Adam Przeworski – Demokrasinin Krizleri (2023)

Demokrasi krizde.

Halk siyasetten çekildi, demokratik kurumlar aşındı, popülistler gelişmiş demokrasilerde bile iş başına geldi.

Bir şeyler oluyor.

Batı’nın köklü demokrasilerinde ‘kurulu düzene’ karşı, ‘sisteme’ karşı, ‘elitlere’ karşı, ‘popülist’ hissiyat gün geçtikçe kabarıyor.

Aynı partilerin istikrarlı biçimde demokratik siyasete hakim oldukları neredeyse bir yüzyıllık süreden sonra geleneksel partilere verilen destek gittikçe azalırken, sağda ve solda yeni partiler adeta mantar gibi bitiyor.

Seçimlere katılım birçok ülkede tarihte daha önce görülmemiş düzeylere inerken siyasetçilere, partilere, meclislere, hükümetlere duyulan güven azalıyor.

‘Tek adam’lar sahneye yeniden çıkıyor.

Farklı siyasi görüşlere, değerlere ve kültürlere sahip insanlar giderek birbirini düşman olarak görüyorlar.

Birbirine fena şeyler yapmaya hazırlar.

  • Peki, demokrasi bir krizde mi?
  • Bir çağın sonuna mı tanıklık ediyoruz?

Adam Przeworski, bu kitapta köklü demokrasiler dünyasındaki güncel siyasi ahvalin çarpıcı bir panoramasını sunuyor.

Weimar Almanyası’ndan Şili’ye ve Fransa’ya, 20. yüzyılda edinilen önemli deneyimlerin ışığında bugün otoriter rejimlerin kıyısında bulunan Venezuela, Polonya, Macaristan ve Türkiye gibi ülkelerin çıkmazlarına ışık tutuyor.

Demokrasi fikrinin ve bu eski fikrin çağdaş görünümlerinin iç çelişkilerini ve meziyetlerini gözler önüne sererek, bir çatışmaları yönetme biçimi olarak demokrasinin işleyişini ve akıbetini sorguluyor.

Teknik ayrıntılarda boğulmaktan kaçınan bu kitap, meslekten sosyal bilimcilerin yanı sıra şu günlerde demokrasinin geleceğinden kaygı duyan herkese hitap ediyor.

  • Künye: Adam Przeworski – Demokrasinin Krizleri: Otoriterleşmenin Kıyısında Çağdaş Siyasetin Ahvali, çeviren: Melih Pekdemir, Fol Kitap, siyaset, 232 sayfa, 2023

William von Hippel – Toplumsal Sıçrama (2023)

Yalan söylemek, bizi besin zincirinin zirvesine taşımakla kalmadı, aynı zamanda bizi bugün olduğumuz yere de getirdi.

William von Hippel, modern insanın davranışlarının evrimsel kökenleri üzerine usta işi bir eserle karşımızda.

İnsan bir çelişkiler yumağıdır: Hedeflerimize ulaşmak için canla başla çalışırız ama çabalarımız meyvesini verdiğinde mutluluğumuz kısa sürer.

Dostlarımızın hayatta başarılı olmalarını isteriz ama çok başarılı olduklarında onları kıskanırız.

Yalan söylemeyi kötüler, yalancıyı ayıplarız ama ne kendimize ne de başkalarına yalan söylemekten çekiniriz.

Bu tutarsızlıklara bakınca, insanlığın bugünlere gelebilmiş olması bir mucize gibi görünebilir.

Oysa yapılan son bilimsel çalışmalar bu çelişkilerin insanlığın evriminde hayati bir rol oynadığını gösteriyor.

Uzak atalarımız ağaçlardan düzlüklere inmek zorunda kaldıklarında zihinlerinin çalışma şekli de sonsuza dek değişti.

Başkalarının düşüncelerini tahmin etmeyi, yarınları düşünmeyi ve yalan söylemeyi de öğrendiler.

