Zygmunt Bauman – Özgürlük (2015)

Eğer toplumun her bir bireyi eşsizse ve özgür iradesini kullanarak kendi amaçlarının peşinde koşuyorsa, düzene uygunluk nereden geliyor?

Bu kitap, Zygmunt Bauman’ın, özgürlüğü felsefi veya politik bir kavram olarak tanımlamak yerine, onu toplumsal bir ilişki biçimi olarak tartışma girişimi.

Bauman, özgür bireyin, insanoğlunun evrensel bir durumu olmaktan çok uzak olduğunu, özgür bireyin tarihsel ve toplumsal bir yaratım olduğunu savunuyor.

Bu bağlamda, modern toplumun çağdaş tüketici evresinde, toplum üyelerinin çoğunluğunu hedef alan “baskılama”nın yerini günümüzde “baştan çıkarma”nın aldığı, Bauman’ın temel önermesi olarak karşımıza çıkıyor.

Kitapta, toplumsal bir ilişki olarak özgürlük olgusundan özgürlüğün getiri ve bedellerine ve özgürlüğün geleceğine birçok konu tartışılıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

Özgür irade varsayımı toplumsal düzeni bir bilmeceye çevirmiştir. Sosyologlar da tıpkı sıradan insanlar gibi etraflarına baktıklarında insan davranışının her nasılsa düzenli, bir deseni takip eder ve genellikle tahmin edilebilir olduğunu ve bir bütün olarak toplumda düzene uygunluk gösterdiğini fark etmeden geçememiştir.

Tarihsel ve antropolojik çalışmalar, bizim bu ‘doğal’ özgür bireyimizin oldukça nadir bir tür ve yerel bir olgu olduğunu destekleyen kanıtlar sunmaya devam ediyor. Onu var etmek için birbirine bağlı çok özel bir dizi şart gerekli ve o yalnızca bu şartların sürmesi koşuluyla hayatta kalabilir.

İnsan türünün tarihinde, özgürlüğün evrensel bir insan durumu olarak belirecek kadar yaygın olmasının, modernite ve kapitalizmin ilerleyişiyle yakından bağlantılı göreceli bir yenilik olduğunu göreceğiz. Aynı zamanda özgürlüğün, ancak kapitalist toplumun hayat şartlarıyla ayrılmaz bir şekilde bağlanmış özel anlamı edindikten sonra evrensellik iddiasında bulunabildiğini ve ‘kişinin kendi kaderine hükmetmesi’ olgusunun bilhassa modern çağrışımının, ortaya çıktığı anda, modern zamanların en belirgin karakteristik özelliklerinden toplumsal düzenin yapaylığına dair kaygılarla yakından ilgili olduğunu göreceğiz.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Özgürlük, çeviren: Kübra Eren, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 144 sayfa, 2015

Kolektif – Modern Türkçe Şiir Antolojisi (2015)

İki cilt ve beş ana bölümde, 1920-2000 tarihleri arasında Türkçe şiirin serüveninde öne çıkmış şair ve akımlara yer veren kapsamlı bir antoloji.

Orhan Kahyaoğlu, 20. yüzyılın başlarıyla birlikte modern Türkçe şiirin bir değerlendirmesini yaptıktan sonra, 1920’den 2000’e uzanan süreçte Türkçe şiirin biçimleniş ve gelişimini kapsamlı şekilde irdeliyor.

  • Künye: Kolektif – Modern Türkçe Şiir Antolojisi, hazırlayan: Orhan Kahyaoğlu, Ayrıntı Yayınları

Adam Phillips – Öyle ve Böyle (2019)

Adam Phillips, çocuk psikoterapisti olarak uzun yıllardır çalışan, alanında tanınan isimlerden.

Phillips iyi bir doktor olduğu kadar iyi bir yazardır da.

Örneğin son kitabı ‘Öpüşme, Gıdıklanma ve Sıkılma Üzerine’, büyük övgüyle karşılanmıştı.

Phillips’in ‘Öyle ve Böyle’ adlı elimizdeki kitabı da, kendisinin hem bir uzman hem de bir insan olarak psikanalizin temel meseleleri hakkında aydınlatıcı ve keyifli denemelerini bir araya getiriyor.

Kitap, Phillips’in düşüncelerine ve özellikle de psikanalizin içinde bulunduğu duruma dair geniş bir perspektif sunmasıyla önem arz ediyor.

