Kolektif — İstanbul Aydınlanıyorken (2026)

‘İstanbul Aydınlanıyorken’, elektriğin yalnızca teknik bir yenilik ya da enerji kaynağı olmadığını, modern İstanbul’un toplumsal, mekânsal ve kültürel dönüşümünü biçimlendiren temel unsurlardan biri olduğunu ortaya koyuyor. Kitap, İstanbul’u elektriğe kavuşturan Silahtarağa Elektrik Santrali çevresinde gelişen değişimleri merkeze alırken, elektriğin gündelik yaşamı, kent deneyimini, çalışma hayatını, mimariyi, toplumsal cinsiyet ilişkilerini ve kamusal alanı nasıl yeniden kurduğunu disiplinlerarası bir bakışla inceliyor. Böylece bir santralin tarihini anlatmanın ötesine geçerek, elektriğin modernleşme sürecindeki belirleyici rolünü sosyal ve kültürel boyutlarıyla değerlendiriyor.

Kitabın ilk bölümleri, elektriğin İstanbul’da geceyi dönüştürme biçimine odaklanıyor. Gece, yalnızca karanlığın hüküm sürdüğü doğal bir zaman dilimi olmaktan çıkarak kamusal yaşamın, eğlencenin, tüketimin ve toplumsal etkileşimin sürdüğü yeni bir mekâna dönüşüyor. Sokakların, meydanların ve vitrinlerin aydınlanması kent sakinlerinin geceyle kurduğu ilişkiyi değiştirirken, görme biçimlerini, bedenin kamusal temsillerini ve modern kent deneyimini de yeniden tanımlıyor. Elektrik bu süreçte yalnızca görünürlüğü artıran bir teknoloji değil, yeni toplumsal davranış biçimlerini mümkün kılan bir araç hâline geliyor.

İzleyen bölümlerde elektriğin gündelik hayat üzerindeki etkileri ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Ev içi yaşamda elektrikli aletlerin yaygınlaşması temizlik alışkanlıklarından zaman kullanımına kadar birçok pratiği dönüştürürken, kadın emeği, ev işleri ve aile yaşamı da bu değişimden etkileniyor. Elektrik yalnızca konfor sağlayan bir yenilik olarak değil, modern yaşam biçimlerini yaygınlaştıran, tüketim kültürünü güçlendiren ve yeni toplumsal normlar oluşturan bir unsur olarak değerlendiriliyor. Dönemin yayınları ve eğitim faaliyetleri üzerinden elektriğin nasıl bir modernleşme ideolojisinin parçası hâline getirildiği de gösteriliyor.

Kitap önemli bir bölümüyle Silahtarağa Elektrik Santrali’nin mimari, endüstriyel ve kentsel mirasını inceliyor. Santralin kuruluşu, mimari özellikleri, ulaşım bağlantıları ve arşiv belgeleri aracılığıyla İstanbul’un altyapı tarihindeki merkezi konumu ortaya konuyor. Aynı zamanda bu endüstri yapısının zaman içinde geçirdiği dönüşüm değerlendirilerek, teknik bir tesisin kent hafızasının ayrılmaz parçalarından biri hâline gelişi tartışılıyor. Böylece santral, yalnızca elektrik üreten bir yapı değil, modern İstanbul’un oluşumunu belgeleyen tarihsel bir tanık olarak ele alınıyor.

Eser, elektriğin beraberinde getirdiği altyapı ağlarını, emek süreçlerini ve ekonomik ilişkileri de ihmal etmiyor. Elektrik üretiminin kömür tedarikine bağımlılığı, tramvay ve elektrik şirketlerinin örgütlenmesi, haberleşme şebekelerinin gelişmesi, sermaye yapıları, iş gücü ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan enerji sorunları ayrıntılı biçimde inceleniyor. Elektrik kazaları ve güvenlik meseleleri de modern teknolojinin yalnızca ilerleme değil, yeni riskler ve düzenlemeler doğurduğunu gösteren örnekler olarak değerlendiriliyor.

