Claude Béata — Kedi Psikolojisi (2026)

Claude Béata’nın bu çalışması, kedilerin davranışlarını ve ruhsal dünyasını veteriner psikiyatrisi perspektifinden ele alıyor. Uzun yıllardır hayvan davranışları üzerine çalışan Béata, klinik deneyimlerini ve güncel bilimsel araştırmaları bir araya getirerek kedilerin psikolojisini anlamaya çalışıyor. ‘Kedi Psikolojisi: Dört Ayaklı Dostlarımız Bize Ne Anlatmaya Çalışıyor?’ (‘La folie des chats’), insanların çoğu zaman kedilerin davranışlarını yalnızca içgüdüsel refleksler olarak gördüğünü, oysa bu davranışların karmaşık bir duygusal ve bilişsel dünyaya dayandığını gösteriyor. Bu yaklaşım kedilere yönelik bakışı değiştiriyor ve onları yalnızca evcil hayvanlar olarak değil, özgün bir psikolojik yapıya sahip canlılar olarak düşünmeyi sağlıyor. Claude Béata böylece kedi davranışlarını açıklarken çevre koşullarının, insanlarla kurulan ilişkilerin ve stresin hayvanların ruhsal durumunu nasıl etkilediğini ayrıntılı biçimde anlatıyor.

Kitapta yer alan örnek vakalar bu yaklaşımı somut hâle getiriyor. Béata, barınaklarda yaşayan ve depresyon belirtileri gösteren kedileri, sahiplerinden ayrıldığında yoğun kaygı yaşayan Tabatha’yı ve davranışlarında keskin dalgalanmalar görülen Nugatin’i anlatıyor. Ayrıca Melly adlı kedinin yaşadığı ve şizofreniye benzetilen davranış bozukluğu gibi dikkat çekici örnekler üzerinden kedilerin ruhsal sorunlarını tartışıyor. Bu hikâyeler yalnızca ilginç vakalar sunmuyor; aynı zamanda kedilerin stres, yalnızlık ve çevresel değişimlere nasıl tepki verdiğini açıklıyor. Yazar bu örneklerle okuyucuyu kedilerin zihinsel dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor ve onların davranışlarını daha dikkatli gözlemlemeye teşvik ediyor.

Béata kitabın genelinde kedilerin ruhsal ve fiziksel sağlığının birbirinden ayrılmaz olduğunu vurguluyor. Kedilerin yaşadığı çevre, günlük rutinler ve insanlarla kurdukları bağlar onların psikolojik dengesini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle yazar kedilerin ihtiyaçlarını anlamanın yalnızca davranış sorunlarını çözmek için değil, onların refahını korumak için de gerekli olduğunu söylüyor. Bilimsel araştırmalar ile klinik gözlemleri birleştiren bu çalışma, kedilerin psikolojisini anlaşılır biçimde açıklayan önemli bir rehber sunuyor. Bu yönüyle Kitap, kedilerin davranışlarını daha iyi anlamak ve onların sağlığını korumak isteyen okurlar için ufuk açıcı bir kaynak olarak öne çıkıyor.

Claude Béata — Kedi Psikolojisi: Dört Ayaklı Dostlarımız Bize Ne Anlatmaya Çalışıyor?
Çeviren: Nazlı Ceyhan Sümter • Doğan Kitap
Psikoloji • 240 sayfa • 2026

Gangsheng Bao — Demokrasiler Neden Çöker? (2026)

Gangsheng Bao’nun bu kitabı, demokrasilerin neden ve nasıl çöktüğünü yalnızca kurumsal zayıflıklarla değil, siyasal aktörlerin stratejik tercihleriyle birlikte açıklıyor. Bao, demokratik gerilemenin ani darbelerle değil, çoğu zaman seçimle işbaşına gelen aktörlerin sistem içindeki araçları kullanarak kuralları aşındırmasıyla gerçekleştiğini savunuyor. Bu süreci, “içeriden çöküş” olarak kavramsallaştırıyor.

‘Demokrasiler Neden Çöker?’ (‘Politics of Democratic Breakdown’), demokratik çöküşü hazırlayan koşulları üç düzlemde inceliyor: kurumsal tasarım, siyasal kutuplaşma ve elit davranışı. Zayıf denge-denetim mekanizmaları, yürütmenin aşırı güçlenmesi ve partizan yargı yapıları sistemi kırılgan hâle getiriyor. Ancak Bao’ya göre belirleyici olan, kriz anlarında siyasal elitlerin uzlaşma yerine sıfır toplamlı mücadeleyi tercih etmesi oluyor. Bu tercih, muhalefeti gayrimeşru ilan eden söylemlerle birleştiğinde demokratik normlar hızla aşınıyor.