Phillips disiplinini, bir terapi olarak değil daha çok hayatla ve diğer insanlarla başa çıkabilme yöntemi olarak ele alıyor.

Kitapta sıkılmadan endişelenmeye, başarıdan nefrete, unutmanın faydalarından narsisizme, aileden mutluluğa, pek çok ilgi çekici konu ele alıyor.

Son olarak şunu da belirtelim ki, Phillips’in yazıları her ne kadar psikanalize içkin meselelere odaklansa da, psikanalizin kendisini de yeniden tartışmaya açmasıyla da çok önemli.

  • Künye: Adam Phillips – Öyle ve Böyle: Yeni ve Seçilmiş Denemeler, çeviren: İpek Şen, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 448 sayfa, 2019

Sohrâb Sepehrî – Sekiz Kitap (2015)

“Uzaklarda

Bir kuğu sıçramış apansız uykudan

Yıkıyor lâcivert tozu beyaz kanadından” – Ağartı (s. 22)

Şair ve ressam Sohrâb Sepehrî, modern İran şiirinde metafizik şiiri ve Uzakdoğu mistisizmini temsil eden öncü isimlerden.

Bu önemli derleme, ilki 1953, sonuncusu da 1977’de yayınlanmış, benzersiz bir lirizmle örülü Sepehrî’nin sekiz kitabı bulan bütün şiirlerini sunmakta.

Mehmet Kanar’ın usta işi çevirisiyle.

  • Künye: Sohrâb Sepehrî – Sekiz Kitap, çeviren: Mehmet Kanar, Ayrıntı Yayınları, şiir, 304 sayfa, 2015

Recep Memişoğlu – Kivamini Tutturamaduk (2019)

“Deniz her vuruşunda dalgalarını duvara

Aldı haykırışların bir parçasını da

Aldı götürdü

Yaydı Karadeniz’e”

Bu dizeler, kendisi de zamanında Karadeniz’de devrimci faaliyetler içinde yer almış İbrahim Karaca’ya ait.

Recep Memişoğlu’nun kaleme aldığı ‘Kivamini Tutturamaduk’ ise, Rize’deki 1980 öncesinde devrimci duygularla yola çıkmış gençlerin hikâyesini anlatıyor.

Recep Memişoğlu’nun devrimci mücadelesi, Pazar’da Halkevi yönetimine girmesiyle hareketlenir.

Memişoğlu bu dönemde Dev-Genç, Devrimci Yol ile militan düzeyde ilişki kurar.

1981 yılının Ocak ayında Çamlıhemşin Kale köyünden 10 yoldaşıyla birlikte yakalanır.

Örgüt üyeliğinden 15 yıl ceza alan Memişoğlu, normal hayatına ancak 1988’de başladı.

İşte Memişoğlu’nun elimizdeki anıları, bu inişli çıkışlı olayların kapsamlı bir dökümünü sunuyor.

Kitap, Rize bağlamında Karadeniz’de devrimci mücadelenin ilgi çekici bir fotoğrafını çekmesiyle büyük öneme haiz.

Memişoğlu anlatımını, mücadeleye katılmış sıra dışı insanların hikâyeleri ve bu süreçte yaşanan ilginç olaylarla harmanlamış.

Rize’nin devrimci geçmişini aydınlatan bu tanıklık, Rize başta olmak üzere Karadeniz’e bambaşka bir çerçeveden bakmak için çok iyi bir fırsat.

  • Künye: Recep Memişoğlu – Kivamini Tutturamaduk, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 176 sayfa, 2019

Abram de Swaan – Kitle Katliamları (2019)

Abram de Swaan’ın bu derinlikli kitabının konusu, kitlesel imha eylemlerinin insanlığa ve uygarlığa dair bize neler söyleyebileceğidir.

Swaan burada, katillerin ve kurbanların doğrudan karşı karşıya geldikleri, yakın mesafeden yapılan, büyük çaplı, orantısız şiddet eylemlerinin mevcut nefreti, korkuları ve öfkeyi artırarak nasıl daha fazla şiddete yol açtığını irdeliyor.

