Pierre Sorlin — İtalyan Ulusal Sineması (2026)

Pierre Sorlin, bu çalışmasında sinemayı yalnızca eğlence ya da estetik bir üretim alanı olarak değil, modern İtalya’nın oluşumunda belirleyici rol oynayan toplumsal ve kültürel bir güç olarak ele alıyor. Sorlin’e göre sinema, toplumu pasif biçimde yansıtan bir ayna değil; ulusal kimliği kuran, ortak bir hafıza yaratan ve insanların kendilerini aynı topluluğun parçası olarak hissetmesini sağlayan aktif bir pratiktir. Bu nedenle kitap, İtalyan sinema tarihini aynı zamanda İtalya’nın modernleşme, kentleşme ve uluslaşma sürecinin sosyolojik bir hikâyesi olarak okuyor.

Kitabın temel tezlerinden biri, dilsel ve kültürel olarak parçalı bir yapıya sahip olan İtalya’nın ortak bir “İtalyanlık” fikrini büyük ölçüde sinema aracılığıyla geliştirdiği. Özellikle sesli sinemanın yaygınlaşmasıyla birlikte farklı lehçeler ve yerel kimlikler ortak bir kültürel anlatı içinde birleşmeye başlıyor. Perdede görülen şehirler, aile yapıları, gündelik yaşam biçimleri ve toplumsal ilişkiler, milyonlarca insan için ortak bir ulusal hayal gücü yaratıyor. Böylece sinema salonları yalnızca film izlenen yerler değil, aynı zamanda ulusal aidiyetin üretildiği alanlar haline geliyor.

Sorlin, İtalyan sinema tarihini yalnızca Yeni Gerçekçilik akımı üzerinden okumaya karşı çıkıyor. Ona göre İtalyan sineması bundan çok daha geniş ve karmaşık bir gelenek içeriyor. Faşizm dönemi sinemasını da sadece propaganda olarak değerlendirmiyor; bu dönemde çekilen popüler filmlerin, halkın arzularını ve gündelik beklentilerini yansıtarak rejimin toplumsal meşruiyetini güçlendirdiğini savunuyor. Sinema bu süreçte devletin ideolojik araçlarından biri olurken aynı zamanda modern yaşamın nasıl tahayyül edileceğini de belirliyor.

Kitapta önemli yer tutan kavramlardan biri de “Filmopoli.” Sorlin bu kavramla, şehirlerin insanlar tarafından gerçek hayatta deneyimlenmeden önce sinemada hayal edildiğini anlatıyor. Özellikle kırdan kente göç sürecinde sinema, yeni gelen kitlelere şehir yaşamının kodlarını öğreten kültürel bir rehber işlevi görüyor. Modern apartman yaşamı, tüketim alışkanlıkları, romantik ilişkiler ve kentli davranış biçimleri önce perdede normalleşiyor, ardından gündelik hayata yerleşiyor.

Sorlin ayrıca İtalyan sinemasındaki “sanat sineması” ile “popüler sinema” ayrımını da inceliyor. Bir yanda festivallerde öne çıkan auteur yönetmenler ve entelektüel çevreler, diğer yanda geniş halk kitlelerinin izlediği tür filmleri bulunuyor. Bu ikili yapı, sinemanın hem kültürel prestij hem de kitlesel eğlence alanı olarak nasıl iki farklı işleve sahip olduğunu gösteriyor. Yazar, bu gerilimin yalnızca İtalya’ya özgü olmadığını; modern ulusal sinemaların çoğunda benzer biçimlerde ortaya çıktığını ileri sürüyor.

‘İtalyan Ulusal Sineması’ (‘Italian National Cinema’) aynı zamanda İtalyan sinemasının devlet desteğiyle nasıl güçlü bir endüstriye dönüştüğünü de anlatıyor. Cinecittà stüdyolarının kurulması, Venedik Film Festivali’nin ortaya çıkışı ve devletin sinemayı kültürel prestij aracı olarak görmesi, İtalya’nın dünya sinemasındaki etkisini artırdı. Sorlin’e göre ulusal sinema yalnızca yaratıcı yönetmenlerle değil; ekonomik altyapı, eleştiri kurumları ve kültürel politikalarla birlikte şekilleniyor.

‘İtalyan Ulusal Sineması’, filmleri yalnızca estetik eserler olarak değil, toplumsal dönüşümün parçası olarak inceleyen kapsamlı bir çalışma sunuyor. Sorlin, sinemanın ulusal kimlik, modern şehir yaşamı, kültürel aidiyet ve toplumsal hafıza üzerindeki etkisini görünür kılarken, İtalya örneği üzerinden sinemanın bir toplumun kendisini hayal etme biçimini nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor.