Bu gezegendeki yerimizi sonsuza dek değiştirecek tamamen yeni bir zekâ türü yaratarak, fiziksel beceri yerine ekip çalışmasına ve toplumsallığa öncelik verdiler.

Tanınmış sosyal psikolog William von Hippel, bu kitapta, uzak geçmişte evrimimize yön vermiş olayların bugünkü hayatımızı nasıl şekillendirdiğini açıklıyor.

Kendi yalanlarımıza neden inandığımızı, neden mutluluk peşinde koştuğumuzu, şöhret ve servetin neden mutluluk kadar mutsuzluk da getirdiğini izah ediyor.

Bizi biz yapan, mutlu eden şeylerin bilgisini hayatımızı iyileştirmek için nasıl kullanacağımıza dair yeni ipuçlarıyla, türümüze yeni ve kışkırtıcı bir bakış sunuyor.

  • Künye: William von Hippel – Toplumsal Sıçrama: Bizi Biz Yapan ve Mutlu Eden Şeylerin Yeni Evrimsel Bilimi, çeviren: Ekrem Berkay Ersöz, Fol Kitap, bilim, 304 sayfa, 2023

Avner Wishnitzer – Gece Çökerken (2023)

On sekizinci yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda gündüz vakti gerçekleştirmesi pek de mümkün olmayan iktisada, suça, siyasete, cinselliğe, ibadete ve serbest zamana dair uğraşlar hakkında özgün bir çalışma.

Avner Wishnitzer, gözden kaybolmaya çalışanların yalnızca toplumsal ya da dinî açıdan marjinal olanlar değil, hegemonya bizzat kendisi olduğunu da gösteriyor, ayrıca, devletin bugün de olduğu gibi alkol tüketiminden ve fuhuştan alınan vergilerden doğrudan yararlandığını ortaya koyuyor.

  • Osmanlı’nın izbe sokaklarına saptığımızda sokakta kimleri görmeyiz ki?
  • İsyan hazırlığında olan yeniçerileri mi, hırsızları mı, sokak köpeklerini mi, işret âlemlerinin müdavimlerini mi?
  • Gece sokakta yürüyenler karanlığın perdesi altında gözlerden ırak kalabilirdi, peki ya kulaklardan?

Padişahın, deliksiz bir uykunun sadece ihtimaline sahip olabildiği gecede, yapay ışıkların nazarından, kolektif dikizden kaçan başka bir Osmanlı nizamı kurulurdu.

Herkesin bilip de sustuğu, sadece karanlıkta kol gezen başka bir âlemdi bu.

Gündüzün muktedir ve makbulü, yerini gecenin kendi muvazenesine bırakır, hiyerarşiler değişir, gözlerden uzak olmanın özgürlüğü, görememenin korkusuyla bir araya gelirdi.

Deliksiz uykunun imkânını ancak sokaktakiler belirlerdi.

Başta İstanbul olmak üzere, 18. yüzyılın Osmanlı kentlerinde karanlık, gölge ve ışık farklı iktidar ilişkilerini, var olma biçimlerini ve gündelik hayatı belirleyen, görül(e)meyen ama hissedilen sınırlardı.

Görülmek veya görülmemek ait olunan sınıfa göre lüks veya tehlike unsuru olabilirdi.

Bu kitabın yazarı, bu iki ihtimalin bağlama göre padişahtan sokak serserisine, evinde derin uykusuna dalan mazbut mahallelilerden bekâr odalarının sakinlerine nasıl değiştiğini bizlere gösteriyor.

Ayrıca, çeşitli arşiv kaynakları ve zengin edebî metinlerle farklı toplumsal grupların karanlık deneyimlerine bir nevi “ışık tutuyor”.