Bao, farklı ülkelerden karşılaştırmalı örneklerle seçim sistemleri, anayasal düzenlemeler ve parti yapılarının çöküş dinamiklerini nasıl etkilediğini gösteriyor. Ekonomik krizlerin, güvenlik tehditlerinin ve kimlik temelli siyasetlerin otoriterleşme için fırsat pencereleri açtığını vurguluyor. Buna karşılık güçlü sivil toplum, bağımsız medya ve kurumsallaşmış parti rekabeti demokrasiyi dirençli kılıyor.

Sonuç olarak kitap, demokratik çöküşü kaçınılmaz bir kader olarak değil, siyasal tercihlerin ve kurumsal tasarımın sonucu olarak değerlendiriyor. Bao, demokrasiyi korumanın yalnızca normatif bağlılık değil, bilinçli kurumsal mühendislik ve uzlaşma kültürü gerektirdiğini ortaya koyuyor. Bu yönüyle eser, çağdaş demokratik gerileme tartışmalarına analitik bir çerçeve sunuyor.

Gangsheng Bao — Demokrasiler Neden Çöker?
Çeviren: Durmuş Bayram • Doğan Kitap
Siyaset • 528 sayfa • 2026

Lixing Sun – Doğa Yalan Söyler (2025)

Doğanın yüzeyde masum görünen düzeni, aslında canlıların hayatta kalmak için sürekli olarak hileye başvurduğu bir denge oyunu kuruyor. Lixing Sun, doğadaki aldatmanın evrimsel kökenlerini araştırırken hilenin ahlaki bir kusur değil, yaşamın temel stratejilerinden biri olduğunu gösteriyor.

‘Doğa Yalan Söyler: Canlılar Dünyasında Hile, Kandırma ve Aldatma’ (‘The Liars of Nature and the Nature of Liars’), yalanı kasıtlı bir davranış olarak tanımlayan insan merkezli bakışın ötesine geçerek organizmaların niyet taşımadan da birbirlerini kandırabildiğini ortaya koyuyor. Guguk kuşlarının yavru değiştirmesinden orkide çiçeklerinin sahte eş taklidine, bakterilerin ortak kaynaklardan beleşçilik yapmasına kadar uzanan örnekler, yaşamın her düzeyinde hileyi görünür kılıyor.

Sun, hilenin karmaşık bir beyin gerektirmediğini, bitkilerden mantarlara, hatta tek hücrelilere kadar tüm canlı formlarında ortaya çıktığını vurguluyor. Bu davranışlar, evrimsel silahlanma yarışlarını tetikleyerek yeni özelliklerin doğmasına katkı sağlıyor. Hile arttıkça karşı-hile stratejileri gelişiyor; böylece çeşitlilik ve karmaşıklık güçleniyor. Yazar, doğanın dürüstlükle değil, çıkar dengeleriyle işlediğini ve evrimin ahlaki ilkeler gözetmeden işe yarayan davranışları ödüllendirdiğini ileri sürüyor.

‘Doğa Yalan Söyler’, modern insan toplumlarındaki aldatma biçimlerinin de biyolojik temellerle akraba olduğunu hatırlatarak hem bilimsel hem felsefi bir tartışma açıyor. Sun’ın çalışması, hilenin dünyayı nasıl şekillendirdiğini göstererek evrimsel biyoloji yazını içinde önemli bir yer ediniyor.

  • Künye: Lixing Sun – Doğa Yalan Söyler: Canlılar Dünyasında Hile, Kandırma ve Aldatma, çeviren: Şafak Tahmaz, Doğan Kitap, bilim, 320 sayfa, 2025

Peter Wohlleben – Ormanın Kalbi (2025)

Peter Wohlleben’in bu çalışması, insan ile doğa arasındaki görünmez bağın duyular, ritimler ve bilişsel sınırlar üzerinden nasıl kurulduğunu araştırıyor. Wohlleben, modern yaşamın gürültüsü içinde körelen duyusal kapasitemizin aslında ormanlarla, hayvanlarla ve iklimle sürekli bir etkileşim içinde olduğunu gösteriyor. Yazar, insanın yedi duyusunu açıklarken bu duyuların çevresel uyaranlarla nasıl zenginleştiğini ve doğadan kopmanın algısal fakirleşmeye nasıl yol açtığını örneklerle tartışıyor. Metin, insan bedeninin sezgisel tepkilerinin ormandaki en küçük değişimlere bile karşılık verdiğini vurgulayarak doğayı yalnızca çevresel bir arka plan değil, duyusal bir ortak olarak konumlandırıyor.

