Donna J. Haraway – Tıpkı Bir Yaprak Gibi (2020)

İnsan-hayvan-makine arasındaki ilişkilenme tarzlarının insanlık durumu nasıl dönüştürdüğünü irdelemiş Donna J. Haraway, Siborg Manifestosu ile teknolojinin kadının kurtuluşuna nasıl katkıda bulunabileceğini irdelemiş ve özcülük karşıtı eleştirinin ilk örneklerini vermişti.

Bu kitap ise, Haraway ile yapılmış uzun soluklu ve ufuk açıcı bir söyleşi barındırıyor.

Kitap, Haraway’in doğup büyüdüğü çevreden başlayarak onun feminist yaklaşıma getirdiği kendine has yorumlara uzanıyor.

Kitapta, tarihten eleştirel teori olarak organikçiliğe, formdan primatolojiye, siborglar ve kadınlardan eleştirel bilinç olarak kırınıma, dünyevi pratikten bilinçdışına, vampir kültüründen telepatik öğrenmeye ve tutkudan ironiye pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

Teknobilim, antropoloji, feminizm, felsefe, zooloji gibi apayrı disiplinleri bir arada düşünebilmiş Haraway’in bu söyleşisi, hem alanla ilgilenenler hem de farklı disiplinlerin bir arada nasıl ustaca kullanılabildiğine daha yakından bakmak isteyenlerin ilgisini çekebilecek nitelikte.

  • Künye: Donna J. Haraway – Tıpkı Bir Yaprak Gibi: Donna J. Haraway ile Söyleşi, söyleşi: Thyrza Nichols Goodeve, çeviren: Aksu Bora, İletişim Yayınları, feminizm, 189 sayfa, 2020

Wilhelm Schmid – Kendiyle Dost Olmak Hayatı Nasıl Kolaylaştırır? (2019)

“Şu coşkun ‘kendini sevme’ propagandası, abartılı bir narsisizme açıktır. Her şey sadece insanın kendi Ben’i etrafında dönmeye başlarsa zorluklar büyür.”

Wilhelm Schmid, bu kısa ama etkileyici kitabında, benliğe iyi bakmanın, kendiyle geçinmeyi kolaylaştırmanın ve böylece başkaları için daha geçinilir birisi olmayı olmanın bir yolu olarak kendiyle dost olmanın ne anlama geldiğini anlatıyor.

İnsanın kendi kendisiyle dostça ilişki kurmasının, sükûnetin zeminini oluşturarak kalıcı olabilecek bir özgüveni temellendirdiğini belirten Schmid, kendiyle dost olmanın tutkulu abartmalara daha az meylettiğini ve insanın kendine mesafe koymasına daha fazla imkân verdiğini söylüyor.

“Kendiyle dost insan mükemmel olmamaktan incinmez.” diyen Schmid, pek çok gözlemle de zenginleştirdiği kitabında, modern Ben’in bugün içinde bulunduğu narsisizm tuzağını ayrıntılı bir şekilde açıklıyor ve bireyin daha çekilir bir dünyada yaşayabilmesi için hayata ve en başta da kendisine dair algısını yeni baştan nasıl düzenleyebileceğini anlatıyor.

Kendini dert eden herkesin muhakkak okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Wilhelm Schmid – Kendiyle Dost Olmak Hayatı Nasıl Kolaylaştırır?, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, psikoloji, 80 sayfa, 2019

Matt Perry – Marksizm ve Tarih (2010)

Matt Perry, hem Marksist tarih görüşüne hem de Marksist tarih yazımına bir giriş niteliğindeki ‘Marksizm ve Tarih’te, okuyucusuna, Marksist tarih yazımındaki ana tema ve konuları sunuyor.

Marksizmin son 150 yılda dünya tarihinin değişen tempo ve doğasıyla başkalaşma biçimini analiz eden yazar, tüm bu evrime rağmen, Marksizmin nasıl güçlü entelektüel devamlılık öğeleri barındırdığını ve tarihsel metotları ile analizlerinin ne şekilde kuşaklararası tutarlılıklar sergilediğini, ayrıntılı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Perry’nin, her seviyeden okura hitap eden elimizdeki çalışması, Marksist tarihin haritasını ortaya koymasıyla dikkat çekiyor diyebiliriz.

