Olaf Olafsson – Geceye Yürümek (2007)

  • GECEYE YÜRÜMEK, Olaf Olafsson, çeviren: Eda Girmen, Can Yayınları, roman, 262 sayfa

‘Eve Yolculuk’ ve ‘Bağışlama’ Olaf Olafsson’un daha önce yayımlanmış iki romanı. Yazarın bu romanı da, özellikle kahramanı Christian Berediktsson’un ilginç hikâyesiyle dikkat çekiyor. İzlandalı eski bir işadamı olan Berediktsson, yaklaşık yirmi yıldır dünyanın önde gelen medya patronlarından William Randolph Hearst’ün uşağıdır. Fakat, onun bir zamanlar bir eş, bir baba, bir iş adamı ve tutkulu bir âşık olduğunu kimse bilmez. Berediktsson zamanında, aşk uğruna karısı ve çocuklarını terk etmişti. Fakat kendini tamamıyla unutulmaya terk eden ve hep kaçan Berediktsson’un sırları, çalıştığı malikanenin çok yakınında orman yangını çıkmasıyla açığa çıkmaya başlayacaktır.

Antonio Tabucchi – Zaman Hızla Yaşlanıyor (2011)

  • ZAMAN HIZLA YAŞLANIYOR, Antonio Tabucchi, çeviren: Nihal Önol, Can Yayınları, öykü, 133 sayfa

‘Zaman Hızla Yaşlanıyor’, İtalyan edebiyatçı Antonio Tabucchi’nin dokuz öyküsünü bir araya getiriyor. Adını, Yunanlı Kritias’a atfedilen, “Karanlığı izleyerek zaman hızla yaşlanıyor” cümlesinden alan kitapta Tabucchi, ağırlıklı olarak zaman mefhumuna odaklandığı öyküler kurguluyor. Yazar, zamanın elimizden kayıp gidişini, ölümlü olmanın verdiği yenilgi duygusunu, Avrupa’daki savaş kurbanlarının ve siyasî mücadelelerinde büyük hayal kırıklıkları yaşamış olanların gözünden anlatıyor. Zaman, her çağda ilgi çekebilecek temalardan. Kitabı asıl ilgi çekici kılan husus ise, Tabucchi’nin, böylesi canlı bir temayı kendine has üslubuyla işlemesi.

Joseph Kessel – Aslan (2011)

  • ASLAN, Joseph Kessel, çeviren: Yaşar İlksavaş, Can Yayınları, roman, 211 sayfa

Joseph Kessel’in, her anlamda beyaz adamın eleştirisi olarak okunabilecek ‘Aslan’ adlı elimizdeki romanı, bir insan-hayvan dostluğu hikâyesi üzerine kurulmuş. Romanın merkezinde, Afrika’da bir milli parkın yöneticisinin kızı olan, hayvanlarla iletişim kurmak gibi özel bir yeteneğe de sahip Patricia ile adı King olan güçlü bir aslan yer alıyor. Roman, insanın hayvanla kurduğu dostluk ve sevgi üzerinden başlar ve devam ederken, bu olağanüstü ilişkinin yine insanlar tarafından acımasızca yok edilişiyle biter. ‘Aslan’, bu dostluğun sona erişinin, cennetin kaybedilişinin sorumlusu olarak, beyaz adamın pervasız “medeniyeti”ni işaret ediyor.

Leonardo Scascia – Her Türlü (2007)

  • HER TÜRLÜ, Leonardo Scascia, çeviren: Kemal Atakay, Can Yayınları, roman, 139 sayfa

Leonardo Scascia’nın ‘Her Türlü’ isimli bu romanı 1970’lerde yayımlanmış ve o dönemin İtalya’sında büyük bir ilgiyle karşılanmıştı. Romanın dikkat çeken yönlerinden biri, son yıllarda Türkiye’de de sık sık tartışılan “Derin Devlet”i konu ediniyor olması. Scascia burada, İtalya’daki yoz siyaset dünyasını, Sicilya mafyasını ve Katolik Kilisesi’nden oluşan çemberi kıyasıya eleştiriyor. Rahip Don Gaetano, kır evinde kardinaller, piskoposlar, bakanlar ve müşavirlerin katıldığı “ayinler” düzenler. Bu ayinlerin görünürdeki amacı Hıristiyanlığa dair bir tartışma gibi görünse de, birbiri ardına işlenen cinayetler bu ayinlerin arkasındaki farklı hesapları ortaya çıkarır.

Pablo Neruda – Kuruntular Kitabı (2007)

  • KURUNTULAR KİTABI, Pablo Neruda, çeviren: Erdal Alova, Can Yayınları, şiir, 162 sayfa

‘Kuruntular Kitabı’, şair Pablo Neruda’nın “güz dönemi” başyapıtı olarak değerlendirilir. Çünkü, uzun zaman sürgünde kalan Neruda, onca sürgünden ve yurt özleminin ardından nihayet ülkesine dönmüştü. İşte, 1957-1958 gibi bir yıllık süre içinde kaleme alınan bu kitaptaki şiirler, bu dönemin melankolik-ironik yapısını, yurduna ve halkına duyduğu büyük özlemi gayet iyi açıklıyor. Neruda, ‘Yirmi Aşk Şiiri’, ‘Umutsuz Bir Şarkı’, ‘Yeryüzünde Konaklama’, ‘Yürekteki İspanya’, ‘Evrensel Şarkı’ ve ‘Macahu Picchu Dorukları’ gibi eserleriyle 1971 Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Neruda’nın bu kitabı ise, kendisinin külliyatında önemli bir yer işgal ediyor.