Wohlleben, ağaçların “kalp atışına” benzeyen su dolaşımlarını, içsel zamanlamalarını ve çevreye verdikleri tepkileri açıklarken bitkilerin pasif varlıklar olmadığını, karmaşık iletişim biçimleri geliştirdiğini söylüyor. Bu noktada bitkilerin bilinç sahibi olup olmadığı sorusunu dikkatle ele alıyor ve bilimsel sınırları aşmadan bitkisel davranışların nasıl anlamlandırılabileceğini yorumluyor. Bitkilerin çevre koşullarına uyum sağlama biçimlerini, ağaç topluluklarının dayanışmacı yapısını ve ekosistem içindeki ortak yaşam stratejilerini inceliyor.

‘Ormanın Kalbi: İnsan ile Doğa Arasındaki Görünmez Bağ’ (‘Das geheime Band zwischen Mensch und Natur: Erstaunliche Erkenntnisse über die 7 Sinne des Menschen, den Herzschlag der Bäume und die Frage, ob Pflanzen ein Bewusstsein haben’), insanın doğa karşısındaki üstünlük yanılsamasını sorguluyor ve kaybolan bağların yeniden kurulmasının hem ekolojik hem de psikolojik bir iyileşme sunduğunu savunuyor. Wohlleben, doğaya yönelik dikkatin artmasının empatiyi güçlendirdiğini, stres seviyelerini düşürdüğünü ve bilişsel derinliği artırdığını belirtiyor. Böylece çalışma, bilimin sunduğu verileri sezgisel bir anlatıyla birleştirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi hem duyusal hem de etik bir mesele olarak yeniden çerçeveliyor. Bu yaklaşım, doğanın karmaşık örgüsünü anlamaya çalışan her okura yeni bir düşünme biçimi sunuyor.

  • Künye: Peter Wohlleben – Ormanın Kalbi: İnsan ile Doğa Arasındaki Görünmez Bağ, çeviren: Aslı Candaş Shaeferdiek, Doğan Kitap, inceleme, 240 sayfa, 2025

Özge Öner – Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını (2025)

Özge Öner’in bu kitabı, Türkiye’nin yakın dönemini yalnızca ekonomik göstergelerle değil, toplumsal ve ahlaki boyutlarıyla birlikte okumaya çağırıyor. Yazar, karmaşık iktisadi olguları sade ama yüzeyselliğe düşmeyen bir dille ele alıyor; ekonomi tartışmalarını hayatın içinden hikâyelerle ilişkilendiriyor. Metin, bir yandan Türkiye’nin yönetilemeyen ekonomik yapısını, yapısal reformların neden kâğıt üzerinde kaldığını, rant ekonomisinin nasıl toplumun ruhuna sirayet ettiğini tartışıyor; diğer yandan devlet, hukuk ve piyasa arasındaki ilişkilerin kırılgan dengesini sorguluyor.

‘Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını’, rakamlardan çok, bu rakamların ardındaki insan hikâyelerine odaklanıyor. Ekonominin teknik bir mesele değil, bir vicdan ve adalet sorunu olduğunu vurguluyor. Bu yönüyle, toplumsal dokuyu hesaba katmadan yapılan analizlerin gerçeği yansıtamayacağını gösteriyor. Öner, Türkiye’nin iktisadi kaderini belirleyen yapısal eşitsizlikleri açıklarken hem akademik bir birikim hem de insani bir sezgiyle konuşuyor.

Yazarın yaklaşımı, Türkiye’nin yaşadığı krizin yalnızca makroekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir kriz olduğunu ortaya koyuyor. “Herkes biliyor geminin su aldığını” derken, görünür olanla yüzleşmeye çağırıyor. Kitap, ezberleri tekrarlamadan, umudu ve emeği merkeze alan bir ekonomi anlayışının hâlâ mümkün olup olmadığını sorguluyor.