Kitabın kuramsal çerçevesi, elektriği yalnızca teknik bir gelişme olarak değil, modernitenin temel simgelerinden biri olarak yorumluyor. Aydınlanma düşüncesindeki “ışık” metaforuyla fiziksel aydınlatma arasındaki tarihsel ilişkiye dikkat çekilirken, elektriğin akıl, ilerleme ve uygarlık fikirleriyle nasıl özdeşleştirildiği tartışılıyor. Bununla birlikte eser, modern kentte ışığın yalnızca özgürleşme değil, gözetim, denetim ve kamusal mekânın yeniden düzenlenmesi gibi farklı işlevler de üstlenebildiğini gösteriyor. Böylece elektrik, teknik tarihi aşan çok katmanlı bir toplumsal olgu olarak ele alınıyor.

Sonuç olarak ‘İstanbul Aydınlanıyorken’, 20. yüzyıl Türkiye’sinde elektrifikasyon sürecini kent tarihi, mimarlık, toplumsal cinsiyet, emek tarihi, kültürel çalışmalar ve gündelik hayat araştırmalarını bir araya getiren geniş bir perspektifle inceliyor. İstanbul’un modernleşmesini yalnızca siyasal ya da ekonomik gelişmeler üzerinden değil, gecenin aydınlanmasından ev içindeki dönüşümlere, altyapı yatırımlarından kültürel hafızaya kadar uzanan çok yönlü süreçler üzerinden okuyarak, elektriğin modern yaşamın kurulmasındaki belirleyici rolünü görünür kılıyor.

Kitaba yazılarıyla katkıda bulunan isimler ise şöyle: Alaaddin Tok, Amed Gökçen, Avner Wishnitzer, Bahar Emgin, Binnur Kıraç, Büşra Eser, Cihangir Gündoğdu, Defne Karaosmanoğlu, Erol Ülker, G. Carole Woodall, Gülhan Balsoy, Hüseyin Irmak, İhsan Bilgin, Kenan Çayır, Leyla Bektaş Ata, Lütfiye Çetin, Mevlüde Kaptı, Murat Belge, Murat Koraltürk, On Barak, Ramazan Çakmak, Seval Şahin, Sırrı Emrah Üçer, Şükrü Aslan, T. Gül Köksal, Uğur Tanyeli ve Yağmur Nuhrat.

Kolektif — İstanbul Aydınlanıyorken: 20. Yüzyıl Türkiyesi’nde Kent, Elektrik, Gündelik Hayat
Derleyen: Amed Gökçen, Lütfiye Çetin • İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
İnceleme • 366 sayfa • 2026

Kolektif — Tarih ve Mimarlık (2026)

Celal Abdi Güzer’in derlediği ‘Tarih ve Mimarlık’, mimarlığı yalnızca estetik başarıların ya da “büyük eserlerin” tarihi olarak okumaya karşı çıkan çok katmanlı bir tartışma alanı açıyor. Kitap, geçmişi değişmez ve nesnel bir miras olarak görmek yerine, hangi yapıların korunacağına, hangilerinin unutulacağına ve hangi hikâyelerin anlatılacağına karar veren seçici bir süreç olarak ele alıyor. Böylece mimarlık tarihi, yalnızca taşların ve binaların değil; aynı zamanda güç ilişkilerinin, kültürel tercihlerin ve toplumsal hafızanın da tarihi hâline geliyor.

Çalışmanın temel meselelerinden biri, tarihin aslında nasıl kurulduğu sorusu. Bugün “anıt”, “başeser” ya da “kültürel miras” olarak kabul edilen yapıların bu konuma nasıl yerleştirildiği sorgulanıyor. Çünkü mimarlık tarihi çoğu zaman belirli yapıları görünür kılarken, gündelik yaşamın sıradan ama belirleyici mekânlarını sessizce dışarıda bırakıyor. Kitap, bu dışarıda bırakılmış alanlara dikkat çekerek mimarlığın yalnızca saraylar, büyük camiler ya da ikonik modern yapılar üzerinden okunamayacağını savunuyor. Bir bisiklet kulübesi, bir hayvan barınağı, unutulmuş bir dergi arşivi ya da kent belleğinde silikleşmiş bir yapı da tarihin asli parçaları olarak görülüyor.

