Naunihal Singh – Askerî Darbelerin Stratejik Mantığı (2025)

Naunihal Singh’in bu çalışması, askeri darbelerin nasıl gerçekleştiğini ve neden bazılarının başarılı olup bazılarının başarısız olduğunu anlamak için kapsamlı bir analiz sunuyor. ‘Askerî Darbelerin Stratejik Mantığı: Yönetime El Koymak’ (‘Seizing Power – Strategic Logic of Military Coups’), bu alandaki mevcut çalışmalardan farklı olarak, darbe girişimlerinin başarısının veya başarısızlığının ardındaki temel faktörün, askeri hizipler arasındaki koordinasyon dinamikleri olduğunu savunur. Kitap, 1950-2000 yılları arasında dünya genelindeki 471 darbe girişimini içeren orijinal bir veri seti ve darbe katılımcılarıyla yapılan 300 saatlik mülakatlara dayanarak yeni bir teori geliştiriyor.

Singh, bir darbenin başarısının, darbecilerin diğer subaylar ve birlikler nezdinde başarının kaçınılmaz olduğu izlenimini yaratma yeteneklerine bağlı olduğunu öne sürüyor. Askeri aktörler, fiili duruma göre genellikle daha güçlü olan “kaçınılmaz zafer” imajını nasıl yansıttıklarını gösteriyor. Bu, darbenin popülaritesinden veya askeri güç üstünlüğünden ziyade, askeri içindeki grupların birbirlerinin eylemlerini tahmin etme ve buna göre koordine olma yeteneğine dayanıyor. Eğer darbeciler, darbenin şimdiden başarılı olduğuna dair güçlü bir sinyal verebilirlerse, diğer birlikler de bu “kazanan” tarafa katılmaya meyilli olurlar.

Kitap, darbe dinamiklerini kökenlerine göre üç farklı türe ayırır: askeri hiyerarşinin tepesinden gelen darbeler, orta rütbelilerden gelen darbeler ve alt rütbeli askerlerin isyan niteliğindeki darbeleri. Her türün kendine özgü başarı olasılıkları ve koordinasyon zorlukları olduğunu gösteriyor. Gana’daki çok sayıda darbe ve 1991’deki Sovyetler Birliği’ndeki darbe girişimi gibi vaka analizleriyle teorisini destekleyen Singh, kitabıyla sivil-asker ilişkileri ve siyasi istikrarsızlık üzerine çalışan akademisyenlere yeni bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Naunihal Singh – Askerî Darbelerin Stratejik Mantığı: Yönetime El Koymak, çeviren: S. Erdem Türközü, Fol Kitap, siyaset, 424 sayfa, 2025

Ünsal Çimen – Su, Kan ve Akıl (2025)

Batı kültüründe mitolojik düşünceden felsefi düşünceye geçiş genellikle bir ilerleme, insan aklının bir zaferi, çocuksu mitlerin gölgesinden çıkış, kaosun yerini düzenin alışı olarak görülüp kutlanageldi. Oysa bu geçişin simgesel bir “cinayet” ile gölgelenmiş karanlık bir yüzü de vardır: Kozmolojik annenin öldürülerek dişil unsurun ve kadınlığın sistemli biçimde bastırılması ve bunun karşısında filozof tipinde kendini gösteren erkekliğin tahakkümü ve ataerkinin zaferi.

Bu kitap işte bu bastırmanın izini sürüyor. Felsefe tarihinde Thales’in her şeyin kökeni olarak gördüğü “su” unsurunun geçirdiği dönüşüm üzerinden, dişil ilkenin nasıl görünmez kılındığını ele alıyor. Mitolojilerde, dinlerde, hatta çağdaş bilimde yaşamın kaynağı olarak görülen suyun bir varlık eğretilemesi olmaktan çıkarılıp kontrol edilmesi gereken çalkantılı bir karmaşaya indirgenişini ele alıyor ve Antik Yunan’da temellenen felsefeyi bir de bu gözle değerlendirmeye davet ediyor. Mitolojik ve felsefi düşüncenin belirli uğraklarında suyun yalnızca bir madde, pagan dünya görüşünde doğanın bir ögesi olmadığını, bir anlam taşıyıcı, bir mitos, hafıza ve iktidar mücadelesi sahnesi olduğunu gösteriyor. Oedipus anlatısında, Klitemnestra’nın öldürülüşünde, Platon’un idealar dünyasında, Aristoteles’in ilk neden anlayışında, İslam felsefesinde ve Kogiler gibi yerli halkların yaratılış anlatılarında biçimlendirici ilke olarak suyun nasıl mitoloji ile felsefe arasındaki kırılma noktasını teşkil ettiğini, düşünce tarihinin sadece söylenenlerle değil, ayrıca bastırılanlar ve susturulanlarla da kurulduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Ünsal Çimen – Su, Kan ve Akıl: Mitolojiden Felsefeye Geçişin Hikâyesi, Fol Kitap, felsefe, 136 sayfa, 2025