  • Künye: Matt Perry – Marksizm ve Tarih, çeviren: Gül Tunçer, İletişim Yayınları, felsefe, 302 sayfa

Evelyne Bloch-Dano – Sebzelerin Efsanevi Tarihi (2020)

Evelyne Bloch-Dano, bir nevi sebze biyografisi olarak tanımlanabilecek bu çalışmasında, dünya kültür tarihinde ihmal edilmiş sebzelere hak ettiği değeri veriyor.

‘Sebzelerin Efsanevi Tarihi’, lahana turşusunun Hollanda denizciliğinin gelişmesine katkısı ve cadılar bayramında balkabağından önce hangi sebzenin yer aldığı gibi konular kadar, barındırdığı sebze yemekleri tarifleriyle de ilgiyi fazlasıyla hak ediyor diyebiliriz.

Kitaptan öğrendiğimiz birkaç önemli bilgi şöyle:

  • Rönesans döneminde enginar, afrodizyak etkilerinden dolayı çok rağbet görüyordu,
  • Avrupalılar yerelması yemeyi Kanada yerlilerinden öğrenmişlerdi,
  • Marcel Proust taze fasulye tutkunuydu,
  • Gregor Mendel kalıtım yasasını bezelyeler üzerinden keşfetmişti,
  • Domatesin adamotuyla karanlık ilişkisi, Avrupalıların uzun süre ondan sakınmalarına sebep olmuştu,
  • Külkedisi balkabağından arabası sayesinde prensesliğe terfi etmiş, başka bir prensesin prenses olduğuysa bir bezelye tanesi sayesinde anlaşılmıştı,
  • Biber gazının ana maddesi olan capsaicine’i en yoğun olarak barındıran biber türlerinden biri Kuzey Hindistan’da keşfedilmişti…

Bir sebze yediğimiz zaman dünya tarihiyle bütünleşiriz.

İşte Bloch-Dano edebiyat, sanat tarihi, müzik, şiir, sinema, tarih, prehistorya, coğrafya, jeoloji, jeomorfoloji, iklimbilim, genetik, bostancılık, bahçecilik gibi birçok disiplinden ustaca yararlanarak bunun tam olarak ne anlama geldiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Evelyne Bloch-Dano – Sebzelerin Efsanevi Tarihi, çeviren: Nihan Özyıldırım, İletişim Yayınları, kültür, 124 sayfa, 2020

Hasan Yazıcı – Bir Aşırma (İntihal) (2020)

Uğur Mumcu 1981 yılında, 12 Eylül cuntasının, kuvvetli ve kudretli YÖK başkanı Prof. İhsan Doğramacı’ya “Sen bir intihalcisin” demişti.

Bundan 19 yıl sonra Hasan Yazıcı, Mumcu’dan öğrendiğini tekrarlayıp bir gazete yazısında Doğramacı için “Bu yüz kızartıcı intihalden dolayı açık özür dilemelidir” dediği için Doğramacı tarafından dava edildi.

Bu dava süreci, adeta Doğramacı’nın intihalini bile gölgede bırakacak, Türkiye’nin yargısı ve aydını hakkında çok sayıda ibret dersi alınacak olaylarla gelişti.

Türkiye’nin yargısı ve aydınının bu süreçte verdiği sınav o kadar belirleyicidir ki, bu sıkıntılı günlere gelmemizin nedenleri arasında büyük paya sahiptir.

İşte bu kitap da, Türkiye’deki yargı süreci yedi yıla yaklaşan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce karara bağlanması yedi yıl daha süren Doğramacı-Yazıcı intihal davasını baştan sona izliyor.

Yazıcı bunu yaparken, aynı zamanda ülkedeki bilirkişi kurumu sorununu ve ayrıca unvanı ve görevi en üst düzey bir kişinin, yani Doğramacı’nın, yargıyı etkilemek yolunda olabildiğince talihsiz diğer bir girişimini de anlatıyor.

