Jérémie Gallen — Divanın Ardında (2026)

Jérémie Gallen’in bu kitabı, psikoterapi odasında anlatılan yaşam öykülerini merkeze alarak insan zihninin görünmeyen işleyişini anlaşılır ve samimi bir dille inceleyen bir çalışma. Klinik psikolog ve psikanalist olan Gallen, farklı danışanlarının deneyimlerinden hareketle psikoterapinin yalnızca belirtileri ortadan kaldırmayı değil, bireyin yaşadığı olaylarla kurduğu ilişkiyi dönüştürmeyi amaçladığını gösteriyor. Kitap boyunca sıradan gibi görünen bir cümle, unutulmuş bir anı, yinelenen bir davranış ya da uzun bir sessizlik, bilinçdışı süreçlere açılan önemli ipuçları hâline geliyor.

Her bölümde farklı bir danışanın öyküsü üzerinden ilerleyen eser, insanların kaygıları, korkuları, suçluluk duyguları, ilişkilerde yaşadıkları çıkmazlar ve çocukluk deneyimlerinin yetişkin yaşamındaki etkileri üzerinde duruyor. Gallen, psikolojik sorunları tek bir tanıya indirgemek yerine her bireyin yaşam öyküsünün kendine özgü yapısını anlamaya çalışıyor; danışanların anlattıkları kadar anlatamadıkları, bastırdıkları ya da farkında olmadan tekrar ettikleri davranış kalıplarının da terapötik sürecin önemli parçaları olduğunu vurguluyor. Böylece terapi, geçmişi değiştirmekten çok geçmişin bugünkü yaşam üzerindeki etkisini yeniden anlamlandırma süreci olarak ele alınıyor.

‘Divanın Ardında: Terapi Odasından İnsan Hikâyeleri’ (‘Sur le divan de mes patients’), terapist ile danışan arasındaki güven ilişkisinin iyileşmedeki belirleyici rolünü de ön plana çıkarıyor. Gallen, değişimin çoğu zaman büyük yüzleşmelerden değil, küçük fark edişlerden doğduğunu; kişinin kendisini dinlemeyi öğrenmesiyle birlikte duygularını, arzularını ve çatışmalarını daha açık biçimde görebildiğini gösteriyor. Psikanalitik kavramları teknik bir dile boğmadan aktaran yazar, mizahı ve gündelik yaşamdan örnekleri kullanarak terapi odasının dışarıdan göründüğü kadar gizemli olmadığını, aksine insan olmanın ortak deneyimlerini görünür kılan bir alan olduğunu ortaya koyuyor.

Sonuç olarak ‘Divanın Ardında’, yalnızca terapi seanslarından seçilmiş etkileyici vakaları anlatan bir kitap değil; insan davranışlarının ardındaki bilinçdışı dinamikleri, tekrar eden yaşam örüntülerini ve psikolojik değişimin nasıl gerçekleştiğini açıklayan bir psikoloji anlatı. Okuru hem terapistin bakış açısıyla düşünmeye hem de kendi yaşamındaki duygu, davranış ve ilişki örüntülerini yeniden değerlendirmeye davet ediyor.

Jérémie Gallen — Divanın Ardında: Terapi Odasından İnsan Hikâyeleri
Çeviren: Nazlı Ceyhan Sümter • İrene Kitap
Psikoloji • 192 sayfa • 2026

Albert Moukheiber — Nöromanya (2026)

Albert Moukheiber bu eserinde, son yıllarda büyük ilgi gören nörobilimin kamuoyunda çoğu zaman yanlış yorumlandığını ve insan davranışlarını yalnızca beyne indirgeme eğiliminin hem bilimsel hem de toplumsal açıdan ciddi sorunlar doğurduğunu savunuyor. ‘Nöromanya: Beyninizle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar’ (‘Neuromania: Le vrai du faux sur votre cerveau’), nörobilimin bulgularını reddetmiyor; aksine, araştırmaların gerçekten ne söylediğini anlaşılır biçimde açıklayarak popüler kültürde yaygınlaşan yanlış inanışları sorguluyor. Moukheiber, beynin insan yaşamındaki merkezi önemini kabul ederken, bireyi yalnızca nöronlardan oluşan bir varlık gibi görmenin insan deneyiminin karmaşıklığını göz ardı ettiğini gösteriyor. Bu yönüyle eser, nörobilim ile psikoloji, sosyoloji ve felsefe arasında daha dengeli bir bakış açısı kurmayı amaçlıyor.