Kitapta işlenen yaklaşık yirmi katliamdan bazıları şöyle:

  • Belçika’nın Kongo’da 2 milyon sivilin hayatına mal olan katliamı,
  • Japon işgalcilerin Nanking katliamında yüz binlerce Çinliyi yok edişi,
  • Nazilerin 6 milyon Yahudiyi katledişi,
  • Endonezya’daki askeri darbenin ardından yaklaşık 1 milyon komünistin öldürülmesi,
  • Pakistan ordusunun 1 milyon Bangladeşliyi katletmesi,
  • yüzyılın sonunda Sırp birliklerinin binlerce Boşnak Müslümanı katletmesi,
  • 1995 yılında Ruanda’da Hutu Gücü hareketinin neredeyse 1 milyon Tutsi ve Hutu’yu katletmesi…

Swaan böylesi korkunç katliamları inceliyor, bu cinai cinnetlerin hangi koşullar altında patlak verdiğini ve en önemlisi de sıradan bireylerin bu vakalarda yer almak için sonunda nasıl birer gönüllüye dönüştüklerini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Abram de Swaan – Kitle Katliamları: Cinai Bölmeler, çeviren: Mine Karataş, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 336 sayfa, 2019

John Urry – Mekânları Tüketmek (2018)

Sosyoloji profesörü John Urry’nin bundan tam yirmi yıl önce Türkçeye çevrilmiş bu çalışması, kente bakışımıza yeni bir boyut kazandıran, kent sosyolojisi alanında güncelliğini bugün de koruyan eserlerden.

Kitap şimdi, nihayet yeni bir baskıyla raflardaki yerini aldı.

Urry burada, sanayileşmeyle birlikte kentlerde gelişen doğadan kopuk yeni yaşam tarzının izini sürüyor ve bu tarzın hem kentsel alanda ve banliyölerde hem de kırsal alanda yarattığı muazzam değişimi gözler önüne seriyor.

Urry bunu yaparken, ortaya dört tez koyuyor.

Bunlar, özetle şöyle:

  • Yerler artan bir biçimde, malların ve hizmetlerin karşılaştırıldığı, değerlendirildiği, satın alındığı ve kullanıldığı tüketim merkezleri olarak yeniden yapılandırılmaktadır.
  • Yerlerin kendileri bir anlamda, özellikle görsel açıdan tüketilmektedir. Burada önemli olan, hem ziyaretçiler hem de yerel insanlara yönelik çeşitli tüketici hizmetlerinin sağlanmasıdır.
  • Yerler kelimenin gerçek anlamında tüketilebilmektedir; insanların bir yere ilişkin anlamlı buldukları şey (endüstri, tarih, binalar, yazın, çevre) zaman içinde kullanılarak azalmakta, bitirilmekte veya tüketilmektedir.
  • Yerelliklerin bazı kimlikleri tüketmesi de olasıdır; sonuçta böylesi yerler, gerçekten de neredeyse her şeyin tüketildiği yerlere dönüşürler. Bu tüketim ziyaretçiler veya yerel insanlar ya da her ikisi açısından da geçerli olabilir.

Ayrıca yerin değişen çözümlemesiyle, özellikle 1970’lerin sonu ve 1980’lerde ekonomik açıdan neredeyse her yerin olağanüstü dönüşümüyle de ilgilenen Urry, görsel açıdan yer tüketimi üzerinde de duruyor; mal ve hizmet tüketimi çözümlemesindeki kimi nosyonlarla yer tüketimini birleştiriyor.

  • Künye: John Urry – Mekânları Tüketmek, çeviri: Rahmi G. Öğdül, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 384 sayfa, 2018

 

Vedat Türkali – Özgürlük İçin Kürt Yazıları 1 (2018)

Türkiye’de gerçek anlamda aydın olabilmenin ölçütü, kendini aydın olarak tanımlayan kişinin öncelikle Kürt sorunu başta olmak üzere ülkenin demokratikleşme alanındaki sorunları üzerine kafa yorması, bu konuda bir-iki kelam edebilmesidir.

29 Ağustos 2016’da aramızdan ayrılan Vedat Türkali de, ülkenin farklı sorunları hakkında sözünü sakınmamış gerçek aydınlarımızdandır ve bunun en iyi örneği de, yazarın Kürt sorunuyla ilgili iki cilde yayılan bu oylumlu yazılarıdır.

Türkali burada, Kürt sorununu kendi başına bir olgu olarak değil, bilakis bu ülkenin bütün vatandaşlarını birebir etkileyecek güçte, ülkenin demokrasi macerasıyla iç içe geçmiş bir sorun olarak irdeliyor.

Kitaptan iki alıntı:

“İktidarı elinde tutanlarca devlet, baskı aracı niteliğiyle, bireylere karşı suç işlemeye yönelik bir kuruma kolayca dönüştürülebilmektedir. Halkların kendi haklarını savunma bilincinde olmaları bu yüzden zorunludur. Bu çatışmada ülke aydınlarının devletin baskıcı tutumuna karşı halklarının yanında yer almaları aydın olmanın ölçütü sayılmıştır.”