  • Künye: Avner Wishnitzer – Gece Çökerken: Osmanlı’da Gece Hayatı, çeviren: Can Gümüş İspir, Fol Kitap, tarih, 448 sayfa, 2023

Vefa Saygın Öğütle – Failin Ontolojisi (2022)

Sosyal bilimlerin öteden beri karşı karşıya kaldıkları doğa/kültür, birey/toplum, fail/yapı, neden/sebep, açıklama/anlama gibi çok tartışılan ikiliklerin kıskacında faillik sorunu ve failin eşkâli meselesi, son yıllarda gündeme daha fazla geliyor.

Bu eşkâli belirlemenin göründüğünden de güç bir iş olduğu ortaya çıktı.

  • Peki, sosyal bilimlerde fail dendiğinde kime ve neye bakmak gerekir?
  • Bireye mi bakılmalıdır yoksa gruplara ve toplumlara mı?
  • Failden sadece insanı mı anlamak gerekir?
  • Hem kendi sosyalliğinin ürünü olup hem de o sosyalliği dönüştürme kapasitesine sahip olan insan faili nasıl kavramlaştıracağız?
  • Dahası, faillik sadece insanlara has bir kapasite midir, hayvanlar fail olamazlar mı?
  • Olabiliyorlarsa bunun sosyal bilimler için ne gibi sonuçları olur?

Sosyal bilimlerin en temel kavramlarıyla felsefi bir hesaplaşmanın ürünü olan bu kitap, bu disiplinlerin değişmez unsuru hâline gelmiş olan ‘fail’in eşkâlini belirlemeye çalışıyor.

Max Weber’den Edmund Husserl’e, Maurice Merleau-Ponty’den Roy Bhaskar’a ve Margaret Archer’a kadar uzanan bir çizgide, sosyal bilimlerin en temel ikiliklerinden bazılarını irdeleyerek, doğal dünyanın nedenleri ile insan dünyasının sebepleri arasındaki karmaşık ilişkiyi çözümlüyor, bedenin insan dünyasının inşasında oynadığı rolü ve her türlü sosyal bilimin olanağı için neden vazgeçilmez bir unsur olduğunu gösteriyor.

Bedenli bir fail olmanın doğa bilimleri ile sosyal bilimler arasında indirgeyici olmayan bir işbirliğini mümkün hâle getirdiğini ve failliğin hayvanlarla paylaştığımız bir özellik olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Vefa Saygın Öğütle – Failin Ontolojisi: Sosyal Bilimlerde Nedensellik ve Yönelimsellik, Fol Kitap, sosyoloji, 128 sayfa, 2022

Mary Roach – Doğa, Yasaları Çiğnediğinde (2022)

  • Kırmızı ışıkta geçen geyiklere ceza kesilir mi?
  • Mülke izinsiz giren ayı tutuklanabilir mi?
  • Ağaçlardan seri katil olur mu?
  • Doğa, insanların yasalarını çiğnediğinde izlenecek yol nedir?

Bundan üç yüzyıl önce yasaları çiğneyen hayvanlar mahkemelerde yargılanabiliyor, aforoz edilebiliyor, yuvalarından çıkmaları için tahliye emri alabiliyor, hatta sürgüne gönderilebiliyorlardı.

Peki, bugün ne değişti?

New York Times’ın en çok satılan kitaplar listesinin müdavimi Mary Roach, bizi bugün bu soruların yanıtını hukukta veya başka yerde değil bilimde aramaya davet ediyor.

İnsan ile vahşi yaşam arasındaki bitmek bilmez çatışmayı çözmek için insan davranışı ve vahşi yaşam biyolojisi alanlarının kavşak noktasında yer alan ‘insan/doğa çatışması bilimi’nin ışığında, trajikomik olayların yaşandığı ‘sorunlu bölgelerde’ çok eğlenceli ve şaşırtıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

Bu yolculukta ekip arkadaşları da en az kendisi kadar sıra dışı: bir insan/fil arabulucusu, ayı yöneticisi, yırtıcı saldırıları ve adli tıp uzmanları, lazer korkuluk üreticileri ve daha kimler, kimler…

Roach, Aspen’in arka sokaklarından Hindistan’da leoparların terör estirdiği mezralara, Papa’nın Paskalya Ayini’nden bir gece önce martı saldırılarına maruz kalan Aziz Petrus Meydanı’na uzanan yolculuğunda, bilim ve okuru için hiçbir zahmetten kaçınmayıp sıçan yeminin tadına bakıyor, hatta yolda bir makağın saldırısına da uğruyor.

