişi ve kesimin hikâyesi olarak okunabilir.

Roman, hem karakter zenginliği, hem de gündelik hayata dair ayrıntılarıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: John Williams – Augustus, çeviren: Özlem Yüksel, Yapı Kredi Yayınları, roman, 296 sayfa, 2020

Nigel Smith – Nathalia Pissurat ve Bütün Zamanların En Utanç Verici Seyahati (2016)

Nathalia tatil için Fransa’da bir çiftlik evine gidecektir.

Fakat yolculuğun daha ilk günleri, fiyaskolarla başlar.

Zira Nathalia’nın, Dünyanın En Utanç Verici Babası hem gülünç hem de beceriksizdir.

Bu yetmezmiş gibi, Nathalia’nın baş belası arkadaşı Darius da yolculuğa katılmıştır.

  • Künye: Nigel Smith – Nathalia Pissurat ve Bütün Zamanların En Utanç Verici Seyahati, çeviren: Özlem Yüksel, Yapı Kredi Yayınları

Louise Dean – İki Yabancıyız Artık (2009)

Louise Dean, ‘İki Yabancıyız Artık’ başlıklı bu ilk romanında, yaşları ilerlemiş Jan ve Annemieke’nin yaşadığı varoluş sıkıntılarını hikâye ediyor.

Kanser hastası olan, bu nedenle kötü sona hazırlanan Jan ile eşinin durumundan dolayı acı çeken Annemieke, son tatillerini yapmak üzere Karayipler’de bir otele gider.

Bu tatil çift için, birbirlerine dair duygularını ve varoluşu sorguladıkları bir deneyime dönüşür.

Çiftin yolları burada, kendileriyle benzer sıkıntılar yaşayan Dorothy ve George ile kesişir.

Dört kişi için de bu tatil, ruhlarındaki azaplarla yüzleştikleri ve duygularıyla hesaplaşarak kendilerine yeni yollar aramaya koyuldukları bir sürece dönüşecektir.

  • Künye: Louise Dean – İki Yabancıyız Artık, çeviren: Özlem Yüksel, Marka Yayınları, roman, 320 sayfa

Jeannette Walls – Camdan Kale (2008)

Jeannette Walls’un anıları üzerinden kaleme aldığı ‘Camdan Kale’ isimli bu romanın belkemiğini, kuşaklar arasında yaşanan çatışma oluşturuyor.

Roman, bu çatışmayı bir çocuğun gözünden anlatırken, aynı zamanda yetişkinler ve çocukların iç dünyalarını da karşılaştırıyor.

Walls, idealist bir anne ve baba tarafından yetiştirilmiş ve toplum kurallarına karşı çıkan anne ve babanın, uzun süre göçebeler gibi yaşamaları ve ideallerinde inatçı olmaları, Walls üzerinde büyük izler bırakmış.

Yazar, derin bir sevgiyle kaleme aldığı kitabında, aile ilişkilerini; anne ve babasının tavırlarının kendisinde yarattığı etkileri anlatıyor.

  • Künye: Jeannette Walls – Camdan Kale, çeviren: Özlem Yüksel, Marka Yayınları, roman, 319 sayfa

Susanna Jones – Deprem Kuşu (2008)

Susanna Jones’un ilk romanı olan ‘Deprem Kuşu’, yayınlandığı 2001 yılında, gerilim edebiyatının iyi örneklerden biri olarak övgüyle karşılanmıştı.

Otuz dört yaşındaki İngiliz Lucy Fly etrafında dönen roman, bir cinayeti hikâyesi üzerinden ilerliyor.

Japonya’da yaşayan ve teknik metinler çevirerek geçimini sağlayan Lucy Fly tekdüze bir hayat yaşamaktadır.

Günün birinde Fly’ın arkadaşı Lily Bridges, esrarengiz bir cinayete kurban gider.

Fly ise, bu cinayetin baş şüphelisi olarak tutuklanır.

Kahramanımız, bir yandan masum olduğunu kanıtlamaya çalışacak, bir yandan da bu cinayeti işleyenin, kendisini de öldürme ihtimaline karşı tetikte olacaktır.

Jones’un söz konusu cinayetle başlayan kurgusunun devamı, adım adım saplantılı aşklar ve kıskançlık krizlerinden oluşan hastalıklı karakterlerin dünyasına açılır.

Jones’un romanının, yayınlandığı dönemde üç önemli edebiyat ödülü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Susanna Jones – Deprem Kuşu, çeviren: Özlem Yüksel, Doğan Kitap, roman, 145 sayfa

Madeleine Thien – Bundan Sonra Her Şey Biziz (2017)

Dünya değişiyor, geçmiş yeni bir gözle, yeniden yorumlanıyor.

Son zamanlarda Çin’in Kültür Devrimi’nde yaşananlar, edebiyatın sıklıkla konusu olmaya başladı.

Bu konuyu en çok işleyenler de eski yazarlardan ziyade genç yazarlar.

1974 doğumlu Madeleine Thien de, bu yazarlardan biri.

Roman, başkahramanı 11 yaşındaki kız çocuğunun yaşadıkları ekseninde, iki Çinli ailenin tarihine açılıyor.

Bu iki aileden gelen bireyler, Mao Zedung’un Kültür Devrimi’ni bizzat yaşamış ve bunun yarattığı sorunları birebir deneyimlemiş insanlar olarak karşımıza çıkıyor.

  • Tiananmen Meydanı’ndaki öğrenci protestosunda yaşanan kıyım,
  • Parçalanan aileler, parçalanan hayatlar,
  • İktidarın gittikçe gaddarlaşması karşısında, çareyi başka ülkelere göç etmekte bulan insanlar,
  • Yarım kalmış aşklar,
  • Ve gerçekleşmemiş hayaller…

Thien, ailenin dört kuşağından bireyler üzerinden bu sürecin izini sürerek hem trajik hem de etkileyici bir roman ortaya koymuş.

En çok renkli karakterleri ve üslubuyla kendini fark ettiren romanın, Scotiabank Giller Ödülü kazandığını, ayrıca 2016 Man Booker ve Governor General Edebiyat ödüllerinin finalisti olduğunu da belirtelim.

‘Bundan Sonra Her Şey Biziz’, 14 Nisan’da raflardaki yerini alacak.

  • Künye: Madeleine Thien – Bundan Sonra Her Şey Biziz, çeviren: Özlem Yüksel, Hep Kitap, roman, 480 sayfa

Maggie O’Farell – Sevgilimin Sevgilisi (2016)

  • SEVGİLİMİN SEVGİLİSİ, Maggie O’Farell, çeviren: Özlem Yüksel, Yapı Kredi Yayınları

sevgilimin-sevgilisi

Bir eski sevgilinin, hayatını alt üst ettiği Lily’nin hikâyesi. Delicesine tutulduğu Marcus’la birlikte yaşamaya başlayan Lily, bir süre sonra Marcus’un eski sevgilisi Sinead’in hayaletiyle yüz yüze gelir. Bu karşılaşma, Lily’nin, Marcus’la ilişkisini ve onun geçmişini sorgulamasına vesile olacaktır.