  • Künye: Hasan Yazıcı – Bir Aşırma (İntihal): Doğramacı-Yazıcı Davası Işığında Yargımız-Aydınlarımız, İletişim Yayınları, hukuk, 215 sayfa, 2020

Kolektif – Marx & Foucault (2020)

Foucault’nun düşünsel serüveninde Marx’ın çok hayati yeri vardır.

Peki, iki düşünür arasındaki karmaşık ilişkiler ve bu ilişkilerin bize kattıkları üzerine neler biliyoruz?

İşte Balibar’dan Negri’ye ve Dardot’ya pek çok ismin metinleriyle katkıda bulunduğu bu zengin derleme, Foucault’nun Marx düşüncesiyle kurduğu zengin, çeşitli, evrimsel ve karmaşık ilişkileri sistematik bir biçimde sorgulamasıyla bu açıdan çok önemli.

Marx’ın ve Foucault’nun metinleri arasındaki diyalogu ortaya koyan ve bununla da yetinmeyerek bu ilişkinin bizim güncel düşünce ve eylem dünyamızı nasıl şekillendirdiğini izleyen derleme, Foucault’nun çalışmalarıyla kurduğumuz ilişkinin Marx’ı okuyuşumuzu nasıl dönüştürdüğünü de ele alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise yöyle: Ferhat Taylan, Christian Laval, Sandro Chignola, Rudy M. Leonelli, Roberto Nigro, Étienne Balibar, Jean-François Bert, Herve Oulc’hen, Julien Pallotta, Manlio Iofrida, Judith Revel, Antonio Negri, Pierre Dardot, Emmanuel Renault, Laurent Jeanpierre, Guillaume Sibertin-Blanc, Diogo Sardinha, Federica Giardini, Pierre Sauvetre, Jacques Bidet, Isabell Lorey, Stephane Haber, Massimiliano Nicoli ve Luca Paltrinieri.

  • Künye: Kolektif – Marx & Foucault: Okumalar, Kullanımlar, Yüzleştirmeler, derleyen: Ferhat Taylan, Christian Laval ve Luca Paltrinieri, çeviren: İsmet Birkan, İletişim Yayınları, felsefe, 438 sayfa, 2020

Engin Sarı – Mardin’de Kültürlerarasılık (2010)

Engin Sarı ‘Mardin’de Kültürlerarasılık’ta, Müslümanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Yezidiler ve Şemsiler gibi farklı dinlere inananların; Araplar, Kürtler, Türkler, Ermeniler, Keldaniler ve Süryaniler gibi farklı kimliklere dâhil olanların bir arada bulunduğu Mardin’i, kültürün geniş çerçevesinden bakarak değerlendiriyor.

Sarı incelemesini, kültür, kimlik ve politika arasındaki bağlantıların niteliğine, kültürlerarası iletişim ve ilişkilere odaklanarak yapıyor.

Kapsamıyla dikkat çeken çalışma, çok etnili ve çok dinli bir kent olan Mardin’in simgesel anlamlarını irdelerken, Mardinli kimliğini de, alan araştırmalarının bulguları aracılığıyla Mardinlilerle birlikte tartışıyor.

  • Künye: Engin Sarı – Mardin’de Kültürlerarasılık, İletişim Yayınları, şehir, 391 sayfa

Jürgen Kaube – Max Weber (2020)

Sosyolojinin kurucularından Max Weber hakkında ödüllü bir biyografi.

Kant’ın bir sözü vardır: “İnsan, iki dünyanın yurttaşıdır.”

Hukukçu, millî iktisat uzmanı, tarihçi ve sosyolog Max Weber herhalde bu “iki dünya yurttaşı” tanımını en çok hak eden isimlerdendi.

Kuşağının en umut vaat eden âlimi, Protestan Prusya üst sınıfının bir temsilcisi olarak 1864-1920 yılları arasında yaşadı.

Fakat yaşamının sonuna geldiğinde, doğduğu dünyadan eser kalmamıştı.

İşte Jürgen Kaube’nin bu yetkin biyografisi, Weber’i ve eserlerini tam da yaşadığı dönemin içinde ele almasıyla büyük öneme haiz.

