Genevieve Lloyd — Spinoza’yı Antroposen’de Okumak (2026)

Genevieve Lloyd’un bu eseri, Spinoza’nın düşüncesini iklim krizi çağının sorunlarıyla birlikte yeniden ele alarak, insanın doğayla kurduğu ilişkiye dair köklü bir sorgulama sunuyor. Lloyd, Spinoza’nın özellikle ‘Etika’da geliştirdiği kavramları, günümüzün çevresel krizleri bağlamında yeniden düşünmeye açıyor ve felsefeyi çağdaş dünyanın en acil meselelerinden biriyle buluşturuyor.

Kitabın merkezinde, insan aklının doğa üzerindeki egemenliği fikrine yöneltilen eleştiri yer alıyor. Lloyd, bu düşüncenin tarihsel olarak René Descartes ile özdeşleşen Kartezyen geleneğe dayandığını ve insanı doğadan ayrı, üstün bir varlık olarak konumlandırdığını gösteriyor. Spinoza’nın bu ayrımı reddeden yaklaşımını öne çıkaran yazar, insanın doğanın dışında değil, onun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Bu perspektif, çevresel krizin temelinde yatan zihinsel ve felsefi kabulleri sorgulama imkânı sunuyor.

‘Spinoza’yı Antroposen’de Okumak’ (‘Reading Spinoza in the Anthropocene’), Spinoza’nın akıl, duygu, hayal gücü ve duygulanımlar arasındaki ilişkiye dair düşüncelerini de yeniden yorumluyor. Lloyd’a göre Spinoza, sanıldığı gibi yalnızca katı bir rasyonalist değil; aksine insanın duygusal ve bedensel varoluşunu da kapsayan bütüncül bir anlayış geliştiriyor. Bu yaklaşım, insanın doğayla kurduğu ilişkinin yalnızca akılla değil, duygular ve deneyimler üzerinden de şekillendiğini ortaya koyuyor.

Kitap aynı zamanda “Antroposen” olarak adlandırılan çağda, insanın gezegen üzerindeki etkisini ve sorumluluğunu yeniden düşünmeye çağırıyor. Lloyd, Spinoza’nın doğa anlayışının, insan merkezci bakış açısını aşmak için güçlü bir felsefi zemin sunduğunu ileri sürüyor. Böylece insanın doğaya hükmeden bir özne değil, onunla karşılıklı etkileşim içinde olan bir varlık olduğu fikri öne çıkıyor.

Özetle kitap, klasik bir filozofun düşüncelerini günümüzün küresel krizleriyle ilişkilendirerek yeniden canlandırıyor. Kitap, yalnızca Spinoza’yı farklı bir gözle okumayı değil, aynı zamanda doğa, akıl ve insan arasındaki ilişkiyi yeniden kurmayı önererek, gezegenin geleceğine dair düşünmenin felsefi temellerini güçlendiren önemli bir katkı sunuyor.

Genevieve Lloyd — Spinoza’yı Antroposen’de Okumak
Çeviren: Ulus Sevdi • Ayrıntı Yayınları
Felsefe • 208 sayfa • 2026

Leo Markun – Fahişeliğin Tarihi (2025)

Leo Markun’un ‘Fahişeliğin Tarihi: Antikçağda ve Ortaçağ’da’ (‘Prostitution in the Ancient World & Prostitution in the Medieval World’) adlı bu eseri, antik Yunan ve Roma’dan başlayarak Orta Çağ Avrupa’sına kadar uzanan geniş bir zaman diliminde fahişeliğin sosyal, ekonomik, kültürel ve dini bağlamlarını inceleyen kapsamlı bir çalışma. Markun, fahişeliğin sadece bireysel bir olgu olmadığını, aynı zamanda dönemin toplumsal yapısı, cinsellik anlayışı, hukuk sistemleri ve dini inançlarıyla derinlemesine iç içe geçmiş bir kurum olduğunu detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. Antik dünyada tapınak fahişeliği gibi dini ritüellerle bağlantılı uygulamalardan, liman kentlerindeki ticari fahişeliğe kadar farklı biçimleri ele alan yazar, bu dönemdeki fahişelerin sosyal statülerini, ekonomik koşullarını ve karşılaştıkları yasal düzenlemeleri inceliyor.