Hatice Sena Arıcıoğlu – Seküler Türkiye’de Ruh Çağırma (2025)

Hatice Sena Arıcıoğlu’nun bu çalışması, Türkiye’de laikleşme sürecinin yoğun olarak yaşandığı 1936 ile 1969 yılları arasında ruh çağırmanın nasıl bir yer edindiğini ve özellikle de Bedri Ruhselman Çevresi’nin bu bağlamdaki rolünü inceliyor. ‘Seküler Türkiye’de Ruh Çağırma: Din ve Modern Bilim Arasında Ruhselman ve Çevresi’ (‘Spiritism in Secular Turkey 1936 – 1969: The Ruhselman Circle Between Religion and Modern Science’), bu dönemin Türkiye’sinde din ve modern bilim arasındaki gerilimlerin yaşandığı bir ortamda, ruh çağırmanın hem dini hem de bilimsel söylemlerle nasıl bir ilişki kurduğunu ve kendine özgü bir inanç sistemi geliştirdiğini analiz ediyor. Arıcıoğlu, Ruhselman Çevresi’nin spiritüel pratiklerini, yayınlarını ve düşünce sistemini merkeze alarak, bu çevrenin laik Türkiye’deki entelektüel ve dini tartışmalara nasıl dahil olduğunu ve nasıl bir anlam dünyası yarattığını detaylı bir şekilde ele alıyor.

Kitap, Ruhselman Çevresi’nin spiritizmin temel prensiplerini benimserken, aynı zamanda dönemin bilimsel ve felsefi akımlarından nasıl etkilendiğini ve bu etkileşim sonucunda ortaya çıkan özgün yorumları araştırıyor. Çevrenin, spiritüel seanslar, medyumluk deneyimleri ve ruhlarla iletişim kurma pratikleri üzerinden geliştirdiği inanç sistemi hem geleneksel dini anlayışlardan hem de katı materyalist bilim görüşlerinden farklılaşan bir alternatif sunuyordu. Arıcıoğlu, bu çevrenin yayınladığı eserler, dergiler ve diğer iletişim araçları aracılığıyla spiritüel düşüncelerini nasıl yaygınlaştırdığını ve laik Türkiye’de kendine nasıl bir takipçi kitlesi edindiğini de inceliyor.

Kitap, laik bir devlette ruh çağırmanın varoluş mücadelesini, dini ve bilimsel söylemlerle kurduğu karmaşık ilişkiyi ve bir inanç sistemi olarak nasıl şekillendiğini anlamak için önemli bir çalışma. Kitap, Ruhselman Çevresi örneği üzerinden, modernleşme ve laikleşme süreçlerinin yaşandığı toplumlarda alternatif inanç biçimlerinin nasıl ortaya çıkabileceğine ve kendine özgü bir anlam dünyası yaratabileceğine dair değerli bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Hatice Sena Arıcıoğlu – Seküler Türkiye’de Ruh Çağırma: Din ve Modern Bilim Arasında Ruhselman ve Çevresi, Fol Kitap, sosyoloji, 272 sayfa, 2025

Thomas Hobbes – Hukukun Unsurları (2025)

Thomas Hobbes’un bu kitabı, Hobbes’un siyaset felsefesinin temelini oluşturan ve daha sonraki başyapıtı Leviathan’ın öncüsü niteliğinde olan bir çalışmadır. ‘Hukukun Unsurları’ (‘The Elements of Law – Natural and Politic’), insan doğasını ve toplumsal düzenin nasıl ortaya çıktığını mekanikçi ve materyalist bir bakış açısıyla ele alır. Ona göre, insan doğası temelde bencildir ve her birey kendi varlığını sürdürme ve arzusunu tatmin etme eğilimindedir. Bu doğal durumda, herkesin herkesle savaş halinde olduğu bir kaos ortamı hüküm sürer ve güvenlik, düzen veya istikrar söz konusu değildir.

