Nancy J. Chodorow – Kadınlıklar, Erkeklikler, Cinsellikler (2024)

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un insan ruhunun derinliklerine indiği çalışmaları ve ulaştığı sonuçlar, bir yüzyıl sonra bile düşünürleri büyülemeye, tahrik etmeye ve harekete geçirmeye devam ediyor.

Kimileri onu bilinçdışının gizli dinamiklerini gün ışığına çıkardığı için övüp yaptığı keşiflerin, çağdaşlarının fizik alanında geliştirdiği atom kuramı veya görelilik kuramı kadar önemli olduğunu düşünüyor.

Kimileriyse onu bir fırsatçı olarak görüp kuramlarını muğlak, klinik tekniklerini ise zararlı olmakla itham ediyor.

Özellikle de çalışmalarının toplumsal cinsiyet hakkındaki önyargılarla malul olduğundan yakınılıyor.

O hâlde Freud’un fikirleri ve psikanaliz neden tarihin tozlu sayfalarında yerini almaya direnip hâlâ bu denli ilgi çekmeye devam ediyor?

Psikanalitik feminizmin en etkili isimlerinden biri olan Nancy J. Chodorow, ‘Kadınlıklar, Erkeklikler, Cinsellikler’de işte bu soruya bir yanıt arıyor.

Toplumsal cinsiyet, cinsellik ve psikanalizin iç içe geçtiği noktalarda psikanalitik teorinin cinsellik ve bireysel farklılıkları nasıl ele aldığını sorgularken, heteroseksüelliğin, kadınlığın ve erkekliğin normatif statüsüne dair cesur ve kışkırtıcı sorular soruyor.

  • Künye: Nancy J. Chodorow – Kadınlıklar, Erkeklikler, Cinsellikler: Freud ve Ötesi, çeviren: Asena Pala, Fol Kitap, psikoloji, 144 sayfa, 2024

Rebecca Bryant, Daniel M. Knight – Geleceğin Antropolojisi (2024)

İnsanı insan yapan niteliklerin başında kuşatıcı ve keskin bir zaman bilincinin geldiği fikri öteden beri felsefede, dinlerde ve mitolojilerde önemli bir yer tutuyor.

Hatta insanı geçmiş, şimdi ve gelecek arasında bir köprü, bir düğüm noktası olarak görmek, sayısız kültürde insanın kendine ve dünyaya bakışının önemli bir parçasını oluşturageldi.

Böyle olmasına rağmen sosyal bilimlerin ve özellikle de insanı konu edindiğini iddia edegelmiş antropolojinin geçmişe ve şimdiye odaklanarak geleceği büyük ölçüde ihmâl ettiği, hatta bu ihmalin antropolojinin geleceğini de kuşkulu hâle getirdiği yönünde eleştiriler bir süredir daha yüksek sesle dillendiriliyor.

Bu kitap, insanı ve kültürleri anlamada geleceğin ve gelecek bilincinin oynadığı role odaklanıyor.

Aristoteles ve Augustinus’tan Husserl, Heidegger, Ricoeur, ve Schatzki’ye kadar uzanan bir düşünce geleneğinin ışığında, geleceğin bizim için hazırladıklarını ve bizim geleceğe hazırlanma tarzlarımızı ortaya koyarak, geleceği antropolojiye dâhil etmenin ve antropolojiyi geleceğe taşımanın koşullarını belirlemeyi amaçlıyor.

İnsanı gündelik pratikleri içinde gelecekle, henüz olmamış olanla, “olandan başka”yla kurduğu ilişki üzerinden ele almanın, “yeni” ve geleceğe miras bırakılabilecek bir sosyal antropoloji geliştirmenin olanağını araştırıyor.

  • Künye: Rebecca Bryant, Daniel M. Knight – Geleceğin Antropolojisi: Felsefi Bir Soruşturma, çeviren: Asena Pala, Fol Kitap, antropoloji, 264 sayfa, 2024

Anne Fausto-Sterling – Toplumsal Dünyada Biyoloji (2023)

Cinsiyet, çağımızın en revaçta ve tartışmalı konularından biri hâline geldi.

Filmlerde, kitaplarda, gazetelerde gündemi kolaylıkla belirleyebiliyor, toplumsal adalet arayışının merkezinde yer alabildiği gibi, kişisel korkuların ve insanlığın geleceğine ilişkin kaygıların nesnesi bile olabiliyor.

