Kolektif — Tarih ve Mimarlık (2026)

Celal Abdi Güzer’in derlediği ‘Tarih ve Mimarlık’, mimarlığı yalnızca estetik başarıların ya da “büyük eserlerin” tarihi olarak okumaya karşı çıkan çok katmanlı bir tartışma alanı açıyor. Kitap, geçmişi değişmez ve nesnel bir miras olarak görmek yerine, hangi yapıların korunacağına, hangilerinin unutulacağına ve hangi hikâyelerin anlatılacağına karar veren seçici bir süreç olarak ele alıyor. Böylece mimarlık tarihi, yalnızca taşların ve binaların değil; aynı zamanda güç ilişkilerinin, kültürel tercihlerin ve toplumsal hafızanın da tarihi hâline geliyor.

Çalışmanın temel meselelerinden biri, tarihin aslında nasıl kurulduğu sorusu. Bugün “anıt”, “başeser” ya da “kültürel miras” olarak kabul edilen yapıların bu konuma nasıl yerleştirildiği sorgulanıyor. Çünkü mimarlık tarihi çoğu zaman belirli yapıları görünür kılarken, gündelik yaşamın sıradan ama belirleyici mekânlarını sessizce dışarıda bırakıyor. Kitap, bu dışarıda bırakılmış alanlara dikkat çekerek mimarlığın yalnızca saraylar, büyük camiler ya da ikonik modern yapılar üzerinden okunamayacağını savunuyor. Bir bisiklet kulübesi, bir hayvan barınağı, unutulmuş bir dergi arşivi ya da kent belleğinde silikleşmiş bir yapı da tarihin asli parçaları olarak görülüyor.

Metinlerde sık sık mimarlık ile bellek arasındaki ilişki tartışılıyor. Yapılar yalnızca fiziksel nesneler değil; toplumların zamanı algılama biçimlerini, kimliklerini ve dünyayla kurdukları ilişkiyi taşıyan canlı hafıza alanları olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle kitap, mimarlık tarihini donmuş bir geçmiş anlatısı olmaktan çıkarıp sürekli yeniden yorumlanan bir düşünme pratiğine dönüştürüyor. Kent planları, anıtlar, haritalar ve tarihsel belgeler, tamamlanmış hakikatler değil; eksik, parçalı ve yeniden okunmaya açık yapbozlar gibi ele alınıyor.

Eserde popüler kültürün mimarlık algısını nasıl şekillendirdiği de önemli bir yer tutuyor. Toplumların belirli tarih imgelerine neden tutkuyla bağlandığı, bazı yapıların neden kutsal sembollere dönüştüğü ve estetik yargıların nasıl ideolojik kabullere dönüştüğü sorgulanıyor. Bu bağlamda kitap, mimarlık tarihinin yalnızca akademik bir alan olmadığını; gündelik hayatın, medyanın, milliyetçiliğin ve kültürel stereotiplerin de bu tarihi sürekli yeniden ürettiğini gösteriyor.

Kitabın dikkat çekici yönlerinden biri de mimarlık ile zaman arasındaki ilişkiyi sabit bir çizgi olarak değil, kırılmalar ve çoğulluklar üzerinden düşünmesi. Geçmişin tek bir anlatı hâline getirilemeyeceği, her dönemin kendi bakış açısıyla tarihi yeniden kurduğu vurgulanıyor. Bu nedenle mimarlık tarihi, kesin hükümler veren kapalı bir disiplin olmaktan çok, sürekli yeniden sorular üreten eleştirel bir alan olarak sunuluyor.

Sonuçta ‘Tarih ve Mimarlık’, okuru yalnızca yapılara bakmaya değil, bakış biçimini de sorgulamaya çağırıyor. Hangi yapıların görünür olduğunu, hangilerinin sessizce kaybolduğunu ve geçmişin kim tarafından yazıldığını düşünmeye davet eden kitap, mimarlığın tarihini çoğaltılmış sesler, unutulmuş mekânlar ve alternatif hafızalar üzerinden yeniden kurmaya çalışıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Celal Abdi Güzer, Uğur Tanyeli, Gülsüm Baydar, Jale Erzen, Alev Erkmen, Ahmet Turan Köksal, T. Elvan Altan, Pelin Yonca Arslan, Gizem Sivri, Lale Özgenel ve Tansel Korkmaz Bilgin.