“Biz Türkler de başka bir ulusu baskı altında tutan ulus olarak demokrasiye, özgürlüğe hep özlemle bakakalmışızdır. Denebilir ki Kürt sorunu çözümlenmediği için ülkemizde demokrasi sorunu çözümlenememiştir. Demokrasi sorunu çözümlenmeden de Kürt sorunu çözümlenemez.”

  • Künye: Vedat Türkali – Özgürlük İçin Kürt Yazıları 1, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2018

Martin Cohen – Felsefi Masallar (2018)

Felsefe, etik ve eğitim konusunda uzmanlaşmış Martin Cohen’in bu dikkat çekici çalışmasının alt başlığı, ‘Felsefenin Gerçek Hikâyesini Oluşturan Karakterleri, Entrikaları ve Gizli Sahneleri Ortaya Koyan Alternatif Bir Tarih’.

Cohen burada, en ünlü ve en ilginç felsefi masalların ve bu masallardaki anlatıların arka planlarını kısaca anlatıyor, ardından orada rol almış karakterleri değerlendiriyor.

Cohen bunu yaparken de, filozoflar ve düşünce okullarını dikkate alıyor ve böylece filozoflar ve felsefe fikirleri için sağlam bir temel sunuyor.

Kitap antik felsefeden başlıyor, ortaçağ felsefesine uzanıyor ve oradan da modern felsefe, Aydınlanma felsefesi, idealistler, romantikler ve günümüz felsefesine uzanıyor.

Kahramanlarının doğaüstü varlıklar yahut kralından köylüsüne insanlar yerine filozoflar olduğu, ayrıca bu filozoflar üzerinden felsefi sistemlerin ayrıntılı bir şekilde açıklandığı özgün bir kitap arayanlar, kaçırmasın.

  • Künye: Martin Cohen – Felsefi Masallar: Felsefenin Gerçek Hikâyesini Oluşturan Karakterleri, Entrikaları ve Gizli Sahneleri Ortaya Koyan Alternatif Bir Tarih, çeviren: Selin Aktuyun ve Mustafa Yalçınkaya, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 352 sayfa, 2018

Malcolm Cameron Lyons ve D.E.P. Jackson – Selahattin Eyyubi (2018)

İkisi de Arap tarihi konusunda önde gelen otoritelerden olan Malcolm Cameron Lyons ve D.E.P. Jackson’dan efsanesinden arındırılmış, gerçekçi bir Selahattin Eyyübi biyografisi.

Kitap, o dönemin kaynakları üzerinde yoğunlaşması, özellikle de o döneme ait diplomatik ve şahsi yazışmaları bir araya getirmesiyle bilhassa dikkat çekiyor diyebiliriz.

Çalışma, Selahattin Eyyübi’nin ilk maceralarından başlayarak Mısır’da iktidara gelişine, III. Haçlı Seferi’nden Halep’in alınışına ve Akka’nın düşüşüne birçok olaya uzanıyor.

Selahattin Eyyübi, Arap-İslam dünyasında haklı bir üne sahiptir: O Haçlıları bozguna uğratan, Latin Krallığı’nı yıkan, Kudüs’teki mabetleri yeniden ayağa kaldıran bir lider olarak imkânsızı başarmıştır.

Öte yandan, Selahattin Eyyübi’nin kimi Müslüman çağdaşları, kendisi hakkında farklı, hatta tersi yönde fikirlere sahiptir.

Onlara göre Selahattin Eyyübi, kendisi ve ailesi adına güç kazanmak amacıyla İslam’ı manipüle etmiş, kendi yerini sağlamlaştırdıktan sonra hiçbir anlamı olmayan maceralara girişmiş, Frenk devletinin saldırıları karşısında ağır bir yükün altında kalmış, yoksul ve güçsüz bir Müslüman imparatorluğu bırakmıştır.

İşte bu kitap, Selahattin Eyyübi’nin gerçekçi bir portresini çizerken, aynı zamanda kendisi hakkındaki bu iki farklı görüşü de tarihsel şartları içinde tartışıyor.

  • Künye: Malcolm Cameron Lyons ve D.E.P. Jackson – Selahattin Eyyubi: Din Savaşları Siyaseti, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 480 sayfa, 2018