Cinsiyete dair öğrendiğimiz her yeni bilgi, bize onun hakkında ne kadar az şey bildiğimizi gösteriyor ve cinsiyeti bir bilmece hâline getiriyor.

Peki, bütün bu kafa karışıklığının ortasında bilim bu konuda bize ne söylüyor?

  • Cinsiyet doğuştan mı geliyor, yoksa sonradan mı ediniliyor?
  • Kız ve oğlan bebekleri birbirinden ayırmak gerçekten güç mü?
  • Erkekler ile kadınların ilgileri ve yetenekleri doğuştan farklı mı?
  • Erkekler ile kadınların spor müsabakalarında karşı karşıya gelmeleri adil mi?
  • Hukukta ikiden fazla cinsiyete yer var mı?
  • Beynin cinsiyeti olur mu?
  • Cinsiyetin akıbeti ne olacak?

Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet tartışmalarının en önde gelen isimlerinden biyolog Anne Fausto-Sterling, bu kitapta cinsiyetin biyolojik hikâyesini en başından alarak anlatıyor.

Yumurta ve spermden yetişkinliğe kadar cinsiyetin ve cinselliğin adım adım nasıl geliştiğini, hangi noktalarda rayından çıkabildiğini, insan gelişiminde toplum ile doğa arasındaki hassas dengenin nasıl ortaya çıktığını gözler önüne seriyor.

Ezber bozan bir bakışla hücrelerden balıklara, sürüngenler, kuşlar ve primatlardan insanlara uzanan tuhaf ve eğlenceli örneklerle cinsiyetin ve cinsel davranışın afallatıcı çeşitliliğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Anne Fausto-Sterling – Toplumsal Dünyada Biyoloji: Cinsiyet Bilmecesi ve Bilimi, çeviren: Asena Pala, Fol Kitap, bilim, 184 sayfa, 2023

Rob Boddice – Duygular Tarihi (2023)

Tarihçiler bir süredir, insanların duygularının ve duygularını ifade etme biçimlerinin geçmiş olayların gidişatında oynadığı rolün üzerine daha fazla eğilmeye başladılar.

Duyguların tarihe yön verebileceği fikri yeni değilse de duyguların evrensel değil tarihsel olabileceği fikri, geçmişi anlama çabasının önüne yeni sorunlar çıkardı; tarihyazımı için yepyeni olanaklar, fırsatlar ve konular da sundu.

Rob Boddice, bu kitapta, hızla gelişen ve her geçen gün daha fazla ilgi gören duygular tarihinin kavramlarını, teorilerini, yöntemlerini, başarılarını, sorunlarını ve geleceğini masaya yatırıyor.

Duygular tarihinin antropoloji, psikoloji, felsefe ve nörobilimle kurduğu ilişkilerin bir haritasını çıkarıyor.

Tarihyazımının bu güncel ve gelecek vaat eden dalının, disiplinin temel varsayımlarıyla nasıl hesaplaştığını, başka alanlarla kurduğu köprüler aracılığıyla geçmişe bakmanın güncel ve daha farklı bir yolunu nasıl sunduğunu ortaya koyuyor.

Tarih disiplininin hem içinden hem de dışından duygular tarihine yöneltilen eleştirilere bir yanıt veriyor.

Bu yeni alanın, insan beyninin işleyişine, bilişsel faaliyetlere ve genel olarak insan deneyimine ilişkin anlayışımızı zenginleştirmenin bir yolunu sunduğunu da gösteriyor.

  • Künye: Rob Boddice – Duygular Tarihi, çeviren: Asena Pala, Fol Kitap, tarih, 312 sayfa, 2023

Marshall Sahlins – Akrabalık Nedir, Ne Değildir? (2015)

Akrabalığın özgül niteliğinin “müşterek varoluş” olduğunu iddia eden Marshall Sahlins’, bu olgunun biyolojiden ziyade kültürün alanına girdiğini belirtiyor.

Tezini zengin antropolojik verilerle harmanlayan yazar, akrabaların, duygusal ve simgesel olarak birbirlerinin hayatlarını yaşayan ve birbirlerinin ölümüyle ölen insanlardan oluştuğunu savunuyor.

  • Künye: Marshall Sahlins – Akrabalık Nedir, Ne Değildir?, çeviren: Asena Pala, Dipnot Yayınları