Kitap, öncelikle beynin bilim tarihindeki konumunu ve indirgemeci düşüncenin nasıl geliştiğini inceliyor. Kartezyen düalizmden frenolojiye, beynin belirli bölgelerine belirli işlevler yükleyen yaklaşımlardan günümüz beyin görüntüleme tekniklerine kadar uzanan tarihsel süreç değerlendiriliyor. Moukheiber, sağ ve sol beyin ayrımı, “üçlü beyin” modeli ya da beynin bir bilgisayar gibi çalıştığı düşüncesi gibi popüler açıklamaların bilimsel gerçekliği tam olarak yansıtmadığını anlatıyor. Beyin görüntüleme teknolojilerinin önemli bilgiler sunduğunu, ancak bunların neden-sonuç ilişkilerini kesin biçimde ortaya koymadığını ve çoğu zaman kamuoyunda olduğundan daha güçlü kanıtlar gibi sunulduğunu vurguluyor.

İkinci bölümde, nörobilim kavramlarının kişisel gelişim endüstrisi tarafından nasıl araçsallaştırıldığı ele alınıyor. Kişilik testleri, nöroplastisite, çekim yasası, titreşim frekansları ve “istersen başarırsın” anlayışı gibi popüler söylemlerin bilimsel dayanakları sorgulanıyor. Yazar, beynin değişebilir olmasının sınırsız bir dönüşüm potansiyeli anlamına gelmediğini; bireyin biyolojik özellikleri kadar çevresel koşullar, eğitim, ekonomik durum ve toplumsal ilişkiler tarafından da şekillendiğini gösteriyor. Böylece bireyin tüm başarısını ya da başarısızlığını yalnızca kendi zihnine yükleyen yaklaşımların, özellikle tükenmişlik ve suçluluk duygusunu artırabileceğini savunuyor.

Eserin merkezinde, beynin karmaşık işleyişini basit karşıtlıklarla açıklamanın yanlışlığı yer alıyor. Duygu ile mantığın birbirinin zıddı değil, sürekli etkileşim içinde çalışan süreçler olduğu; bilinç olgusunun ise günümüz biliminin hâlâ kesin biçimde açıklayamadığı en önemli problemlerden biri olmaya devam ettiği belirtiliyor. Moukheiber, insan davranışlarını anlamak için beynin tek başına yeterli olmadığını; beden, çevre, kültür ve sosyal ilişkilerin de bilişsel süreçlerin ayrılmaz parçaları olduğunu vurguluyor.

Kitabın sonraki bölümlerinde ağrı, psikiyatrik hastalıklar, ilaç tedavileri, bağımlılık ve performans gibi konular ele alınıyor. Yazar, bu alanlarda yalnızca nörolojik açıklamalara dayanmanın eksik kaldığını; biyolojik süreçlerle birlikte psikolojik, toplumsal ve çevresel etkenlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Özellikle bağımlılık ve ruh sağlığı sorunlarının yalnızca beyin kimyasındaki bozukluklarla açıklanmasının hem tedavi süreçlerini hem de bireylerin yaşadığı deneyimleri daralttığını öne sürüyor.

Son bölüm ise nörobilimin siyaset, hukuk ve medya alanındaki kullanımına odaklanıyor. Beyin verileriyle insanların siyasi tercihlerini tahmin etme iddiaları, nörobilim temelli hukuk uygulamaları, çevre sorunlarına yönelik davranışlar ile sahte haberlerin yayılmasında bilişsel önyargıların rolü eleştirel biçimde inceleniyor. Moukheiber, bilimsel bulguların ideolojik ya da ticari amaçlarla abartılmasının toplumsal sonuçlarına dikkat çekiyor ve insanların yalnızca biyolojik varlıklar değil, aynı zamanda tarihsel, kültürel ve sosyal bağlamlar içinde yaşayan bireyler olduğunu hatırlatıyor. Bu yaklaşımıyla ‘Nöromanya’, nörobilimin sınırlarını ve gücünü aynı anda gösteren, popüler beyin söylemlerini sorgulayan önemli bir eleştirel çalışma olarak öne çıkıyor.

Albert Moukheiber — Nöromanya: Beyninizle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar
Çeviren: Nazlı Ceyhan Sümter • İrene Kitap
Psikoloji • 224 sayfa • 2026

Claude Béata — Kedi Psikolojisi (2026)