Metinlerde sık sık mimarlık ile bellek arasındaki ilişki tartışılıyor. Yapılar yalnızca fiziksel nesneler değil; toplumların zamanı algılama biçimlerini, kimliklerini ve dünyayla kurdukları ilişkiyi taşıyan canlı hafıza alanları olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle kitap, mimarlık tarihini donmuş bir geçmiş anlatısı olmaktan çıkarıp sürekli yeniden yorumlanan bir düşünme pratiğine dönüştürüyor. Kent planları, anıtlar, haritalar ve tarihsel belgeler, tamamlanmış hakikatler değil; eksik, parçalı ve yeniden okunmaya açık yapbozlar gibi ele alınıyor.

Eserde popüler kültürün mimarlık algısını nasıl şekillendirdiği de önemli bir yer tutuyor. Toplumların belirli tarih imgelerine neden tutkuyla bağlandığı, bazı yapıların neden kutsal sembollere dönüştüğü ve estetik yargıların nasıl ideolojik kabullere dönüştüğü sorgulanıyor. Bu bağlamda kitap, mimarlık tarihinin yalnızca akademik bir alan olmadığını; gündelik hayatın, medyanın, milliyetçiliğin ve kültürel stereotiplerin de bu tarihi sürekli yeniden ürettiğini gösteriyor.

Kitabın dikkat çekici yönlerinden biri de mimarlık ile zaman arasındaki ilişkiyi sabit bir çizgi olarak değil, kırılmalar ve çoğulluklar üzerinden düşünmesi. Geçmişin tek bir anlatı hâline getirilemeyeceği, her dönemin kendi bakış açısıyla tarihi yeniden kurduğu vurgulanıyor. Bu nedenle mimarlık tarihi, kesin hükümler veren kapalı bir disiplin olmaktan çok, sürekli yeniden sorular üreten eleştirel bir alan olarak sunuluyor.

Sonuçta ‘Tarih ve Mimarlık’, okuru yalnızca yapılara bakmaya değil, bakış biçimini de sorgulamaya çağırıyor. Hangi yapıların görünür olduğunu, hangilerinin sessizce kaybolduğunu ve geçmişin kim tarafından yazıldığını düşünmeye davet eden kitap, mimarlığın tarihini çoğaltılmış sesler, unutulmuş mekânlar ve alternatif hafızalar üzerinden yeniden kurmaya çalışıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Celal Abdi Güzer, Uğur Tanyeli, Gülsüm Baydar, Jale Erzen, Alev Erkmen, Ahmet Turan Köksal, T. Elvan Altan, Pelin Yonca Arslan, Gizem Sivri, Lale Özgenel ve Tansel Korkmaz Bilgin.

Kolektif — Tarih ve Mimarlık
Derleyen: Celal Abdi Güzer • Fol Kitap
Mimarlık • 272 sayfa • 2026

Uğur Tanyeli – Gerilimli Değişim (2025)

Uğur Tanyeli’nin ‘Gerilimli Değişim: Türkiye’de Modernlik, Mimarlık ve Siyasal İktidar’ adlı kitabı, Türkiye’de modernleşmenin mimarlık üzerinden nasıl okunabileceğini sorgulayan eleştirel bir düşünce denemesi. Tanyeli, toplumsal ve kültürel dönüşümlerin her zaman bir gerilim alanı yarattığını, bu gerilimin de özellikle mimarlıkta görünür hale geldiğini öne sürüyor. Mimarlık, yalnızca yapılar üretmez; aynı zamanda değişimle baş etmenin, yeniyi olağanlaştırmanın, toplumsal kaygıyı yatıştırmanın bir aracıdır. Ancak Türkiye’de bu aracın sorumluluğu neredeyse bütünüyle devlete yüklenmiştir.