Mezopotamya’da tanrıçalar adına hizmet eden kutsal fahişelerden başlayarak, Antik Yunan’da hem kültürel hem de entelektüel yaşamın parçası olan hetairaları, Roma İmparatorluğu’nun yasalarla düzenlenmiş karmaşık ve şaşırtıcı genelev sistemini, erkek fahişeleri, ev hayatını, ikili ilişkileri ve nihayetinde Ortaçağ Avrupası’nın baskıcı ahlak rejimleri altında var olmaya çalışan kadınları anlatıyor.

Orta Çağ’a gelindiğinde ise Markun, Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte fahişeliğe yönelik tutumların nasıl değiştiğini ve bu durumun fahişelerin yaşam koşulları üzerindeki etkilerini analiz ediyor. Kilisenin fahişeliği günah olarak kabul etmesine rağmen, kentlerde ve ticaret yolları üzerinde fahişeliğin varlığını sürdürdüğünü ve hatta bazı durumlarda belirli düzenlemelere tabi tutulduğunu gösteriyor. Yazar, Orta Çağ’daki fahişelerin sosyal dışlanma, şiddet ve hastalıklarla mücadelelerini aktarırken, aynı zamanda bazı kentlerde fahişeler için ayrılan bölgeleri ve bu bölgelerdeki yaşamı da betimliyor. Markun’un bu eseri, fahişeliğin tarih boyunca farklı toplumlarda nasıl algılandığını, yaşandığını ve düzenlendiğini anlamak için önemli bir kaynak niteliğinde. Kitap, cinsellik tarihi, sosyal tarih ve hukuk tarihi alanlarına ilgi duyan okuyucular için değerli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Leo Markun – Fahişeliğin Tarihi: Antikçağda ve Ortaçağ’da, çeviren: Ulus Sevdi, Fol Kitap, tarih, 112 sayfa, 2025

Moritz Schlick – Biçim ve İçerik (2023)

On dokuzuncu yüzyılın son çeyreğine doğru özellikle bilimlerde kaydedilen düşünsel ve teknik gelişmeler evren ya da doğa hakkındaki akıl yürütmelerde büyük değişimlere neden oldu.

Moritz Schlick bizzat bu değişimlerin dönüm noktasında yaşamış bir düşünür.

Matematikçi ve fizikçi olmanın getirdiği bir zihinle güncel tasavvurları da göz önünde bulundurarak varlık ve dil hakkında yeni anlayışlar geliştirdi, yeni bir bilgi anlayışı inşa etti.

Bunu da kendi dönemindeki bilimsel çalışmaları ve kavramları, geçmiş dönemlerdeki çalışmalarla ve kavramlarla kıyaslayarak yaptı.

Viyana Çevresi’nin kurucu figürlerinden olan Schlick, epistemolojisinin en berrak anlatısını sunduğu bu eserinde bilgi sorununa, dilin ölçütlerine ve sınırlarına odaklanarak dilin, gerçeklikle kurduğu ilişkide, ne’liğini, doğasını ve geçerliliğini soruşturuyor.

  • Dil nedir?
  • Anlam nedir?
  • Bilme ve bilgi nedir?
  • Geleneksel metafiziğin sözde problemleri ve soruları nelerdir?
  • Bilginin doğrulanması ve geçerliliği nasıl sağlanır?
  • Felsefe nedir ve bilimle olan ilişkisi nedir?

Bilginin temellerine ilişkin akıl yürütmeleri değerlendirerek, bir bütün olarak epistemoloji için yeni sonuçlar çıkararak, mantıksal ve dilbilimsel araçlarla bilim ve felsefe ile felsefe ve metafizik arasındaki sınırı çiziyor.

Geleneksel felsefenin idealist ve mutlakçı statik şemalarının dışında değişime ve yeniye açık, dinamik bir bakış açısı ortaya koyuyor.

Bu bağlamda Schlick’in felsefesinin doktriner değil, Wittgensteincı anlamda bir etkinlik-olarak-felsefeye dönüştüğü görülüyor.

  • Künye: Moritz Schlick – Biçim ve İçerik: Felsefi Düşünceye Bir Giriş, çeviren: Ulus Sevdi, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 125 sayfa, 2023