Hobbes, bu doğal durumdan çıkış yolunun, bireylerin doğal haklarının bir kısmını, ortak bir gücü temsil eden egemen bir otoriteye devretmeleriyle mümkün olacağını savunur. Bu egemen güç, yasaları koyma ve uygulama yetkisine sahip olmalı, böylece toplumsal düzeni sağlayabilir ve bireylerin güvenliğini temin edebilir. Hobbes, en etkili egemenlik biçiminin monarşi olduğunu düşünse de, önemli olanın egemenin gücünün mutlak ve bölünmez olmasıdır. Egemenin temel görevi, barışı ve güvenliği sürdürmektir ve bireylerin bu amaçla egemenin otoritesine itaat etmeleri zorunludur. Hobbes, adaletin ve hukukun ancak egemenin iradesiyle tanımlanabileceğini, doğal bir adalet anlayışının olmadığını ileri sürer. ‘Hukukun Unsurları’, Hobbes’un doğa durumu, doğal haklar, toplumsal sözleşme ve egemenlik gibi temel kavramlarını ilk kez detaylı bir şekilde ele aldığı önemli bir eserdir ve siyaset felsefesi tarihindeki etkili düşünürlerden birinin fikirlerinin gelişimini anlamak için kritik bir kaynaktır.

  • Künye: Thomas Hobbes – Hukukun Unsurları, çeviren: Ayşe Çevik, Fol Kitap, hukuk, 256 sayfa, 2025

Leo Markun – Fahişeliğin Tarihi (2025)

Leo Markun’un ‘Fahişeliğin Tarihi: Antikçağda ve Ortaçağ’da’ (‘Prostitution in the Ancient World & Prostitution in the Medieval World’) adlı bu eseri, antik Yunan ve Roma’dan başlayarak Orta Çağ Avrupa’sına kadar uzanan geniş bir zaman diliminde fahişeliğin sosyal, ekonomik, kültürel ve dini bağlamlarını inceleyen kapsamlı bir çalışma. Markun, fahişeliğin sadece bireysel bir olgu olmadığını, aynı zamanda dönemin toplumsal yapısı, cinsellik anlayışı, hukuk sistemleri ve dini inançlarıyla derinlemesine iç içe geçmiş bir kurum olduğunu detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. Antik dünyada tapınak fahişeliği gibi dini ritüellerle bağlantılı uygulamalardan, liman kentlerindeki ticari fahişeliğe kadar farklı biçimleri ele alan yazar, bu dönemdeki fahişelerin sosyal statülerini, ekonomik koşullarını ve karşılaştıkları yasal düzenlemeleri inceliyor.

Mezopotamya’da tanrıçalar adına hizmet eden kutsal fahişelerden başlayarak, Antik Yunan’da hem kültürel hem de entelektüel yaşamın parçası olan hetairaları, Roma İmparatorluğu’nun yasalarla düzenlenmiş karmaşık ve şaşırtıcı genelev sistemini, erkek fahişeleri, ev hayatını, ikili ilişkileri ve nihayetinde Ortaçağ Avrupası’nın baskıcı ahlak rejimleri altında var olmaya çalışan kadınları anlatıyor.

Orta Çağ’a gelindiğinde ise Markun, Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte fahişeliğe yönelik tutumların nasıl değiştiğini ve bu durumun fahişelerin yaşam koşulları üzerindeki etkilerini analiz ediyor. Kilisenin fahişeliği günah olarak kabul etmesine rağmen, kentlerde ve ticaret yolları üzerinde fahişeliğin varlığını sürdürdüğünü ve hatta bazı durumlarda belirli düzenlemelere tabi tutulduğunu gösteriyor. Yazar, Orta Çağ’daki fahişelerin sosyal dışlanma, şiddet ve hastalıklarla mücadelelerini aktarırken, aynı zamanda bazı kentlerde fahişeler için ayrılan bölgeleri ve bu bölgelerdeki yaşamı da betimliyor. Markun’un bu eseri, fahişeliğin tarih boyunca farklı toplumlarda nasıl algılandığını, yaşandığını ve düzenlendiğini anlamak için önemli bir kaynak niteliğinde. Kitap, cinsellik tarihi, sosyal tarih ve hukuk tarihi alanlarına ilgi duyan okuyucular için değerli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Leo Markun – Fahişeliğin Tarihi: Antikçağda ve Ortaçağ’da, çeviren: Ulus Sevdi, Fol Kitap, tarih, 112 sayfa, 2025

Michael Shermer – Komplolar ve Komplo Teorileri (2025)

