Damon Galgut – İyi Doktor (2014)

Apartheid sonrası Güney Afrika’sında, karanlık geçmişiyle yüzleşen bir doktorun trajedisi.

Dr. Eloff, ülkenin boğucu bir taşra kasabasındadır.

Bir süre sonra kasaba, eski bir diktatörün etrafta dolandığı söylentisiyle iyiden iyiye hareketlenir.

Dr. Eloff’un üzerini örttüğü karanlık geçmişi, tam da bu anda gün yüzüne çıkar.

  • Künye: Damon Galgut – İyi Doktor, çeviren: Kıvanç Güney, Yapı Kredi Yayınları

İlhan Taşçı – Paralel Hat (2014)

Dinlemeler ve AKP-Cemaat kapışmasının, bir siyasi-gerilim romanı gibi okunan belgeseli.

Taşçı, gizli belgelerden yola çıkarak her yerin ses kaydı, her yerin kavgaya kestiği o süreçte, kimin kimi nasıl dinlediğini, dinlemelerin merkezi olan TİB’in başkanının hangi kriterlere göre seçildiğini, basına yansımayan detaylarla destekleyerek anlatıyor.

  • Künye: İlhan Taşçı – Paralel Hat, Kırmızı Kedi Yayınları

Elisabeth Özdalga – Kimlik Denklemleri (2014)

Din sosyolojisi alanında çalışmalar yapan Özdalga’dan, Türkiye’nin sosyo-kültürel anlam haritasını ortaya koyan makaleler.

Örtüşen ideolojiler olarak İslamcılık ve milliyetçilik, modern Türkiye’de sufi temelli cemaatlerin dönüşümü, Avrupa Birliği entegrasyon süreci bağlamında Alevi kimliği, Özdalga’nın kitabındaki bazı makaleler…

  • Künye: Elisabeth Özdalga – Kimlik Denklemleri, çeviren: Sevgi Tuncel, İletişim Yayınları

Hülya Uçansu – Nisan, Ayların En Güzeli (2014)

Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin kurucularından Uçansu, yolu Emek sinemasından geçen yönetmenlere dair anılarını paylaşıyor.

Emir Kusturica’dan Elia Kazan’a, Bernardo Bertolucci’den Gillo Pontecorvo’ya, Costa Gavras’tan István Szabó’ya on iki yönetmenin festivale katılma süreçleri, festival esnasında yaşananlar ve yönetmenlerin açıklamaları burada.

  • Künye: Hülya Uçansu – Nisan, Ayların En Güzeli, Doğan Kitap

Umberto Eco (ed.) – Ortaçağ (2008)

Batı Roma İmparatorluğunun çöküşüyle başlayan ve bin yıldan fazla süren Ortaçağ dönemi için nitelikli bir ansiklopedi.

Yazarlar, süreci yalnızca tarihsel bir perspektifle değil, bu dönemde felsefe, bilim ve teknik, edebiyat ve tiyatro, görsel sanatlar ve müzik alanlarında kaydedilen gelişmeler bağlamında da değerlendiriyor.

  • Künye: Umberto Eco (ed.) – Ortaçağ, çeviren: Leyla Tonguç Basmacı, Alfa Yayınları

Nalan Tuntaş – Zor Yıllar (2008)

Nalan Tuntaş ‘Zor Yıllar’da, Sarıkamış’tan Cumhuriyet’e uzanan süreçte, cephelerde ve sınır boylarında görev yapan Türkiye askerlerinin yaşadıklarını hikâye ediyor.

Romanına, 1915 Aralık ayında Sarıkamış’ta donarak ölen 90 bin askerle başlayan Tuntaş, başkahramanı Sarı Saffet üzerinden, zorlu savaş yıllarında görev yapan askerlerin yaşadıklarını anlatıyor.

1918 yılında, henüz on sekiz yaşındayken Harp Okulu’ndan alınıp Kafkas Cephesi’ne gönderilen Sarı Saffet, Kazım Karabekir’in kolordusunda göreve başlar.

Roman, bu dönemde yaşanan savaşları ve zorlukları, Saffet’in dünyası üzerinden izliyor.

  • Künye: Nalan Tuntaş – Zor Yıllar, Remzi Kitabevi, roman, 248 sayfa

Jean Webster – Sevgili Düşmanım (2008)

Olgunluk döneminde hayata gözlerini yuman Jean Webster’ın ‘Sevgili Düşmanım’ isimli bu eserinin ilk baskısı 1915 yılında yapıldı.

Webster’ın bu romanı, ‘Uzun Bacaklı Baba’ isimli eseri ile birlikte, Amerika’da yetimhanelerin kötü şartlarını gözler önüne seren ve bu sorunun ülkede tartışılmasının yolunu açan eserler olarak öne çıkıyor.