Tanyeli, mimarlığın modernleşme sürecindeki rolünü devlet merkezli düşünme alışkanlığına indirgemeyi “naif bir ideolojik saplantı” olarak tanımlar. Ona göre, toplumsal değişimi yönlendiren tek fail siyasal iktidar değildir; mimarlar, kullanıcılar, kentliler ve kültürel aktörler de bu sürecin etkin öznesidir. Türkiye’deki mimarlık tarihinin, devletin “ufuk açıcı” gücüyle açıklanması, toplumun dinamik çeşitliliğini perdeleyen bir yanılsamadır. Kitap, bu yanılsamayı kırmak için mimarlığı devletin değil, toplumun ürettiği bir anlamlar alanı olarak yeniden konumlandırır.

Tanyeli, modernliğin Türkiye’deki seyrini “gerilimli değişim” kavramıyla açıklar: değişim kaçınılmazdır ama hiçbir zaman pürüzsüz değildir. Her yenilik, yerleşik olanla çatışır; her dönüşüm, eskiyle yeni arasında bir çekişme yaratır. Bu çatışma, mimarlıkta yalnız biçimlerde değil, düşünme biçimlerinde ve mesleki kimliklerde de kendini gösterir.

‘Gerilimli Değişim’, mimarlığı yalnızca teknik bir üretim değil, toplumsal bir düşünme pratiği olarak yeniden tanımlıyor. Devletin gölgesinden çıkarak, Türkiye’nin modernleşme hikâyesini farklı aktörlerin elinde şekillenen bir ortak tarih olarak okumaya davet ediyor.

  • Künye: Uğur Tanyeli – Gerilimli Değişim: Türkiye’de Modernlik, Mimarlık ve Siyasal İktidar, Metis Yayınları, mimari, 360 sayfa, 2025

Uğur Tanyeli – Rüya, İnşa, İtiraz (2022)

Kültürel meseleleri dert edinen ‘Rüya, İnşa, İtiraz’, başta mimarlık olmak üzere, tüm kültürel pratiklere yöneltilmiş sağlam bir sorgulama.

Uğur Tanyeli, kentsel ölçekten nesnelere dek uzanan kapsamda, çevremize ve tasarıma yeni pencereden bakmamızı sağlıyor.

‘Rüya, İnşa, İtiraz’ ismi, kitabın amacının ne olduğunu ve içinde nelerden söz edildiğini açık biçimde özetliyor.

Hatta güncel mimarlık düşüncesi ortamına ve onun işleme mekanizmasına bir teşhis koyuyor.

Şöyle ki, önce, mimari bilgilenme süreci burada ‘rüya’ metaforuyla özetlenen bir otomatizmle yaşanır.

Mimarlık adına bilinegelenler çoğu zaman farkına bile varılmaksızın öğrenilir.

Ardından ‘inşa’ metaforuyla anlatılan öğrenilenleri içselleştirme ve uygulama sürecinden geçilir.

Onu izleyen ‘düşyıkımı’ rüyaların rüya, bilinenlerinse feda edilebilir olduğunu fark etmek anlamına gelir.

Onlardan vazgeçebilme fırsatlarının bulunduğu böyle bir farkındalıkla kavranır.

Son aşamaysa asıl verimli düşünsel imkânların yaratılacağı bir ‘itiraz’ etme ve o sayede yeni tasarımsal, kuramsal ve inşai imkânları ortaya koyma evresidir.

En azından öyle olması umulur ya da öyle bir olasılık vardır.

Çünkü düşünmek demek, öğrenilenlerle sonradan gözlemlenenler arasında çelişmeler ve onlardan doğan gerilimler üretmek demek.

Dolayısıyla, okuyanın bildiği ve inandığı konulardan konuşurken, bilinegelenlerin gerçeğin ta kendisi olduğu konusunda kuşku uyandırabiliyorsa, bu kitabın bir işe yaraması mümkündür.

  • Künye: Uğur Tanyeli – Rüya, İnşa, İtiraz: Mimari Eleştiri Metinleri, Fol Kitap, mimari, 536 sayfa, 2022

Uğur Tanyeli – Toplumsal Hafıza, Mimarlık, Tarih ve Kuram (2022)

 

‘Toplumsal Hafıza, Mimarlık, Tarih ve Kuram’, Türkiye’nin önde gelen mimarlık tarihçilerinden Uğur Tanyeli ile Erhan Berat Fındıklı’nın gerçekleştirdiği bir nehir söyleşi.