  • Künye: Özge Öner – Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını: Türkiye’nin İktisadi ve Siyasi Ahvali, Doğan Kitap, iktisat, 280 sayfa, 2025

Joseph Jebelli – İnsan Beyninin Gelişimi (2025)

Joseph Jebelli bu kitabında, insan beyninin evrimsel hikâyesini biyoloji, tarih ve kültür arasındaki etkileşim içinde ele alıyor. ‘İnsan Beyninin Gelişimi: Zihnimizin Evrimsel Yolculuğu’ (‘How the Mind Changed: A Human History of Our Evolving Brain’), zihnin yalnızca bir organ değil, insanlık tarihinin en yaratıcı eseri olduğunu söylüyor. Jebelli, beynin evrimini anlatırken bilincin, duyguların, hafızanın ve toplumsal yaşamın nasıl geliştiğini nörobilimsel bir dille ama insani bir duyarlılıkla açıklıyor. Ona göre insan beyni, çevreyle etkileşim içinde şekillenen dinamik bir yapıya sahip; dolayısıyla beyin tarihini anlamak, insanın kendini anlamasıyla eşdeğer bir çaba haline geliyor.

Eser üç ana temaya ayrılıyor. İlk bölümde en eski insanların beyinleri inceleniyor; duyguların doğuşu, hafızanın evrimi ve toplumsal bağların sinirsel temelleri araştırılıyor. İkinci bölüm, dilin, zekânın ve bilincin kökenlerine odaklanıyor; kültürel dönüşümlerin beynin bilişsel kapasitesini nasıl dönüştürdüğü anlatılıyor. Üçüncü bölümde ise, geleceğe yönelen sorular yer alıyor: Otizm ve nöroçeşitliliğin anlamı, yapay zekânın ve dijital bilinç fikirlerinin beyinle kurduğu yeni ilişki tartışılıyor. Jebelli, zihnin biyolojik sınırlarını zorlayan teknolojik gelişmeleri hem umut hem de etik sorumluluk bağlamında değerlendiriyor.

Yazarın girişte vurguladığı gibi, bu kitap nörobilimin umut verici bir mesajını taşıyor: İnsan beyni değişebilir, gelişebilir ve yeniden şekillenebilir. Zihnin biçimlendirdiği toplumlar kadar, toplumların da zihinleri biçimlendirdiğini hatırlatıyor. ‘İnsan Beyninin Gelişimi’, bilimin soğuk yüzünü değil, insanın düşünme ve anlam arayışını ısıtan canlı bir hikâyeyi anlatıyor.

  • Künye: Joseph Jebelli – İnsan Beyninin Gelişimi: Zihnimizin Evrimsel Yolculuğu, çeviren: Durmuş Bayram, Doğan Kitap, bilim, 320 sayfa, 2025

Kara Alaimo – Çevrimiçi Tuzaklar (2025)

Kara Alaimo’nun bu kitabı, sosyal medyanın bireyler, toplumlar ve siyaset üzerindeki etkilerini kapsamlı biçimde ele alıyor. Alaimo, bir iletişim uzmanı ve akademisyen olarak, dijital dünyanın yalnızca günlük alışkanlıklarımızı değil, aynı zamanda düşünme biçimlerimizi, ilişkilerimizi ve toplumsal düzeni nasıl yeniden şekillendirdiğini inceliyor.

Kitapta özellikle algoritmaların nasıl kutuplaşmayı artırdığı, yanlış bilgilerin nasıl hızla yayıldığı ve nefret söyleminin çevrimiçi ortamda nasıl normalleştiği anlatılıyor. Alaimo, sosyal medyanın gençler üzerindeki etkilerine de özel bir bölüm ayırıyor; beden algısı, özgüven sorunları, kaygı ve depresyon gibi meselelerin bu platformlar aracılığıyla nasıl derinleştiğini örneklerle açıklıyor.

‘Çevrimiçi Tuzaklar’ (‘Over The Influence’), yalnızca tehditleri ortaya koyan bir çalışma değil; aynı zamanda çözüm önerileri de sunuyor. Daha güvenli bir dijital gelecek için hem devletlerin hem de teknoloji şirketlerinin üstlenmesi gereken sorumlulukları tartışıyor. Bunun yanında, kullanıcıların bireysel düzeyde atabileceği adımlar da ele alınıyor; örneğin çevrimiçi içeriklere eleştirel bakabilme, dijital detoks uygulamaları ve bilinçli sosyal medya kullanımı.