Michael Shermer’in bu çalışması, komplo teorilerine olan yaygın inancın psikolojik, sosyal ve kültürel kökenlerini inceleyen bir çalışma. ‘Komplolar ve Komplo Teorileri: Bu İşin İçinde Bir İş Var’ (‘Conspiracy – Why the Rational Believe in the Irrational’), rasyonel ve eğitimli bireylerin bile neden mantıksız ve kanıtlanmamış komplo teorilerine yönelebildiğini anlamak için psikoloji, bilişsel bilim ve sosyal psikoloji alanlarındaki araştırmalardan yararlanıyor. Kitap, insanların örüntü arama (patternicity) ve nedensellik atfetme (agenticity) gibi doğal bilişsel eğilimlerinin, belirsizlik ve stresli durumlarla karşılaştıklarında komplo teorilerine olan yatkınlıklarını artırdığını savunuyor.

Shermer, komplo teorilerinin çekiciliğinin ardında yatan çeşitli psikolojik faktörleri detaylandırır. Bunlar arasında kontrol yanılsaması, doğrulama yanlılığı, orantılılık yanlılığı (büyük olayların büyük nedenleri olmalı inancı) ve dünyayı anlamlandırma ihtiyacı yer alır. Kitap ayrıca, sosyal medyanın ve internetin komplo teorilerinin hızla yayılması ve güçlenmesindeki rolünü de ele alıyor. Farklı komplo teorisi türlerini (büyük olay komploları, sistemik komplolar vb.) analiz eden Shermer, bu teorilerin genellikle nasıl kanıtlanamaz ve çürütülemez bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Sonuç olarak bu kitap, komplo teorilerine olan inancın irrasyonel olmadığını, aksine temel insan psikolojisinin ve sosyal dinamiklerin bir sonucu olduğunu öne sürerek, bu olguyu anlamak için rasyonel bir çerçeve sunuyor.

  • Künye: Michael Shermer – Komplolar ve Komplo Teorileri: Bu İşin İçinde Bir İş Var, çeviren: Paris Onal, Fol Kitap, inceleme, 376 sayfa, 2025

Chris Gratien – Dağlar Bizimdir (2025)

Chris Gratien’in bu çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, özellikle 19. yüzyılda, Çukurova bölgesinin çevre tarihini inceliyor. ‘Dağlar Bizimdir: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Çukurova’nın Çevre Tarihi’ (‘The Unsettled Plain: An Environmental History of the Late Ottoman Frontier’), bu bölgenin sadece siyasi ve sosyal değişimlere değil, aynı zamanda derin çevresel dönüşümlere de sahne olduğunu gösteriyor. Kitap, Osmanlı Devleti’nin modernleşme çabaları, artan merkezi kontrol arzusu, yeni tarım politikaları ve teknolojik gelişmelerin bu sınır bölgesinin ekolojisi üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde analiz ediyor. Gratien, bu dönemde uygulanan toprak reformları, sulama projeleri ve yerleşik hayata geçirme politikalarının, bölgenin doğal kaynakları, bitki örtüsü ve yerel toplulukların yaşam biçimleri üzerinde kalıcı ve çoğu zaman olumsuz sonuçlar yarattığını gösteriyor.

Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun Çukurova’yı ekonomik ve siyasi olarak bütünleştirme çabalarının, bölgenin kırılgan ekosistemini nasıl etkilediğini ve yerel Türkmen ve Arap aşiretlerinin geleneksel yaşam tarzlarını nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Gratien, bu süreçte ortaya çıkan çatışmaları, kaynak rekabetini ve çevresel bozulmayı, arşiv belgeleri, seyahatnameler ve dönemin diğer görsel ve yazılı kaynakları aracılığıyla zengin bir şekilde ortaya koyuyor. Yazar, sadece devlet politikalarının değil, aynı zamanda demografik değişimlerin, yeni tarım tekniklerinin ve uluslararası ticaretin de bölgenin çevresel tarihinde önemli bir rol oynadığını vurguluyor. Çalışma, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerindeki sınır bölgelerinin çevre tarihine odaklanarak, modernleşme ve merkeziyetçilik süreçlerinin çevresel sonuçlarını anlamak için önemli bir perspektif sunuyor. Kitap, Türkiye tarihi, çevre tarihi ve Osmanlı çalışmaları alanlarına ilgi duyan herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Chris Gratien – Dağlar Bizimdir: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Çukurova’nın Çevre Tarihi, çeviren: Dara Elhüseyni, Fol Kitap, tarih, 424 sayfa, 2025