‘Sevgili Düşmanım’, sıradan, sorunsuz dünyasında mutlu mesut yaşarken, bölgede bulunan John Grier Yetimler Yurdu’na yönetici olduktan sonra hayatı muazzam bir şekilde dönüşen Sallie McBride’in öyküsüyle dikkat çekiyor.

McBride için yetimhanede çalışmak ilk başlarda çok sıkıntılı olsa da, daha sonra bu farklı dünyayı keşfederken, kendisiyle ve üyesi olduğu toplumla da yüzleşecektir.

Buradaki deneyim, McBride için olgunluğa giden yolun başlangıcını oluşturuyor ve kendi iç sesine kulak vermesini, kendine varmasını da sağlıyor.

  • Künye: Jean Webster – Sevgili Düşmanım, çeviren: İbrahim Yıldız, Notos Kitap, roman, 262 sayfa

 

Rabindranath Tagore – Gora (2008)

Rabindranath Tagore’un, Nobel edebiyat ödülü kazanan ve canlı gözlemleriyle öne çıkan ‘Gora’sı, bir gencin Büyük Hindistan için mücadele edişini hikâye ediyor.

Hindu dininin geleneklerine bağlı genç Gora, bir yandan Bengal Hindistan’ındaki İngiliz emperyalizmiyle mücadele ederken, öte yandan da kadının maruz kaldığı baskılar üzerinden, içinde bulunduğu kültürün baskıcı yönleriyle de hesaplaşır.

Gora böylece, İngiliz emperyalizminin nasıl sona erdirilebileceğine kafa yorarken, bir kadına âşık olmasının ertesinde de, törelerin baskısı altındaki kadınların sosyal hayatta yasaklı oldukları gerçeğini de sorgulayacaktır.

Tagore, Gora’nın diğer karakterlerle ilişkileri üzerinden, o dönem Hindistan’daki İngiliz taraftarları ile bağımsızlık taraftarlarını ve gelenekleri sorgulamadan itaat edenlerle daha modern bir hayatı talep edenleri karşı karşıya getiriyor.

  • Künye: Rabindranath Tagore – Gora, çeviren: Murat Sirkecioğlu, Bilge Kültür Sanat Yayınları, roman, 557 sayfa

Lawrence Durrell – Mekân Ruhu (2008)

Dünya edebiyatının usta isimlerinden, farklı yazın dallarındaki başarısıyla bilinen Lawrence Durrell’in ‘Mekânın Ruhu’ isimli bu kitabı, kendisinin mektuplarını, denemelerini, gezi yazılarını ve bazı romanlarından bölümleri bir araya getiriyor.

Durrell, 1935 yılından sonra Korfu, Yunanistan, Paris, Mısır, Rodos, Arjantin, Yugoslavya, Kıbrıs ve Güney Fransa gibi birçok yerde yaşadı.

Yazarın bu mekânları ele aldığı yazıları da, kitapta yerini alıyor.

Ayrıca, bu “yerleşik yabancı”nın kitapları dışında, dergilerde yayınlanmış ve özel baskı küçük kitaplarda toplanmış ve genellikle Ege ve Akdeniz manzaralarının betimlendiği makaleleri de, ilk kez Alain G. Thomas’nın yayına hazırladığı bu kitapta bulunuyor.

Nihayet, kitaba eklenen mektupların ise, Durrell’in eserlerinin yazıldığı ortama dair okura önemli fikirler vereceğini belirtelim.

  • Künye: Lawrence Durrell – Mekân Ruhu, yayına hazırlayan: Alain G. Thomas, çeviren: Ülker İnce, Can Yayınları, deneme, 537 sayfa

Lucy Eyre – Portakalın Aklı Olsa (2008)

Lucy Eyre’nin ilk romanı ‘Portakalın Aklı Olsa’, merkeze felsefeyi koymasıyla ilgi çekiyor.

Sıkıntılı, bunalımlı bir gençlik yaşayan Ben Warner’ın çalıştığı kafeye, günün birinde Lila isimli bir kadın gelir.

Warner’a, filozofların ölümden sonra toplandıkları Fikirler Dünyası’ndan bahseden Lila, kendisinin de otuz yıl önce öldüğünü ve şimdi orada yaşadığını söyler.

Gerçekte ise Sokrates ile Wittgenstein bir iddiaya girmiştir ve iddiayı Wittgenstein kazanması halinde de, Sokrates’in felsefe dünyasındaki 2 bin 109 yıllık başkanlığı sona erecektir.

Lila da Sokrates için çalıştığından, Warner’ı kullanarak Wittgenstein’ın bahsi kaybetmesini hedeflemektedir.

İşte Warner’ın bu yeni dünyayla ilişkisi, onu felsefeyle harmanlanmış maceralara sürükleyecektir.

  • Künye: Lucy Eyre – Portakalın Aklı Olsa, çeviren: Berna Yılmazcan, Doğan Kitap, roman, 199 sayfa