Sorunu doğada değil kendimizde, yani insanda aramamızın belki daha iyi olacağını fısıldıyor.

  • Künye: Mary Roach – Doğa, Yasaları Çiğnediğinde: Tüylü Zanlılar, çeviren: Nilbert Yılmaz, Fol Kitap, bilim, 304 sayfa, 2022

Carrie Hull – Cinsiyetin Ontolojisi (2022)

Kadın kıyafetleri giyen erkekler, ameliyatla erkek olan kadınlar, cinsiyeti doğduğunda atanan bebekler, ne erkek ne kadın bireyler, akışkan cinsiyetler ve başkaldıran, ele avuca sığmaz cinsel kimlikler:

Yirminci yüzyılın sonlarının cinsel devrimi, 21. yüzyılın başlarında bir ‘cinsiyet devrimini’ de beraberinde getirdi.

Bu devrimin başlattığı tartışma bitmek şöyle dursun, gittikçe alevleneceğe benziyor.

Biyolojik ve toplumsal cinsiyet arasında bir süredir yapılan ayrım bile biyolojik cinsiyetin ikili bir yapıdan ziyade bir ‘spektrum’ olduğu, cinsiyet kimliğinin ve dürtüsünün ‘doğal’ olmadığı, toplumda inşa edildiği anlayışı nedeniyle gün geçtikçe silikleşiyor.

İnsanlar artık cinsiyetlere, cinsiyetlerse eski kalıplara sığmıyor.

Sınırlar silikleştikçe genişleyen özgürlük, birsizliği de beraberinde getiriyor.

Peki, bu belirsizliğin önümüzdeki günlerde karşımıza çıkaracağı sorunlara ve sorulara karşı ne kadar hazırlıklıyız?

Alanında son yıllarda kaleme alınmış en kışkırtıcı eserlerden bir olan bu kitap, kutuplaşmanın adeta bir kural hâline geldiği bu ateşli tartışmanın tam orta yerinde cinsiyetin biyolojisine ve gerçekliğine yönelik güncel eleştirileri makul bir gözle değerlendirmenin mümkün olup olmadığı sorusuna bir yanıt arıyor.

Biyolojiden, psikolojiden, antropolojiden ve felsefeden örneklerle mevcut görüşlere alternatif, gerçekçi bir çerçeve öneriyor.

Kimliklerin çeşitliliğini kucaklarken biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasında ve cinsellik ile davranış arasında zayıf da olsa bir ayrım gözetmenin felsefi ve bilimsel açıdan doğru olmanın yanı sıra neden siyasi açıdan makul bir tutum olacağını da gözler önüne seriyor.

  • Künye: Carrie Hull – Cinsiyetin Ontolojisi: Eleştirel ve Gerçekçi Bir Soruşturma, çeviren: Güliz Akçasoy, Fol Kitap, sosyoloji, 288 sayfa, 2022

Richard Sugg – Periler (2022)

Birçok film ve animasyonda izlediğimiz periler gerçekten sevimli miydi?

On yedinci yüzyıl Avrupası’nda yaşayan insanlar için kesinlikle değildi.

Dünyayı yok etme gücüne sahip olduğuna inanılan periler, musallat olduğuna inanılan evlerin terk edilmesine, insanların öldürülmesine yol açtı.

Hayaletler, cadılar, kara büyüler gibi periler de 20. yüzyıla kadar insanların en büyük korkusu oldu.