Pierre Sorlin — İtalyan Ulusal Sineması
Çeviren: Deniz Arslan • Vakıfbank Kültür Yayınları
Sinema • 336 sayfa • 2026

Fernand Braudel – İtalyan Modeli (2025)

Fernand Braudel’in bu kitabı, İtalya’nın tarihsel, kültürel ve ekonomik etkilerini merkeze alarak Avrupa uygarlığı içindeki konumunu yeniden düşünmeye davet ediyor. Braudel, İtalya’yı yalnızca bir ülke değil, dönemsel olarak diğer Avrupa toplumlarına model olmuş bir “medeniyet biçimi” olarak değerlendiriyor. Bu yaklaşım, İtalya’nın Rönesans dönemindeki liderliğinden başlayarak farklı dönemlerde Batı Avrupa’nın geri kalanını nasıl etkilediğini anlamayı mümkün kılıyor.

‘İtalyan Modeli’ (‘Le Modèle italien’), İtalya’nın tarih sahnesindeki rolünü üç temel zaman diliminde ele alıyor: Roma İmparatorluğu’nun mirası, Orta Çağ’daki şehir devletlerinin yükselişi ve nihayetinde Rönesans’la zirveye ulaşan kültürel önderliği. Braudel, bu dönemlerde İtalyan şehirlerinin –özellikle Floransa, Venedik ve Milano’nun– siyasal örgütlenme, ekonomi, ticaret, sanat ve mimarlık alanında Avrupa’ya yol gösterdiğini savunuyor. İtalya, hem mal hem de düşünce akışının merkezinde durarak “model” kimliğini pekiştiriyor.

Ancak bu “model ülke” olma hali süreklilik göstermiyor. Braudel, İtalya’nın sonraki yüzyıllarda bu öncü rolünü nasıl yitirdiğini, siyasi bölünmüşlüğün ve ekonomik gerilemenin bu dönüşümde nasıl etkili olduğunu anlatıyor. İtalya artık diğer Avrupa ülkelerinden öğrenen, dış etkileri içselleştiren bir topluma dönüşüyor. Bu dönüşüm, bir uygarlık modeli olarak İtalya’nın hem tarihteki anlamını hem de güncel yerini sorgulamaya açıyor.

Braudel, klasik tarih anlatılarını aşarak coğrafya, ekonomi, siyaset ve kültürün iç içe geçtiği uzun vadeli tarihsel ritimleri ön plana çıkarıyor. Bu bakışla İtalyan Modeli, Avrupa tarihine eleştirel ve katmanlı bir perspektiften yaklaşmayı öneriyor. Kitap, hem İtalya’nın tarihsel özgüllüğünü hem de bu özgüllüğün evrensel etkilerini anlamak isteyen okurlar için çok değerli bir kaynak.

  • Künye: Fernand Braudel – İtalyan Modeli, çeviren: Levent Başaran, Alfa Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2025

Wolfgang Schneider – İtalyan Faşizmi (2022)

Faşizm ilk defa İtalya’da ortaya çıktı.

Nasyonal sosyalizm de dâhil olmak üzere, Avrupa’daki hemen tüm faşist hareketler, İtalyan faşizminden ve onun “Duçe” Benito Mussolini’sinden ilham aldı.

Almanya’nın en önemli İtalya tarihi otoritelerinden Wolfgang Schieder bu çalışmasında İtalya’da faşizmin yükselişini, nasıl yönlendirildiğini ve sonuçlarını en güncel bilgiler ışığında ele alırken, faşizmin Avrupa tarihindeki önemli yerine de değiniyor.

Faşizmin siyasi bir rejim olarak yükselişi ve geniş halk kitlelerini harekete geçirmesi, Mussolini’nin “karizmatik” yönetimi ve bu yönetimin sınırlarını anlatıyor.

Schieder, faşizmin veçhelerini ve tarihini ele alırken, bu ideolojinin İtalyanların kolektif hafızasındaki yerini de sorgulayarak, geniş bir perspektif sunuyor.

Schieder, emekli modern tarih profesörüdür.

Faşizm tarihi ve nasyonal sosyalizm üzerine birçok çalışması bulunuyor.

  • Künye: Wolfgang Schneider – İtalyan Faşizmi (1919-1945), çeviren: Atilla Kurnaz, Runik Kitap, tarih, 124 sayfa, 2022

Cihan Uzunçayır – Neo Faşizmden Popülizme (2021)

Avrupa’da aşırı sağ partilerin tarihsel gelişimi üzerine sağlam bir inceleme.