Tanyeli ve Fındıklı’nın diyaloğu, bir yandan Tanyeli’nin akademisyen, yazar, tarihçi, yayın yönetmeni ve küratör olarak uzun yıllara dayanan kariyerinin yaşamöyküsel boyutunu ele alırken, bir yandan da Türkiye’de sanat ve mimarlık tarihinin 20. yüzyılın başından günümüze uzanan macerasını irdeliyor.

Türkiye’deki mimarlık üretimi, kuramı, eleştirisi, tarihi, eğitimi ve piyasasının oluşum ve işleyiş süreçlerini şekillendiren tarihsel, kültürel, siyasi, ekonomik, toplumsal ve sosyo-psişik koşulların şaşırtıcı bir zihinsel berraklıkla ele alındığı söyleşi, giderek derinleşerek, tarihsel deneyimi bugünle buluşturarak, en geniş anlamda kültür dünyamızın sorunlarını, kodlarını, alışkanlıklarını, tabularını, açmazlarını, klişelerini çözümleyen yeni bir mimarlık ve kültür sosyolojisi yaklaşımını örneklendiriyor.

Tanyeli yeri geldiğinde bir ayrıntının, polemiğin, anekdotun, anının izini sürerek veya yeniden inşa ederek, mimarlığın eski-yeni aktörlerinden star mimarlara, akademinin bilinmeyen içyüzünden inşaat sektöründeki gelişmelere varana dek pek çok konuda yorumlar, açımlamalar getirirken, zihinsel kodlarımıza; bir metni, bir mekânı, bir yapıyı okuma ve anlamlandırma biçimimizi belirleyen toplumsallık, kimlik ve temsil çoğulluğuna yönelik son derece önemli tespitlerde bulunuyor.

‘Toplumsal Hafıza, Mimarlık, Tarih ve Kuram’, Türkiye’nin mimarlık, kültür ve sanat ortamına ilişkin yeni düşünsel gerilim alanları yaratan, disiplinlerarası bir bakış açısı sunan, yeni sorular, sorunsallar, araştırma alanları öneren, çok tartışılacak bir kitap.

  • Künye: Uğur Tanyeli – Toplumsal Hafıza, Mimarlık, Tarih ve Kuram (Uğur Tanyeli ile Söyleşi), söyleşi: Erhan Berat Fındıklı, Sel Yayıncılık, mimari, 2022

Uğur Tanyeli – Korku Metropolü İstanbul (2022)

İstanbul neden bu kadar tekinsiz?

Ve günden güne neden daha da korkutucu bir şehir haline geliyor?

Mekânlar sadece taşla, betonla, demirle varedilmez.

Korkular başta olmak üzere psikososyal haller de mekân kurucudur.

Genelde metropoller, özelde İstanbul korku ortamlarıdır ve bu anlamda korku kişisel değil toplumsal bir kaygıdır.

Öyleyse mekânın toplumsallığından ve zorunlu olarak da siyasallığından konuşmak gerekir.

Mekânda korkulur, mekândan korkulur.

Mekânda sıkılınır, mekândan sıkılınır.

Bu haller de mekânda dışavurulur.

Mekânı korkutmayacak hale getirmek için düşsel ve gerçek otoriteler tesis edilir.

Dolayısıyla aşınmayacak kadar sıkı bir güvenlik düzeni arzulanır, bir disiplin rejimi inşa etmek için uğraşılır.

İstanbullular en azından 18. yüzyıldan başlayarak korkmak için hiçbir fırsatı kaçırmamış gibidirler.

Kadın toplumsal kimliğindeki değişimlerden, otoritelerin protesto edilmesinden, kadın erkek mesire yerlerinde özgürce dolaşmaktan, kentteki yer ve sokak adlarından, kentsel ortamın çirkinleşmesinden, kente yeni göçmenlerin gelişinden, ötekileştirilen eski yeni her güç odağından, örneğin Bizans’tan, Batı’dan, hatta doğadan ve tarih yazmaktan korkulur.

Hepsinin ardında da toplumsal “porozite korkusu” yatar.