Edebiyatta ve sanatta korku nedeni olan perilerin 20. yüzyıldan itibaren sevimli kahramanlara dönüşünü tarihsel bir çerçevede inceleyen Richard Sugg, akıcı üslubuyla bizi, bugünün kahramanlarının karanlık geçmişine bakmaya davet ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Periler, şölen ve dansa kadar insan yaşamının neredeyse her yönünü taklit etme eğilimleriyle çoğumuzun aşina olduğu daha ruhani hayaletlere pek de benzemezler. Bu, kısmen hayalet perinin yalnızca belirli bir tür peri olduğu gerçeğiyle açıklanabilir. Perilerin bizzat ölülerin ruhları olduğu meselesi de kesinlikle karmaşıktır. Bazıları için mesele sadece ölü olmak değil; ne zaman, nerede ve nasıl ölündüğü meselesiydi.”

  • Künye: Richard Sugg – Periler: Tehlikeli Bir Tarih, çeviren: Cemal Can Tarımcıoğlu, Fol Kitap, inceleme, 288 sayfa, 2022

Walter Feldman – Osmanlı’da Mevleviliğin Kültürel Tarihi (2022)

Mevleviliğin kültürel tarihi, Osmanlı öncesi Anadolu’nun ve Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyal hayatını anlamamızda önemli kapıları aralıyor. Yüzyılları aşındıran Mevlevilik tarihi, mistik bağlamda edebî ve müzikal zenginliğiyle geniş coğrafyaların kültürel kökenlerini yakından tanımamızı sağlıyor.

Bugün hâlâ kültür hayatımızda önemli bir yere sahip olan Mevlevi kültürüne bakış, geçmişi olduğu gibi bugünü de gözler önüne seriyor.

Müziği ve edebiyatı bedensel performanslarla harmanlayan Mevlevi törenlerini ve yaşayış pratiklerini anlatan bu eser, Osmanlı’nın kültür tarihini çeşitli yönleriyle bize sunuyor.

Bunu yaparken dinî olanı, mistik olandan ayırarak tasavvuf inancının ruhta ve bedende nasıl tezahür ettiğini gösteriyor.

Üstelik bu kültürün gelişimine öncülük eden isimler, Walter Feldman’ın değerli anlatımıyla kültürel yolculuğumuza refakat ediyor.

  • Künye: Walter Feldman – Osmanlı’da Mevleviliğin Kültürel Tarihi: Osmanlı İmparatorluğu’nda Şiir, Müzik ve Tasavvuf, çeviren: Orhan Düz, Fol Kitap, tarih, 320 sayfa, 2022

Massimo Pigliucci – Saçmalığın Daniskası (2022)

Bilim, insanlığın en destansı girişimlerinden biri olageldi.

Şeytanların musallat olduğu bir dünyada karanlığı bir nebze de olsa savuşturmamızı sağlayan bir mum ışığı görevi gördü.

İçinde yaşadığımız bu ‘hakikat sonrası’ çağda etrafımızı kuşatan sahte haberler, ‘alternatif gerçekler’ ve başka zırvalıklarla başa çıkabilmek için bugün felsefi düşünceyle taçlanmış bir bilime, daha önce belki de hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyuyoruz:

  • Aşılar gerçekten otizme yol açıyor mu?
  • 11 Eylül saldırıları içerden yapılmış olabilir mi?
  • Bilimin iddialarını sorgusuz sualsiz kabul etmemiz mi gerekiyor?
  • Akıllı tasarım görüşü, evrim kuramının alternatifi olabilir mi?
  • Bilim gerçekten yanlışlamalarla mı ilerler?
  • Bilim de bir din midir?
  • Bilim yapmakla ‘bilimcilik’ yapmak arasındaki sınır nerede çizilebilir?
  • Bu kadar insan bir şeye inanıyorsa bunun bir hikmeti gerçekten var mıdır?
  • Uzmanlara güvenmeli miyiz?
  • Onlara güvenmeyeceksek kime güveneceğiz?
  • Bilim yanılmaz mı?