Cihan Uzunçayır, bilhassa faşizm mirasına sahip olmuş Almanya ve İtalya deneyimlerini karşılaştırarak alana önemli katkıda bulunuyor.

Çalışma, aşırı sağ çalışmalarına birkaç farklı yönden katkı sağlıyor.

Öncelikle seçmen, parti ve siyasi fırsat yapısı boyutlarını ayrı ayrı ele almayıp tüm bu boyutları birbiriyle etkileşim halinde faktörler olarak bir arada analiz ediyor.

İkinci olarak, genellikle göz ardı edilen savaş sonrası dönem koşullarıyla, yeni aşırı sağ partilerin ortaya çıkmasına imkân sağlayan 1980 sonrası koşulların farklılığı seçmenler, partiler ve siyasi fırsat yapısı bağlamında değerlendirme kapsamına alınıyor.

Uzunçayır böylece, ortaya koyduğu analiz çerçevesiyle sadece aşırı sağ partilerin yükselişini açıklamıyor, aynı zamanda onları başarısız kılan koşulları da açıklıyor.

Üçüncü olarak faşizm mirasının iki farklı değerlendirmesini temsil eden Almanya ve İtalya, aşırı sağın başarısı bakımından da iki farklı deneyi ortaya çıkarıyor.

Yazar, seçmenler, partiler ve siyasi fırsat yapısı bağlamında Almanya ve İtalya örneklerini inceleyerek, bize Avrupa aşırı sağı için genellenebilir bazı sonuçlar sunmayı hedefliyor.

  • Künye: Cihan Uzunçayır – Neo Faşizmden Popülizme: Avrupa’da Aşırı Sağ (Almanya ve İtalya Örnekleri), Liberus Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2021

Christopher Duggan – İtalya’nın Kısa Tarihi (2020)

Roma İmparatorluğu’nun külleri üzerine inşa olmuş İtalya, Avrupa’nın en özgün ülkelerindendir.

Modern İtalya tarihi konusunda uzun yıllar ders vermiş, özellikle ülkenin 19. ve 20. yüzyıl tarihi konusunda bir otorite olan Christopher Duggan, İtalya’nın siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel tarihi hakkında bu enfes kitabıyla karşımızda.

Duggan, İtalya’nın tarihini Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden günümüze uzanarak ele alıyor ve İtalya’nın iki yüzyıldır ulus devlet olma yolunda karşılaştığı zorlukları gözler önüne seriyor.

İtalya’nın Avrupa’daki yeri nedir?, İklimi, yeraltı kaynakları ve coğrafyası bu ülkenin tarihini nasıl etkiledi?, ülke tarihinde materyalistler ve idealistlerin ulus devlet yaratma programları arasındaki farklar nelerdi? gibi sorulara doyurucu yanıtlar bulmak isteyenlerin muhakkak edinmesi gereken bir kitap.

  • Künye: Christopher Duggan – İtalya’nın Kısa Tarihi, çeviren: Tuna Erkmen, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, tarih, 332 sayfa, 2020

Claudio Magris – Mikrokozmoslar (2010)

İtalyan edebiyatçı Claudio Magris, Türkçeye daha önce çevrilen ‘Tuna Boyunca’da, Tuna’nın kaynağına inerek, nehrin geçtiği ülkeleri, şehirleri, entelektüel bir bakış açısıyla ele almıştı.

Magris, elimizdeki benzer çalışması ‘Mikrokozmoslar’da ise, doğduğu, yaşadığı toprakları; Trieste ve Istria Yarımadası’na yakın bölgeleri, kendine özgü tarzıyla anlatıyor.

Bu bölgeleri, insanı ve coğrafyasıyla ince ince dokuyan Magris, sıradan hayatlarını yürüten insanların kimi zaman komik, kimi zaman hüzünlü ve nostaljik hikâyelerini sunuyor.

Etkileyici üslubuyla da dikkat çeken kitap, sıradan ve küçük hayatların taşıdığı büyük anlamları gözler önüne seriyor.

  • Künye: Claudio Magris – Mikrokozmoslar, çeviren: Leyla Tonguç Basmacı, Turkuvaz Kitap, anlatı, 248 sayfa

Vedat Milor – Akdeniz Lokanta ve Şarap Rehberi: İtalya (2010)

Vedat Milor ‘Akdeniz Lokanta ve Şarap Rehberi: İtalya’da, Akdeniz’in zengin mutfaklarından birine odaklanıyor.

İtalya’ya tutkusunu her fırsatta dile getiren Milor eserinde, ülkenin yemek ve içki lezzetlerini, anılarıyla da harmanlayarak okuyucularıyla paylaşıyor.