Kişilerin kentsel konum ve statülerini değiştirmelerinden, insanların ait oldukları yer ve toplumsallıklara sabitlenmeyip özgürleşmelerinden, öznelerin daha önce deneyimlemedikleri sulara, enginlere açılmasından endişe edilir.

Korkularla paralize olunur; okurken size de çok tanıdık gelecek birçok ketlenme böyle oluşur.

Bu kitap, iki yüzyıldır kılıktan kılığa girerek metropoliten mekânı tanımlamayı hâlâ sürdüren bir psikososyal ortamda nasıl bir “korkular imparatorluğu” inşa edildiğini tartışıyor.

  • Künye: Uğur Tanyeli – Korku Metropolü İstanbul: 18. Yüzyıldan Bugüne, Metis Yayınları, kent çalışmaları, 432 sayfa, 2022

Kolektif – Ağırlık ve Ölçü Sanatı (2022)

‘Ağırlık ve Ölçü Sanatı’ kataloğu, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu’ndan yapılan bir seçki ve metinlerle, MÖ 2. bin yıldan günümüze uzanan geniş zaman diliminde Anadolu ve bağlantılı coğrafyalarda kullanılan ağırlık ve ölçü aletleri etrafında şekillenen ekonomiyi, kültürü, kültürlerarası sistem ilişkilerini, toplumsal güven dinamiklerini ve birimlerin standartlaşmasının yolculuğunu, uygarlıkların, tanrıların, tüccarların, usta ve çırakların gözünden keşfetmeyi amaçlıyor, dönüşümlerin ve sürekliliklerin incelenmesine olanak veriyor.

500’den fazla eserin görselini içeren kataloğa, Oğuz Tekin’in “Tarih Boyunca Terazi ve Terazi Ağırlıklarına Genel Bir Bakış”, Charles Doyen’ın “Astragalus Biçimli Roma Ağırlıkları”, Brigitte Pitarakis’in “Bizans’ta Ağırlık Ölçme Sanatı” ve “Bir 19. Yüzyıl Kâğıt İkonasındaki Adalet Terazisi” ve Uğur Tanyeli’nin “Osmanlı Topoğrafya Teknolojisi ve Havayi Terazi (16.-18. yüzyıl)” adlı makaleleri eşlik ediyor.

  • Künye: Kolektif – Ağırlık ve Ölçü Sanatı, Pera Müzesi Yayınları, inceleme, 183 sayfa, 2022

Uğur Tanyeli – Mimar Sinan (2020)

Popüler kültürde Mimar Sinan imgesinin nasıl inşa edildiği üzerine harikulade bir çalışma.

Uğur Tanyeli, şu ana kadar yazılmış Sinan ve Sinan çağı mimarisi tarihlerini de kapsamlı bir bakışla tartışmaya açıyor.

Onaltıncı yüzyıl Osmanlı mimarlığını Sinan’ın eserleri bağlamında tartışmaya açarak başlayan kitap, devamında da,

  • Onaltıncı yüzyılda mekânın matematiksel ve resimsel kavranışı,
  • Sinan mimarlığının sosyoekonomik dinamikler,
  • Osmanlı düşünce geleneklerinde mimarlığın yeri,
  • Özgün otobiyografik metinlerinde Sinan ve mimarlığının nasıl tasvir edildiği,
  • Antikite’nin mirasının Sinan’ın mimarlığı üzerindeki etkileri,
  • Edirne Selimiye Külliyesi örneğinde Sinan’ın çalışmalarında yapım sürecinin nasıl işlediği,
  • Şii-Sünni rekabetinin mimarlığa yansımaları,
  • Ve bunun gibi dikkat çekici konuları ele alıyor.

Sinan’ı ele alırken, onu mümkün mertebe kutsallaştırmamaya özen gösteren çalışmanın ikinci kısmındaysa, Türkiye’de Sinan’ın bir kültür kahramanı olarak nasıl inşa edildiği sorunsallaştırılıyor.

