Yavuz Selim Karakışla – Kadınları Çalıştırma Cemiyeti (2015)

Osmanlı İmparatorluğu’nda Birinci Dünya Savaşı yıllarında yaşanan dönüşümü ve seferberlik halinin sürdüğü bu dönemde kadınların iş gücüne katılışını irdeleyen, hem toplumsal cinsiyet hem de emek tarihi alanında önemli bir çalışma.

Kadın işçi taburlarından kadın işçileri evlendirme kampanyalarına ve savaş yetimleri ve kimsesiz çocuklara, dönemin dört dörtlük bir analizi.

Birinci Dünya Savaşı’nın cephe gerisinde yarattığı işgücü kıtlığında, istihdama katılmaya yönlendirilen kadınların hikâyesine daha yakından bakmak isteyenlerin muhakkak edinmesi gereken bir kitap.

  • Künye: Yavuz Selim Karakışla – Osmanlı İmparatorluğu’nda Savaş Yılları ve Çalışan Kadınlar: Kadınları Çalıştırma Cemiyeti (1916-1923), İletişim Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2015

Kolektif – İsyankâr Neşe (2015)

Her biri, Soysal’ın dünyasına farklı pencerelerden bakan önemli makaleler.

Kitap, Soysal’ın hayatını feminist tarih içinde konumlandıran biyografik metinlerin yanı sıra, yazarın romanlarını, hikâyelerini ve düzyazılarını konu edinen makalelere de yer veriyor.

Sevgi Soysal’da kadınlık durumu ve kadınlık bilincinden yazarlığın politik hallerine pek çok konu tartışıldığı kitap, bir nevi Sevgi Soysal okuma kılavuzu.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Seval Şahin, Funda Soysal, Ayşegül Yaraman, Veysel Öztürk, Meltem Ahıska, Reyhan Tutumlu, Tülin Ural, Çimen Günay-Erkol, Fatih Altuğ, Zeynep Uysal, Didem Ardalı Büyükarman, Devrim Dirlikyapan, Sevda Başlı, Sibel Kır, Pelin Aslan Ayar, Hülya Bulut, Birgül Oğuz, Pelin Başcı, Ayşe Sibel Erol, Arzuhan Birvar, Jale Özata Dirlikyapan, Sennur Sezer, Adnan Binyazar, Adnan Özyalçıner, Deniz Kandiyoti, Ebru Aykut, Necmiye Alpay, Hilmi Tezgör, Tamer Kütükçü ve Said Çangır.

  • Künye: Kolektif – İsyankâr Neşe, hazırlayan: Seval Şahin ve İpek Şahbenderoğlu, İletişim Yayınları

James Hogg – Bağışlanmış Bir Günahkârın Özel Anıları ve İtirafnamesi (2019)

On dokuzuncu yüzyıldan bir roman olan ‘Bağışlanmış Bir Günahkârın Özel Anıları ve İtirafnamesi’, başkahramanı Robert’ın akıl almaz dönüşümünü hikâye ediyor.

İskoç romantizminin başyapıtlarından biri olarak kabul edilen roman, dini fanatizmin ve psikolojik karmaşaların bireyi ne denli dehşet verici hale getirebileceği üzerine okurunu düşündürüyor.

Bir Kalvinist olan Robert Wringhim, günün birinde İskoçya’da gizemli bir yabancıyla tanışır ve bu kişiyle yakınlık kurmaya başlar.

Robert yabancının etkisi altına girer ve bir süre sonra bu yakınlık onu, bir din adamı olmaktan yakınlarını bile katleden bir seri katile dönüştürür.

Robert şimdi, muazzam bir çıkmazda debelenmektedir.

Bu yabancı şeytanın ta kendisi midir yoksa asıl sorun Robert’ın psikolojik sorunları mıdır?

James Hogg hikâyesini, Robert’ın yaşadığı bu derin bunalımın etrafına ilmek ilmek örüyor.

Kitabın bizdeki baskısı David Groves’un önsözü, Julie Fenwick’in sonsözü, yazar ve dönem kronolojisi ve kitaba dair görsellerle zenginleşmiş.