Kitapta yer alan 130 lokanta ve 200’ün üzerinde şarap önerisi, kuşkusuz İtalya’nın ne denli büyük ve görkemli bir mutfağa sahip olduğunun göstergesi olarak da okunabilir.

Milor, İtalyanların mutfakta fabrikasyon olana yüz vermediklerini, bizde olduğu gibi lokanta adı altında üç yüz kişinin yemek yiyeceği “fabrikalar” kurmadıklarını ve yemek yeme gibi önemli bir işte modern kapitalist ekonominin dikte ettirmeye çalıştığı güçlere teslim olmadıklarını söylüyor.

İtalya’nın Roma, Piemonte, Venedik ve Toscana gibi kesimlerinden yemek ve şarap lezzetlerini barındıran kitap, görsel zenginliğiyle de dikkat çekiyor.

  • Künye: Vedat Milor – Akdeniz Lokanta ve Şarap Rehberi: İtalya, NTV Yayınları, kültür, 333 sayfa

Dominique Manotti – Firar (2018)

Yanılmayalım, kaderlerimiz artık birbirine bağlı. Eğer geçmişimizi kurtarmak için hep birlikte mücadele etmezsek bir kez daha kaybedeceğiz ve İtalya’nın mücadele tarihinden silinip gideceğiz.

Dominique Manotti’nin bu başarılı polisiye romanı, cezaevinden firar eden bir grup devrimcinin başından geçenleri ve hemen ardından gerçekleşen kanlı bir banka soygununu merkeze alarak İtalya yakın tarihinden kritik bir dönemi anlatıyor.

Banka soygunu, aslında İtalyan siyasi polisinin, yalnızca soyguna katılan devrimcilere değil, genel olarak İtalyan devrimci güçlerine yönelik büyük çaplı komplosunun ürünüdür.

Roman, bu tuzağa düşen Carlo’yu ve yoldaşlarının yaşadıklarını, soygunun arka planındaki gerçekleri ve İtalyan siyasi polisinin bizzat yönlendirdiği sivil faşist, paramiliter örgütleri; Fransa’da mülteci olarak yaşayan İtalyan devrimcileri arasında yürütülen tartışmalarla da harmanlayarak anlatıyor.

İtalya’nın yakın tarihinin, bir dönemin devrimci kuşağının nitelikli bir panoramasını sunan ve canlı karakterleriyle de dikkat çeken roman, bilhassa siyasi polisiye severlerin kaçırmayacağı türden.

  • Künye:  Dominique Manotti – Firar, çeviren: Hüseyin Saygılı, Dipnot Yayınları, 230 sayfa, 2018

Nancy J. Davis ve Robert V. Robinson – Dinsel Hareketler ve Sosyal Refah (2015)

Mısır’da Müslüman Kardeşler, İsrail’de Sefarad Tevrat Muhafızları, İtalya’da Komünyon ve Kurtuluş, ABD’de Kurtuluş Ordusu…

Nancy Davis ve Robert Robinson’ın kaleme aldıkları bu çalışma, dünya çapında tanınmış, farklı ülkelerden dört dinsel hareketin dayandığı tarihsel, siyasi ve toplumsal kaynakların kapsamlı bir analizini sunuyor.

  • Künye: Nancy J. Davis ve Robert V. Robinson – Dinsel Hareketler ve Sosyal Refah, çeviren: Hasan Şen ve Balım Sultan Yetgin, İletişim Yayınları

Leonardo Scascia – Her Türlü (2007)

  • HER TÜRLÜ, Leonardo Scascia, çeviren: Kemal Atakay, Can Yayınları, roman, 139 sayfa

Leonardo Scascia’nın ‘Her Türlü’ isimli bu romanı 1970’lerde yayımlanmış ve o dönemin İtalya’sında büyük bir ilgiyle karşılanmıştı. Romanın dikkat çeken yönlerinden biri, son yıllarda Türkiye’de de sık sık tartışılan “Derin Devlet”i konu ediniyor olması. Scascia burada, İtalya’daki yoz siyaset dünyasını, Sicilya mafyasını ve Katolik Kilisesi’nden oluşan çemberi kıyasıya eleştiriyor. Rahip Don Gaetano, kır evinde kardinaller, piskoposlar, bakanlar ve müşavirlerin katıldığı “ayinler” düzenler. Bu ayinlerin görünürdeki amacı Hıristiyanlığa dair bir tartışma gibi görünse de, birbiri ardına işlenen cinayetler bu ayinlerin arkasındaki farklı hesapları ortaya çıkarır.