Tanyeli bu kısımda da, yenilmişlik psikozu ile Sinan imgesi arasındaki ilişkiyi, Sinan’ın 16. yüzyılın olağan toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel gerçekleri bağlamında görmekten kaçınan popüler damarın neden var olduğunu tartışıyor.

  • Künye: Uğur Tanyeli – Mimar Sinan: Tarihsel ve Muhayyel, Metis Yayınları, mimari, 544 sayfa, 2020

Kolektif – “Sıkıntı Var” (2020)

Sıkıntı bizi her yere götürebilir.

Tümüyle içimize de kapanabilir, devrimci de olabiliriz.

Öte yandan sıkıntı, her coğrafyada kendine özgü şekillerde sirayet eder.

İşte elimizdeki bu zengin derleme de sıkıntıyı mekân/zaman, siyaset, edebiyat ve sinema bağlamında ele alıyor.

Sıkıntıya odaklanmanın bu coğrafyada bizi nerelere götürebileceği konusunda çok ilginç sonuçlar barındıran kitap, özellikle sıkıntının toplumsallığı ve sıkıntının potansiyeli üzerine bizi düşündürmesiyle önemli.

Sıkıntının Türkiye’ye özgü veçheleri, mekânları, zamansallığı ve öznelik biçimlerini ayrıntılı bir biçimde ortaya koyan çalışma, Türkiye bağlamında, taşra sıkıntısından sıkıntı hashtag’ine giden süreçlerin bize ne anlattığını, sıkıntı kavramının, bu coğrafyada hem tarihsel olarak hem de bugünün koordinatları içindeki anlam arayışlarını, sıkıntının toplumsal hareketler, gündelik hayat ve kültürel pratikler hakkında bize ne söyleyebileceğini irdeliyor.

Sıkıntının temelde bir anlam krizine işaret ettiğinden yola çıkan çalışma, sıkıntı mekânlarına ve onun zamanla ilişkisine, bir estetik kategori olarak kullanımına, siyasette uç verdiği anlara, edebiyat ve sinemadaki temsillerine ve ona karşı sunulan panzehirlere yakından bakmak için çok iyi fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Aylin Kuryel, Senem Aytaç, Barış Bıçakçı, Sevinç Çalhanoğlu, Ayşe Çavdar, Begüm Özden Fırat, Emre Tansu Keten, Orhan Koçak, Beno Kuryel, Efe Murad, Pınar Öğünç, Osman Özarslan, Necati Sönmez, Asuman Susam, Uğur Tanyeli, Mehmet Fatih Uslu, Sezen Ünlüönen, Nalan Yırtmaç ve Fırat Yücel.

Künye: Kolektif – “Sıkıntı Var”: Sıkıntı Üzerine Denemeler, derleyen: Aylin Kuryel, İletişim Yayınları, inceleme, 398 sayfa, 2020

Kolektif – İstanbullaşmak (2009)

‘İstanbullaşmak’, birçok yazarın İstanbul’u 152 farklı madde üzerinden ele aldığı bir kitap.

Editörler tarafından saptanmış bir dizi başlığın yüzden fazla kişiye yazma teklifiyle sunulması yöntemiyle ortaya konan kitap, bugünkü İstanbul’la simgelenen bir dizi tartışmaya ve sorunsala odaklanıyor.

Dolayısıyla bu bakış açısından hareket eden kitap, kente dair bilinen yargılar ve tanımlamalardan çok, yeni bir bakış açısı ve yorumlama geliştirmeyi amaçlıyor.

Kentsel gerçekliklerin, bireysel biçimde deneyimlenmekten çok hazır bulunan söylemlerle yeniden üretilmesiyle düşünülüp konuşulduğunu söyleyen editörler, kitabın amacının da bu söylemleri yapıbozuma uğratmak olduğunu belirtiyor.

Çalışma böylece, okuru, İstanbul’un bildik, yaygın söylemlerde hiç dile getirilmeyen yönlerini keşfetmeye davet ediyor.

  • Künye: Kolektif – İstanbullaşmak: Olgular, Sorunsallar, Metaforlar, editör: Pelin Derviş, Bülent Tanju ve Uğur Tanyeli, Garanti Galeri Yayınları, şehir, 362 sayfa