Weber’in hayatını başarıları, krizleri ve düşüşleri eşliğinde izleyen Kaube, O’nun burjuva kökenini, erken olgunluğunu ve öğrencilik yıllarını, entelektüel macerasını ve düşünce dünyasına getirdiği kapsamlı ve canlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kaube bununla da yetinmeyerek Weber’in iki önemli çağdaşı olan Werner Sombart ve Georg Simmel ile arasındaki ilişkiyi ve ayrıca özel hayatına dair pek çok ipucu veren, eşi Marianne ve sevgilisi Else Jaffe ile ilişkisini de aydınlatıyor.

Kaube’nin bu biyografisiyle, 2014’te Leipzig Kitap Fuarı Ödülü’ne layık görüldüğünü de ayrıca belirtelim.

  • Künye: Jürgen Kaube – Max Weber: Çağlar Arasında Bir Yaşam, çeviren: Öndercan Muti, İletişim Yayınları, biyografi, 470 sayfa, 2020

Karl Marx – Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i (2010)

Karl Marx ‘Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i’nde, Fransa’da 19. yüzyıl ortasındaki sınıf mücadelelerini ve bu politik mücadelelerin bir hükümet darbesiyle nasıl kesintiye uğradığını irdeliyor.

Napoleon Bonaparte’ın yeğeni, Fransa cumhurbaşkanı Louis Bonaparte 1851’de, “18 Brumaire” olarak adlandırılacak bir darbe gerçekleştirerek ikinci cumhuriyete son vermiş ve bu darbe onun imparatorluğunu ilan etmesinin yolunu açmıştı.

Kitabını, darbeden hemen sonra kaleme alan Marx, Louis Bonaparte’ın zaaflarına karşın sınıfsal güç dengelerinden yararlanarak imparatorluk yolunu nasıl açtığını ve bunda burjuva cumhuriyetçilerinin ve küçük burjuva cumhuriyetçilerinin politikalarının etkilerini ayrıntılı şekilde irdeliyor.

Marx, bu örnekten yola çıkarak işçi sınıfının geleceğine dair çarpıcı öngörülerde de bulunuyor.

  • Künye: Karl Marx – Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, siyaset, 188 sayfa

Senem Timuroğlu – Kanatlanmış Kadınlar (2020)

 

Özellikle son zamanlarda, 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmaya başlamış kadın yazarlar üzerine yapılan pek çok çalışmaya denk geliyoruz.

Senem Timuroğlu ise, Osmanlı kadın yazarların yazdıkları ile dönemin Fransız kadın yazarlarının yazdıklarını karşılaştırmalı olarak ele alarak konuya çok özgün bir katkıda bulunuyor.

Timuroğlu, Osmanlı kadınların kendi hayatları ve Avrupa izlenimleri hakkında söyledikleriyle İstanbul’a gelen Fransız gezgin kadın yazarların “harem” hayatı ile ilgili tespitlerini birlikte ele alıyor ve kadın özgürlükleri konusunda Osmanlı’da ve Avrupa’da yaşanan benzer mücadeleleri farklı bireylerin kendilerine özgü deneyimleriyle ortaya koyuyor.

Kitap, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı Osmanlı kadın hareketinin önemli figürlerini ve onların yazdıklarını bu denli ayrıntılı şekilde ele alan ilk çalışma olmasıyla büyük öneme haiz.

Bu bağlamda, sırasıyla Fatma Aliye, George Sand, Marc Hélys, Marcelle Tinayre ve Hatice Zinnur’un yapıtlarını ele alan Timuroğlu, bize yeni bir çağın başlangıcında özgürlüğe doğru kanat açmış kadınların sözlerini iletiyor.

Çalışma, 19. ve erken 20. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun entelektüel dünyasını etkileyen Aydınlanma felsefesinin Müslüman Osmanlı kadın aydınlar üzerindeki zihniyet dönüşümüne nasıl etkide bulunduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Senem Timuroğlu – Kanatlanmış Kadınlar: Osmanlı ve Avrupalı Kadın Yazarların Dostluğu, İletişim Yayınları, inceleme, 248 sayfa, 2020