Sonuçta Alaimo, kitabında sosyal medyanın modern dünyada kaçınılmaz etkilerini gözler önüne sererken, okuru yalnızca bir eleştiriye değil, sorumluluk almaya ve dijital geleceği dönüştürmeye de çağırıyor. Bu eser, sosyal medya çağının karmaşık doğasını anlamak isteyen herkes için hem uyarıcı hem de yol gösterici bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Kara Alaimo – Çevrimiçi Tuzaklar, çeviren: Sevda Akyüz, Doğan Kitap, inceleme, 288 sayfa, 2025

Kolektif – Aptallığın Psikolojisi (2025)

Jean-François Marmion’un hazırladığı bu kitap, farklı yazarların, psikologların, filozofların ve sosyologların katkılarıyla derlenmiş, “aptallık” olgusunu çok yönlü biçimde inceleyen bir kitap olarak öne çıkıyor. ‘Aptallığın Psikolojisi’ (‘Psychologie de la connerie’), gündelik hayatta sıkça karşılaşılan ama kolayca tanımlanamayan bu kavramı tartışıyor.

Marmion ve katkıda bulunan isimler, aptallığın yalnızca bireysel bir eksiklik ya da zekâ yoksunluğu olmadığını, çoğu zaman toplumsal koşullar, güç ilişkileri ve önyargılarla beslendiğini vurguluyor. İnsanların akıl dışı davranışları, yanlış inançları sürdürmeleri, dogmalara bağlanmaları ya da başkalarının etkisiyle hatalı kararlar vermeleri aptallığın çeşitleri olarak ele alınıyor. Bu bağlamda, aptallığın körü körüne otoriteye itaat, sahte uzmanlıkların peşinden gitme, sosyal medyada düşünmeden paylaşılan yanlış bilgiler ve kitle psikolojisiyle birleştiğinde nasıl güç kazandığı gösteriliyor.

Kitapta, aptallığın yalnızca başkalarında değil, herkesin kendi düşünce ve davranışlarında da var olabileceği hatırlatılıyor. İnsan, rasyonel olduğu kadar irrasyonel eğilimler de taşıyor ve aptallık bu çatışmadan doğuyor. Psikanalizden bilişsel psikolojiye, felsefeden mizaha uzanan metinlerde, hem bireysel hem de kolektif ölçekte aptallığın nedenleri, sonuçları ve kaçınılmazlığı tartışılıyor.

‘Aptallığın Psikolojisi’ akademik analiz ile mizahi yaklaşımı harmanlayarak, okuru hem güldürüyor hem düşündürüyor. Kitap, aptallığı küçümseyici bir etiket olarak değil, insan doğasının ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor ve herkesin kendi payına düşen aptalı fark etmesi gerektiğini vurguluyor.

  • Künye: Kolektif – Aptallığın Psikolojisi, hazırlayan: Jean-François Marmion, çeviren: Durmuş Bayram, Doğan Kitap, psikoloji, 320 sayfa, 2025

Bruno Patino – Balık Hafıza (2025)

Bruno Patino’nun ‘Balık Hafıza: Dikkatimizi Kim, Nasıl Yönetiyor?’ (‘La civilisation du poisson rouge: Petit traité sur le marché de l’attention’) adlı kitabı, günümüz dijital çağında dikkat ekonomisinin yükselişini ve bunun bireyler üzerindeki etkilerini derinlemesine inceleyen bir çalışma. Patino, internetin ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte dikkatin kıt bir kaynak haline geldiğini ve çeşitli platformlar ile içerik üreticilerinin bu değerli kaynağı ele geçirmek için kıyasıya bir rekabet içinde olduğunu savunuyor. Kitap, bu yeni “dikkat piyasası”nın işleyiş mekanizmalarını, kullanılan stratejileri ve bireylerin dikkat sürelerinin giderek azalmasına yol açan faktörleri analiz ediyor. Yazar, bu durumu metaforik olarak “kırmızı balık uygarlığı” olarak adlandırmakta ve kırmızı balığın kısa dikkat süresinin, modern insanın dijital bombardıman altındaki zihinsel durumunu yansıttığını öne sürüyor.