Tanınmış felsefeci, bilim insanı ve kuşkucu Massimo Pigliucci, bilimin, sözdebilimin ve bu ikisi arasındaki sınırda yer alan ‘bilimsi’ disiplinlerin dünyasında okuru aydınlatıcı ve eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor.

Bilimi sözdebilimden ayırmanın yollarını, güncel örnekler üzerinden giderek ve kendine özgü mizahi diliyle anlatıyor.

UFO’lardan, SETI projesine ve iklim değişikliği meselesinin özüne, yaratılışçıların kullandıkları ikna taktiklerinden ‘bilimciler’in kibrine ve medyanın zırvalıklarına kadar uzanan birçok konuda, eleştirel düşünceye giriş dersi niteliğinde bir çalışmayla karşımıza çıkıyor.

Safsatalardan tarafgirliklere, bilim insanlarının beşeri zaaflarının ürünü gülünç olaylardan, insanların hayatına mal olabilen hurafelere uzanan yolda felsefesiz bir bilimin neden tehlikeli, bilimsiz bir felsefeninse neden etkisiz olacağını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Massimo Pigliucci – Saçmalığın Daniskası: Bilimi Zırvalıktan Nasıl Ayırırız, çeviren: Ekrem Berkay Ersöz, Fol Kitap, bilim, 448 sayfa, 2022

Anthony D. Smith – Milliyetçilik ve Modernizm (2022)

Milliyetçilik son iki yüzyıla damgasını vurmuş en önemli akımlardan ve olgulardan biri.

Salıverildiğinde taraftarlarına göre ‘şanlı’ zaferlere ulaştırabilen ama tarihin de gösterdiği üzere ne varsa önüne katıp götürebilen, sonu gelmez ‘kanlı’ husumetlere yol açıp komşuyu komşuya kırdıran, nehrin iki yakasını ateşten bir perdeyle ayıran korkutucu ve dizginlenemez bir güce sahip.

Üstelik bugün de sağ ve salim. 20. yüzyıla yaralı çehresini kazandırmış, iki dünya savaşının altında imzası olan bu güç, yüzyılın sonlarındaki öngörülerin aksine zayıflamak şöyle dursun, başta Doğu Avrupa, Kafkasya, Yakındoğu ve Ortadoğu olmak üzere, dünyanın dört bir yanında bugün tekrar yükselişe geçti.

  • Peki, bu yükseliş nasıl açıklanabilir?
  • Milletler ve milliyetçilik, modernliğin bize armağanı olan yeni bir olgu mu, yoksa kökleri tarihin derinlerine mi uzanıyor?
  • Milliyetçiliğin çeşitleri neler?
  • İnsanları ortak bir amaç etrafında kenetleyip seferber edebilen milliyetçi hareketler bu güçlerini nelerden alıyor?

Milliyetçilik çalışmaları alanının kurucusu ve önde gelen tarihsel sosyologlardan Anthony D. Smith, bu kitapta, milliyetçiliğin ve millet fikrinin soykütüğünü çıkarma girişimleriyle hesaplaşıyor.

Gellner, Mann, Anderson, Armstrong, Geertz, Giddens, Hobsbawm, Kedourie, Hroch, Holowitz gibi alanın önde gelen isimleriyle girdiği tartışmada milliyetçiliğin unsurlarını ve bu olguyu ele alan teorilerin zayıf ve güçlü yanlarını ortaya koyuyor.

Milliyetçilik ile modernizmin tarihte iç içe geçmiş anlatısının dolaşık yumaklarını çözerek, bize bugünü ve yakın geleceği anlamamıza da izin veren, kolay okunur bir yol haritası sunuyor.

  • Künye: Anthony D. Smith – Milliyetçilik ve Modernizm, çeviren: Fahri Bakırcı, Fol Kitap, sosyoloji, 456 sayfa, 2022