Mehmet Ali Kucur — “Hanımlara Piliz, Beylere Dikiz!” (2026)

Mehmet Ali Kucur’un bu kitabı, İstanbul’un özellikle Kurtuluş ve Beyoğlu hattında şekillenen gündelik hayatını, seyyar bir yaşamın içinden anlatan harikulade bir eser. Yazar, çocuk yaşta sokaklarda dolaşmaya başlayan bir seyyar basmacının gözünden, yalnızca mekânları değil, o mekânları var eden insan ilişkilerini, duyguları ve geçiciliği görünür kılıyor.

‘“Hanımlara Piliz, Beylere Dikiz!”: Kurtuluş’tan Beyoğlu’na Seyyar Hayatlardan Hikâyeler’, şehri sabit bir yer olmaktan çıkarıp sürekli değişen, yerinden kayan ve dönüşen bir yaşam alanı olarak kuruyor. 1960’lardan 90’lara uzanan süreçte İstanbul’un geçirdiği büyük toplumsal dönüşüm, mahallelerin dokusunda, insan ilişkilerinde ve gündelik pratiklerde izleniyor. Seyyarlık burada sadece bir meslek değil; hareketlilik ve anlık varoluşla tanımlanan bir hayat biçimi olarak öne çıkıyor.

Kitapta Kurtuluş, bir tavla metaforuyla anlatılıyor; farklı etnik ve kültürel kökenlerden gelen insanlar, aynı oyunun taşları gibi aynı zeminde karşılaşıyor. Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelen göçmenler, bu çok katmanlı mahallede yan yana yaşayarak iç içe geçen bir hayat kuruyor. Böylece mahalle, yalnızca bir coğrafya değil, çeşitliliğin ve karşılaşmaların sahnesi haline geliyor.

Anlatıda sokaklar, meydanlar ve yapılar da hafızanın parçaları olarak yer buluyor. Kiliseler, meydanlar, eski eğlence mekânları, kuş satılan alanlar ve gündelik hayatın küçük detayları, bir tür kolektif bellek haritası oluşturuyor. Bu unsurlar, kaybolan ya da dönüşen bir dünyanın izlerini taşıyarak geçmiş ile bugün arasında duygusal bir köprü kuruyor.

Kitap, İstanbul’un çok kültürlü geçmişini ve seyyar hayatların kırılganlığını iç içe geçirerek anlatıyor. Hem nostaljik hem de eleştirel bir bakışla, kentin dönüşümünü insanların hikâyeleri üzerinden görünür kılıyor; böylece okuyucuya yalnızca bir şehir değil, sürekli hareket halinde olan bir yaşam deneyimi sunuyor.

Mehmet Ali Kucur — “Hanımlara Piliz, Beylere Dikiz!”: Kurtuluş’tan Beyoğlu’na Seyyar Hayatlardan Hikâyeler
• İstos Yayın
Anı • 304 sayfa • 2026

Burcu Pelvanoğlu – Bir Üretim Mekânı Olarak: Beyoğlu Düşerse (2022)

Beyoğlu, bir kültür ve sanat merkezinden lümpen bir tüketim merkezine dönüşmüş durumda.

Burcu Pelvanoğlu’nun bu enfes çalışması ise, bu kadim bölge üzerinden kaybettiklerimizin kapsamlı bir saptamasını yapıyor.

Yüzyıllardır zamanın ötesinde ve alternatif bir kültürel canlılığın temsili olan Beyoğlu, modernleşme tarihi boyunca muktedirler tarafından geleneğin karşısına konumlandırılmıştır.

Sanat ve edebiyat camiasının uğrak mekânlarına odaklanmayı ve buralardaki ilişkiler üzerinden “kaybettiklerimiz”i saptamayı bu bağlamda hedefleyen Pelvanoğlu, karşılaştırmalı bir Beyoğlu kroniği kaleme alıyor.

Modernizm paradigması çerçevesinde “Tanzimat’tan 6-7 Eylül’e” ve “6-7 Eylül’den Günümüze” olmak üzere iki ana başlığa ayırdığı Beyoğlu’nun aldığı üçüncü kültürel virajı da gözden kaçırmadan; sermayenin eldeğişimi çerçevesinde 2010’lar itibarıyla bütünüyle çehre değiştiren yeni Türkiye-yeni Beyoğlu’na dair gözlemlerine de yer veriyor.