Penny Howell Jolly –Jan van Eyck’in İtalyan Hac Yolculuğu (2025)

Penny Howell Jolly’nin bu eseri, Jan van Eyck’in sanatının ve özellikle de Gent Sunak Resminin (Ghent Altarpiece) kökenlerini ve bağlamını derinlemesine inceleyen bir çalışmadır. ‘Jan van Eyck’in İtalyan Hac Yolculuğu: Mucizevi Bir Floransa Müjdesi ve Gent Sunak Resmi’ (‘Jan van Eyck’s Italian Pilgrimage: A Miraculous Florentine Annunciation and the Ghent Altarpiece’), Van Eyck’in İtalya’ya yaptığı varsayılan bir yolculuğun, sanatçının eserleri üzerindeki etkilerini araştırır. Kitap, özellikle Floransa’daki bir Müjde sahnesinin (Annunciation) ve Gent Sunak Resminin bu yolculukla nasıl bağlantılı olabileceğini ele alır.

Jolly, Van Eyck’in İtalya’daki sanatsal etkileşimlerinin, sanatçının teknik ve tematik yaklaşımlarını nasıl şekillendirdiğini tartışır. Kitap, Van Eyck’in İtalyan Rönesansı’ndan hangi unsurları benimsediğini ve bu unsurları kendi özgün tarzıyla nasıl harmanladığını inceler. Özellikle, Floransa’daki Müjde sahnesinin, Van Eyck’in perspektif kullanımı, ışıklandırma ve detaylara verdiği önem gibi karakteristik özelliklerini nasıl yansıttığına odaklanır.

Gent Sunak Resmi, Van Eyck’in başyapıtlarından biri olarak kabul edilir ve Jolly, bu eserin İtalyan etkileriyle nasıl zenginleştiğini detaylı bir şekilde analiz eder. Sunak resminin karmaşık sembolizmi, detaylı figürleri ve yenilikçi kompozisyonu, yazar tarafından İtalyan sanatının olası etkileriyle birlikte ele alınır. Kitap, Van Eyck’in İtalyan yolculuğunun, sanatçının eserlerinin sadece teknik yönlerini değil, aynı zamanda ikonografik ve teolojik anlamlarını da nasıl derinleştirdiğini gösterir.

Jolly’nin çalışması, Van Eyck’in sanatının sadece Kuzey Avrupa geleneği içinde değil, aynı zamanda İtalyan Rönesansı’nın geniş bağlamında da değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Kitap, Van Eyck’in sanatının, farklı kültürel etkileşimlerin bir ürünü olduğunu ve bu etkileşimlerin, sanatçının eserlerinin evrensel önemini artırdığını vurguluyor.

Sonuç olarak bu kitap, Van Eyck’in sanatının derinliklerine inmek ve onun İtalyan Rönesansı ile olan karmaşık ilişkisini anlamak isteyenler için önemli bir kaynak niteliğindedir.

  • Künye: Penny Howell Jolly –Jan van Eyck’in İtalyan Hac Yolculuğu: Mucizevi Bir Floransa Müjdesi ve Gent Sunak Resmi, çeviren: Neslihan Uçar Kartoğlu, Fol Kitap, sanat tarihi, 36 sayfa, 2025

Robert Jervis – Devlet Adamları Nasıl Düşünür? (2025)

Robert Jervis’in bu kitabı, uluslararası politikada devlet adamlarının karar alma süreçlerini psikolojik bir bakış açısıyla inceler. ‘Devlet Adamları Nasıl Düşünür?: Uluslararası Politikanın Psikolojisi Uluslararası Politikanın Psikolojisi’ (‘How Statesmen Think: The Psychology of International Politics’), devlet adamlarının kararlarını sadece rasyonel hesaplamalarla değil, aynı zamanda bilişsel önyargılar, duygusal faktörler ve algısal sınırlamalar gibi psikolojik etkenlerle de şekillendirdiğini savunur. Kitap, uluslararası ilişkiler teorilerini psikolojiyle birleştirerek, devlet adamlarının kararlarını daha iyi anlamamızı sağlar.