Kolektif — Tarih ve Mimarlık
Derleyen: Celal Abdi Güzer • Fol Kitap
Mimarlık • 272 sayfa • 2026

Kolektif – Edebiyat ve Mimarlık (2024)

Edebiyat ve mimarlık…

Biri kelimelerle şekillenir, diğeri ise taş, tuğla ve betonla.

Fakat bu iki disiplinin arasındaki bağ, yüzeyde göründüğünden çok daha derindir.

Elinizdeki kitap, edebiyat ve mimarlığın tasarım süreçlerindeki kesişim noktalarını, birbirlerinden nasıl beslendiklerini ve yaratıcılığın iki farklı yansımasını gözler önüne seriyor.

Mimarlık ve edebiyatın kesişiminde kıymetli üretimlere imza atan yazarlar, edebiyat ve mimarlık arasındaki ilişkiyi kendi perspektiflerinden bu çalışmada ele alıyor.

Edebiyatın kurgu sürecinde kent mimarisinden ilham alışı, bir romanın sokaklarında dolaşan karakterlerin adımlarıyla şekillenen şehir tasvirleri…

Ya da mimarların kurgusal metinlerden esinlenerek hayal ettikleri ve inşa ettikleri kentler…

Bu karşılıklı etkileşim hem sanatın hem de yaşamın nasıl tasarlandığını yeniden düşünmeye davet ediyor.

Edebiyat ve mimarlık meraklıları için bir ilham kaynağı olan bu kitap, şehirlerin ve hikâyelerin nasıl örüldüğüne dair yeni bakış açıları sunuyor.

Tasarımın iki yüzünü keşfetmek ve sınırların nasıl bulanıklaştığını görmek isteyenler için vazgeçilmez bir başucu eseri.

Kitaba katkıdan bulunan isimler ise şöyle: Celal Abdi Güzer, Buket Uzuner, Jale Erzen, Türkan Nihan Hacımömeroğlu, Beyhan Bolak Hisarlıgil, Hakan Hisarlıgil, Seçil Özcan Geylani, Ahmet Turan Köksal, Ertuğ Uçar, Hakan Evkaya, Ayşe Pınar Serin Güner, Hikmet Sivri Gökmen, Özlem Yalım, Akça Yılmaz.

  • Künye: Kolektif – Edebiyat ve Mimarlık, derleyen: Celal Abdi Güzer, Fol Kitap, mimarlık, 280 sayfa, 2024

Susie Hodge – Mimarlığın Kısa Öyküsü (2021)

Mimarlığın uzun tarihindeki belli başlı dönüm noktaları neydi?

Susie Hodge, piramitlerden gökdelenlere mimarlık tarihinin 50 görkemli yapısını inceleyerek konuya giriş yapmak isteyenler için usta işi bir kitaba imza atmış.

Piramitlerden katedrallere, tapınaklardan gökdelenlere, metro istasyonlarına mimarlık tarihinin 50 önemli binasının incelemesini sunan kitap, “Binaları kim yaptı, yapımında hangi malzemeler ve teknikler kullanıldı?”, “Mimarlık nasıl gelişti, yeniliklere kimler katkıda bulundu ve bu yenilikler hangi coğrafyalarda, hangi kültürlerin etkisi altında gerçekleşti?” gibi soruların yanıtlarını arıyor.

Okurun, Antik Mısır’dan bugüne mimarlık tarihini rahatlıkla takip etmesini sağlayan tasarımıyla ‘Mimarlığın Kısa Öyküsü’nü, mimarlığın büyüleyici dünyasına hem aydınlatıcı hem de pratik bir giriş kitabı olarak öneririz.

  • Künye: Susie Hodge – Mimarlığın Kısa Öyküsü, çeviren: Ahmet Turan Köksal ve Zeynep Berru Köksal, Hep Kitap, mimarlık, 224 sayfa, 2021