Kaçınılmaz olarak bir düşman yaratmaktan beslenen fakat nihayetinde başka bir forma bürünen eklektik milliyetçi düşüncenin gelişiminden, yerellik-evrensellik tartışmalarından, sermaye ve kâr odaklarının rantabilite hesaplarından nasibini alan kültür-sanat merkezi Beyoğlu’nun aldığı her göç dalgasıyla yeniden şekillenen demografik yapısının kırılganlığını, modernlik karşıtı kurucu nostaljinin tuzaklarına düşmeksizin vurguluyor.

Taksim Bahçesi’nden Gardenbar’a, Narmanlı Han’dan Lebon’a, Cumhuriyet Meyhanesi’nden Mısır Apartmanı’na, Maya Sanat Galerisi’nden AKM’ye ve nihayet Sefahathane’den Kemancı’ya, sayısız mekânın, anının ve tanıklığın ışığında bir kentsel hafıza temrini olarak okunacak bir kitap.

  • Künye: Burcu Pelvanoğlu – Bir Üretim Mekânı Olarak: Beyoğlu Düşerse, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 394 sayfa, 2022

Turan Akıncı – Cumhuriyet’te Beyoğlu (2019)

Osmanlı döneminde “Cadde-i Kebir” ve “Grande Rue De Pera” isimleriyle anılan Beyoğlu Caddesi, Cumhuriyet ile İstiklal Caddesi adını aldı.

Turan Akıncı’nın geçen yıl yayımlanan ‘Beyoğlu’ adlı çalışması, Pera’nın 1831-1923 yılları arasındaki dönemini ele alıyordu.

Yazar şimdi de, Beyoğlu’nun tarihini 1923’ten 2003’e uzanan yıllar arasında ele alıyor.

İşgalin sona ermesinden sonra Cumhuriyet’in Beyoğlu’nda devraldığı tablo, Levanten kültürünün sona erişi, Varlık Vergisi’nin nedenleriyle sonuçları ve 6-7 Eylül olaylarına giden süreci analiz ederek kitabına başlayan Akıncı, devamında da,

  • Beyoğlu’nun pastane ve kahvehanelerini,
  • Beyoğlu’ndaki sefaret yapılarını,
  • Beyoğlu’nda yeme içme kültürünü,
  • Beyoğlu tiyatro ve sinemalarını,
  • Türk sinemasının Yeşilçam’daki özgün gelişimini,
  • Beyoğlu’nda müzeleri,
  • Beyoğlu’nda kütüphaneleri,
  • Beyoğlu’nun fotoğrafçılarını,
  • Beyoğlu’ndaki banka yapılarını,
  • Önde gelen Beyoğlu ailelerini
  • Ve bunun gibi, bu kadim semte dair bilinmesi gereken pek çok bilgiyi bizimle paylaşıyor.

Kitabın ekler bölümünde ise, Selahattin Giz’in Beyoğlu koleksiyonu, Beyoğlu’nda Osmanlı eserleri ve İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuarı da yer alıyor.

Kitap her şeyden önce, Beyoğlu’nun bu zaman zarfında nasıl büyük dönüşümler geçirdiğini ve buradaki canlı kültürel hayatın ve aynı zamanda eğlence yaşamının nasıl yok edildiğini gözler önüne sermesiyle önemli.

  • Künye: Turan Akıncı – Cumhuriyet’te Beyoğlu: Kültür, Sanat, Yaşam (1923-2003), Remzi Kitabevi, tarih, 456 sayfa, 2019

Turan Akıncı – Beyoğlu (2018)

İstanbul’da yaşayan ve yolu düşen herkesin Beyoğlu’nda bir hatırası vardır.

İstanbul’da insanlar çok şeyi ilk defa Pera’da yaşadı.

İşte Turan Akıncı’nın bu kapsamlı çalışması da, Pera’nın 1831-1923 yılları arasındaki dönemini ele alıyor.

Akıncı, bu döneme ait, 288 kurum, 22 aile, 25 mimar ve 61 sokak saptamış.

Kitap, on altı bölümde,

  • Pera’daki sefaret saraylarını,
  • Pasajları,
  • Otelleri,
  • Yeme-içme mekânlarını,
  • Opera ve tiyatroları,
  • Sinemaları,
  • Mimari yapıyı,
  • Cemiyetleri,
  • Mektepleri,
  • Camileri,
  • Mevlevihane, dergâh ve tekkeleri,
  • Mağazaları,
  • Aileleri,
  • Mimarları,
  • Ve sokakları kayıt altına alıyor.

Beyoğlu, 190 yıldır şehrin en önemli çekim merkezi.