  • Künye: James Hogg – Bağışlanmış Bir Günahkârın Özel Anıları ve İtirafnamesi, çeviren: Saliha Nilüfer, İletişim Yayınları, roman, 284 sayfa, 2019

Franz Kafka – Dava (2015)

Franz Kafka’nın, edebiyat tarihinin en özgün karakteri Joseph K.’nın adaletle gerilimli ve trajik ilişkisini güçlü temalarla harmanlayarak hikâye ettiği, edebiyatta görkemli bir yer edinmiş romanının yeni bir çevirisi.

Kitap, Kafka’nın kendi çizimleriyle de ayrıca zenginleşmiş.

Her biri romanı ve yazarı ufuk açıcı bir şekilde irdeleyen, Ronald Gray’in önsözü ve Eliseo Vivas’ın sonsözüyle.

  • Künye: Franz Kafka – Dava, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları

Kolektif – Carl Schmitt’in Meydan Okuması (2019)

❝Carl Schmitt, içgörülerinden yararlanarak kendisinden bir şeyler öğrenebileceğimiz bir rakiptir.❞

Carl Schmitt’in 1933’te Hitler’e verdiği destek, onun en bilinen ahlâki kusurlarındandır.

Chantal Mouffe’un derlediği bu kitap ise, Schmitt’i ahlâki kusurlarını yedekte tutup, son derece önemli bir siyasi düşünür olarak ele alıyor.

Daha açık bir ifadeyle kitap, Schmitt’i kayda değer entelektüel niteliklere sahip, kendisiyle alışverişten faydalanabileceğimiz bir hasım olarak tartışıyor.

Derlemeye katılan yazarlar, “Siyaseti dost-düşman ayrımı üzerinden kavramlaştıran bir düşünür, içinde yaşadığımız ‘post-politik’ çağ için bir anlam ifade ediyor mu?”, “Liberal demokratların, Schmitt’in liberalizm eleştirisinden öğrenecekleri bir şey var mı?” ve “Geliştirdiği egemenlik teorisinin küreselleşmiş dünyada hâlâ bir geçerliliği olabilir mi?” gibi sorulara yanıtlar arıyor.

Buradaki metinlerin bir bölümü, siyaset teorisinden jeopolitiğe ve hukuk bilimine uzanan birçok alanda Schmitt’in modern siyasi durumumuzu anlama yolundaki katkısını irdeliyor.

Kimi yazılar da, Schmitt ile aralarında Karl Marx, Max Weber, Hermann Heller ve Max Adler gibi isimlerin bulunduğu düşünürlerle kurulabilecek çoklu bağlantıları tartışıyor.

Schmitt muhalifi, ya bir rakip ya da bir tartışma ortağı olarak tanımlamıştı ve bu yüzden de liberalizmin ancak etik ile ekonomi arasında gidip gelebileceğini ve siyasalın ayırt edici niteliğini ıskalamaya mahkûm olduğunu söylemişti.

İşte buradaki makaleler, Schmitt’in bu meydan okumasına yanıt vermeleriyle de ayrıca önemli olduklarını söylemeliyiz.

Kitapta makaleleri bulunan isimler ise şöyle: Paul Hirst, Slavoj Žižek, Jean-François Kervégan, David Dyzenhaus, Jorge E. Dotti, Grigoris Ananiadis, Catherine Colliot-Thélène, Ulrich K. Preuss ve Agostino Carrino.

  • Künye: Kolektif – Carl Schmitt’in Meydan Okuması, derleyen: Chantal Mouffe, çeviren: Hivren Demir Atay ve Hakan Atay, İletişim Yayınları, siyaset, 295 sayfa, 2019

Elif Gençkal Eroler – “Dindar Nesil Yetiştirmek” (2019)

2002’den bu yana iktidarda bulunan AKP, ulus kimliğini şekillendirirken eğitimi nasıl bir ideolojik aygıt olarak kullandı?

Elif Gençkal Eroler’in elimizdeki çalışması, ulus kimliği tanımlamalarının iktidar mücadelelerinin sonucunda ortaya çıktığı gerçeğinden yola çıkarak, AKP’nin Türkiye’de 2002-2016 yılları arasında yukarıdan aşağıya inşa etmeye çalıştığı ulus kimliğini iktidar-hegemonya ilişkileri bağlamında inceliyor.