Claude Béata’nın bu çalışması, kedilerin davranışlarını ve ruhsal dünyasını veteriner psikiyatrisi perspektifinden ele alıyor. Uzun yıllardır hayvan davranışları üzerine çalışan Béata, klinik deneyimlerini ve güncel bilimsel araştırmaları bir araya getirerek kedilerin psikolojisini anlamaya çalışıyor. ‘Kedi Psikolojisi: Dört Ayaklı Dostlarımız Bize Ne Anlatmaya Çalışıyor?’ (‘La folie des chats’), insanların çoğu zaman kedilerin davranışlarını yalnızca içgüdüsel refleksler olarak gördüğünü, oysa bu davranışların karmaşık bir duygusal ve bilişsel dünyaya dayandığını gösteriyor. Bu yaklaşım kedilere yönelik bakışı değiştiriyor ve onları yalnızca evcil hayvanlar olarak değil, özgün bir psikolojik yapıya sahip canlılar olarak düşünmeyi sağlıyor. Claude Béata böylece kedi davranışlarını açıklarken çevre koşullarının, insanlarla kurulan ilişkilerin ve stresin hayvanların ruhsal durumunu nasıl etkilediğini ayrıntılı biçimde anlatıyor.

Kitapta yer alan örnek vakalar bu yaklaşımı somut hâle getiriyor. Béata, barınaklarda yaşayan ve depresyon belirtileri gösteren kedileri, sahiplerinden ayrıldığında yoğun kaygı yaşayan Tabatha’yı ve davranışlarında keskin dalgalanmalar görülen Nugatin’i anlatıyor. Ayrıca Melly adlı kedinin yaşadığı ve şizofreniye benzetilen davranış bozukluğu gibi dikkat çekici örnekler üzerinden kedilerin ruhsal sorunlarını tartışıyor. Bu hikâyeler yalnızca ilginç vakalar sunmuyor; aynı zamanda kedilerin stres, yalnızlık ve çevresel değişimlere nasıl tepki verdiğini açıklıyor. Yazar bu örneklerle okuyucuyu kedilerin zihinsel dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor ve onların davranışlarını daha dikkatli gözlemlemeye teşvik ediyor.

Béata kitabın genelinde kedilerin ruhsal ve fiziksel sağlığının birbirinden ayrılmaz olduğunu vurguluyor. Kedilerin yaşadığı çevre, günlük rutinler ve insanlarla kurdukları bağlar onların psikolojik dengesini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle yazar kedilerin ihtiyaçlarını anlamanın yalnızca davranış sorunlarını çözmek için değil, onların refahını korumak için de gerekli olduğunu söylüyor. Bilimsel araştırmalar ile klinik gözlemleri birleştiren bu çalışma, kedilerin psikolojisini anlaşılır biçimde açıklayan önemli bir rehber sunuyor. Bu yönüyle Kitap, kedilerin davranışlarını daha iyi anlamak ve onların sağlığını korumak isteyen okurlar için ufuk açıcı bir kaynak olarak öne çıkıyor.

Claude Béata — Kedi Psikolojisi: Dört Ayaklı Dostlarımız Bize Ne Anlatmaya Çalışıyor?
Çeviren: Nazlı Ceyhan Sümter • Doğan Kitap
Psikoloji • 240 sayfa • 2026

Michel Schneider – Okumak ve Anlamak (2016)

Psikanalizin rehberliğinde edebiyatı, okumayı ve yazarları çok yönlü bir bakışla analiz eden denemeler…

İncelemesinde Freud, Henry James, Nabokov, Pessoa, Proust, Rancé ve Arthur Schnitzler gibi isimler üzerinden edebi metinlerdeki saklı arzuları deşifre eden Michel Schneider, aynı zamanda güncel psikanaliz kuramını da sorguluyor.

  • Künye: Michel Schneider – Okumak ve Anlamak, çeviren: Nazlı Ceyhan Sümter, Kolektif Kitap

Eric Hazan – Fransız Devrimi Tarihi (2016)

Fransız Devrimi’ni hem devrim liderlerinin hem de halkın gözünden yansıtan bir eser.

Geçim sıkıntısı ve işsizliğin baş gösterdiği bir dönemde başlayan ayaklanmalardan ulusal meclisin açılışına, iktidarın katliamlarla devrime yanıt verişinden devrimin yenilgiyle sonuçlanışına pek çok detay, bu kitapta adım adım izleniyor.

Eric Hazan, Devrim’in 1789’da patlak verişinden sonraki süreci hem devrim liderlerinin hem de halkın gözünden yansıtıyor.

Tarihçiler ağırlıklı olarak Fransız Devrimi’ni kanlı yaşanmış, can sıkıcı bir olay olarak değerlendirme eğilimindedir.

Hazan ise, bu tezlere karşıt olarak Devrim’in, Batı dünyasının düşünce ve yaşam biçimini kökünden değiştirdiğini savunuyor.

  • Künye: Eric Hazan – Fransız Devrimi Tarihi, çeviren: Nazlı Ceyhan Sümter, Say Yayınları, tarih, 456 sayfa, 2016