Patino, dikkat ekonomisinin bireylerin bilişsel yetenekleri, öğrenme süreçleri, karar verme mekanizmaları ve genel olarak zihinsel sağlıkları üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekiyor. Sürekli bildirimler, sonsuz içerik akışı ve anlık tatmin arayışı gibi dijital dünyanın özellikleri, bireylerin odaklanma becerilerini zayıflatıyor, yüzeysel bilgi tüketimine yol açıyor ve derinlemesine düşünmeyi engellemektedir. Kitap, bu durumun sadece bireysel düzeyde değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal süreçler üzerinde de önemli sonuçları olduğunu vurguluyor. Dikkat dağıtıcı unsurların artması, eleştirel düşünceyi zayıflatıyor, manipülasyona açıklığı artırıyor ve demokratik tartışma ortamını olumsuz etkiliyor.

‘Balık Hafıza’, dikkat ekonomisinin tehlikelerine karşı bir uyarı niteliğinde. Patino, bireylerin ve toplumların bu yeni gerçekliğin farkında olması, dikkatlerini koruma ve yönetme stratejileri geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Kitap, dijital dünyanın sunduğu imkanlardan yararlanırken, dikkatimizi ve zihinsel bağımsızlığımızı korumanın yollarını aramamız gerektiği konusunda önemli bir çağrıda bulunuyor. Yazar, bilinçli dijital tüketim, odaklanma becerilerini geliştirme ve dikkatimizi çalmaya çalışan mekanizmalara karşı farkındalık oluşturmanın, bu yeni uygarlığın olumsuz etkilerini azaltmanın anahtarları olduğunu öne sürüyor.

  • Künye: Bruno Patino – Balık Hafıza: Dikkatimizi Kim, Nasıl Yönetiyor?, çeviren: Bahadırhan Bozkurt, Doğan Kitap, inceleme, 120 sayfa, 2025

Sally Jean Cunningham – Bahçe Kardeşliği (2025)

Sally Jean Cunningham’ın ‘Bahçe Kardeşliği: Zehirsiz ve Güzel Bir Sebze Bahçesi İçin Kardeş Bitkilerle Ekim Yöntemi’ (‘Great Garden Companions: A Companion-Planting System for a Beautiful, Chemical-Free Vegetable Garden’) adlı eseri, sebze bahçelerinde kimyasal ilaçlar kullanmadan sağlıklı ve verimli bir yetiştiricilik için kardeş bitki uygulamasının prensiplerini ve pratik yöntemlerini detaylı bir şekilde anlatan bir rehberdir. Cunningham, farklı sebzelerin birbirleriyle olan olumlu etkileşimlerini bilimsel ve deneyimsel bilgiler ışığında açıklayarak, bahçıvanlara doğal yollarla zararlıları uzaklaştırma, hastalıkları önleme, toprağı iyileştirme ve verimi artırma imkânı sunuyor. Kitap, hangi bitkilerin birbirleriyle iyi anlaştığını, hangilerinin birbirlerinden uzak tutulması gerektiğini, bu olumlu veya olumsuz etkileşimlerin altında yatan nedenleri (örneğin, salgılanan kimyasallar, kök sistemlerinin etkileşimi, zararlıları çekme veya uzaklaştırma) anlaşılır bir dille aktarıyor.

Cunningham, kardeş bitki uygulamasının sadece zararlı ve hastalık kontrolüyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda bitkilerin büyümesini teşvik etme, besin alımını kolaylaştırma ve hatta lezzetlerini artırma gibi faydaları da olduğunu vurguluyor. Kitapta, farklı sebzeler için özel kardeş bitki kombinasyonları öneriliyor, bu kombinasyonların bahçe tasarımına nasıl entegre edilebileceğine dair pratik ipuçları sunuluyor. Ayrıca, mevsimlik ekim planları oluştururken kardeş bitki prensiplerinin nasıl göz önünde bulundurulması gerektiği de detaylı bir şekilde açıklanıyor. Cunningham, okuyucuları kendi bahçelerinin koşullarına ve yetiştirmek istedikleri sebzelere uygun kardeş bitki sistemlerini denemeye ve geliştirmeye teşvik etmektedir. ‘Bahçe Kardeşliği’ kimyasalsız, doğal ve sürdürülebilir bir sebze bahçesi kurmak isteyen tüm bahçıvanlar için kapsamlı ve pratik bir kaynaktır.

  • Künye: Sally Jean Cunningham – Bahçe Kardeşliği: Zehirsiz ve Güzel Bir Sebze Bahçesi İçin Kardeş Bitkilerle Ekim Yöntemi, çeviren: Evren Yıldırım, Doğan Kitap, botanik, 288 sayfa, 2025