AKP hükümetlerinin bir “kültür iktidarı” inşa etmeye yönelik eğitim politikalarını derinlemesine tarayan Eroler, bu dönemde milliyetçilik ve din aracılığıyla eğitimin ideolojik olarak nasıl araçsallaştırıldığını gözler önüne seriyor.

Kitapta,

  • Ulus inşasına temel oluşturan milliyetçi ideolojinin eğitim ile ilişkisinin ve bu ilişkinin iktidar ve hegemonya ile bağlantısının ne olduğu,
  • Türkiye’de ulusal kimliğin oluşumu ve yıllar içindeki dönüşümü,
  • Cumhuriyet’in kuruluşundan 2002 yılına kadar, siyasi elitlerin elinde şekillenen eğitim politikaları ve ders kitapları aracılığıyla kurgulanan ulus kimlik bileşenlerinin nasıl yön değiştirdiği,
  • Ve 2002 itibariyle yönetime geçen AKP iktidarının eğitim politikaları aracılığıyla nasıl bir vatandaş kurguladığı gibi önemli konular irdeleniyor.

Eroler, bütün bu konuları çok yönlü bir bakışla tartışırken, aynı zamanda AKP yöneticilerinin içinden çıktığı 20. yüzyıl Türk siyasal kültürüne egemen olan zihniyet kalıplarını da daha iyi kavramamızı sağlıyor.

  • Künye: Elif Gençkal Eroler – “Dindar Nesil Yetiştirmek”: Türkiye’nin Eğitim Politikalarında Ulus ve Vatandaş İnşası (2002-2016), İletişim Yayınları, eğitim, 341 sayfa, 2019

Derek Ryan – Hayvan Kuramı (2019)

1793’te Paris’te kurulmuş olan Ménagerie du Jardin des Plantes dünyanın en eski halka açık hayvanat bahçesidir.

Paris’teki başarının da etkisiyle, 19. yüzyıl boyunca Londra’dan Dublin’e, Amsterdam’dan Kopenhag’a, Berlin’den Brüksel’e büyük şehirlerde hayvanat bahçeleri kurulmaya başlar.

Harriet Ritvo ‘The Animal Estate’ adlı eserinde, egzotik hayvanların hayvanat bahçelerindeki tutsaklığının, sömürgeci kudretlerini sergileme arayışındaki şehir ve ulusları güçlendirmeye hizmet ettiğini söyler.

Derek Ryan’ın ‘Hayvan Kuramı’ ise, tam da bu hayvanat bahçesi sorunundan yola çıkarak düşünce dünyamızda birçok hayvanla yaşadığımız karşılaşmalar ve bunun anlamları üzerine çok güzel bir kitap.

Ryan, hayvanat bahçesi ziyaretlerinin, modern dünyada hayvanlarla karşılaşma biçimlerimize ve bu gibi karşılaşmalar sırasında ne düşünüp ne düşünmediğimize dair önemli soruları beraberinde getirdiği için anlamlı olduğunu söylüyor.

Zira insanlarla hayvanlar arasında, hayvanat bahçesinde olsun, gündelik deneyimlerimizi paylaştığımız evcil hayvanlar ya da masalarımıza gelen etle olsun, insanların sahip olduğu düşünülen türden yeterlilikler ya da değerden hayvanların yoksun olduğuna ilişkin düşüncenin uzun bir tarihi vardır.

Kitap, akademideki hayvan kuramını Nietzsche’den Donna Haraway’e, Freud’tan Peter Singer’a, Martha Nussbaum’dan Heidegger’e ve Merleau-Ponty’den Derrida, Deleuze’e disiplinlerarası bir yöntemle izliyor.

Hayvanlarla hayatın içindeki karşılaşmalarımızı daha iyi anlayabilmek için düşünce dünyamızda hayvanlarla karşılaşmalarımızın asimetrik doğasını daha iyi kavramak açısından birebir.

  • Künye: Derek Ryan – Hayvan Kuramı: Eleştirel Bir Giriş, çeviren: Ayten Alkan, İletişim Yayınları, felsefe, 238 sayfa, 2019

Aliocha Wald Lasowski – Althusser ve Biz (2019)

Birçok entelektüel nesli için hayati bir referans olan Louis Althusser, siyasal aygıtların ötesinde Marksizme olan sadakatini ifade ederek 1950’den 1970’li yıllara kadar siyasal ve felsefi düşünceye yeni bir soluk getirdi.