Jervis, devlet adamlarının karar alırken sıklıkla bilişsel önyargılara ve algısal hatalara düştüklerini gösterir. Özellikle, basitleştirme, önyargılı bilgi işleme ve yanlış çıkarım yapma gibi eğilimlerin, devlet adamlarının kararlarını nasıl etkilediğini inceler. Ayrıca, duygusal faktörlerin, özellikle korku ve umudun, devlet adamlarının kararlarını nasıl şekillendirdiğini ele alır. Jervis, bu psikolojik etkenlerin, devlet adamlarının kararlarını bazen rasyonel olmayan veya beklenmedik sonuçlara yol açabilecek şekilde etkileyebileceğini vurgular.

Kitapta, devlet adamlarının karar alırken kullandıkları zihinsel modeller ve çerçeveler de incelenir. Jervis, devlet adamlarının, dünyayı anlamlandırmak ve karar almak için zihinsel modeller kullandıklarını ve bu modellerin, onların algılarını ve kararlarını şekillendirdiğini savunur. Ayrıca, devlet adamlarının, olayları belirli çerçeveler içinde algıladıklarını ve bu çerçevelerin, onların kararlarını nasıl etkilediğini ele alır. Jervis, bu zihinsel modellerin ve çerçevelerin, devlet adamlarının kararlarını bazen sınırlayabileceğini veya yanlış yönlendirebileceğini vurgular.

Jervis, uluslararası politikada devlet adamlarının karar alma süreçlerini anlamanın, uluslararası ilişkileri daha iyi anlamamıza yardımcı olacağını savunur. Kitap, devlet adamlarının kararlarını sadece rasyonel hesaplamalarla değil, aynı zamanda psikolojik etkenlerle de şekillendirdiğini göstererek, uluslararası ilişkiler teorilerine yeni bir bakış açısı sunar. Jervis, devlet adamlarının psikolojisini anlamanın, uluslararası politikada daha iyi kararlar alınmasına ve çatışmaların önlenmesine yardımcı olabileceğini vurgular.

  • Künye: Robert Jervis – Devlet Adamları Nasıl Düşünür?: Uluslararası Politikanın Psikolojisi Uluslararası Politikanın Psikolojisi, çeviren: Melih Pekdemir, Fol Kitap, siyaset, 432 sayfa, 2025

Raymond Tallis – İnsanı Maymunlaştırmak (2025)

‘İnsanı Maymunlaştırmak: Nöromani, Darwin Humması ve Bilimciliğin Sefaleti’ (‘Aping Mankind: Neuromania, Darwinitis and the Misrepresentation of Humanity’), insan doğasını anlamaya yönelik nörobilimsel ve evrimsel yaklaşımları eleştiren bir eserdir. Raymond Tallis, bu kitabında, insan deneyimini sadece beyin aktivitesine veya evrimsel süreçlere indirgemenin, insanlığın benzersizliğini ve karmaşıklığını göz ardı ettiğini savunuyor.

Tallis, nöromaninin, insan bilincini ve deneyimini sadece beyin aktivitesiyle açıklamaya çalışan bir yaklaşım olduğunu öne sürüyor. Ona göre, beyin aktivitesi, insan deneyiminin sadece bir yönüdür ve insan bilincini, duygularını, düşüncelerini ve eylemlerini tam olarak açıklayamaz. Tallis, nörobilimin, insan deneyimini anlamak için değerli bilgiler sunabileceğini, ancak insanlığın karmaşıklığını tam olarak kavrayamayacağını belirtiyor.

Tallis’e göre, evrimsel süreçler, insan davranışlarının ve kültürünün sadece bir yönünü açıklar ve insanlığın yaratıcılığını, özgür iradesini ve kültürel çeşitliliğini tam olarak açıklayamaz. Tallis, evrimsel psikolojinin, insan davranışlarını anlamak için değerli bilgiler sunabileceğini, ancak insanlığın karmaşıklığını tam olarak kavrayamayacağını belirtiyor.

Tallis, insanlığın benzersizliğini ve karmaşıklığını anlamak için, nörobilim ve evrimsel psikolojinin ötesine geçmemiz gerektiğini savunuyor. Ona göre, insan deneyimini anlamak için, felsefe, edebiyat, sanat ve tarih gibi farklı disiplinlerden de yararlanmalıyız. Tallis, insanlığın, sadece biyolojik bir varlık olmadığını, aynı zamanda kültürel, sosyal ve tarihsel bir varlık olduğunu da vurguluyor.

  • Künye: Raymond Tallis – İnsanı Maymunlaştırmak: Nöromani, Darwin Humması ve Bilimciliğin Sefaleti, çeviren: Abdulhalim Karaosmanoğlu, Fol Kitap, bilim, 504 sayfa, 2025