Akıncı’nın çalışması da, kapsamı ve özeniyle, her kütüphanede bulunması gereken arşivlik bir eser.

  • Künye: Turan Akıncı – Beyoğlu: Yapılar, Mekânlar, İnsanlar (1831-1923), Remzi Kitabevi, tarih, 512 sayfa, 2018

Turgay Tuna – Taksim’den Tünel’e Adım Adım Beyoğlu (2015)

Tarihi yarımadanın karşı kıyısı Pera’nın başından sonuna uzanan keyifli bir yolculuk.

Kristal Gazinosu’ndan Dingo’nun Ahırı’na, Emek sinemasından Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi’ne, Abdullah Efendi Lokantası’ndan Afrika Han’a, Naum Paşa Apartmanı’ndan Atlas Sineması’na, kadim semtin tarihinde iz bırakmış mekânlar Turgay Tuna’nın uzun emeklerinin ürünü olan bu kitabın uğrak yerleri.

  • Künye: Turgay Tuna – Taksim’den Tünel’e Adım Adım Beyoğlu, E Yayınları

Oktay Güzeloğlu – Beyoğlu’nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz (2014)

Oktay Güzeloğlu, 4. baskısıyla yeniden yayımlanan ‘Beyoğlu’nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz’da, Beyoğlu kaldırımlarına düşmüş, toplumun dışına itilmiş insanların sıra dışı hikâyelerini anlatıyor.

Bunu yaparken acıklı bir üslup tutturmaktan öte hikâyeleri trajikomik bir tarzda sunması, Güzeloğlu’nun metnini özgün kılan hususların başında geliyor.

Kitapta,

İyi bir eğitim aldığı halde kimi sebeplerle Beyoğlu bataklıklarına düşmüş, bir nevi ayaklı kütüphane Adil Dayı,

Dümbüllü’yü seyretmeye gidip burada yankesicilik yapan kafti Çavuş,

Ve kışlarını cezaevinde geçirmek için ufak yaralamalar yapan Sarı Mustafa gibi ilginç hikâyeler yer alıyor.

  • Künye: Oktay Güzeloğlu – Beyoğlu’nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz, Hiç Yayınları, anlatı, 140 sayfa

Neşe Cehiz – Çukurda (2008)

Neşe Cehiz, ‘Çukurda’ isimli bu son romanında, eğlencenin, parlak ışıkların mekânı Beyoğlu-Cihangir hattında yaşanan dramları hikâye ediyor.

Roman, büyük ve gürültülü kalabalığın tam ortasında, bir yandan büyük şehrin can damarını işlerken, öte yandan bunun yanı başında yaşanan yalnızlıkları tasvir edişiyle dikkat çekiyor.

Cehiz, sınırsız eğlencenin gerisinde, telafi edilemeyen bu yalnızlığı ve kırılganlığı anlatırken de, sadece bu semti değil, aslında genel olarak tüm alışkanlıkların, günübirlik yaşamların gölgesinde unutulan insanın hikâyesini işliyor.

Cehiz’in romanının, ele aldığı konuyu dramatize etmediğini, barındırdığı çok sesliliğin, öyküye hareket ve mizah kattığını belirtmekte de fayda var.

  • Künye: Neşe Cehiz – Çukurda, Everest Yayınları, roman, 134 sayfa

Niyazi Ahmet Banoğlu – Tarihi ve Efsaneleriyle İstanbul Semtleri (2007)

  • TARİHİ VE EFSANELERİYLE İSTANBUL SEMTLERİ, Niyazi Ahmet Banoğlu, Selis Kitaplar, tarih, 450 sayfa

“Doğu efsaneler diyarıdır” denir. Bu cümle, bir yanı Doğulu olan İstanbul için de neden geçerli olmasın. İstanbul’un çok eski bir tarihi var. Bu tarihten günümüze kadar gelen şehrin, efsanelerinin olmaması da mümkün değil. İşte, Niyazi Ahmet Banoğlu’nun, İstanbul şehir kültürüne dair önemli bir kaynak olan bu kitabı, yazarın 1935 yılında ‘Kurun’ gazetesinde yayımlanan yazılarının derlenmesiyle oluşturuldu. Kitapta, İstanbul’un Kadıköy, Üsküdar, Beykoz, Sarıyer, Beşiktaş, Beyoğlu, Kağıthane, Eyüp, Fatih ve Eminönü gibi ilk semtlerinin tarihi yer alıyor. Fakat Banoğlu, bu tarihi, her semtin kendi söylenceleri, kültürü ve efsaneleri çerçevesinden anlatıyor.