Aliocha Wald Lasowski, Althusser’i herkesten daha iyi tanımış ve onunla görüşmüş, hatta onunla teşrikimesaide bulunmuş yirmi yazar ve felsefeciyle yaptığı buradaki söyleşileriyle Althusser’in kuramsal üretkenliğini ve etkilerini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Bu yirmi söyleşi, Althusser’in çalışma koşullarını, insan ve düşünür olarak kişiliğini ve farklılığını anlamamıza imkân veriyor; ayrıca Fransa’da 1950, 1960 ve 1970’li yılların entelektüel ve siyasal çevrelerini meydana getiren ve şekillendiren düşüncelerin sağlam bir fotoğrafını çekiyor.

Lasowski’nin bu kitap için söyleşi yaptığı isimler şöyle:

Alain Badiou, Étienne Balibar, Olivier Bloch, Régis Debray, Yves Duroux, Maurice Godelier, Dominique Lecourt, Jean-Pierre Lefebvre, Bernard-Henri Lévy, Pierre Macherey, Jacques-Alain Miller, Jean-Claude Milner, Antonio Negri, Jacques Rancière, François Regnault, Philippe Sollers, Emmanuel Terray, André Tosel, André Tubeuf ve Yves Vargas.

  • Künye: Aliocha Wald Lasowski – Althusser ve Biz, çeviren: Ayşe Meral, İletişim Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2019

Selahattin Demirtaş – Devran (2019)

“Fakirlik içinde büyümüşüz, fakir fakir okuyup üniversiteyi de bitirmişiz. Ama her şeyin bir sonu olduğuna göre fakirliğin de bir sonu var değil mi?”

4 Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulmakta olan Selahattin Demirtaş, ‘Seher’den sonra, on dört öykü barındıran ‘Devran’ ile karşımızda.

‘Devran’ı, “Şu ana kadar hayatlarının on yedi yılını hapishane, mahkeme kapılarında çocuklarının peşinde geçiren iki koca yürekli emekçiye” dediği anne ve babasına ithaf eden Demirtaş, toplumun farklı kesimlerinden ezilenlerin yaşadıklarını, o kendine has inatçı neşesinden taviz vermeden hikâye ediyor.

  • Künye: Selahattin Demirtaş – Devran, İletişim Yayınları, öykü, 138 sayfa, 2019

Franco Lo Piparo – Gramsci’nin İki Hapishanesi (2019)

1926’da faşist rejim tarafından hapse atılan Antonio Gramsci, hayatının geri kalanını hapishane ve hastanelerde geçirdi.

Gramsci, on yıl süren mahpusluk sürecinde otuzdan fazla deftere siyasi ve felsefi değerlendirmelerini, ayrıca çeviri denemelerini yazdı.

‘Hapishane Defterleri’ adıyla bildiğimiz bu ünlü defterler, halen en önemli siyaset felsefesi eserleri arasında yer alıyor.

Oysa ‘Defterler’in sayısı üzerine yapılan tanıklıklar uyuşmuyor ve Gramsci’nin eniştesinin ölümünden hemen sonra, baldızı Tania tarafından yapılan numaralandırmada açıklama gerektiren boşluklar var.

İşte Franco Lo Piparo bu önemli çalışmasında, Gramsci’nin defter ve mektuplarını adeta cümle cümle okuyarak bu gizemi aydınlatmaya koyuluyor ve böylece bu yönde yürütülen tartışmalara önemli bir katkı sunuyor.

Gramsci’nin defter ve mektuplarında hem faşist yönetimin hem de Komintern’in Stalinci pratiklerinin baskısını aşmak için kendine has mecazi ifadeler kullandığını belirten Lo Piparo, 20. yüzyılın bu dikkat çekici düşünürünün dünyasına farklı bir pencereden bakıyor.

  • Künye: Franco Lo Piparo – Gramsci’nin İki Hapishanesi: Faşist Hapishane ve Komünist Labirent, çeviren: Gökçe Tuğba, İletişim Yayınları, siyaset, 136 sayfa, 2019