Jorge Amado – Tereza Batista (2007)

  • TEREZA BATISTA, Jorge Amado, çeviren: Müntekim Ökmen ve Seçkin Selvi, Can Yayınları, roman, 514 sayfa

‘Ölü Deniz’, Jorge Amado denince ilk akla gelen romanlardan. ‘Mucizeler Dükkanı’, ‘Sonsuz Topraklar’ ve ‘Gecenin Çobanları’ysa, Amado’nun Türkçede yayımlanmış diğer eserleri. ‘Tereza Batista’ ise, Brezilya’nın Bahia bölgesinde, romanla aynı isimdeki kadın kahramanının hikâyesine dayanıyor. Amado burada, yoksulluk ve köleliğin acımasız dünyasından kölecilik yanlılarına, zorba soylulara başkaldıran, bir fahişeler ordusunu savaşa karşı greve götüren bu kadın kahramanın serüvenlerini anlatıyor. Latin Amerika’nın tarihinde devrimler hiç eksik olmadı. Tereza Batista da, bu devrimlere öncülük etmiş önemli bir kadın figür olarak tarihteki ve okuyucunun karşısındaki yerini alıyor.

Odisseus Elitis – Çılgın Nar Ağacı (2010)

  • ÇILGIN NAR AĞACI, Odisseus Elitis, çeviren: Cevat Çapan, Can Yayınları, şiir, 114 sayfa

1979 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Odisseus Elitis’in, Yannis Ritsos’la birlikte çağdaş Yunan şiirinin 20. yüzyıldaki en büyük ustalarından biri olduğu söylenir. Elitis’in güneş ve deniz tutkusuyla harmanladığı şiiri, canlı imgeleri ve sonu gelmez doğa sevgisiyle özgünlüğünü ortaya koyar. Kitaba adını veren şiir şöyle: “Kıbleden esen yelin kemerler arasında ıslık çaldığı / Bu beyaz avlularda, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı / Nar dolu kahkahalar atarak aydınlıkta sıçrayan / Rüzgârın inadıyla, fısıltıyla; söyleyin, o çılgın nar / ağacı mı, / Şafakta yeşeren yaprakların ışıltısıyla / Bir zafer sevincinin renklerini coşturan?”

Stefan Zweig – Marie Antoinette (2006)

  • MARIE ANTOINETTE, Stefan Zweig, çeviren: Tevfik Turan, Can Yayınları, biyografi, 525 sayfa

Stefan Zweig iyi bir edebiyatçı olduğu kadar, iyi bir biyografi yazarı da. Kuşkusuz ‘Marie Antoinette’ de, onun biyografi yazarlığının en iyi örneklerinden. Bilindiği gibi kendisinin ‘Yıldızların Parladığı Anlar’ ve ‘Fouchê’ isimli kitapları, deneme ve biyografinin en iyi bireşimi olarak dünya yazın tarihindeki yerini çoktan aldı. Zweig, alt başlığı ‘Vasat Bir Karakterin Portresi’ olan bu kitabında, uçarılığı, savurganlığı ve roform düşmanlığıyla halkın gözünde soylu tipinin simgesi olan, Fransız Devrimi’nden sonra yaşamının geri kalan bölümünü Paris hapishanelerinde geirmiş ve 1793’te Devrim Mahkemesi’nce yargılanarak giyotinle idam edilmiş, Fransa Kralı XVI. Louis’nin karısı Marie Antoinette’in biyografisini veriyor.

Norbert Gstrein – Öldürme Sanatı (2006)

  • ÖLDÜRME SANATI, Norbert Gstrein, çeviren: Ogün Duman, Can Yayınları, roman, 268 sayfa

Norbert Gstrein ‘Öldürme Sanatı’nı, 1999 yılında Saraybosna’da öldürülen Stern muhabiri Gabriel Grüner’e ithaf etmiş. Gstrein’ın bu romanı, yakın dönemin çok trajik bir savaşını, Yugoslavya’yı parçalanmaya götüren savaşı hikâye ediyor. Romanın kahramanı olan Alman savaş muhabiri, artık haritalardan silinen Yugoslavya’da varoluş nedenini, ahlaki konumunu sorgular hale gelmiştir. Savaşta gözlemci olmanın nesnel olmakla aynı anlama gelmediği ve  hatta tarafsız kalmanın mümkün bile olamayacağı, romanın omurgasını oluşturan başlıca temalar. Türkiyeli okuyucuların ‘İngiltere Yılları’ isimli romanıyla tanıdığı Avusturyalı yazar Gstrein’dan savaş gerçeğine odaklanan bir eser.

J. M. Coetzee – Michael K.: Yaşamı ve Yaşadığı Dönem (2006)

  • MICHAEL K.: YAŞAMI VE YAŞADIĞI DÖNEM, J. M. Coetzee, çeviren: Tülin Nutku, Can Yayınları, roman, 211 sayfa

2003 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi J. M. Coetzee elimizdeki romanı ‘Michael K.’ İle, İngiltere’nin saygın edebiyat ödülü olan Booker’ı da kazanmıştı. Coetzee’nin romanlarında kurduğu ikilemler, ırk ayrımı ve sömürgeciliğin pençesindeki Güney Afrika gerçekliğinden temellenir, ama bireyin böylesi bir toplum içindeki yabancılaşması ve umarsızlığının derinliklerine yönelir. Coetzee burada ise, hem bedensel hem de ruhsal bakımdan ayrıksı bir karakterin, anlayamadığı ve denetleyemediği koşullar karşısındaki trajik ikilemini hikâye ediyor. Roman, söz konusu karakterin yaşadığı ikilemlerden ve çektiği acılardan hareketle, Güney Afrika’nın kendine has hüznünü tasvir ediyor.