Kolektif – Son Gerisayım (2020)

Mültecilik krizi, aynı zamanda buna hazırlıksız, politikasız yakalanan Avrupa solu için de büyük bir kriz anlamına geliyor.

Farklı yazarların katkıda bulunduğu bu derleme ise, tam da bu krizi merkeze alarak evrensel değerlere sahip yeni bir sol siyaseti inşa etmenin yollarıyla daha kapsamlı, yeni bir dayanışmaya duyulan ihtiyaç üzerine derinlemesine düşünüyor.

Kitapta, mültecilik olgusu bağlamında antihümanizmden çıkarılabilecek dersler, Avrupa’nın geleceğinde yer edinecek bir sol yaklaşımın geliştirmesi gereken politika ve değerler, Avrupa’nın sömürgeci geçmişinin günümüze yansımaları ve son terör olaylarının Avrupa’da üzerindeki etkileri gibi pek çok güncel konu ele alınıyor.

Derlemedeki yazıların hepsinin başlangıç noktasını Avrupa’nın güncel gündemi –medyada verilen adla “mülteci krizi”– oluşturuyor, ama yazarlar bu “kriz”in içinde iş gördüğü, daha derin siyasal ve ideolojik çerçeveye dokunup onu eleştirel bir incelemeden geçirmeyi de ihmal etmiyorlar.

Yazarlara göre, bu sorun sadece Avrupa’nın göçmen karşıtı popülizmiyle ilgili değil; sorun aynı zamanda solun kendi siyasal zeminini oluşturma, kendi gündem(ler)ini ifade etme kabiliyetsizliğinde yatıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Jela Krečič, Alenka Zupančič, Boris Groys, Robert Pfaller, Mladen Dolar, Saroj Giri, Boris Buden, Frank Ruda, Jamil Khader, Agon Hamza ve Slavoj Žižek.

  • Künye: Kolektif – Son Gerisayım: Avrupa, Mülteciler ve Sol, hazırlayan: Jela Krečič, çeviren: Barış Engin Aksoy, Metis Yayınları, siyaset, 240 sayfa, 2020

Brent Adkins – Arzu ve Ölüm (2020)

 

“Yaram benden önce vardı;

Ben onu cisimleştirmek için doğdum.” –Joë Bousquet

Bu kitap, Hegel, Heidegger ve Deleuze felsefesinde “arzu” ve “ölüm”ün tuttuğu yeri irdeleyen, en önemlisi de bunu yaparken yaşam üzerine derinlemesine düşünen bir çalışma.

Hegel, çağdaş Fransız felsefesi ve özellikle de Deleuze ile Guattari felsefesi üzerine birçok yayını bulunan Brent Adkins, yalnızca Hegel, Heidegger ve Deleuze’ün ‘arzu’, ‘eksiklik’ ve ‘yas’a ilişkin fikirlerini aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bu isimlerin Freud, Lacan ve Žižek’le kesiştikleri ve ayrıştıkları noktaları açığa çıkararak bir anlamda sıkı bir felsefe tarihi okuması gerçekleştiriyor.

Adkins, Heidegger’in ölüme yaklaşımını, eksiklik ve melankoli bağlantısı ekseninde irdeliyor.

Hegel’in ‘Tinin Fenomenolojisi’nden yola çıkarak yas, bilincin gelişimi ve olumsuzlama arasındaki bağıntıyı inceliyor.

Ve nihayet, Deleuze’ün ‘üretkenlik olarak arzu’ yaklaşımını da Freudcu ‘ölüm arzusu’ yorumu bağlamında tartışıyor.

  • Künye: Brent Adkins – Arzu ve Ölüm: Hegel, Heidegger, Deleuze, çeviren: A. Kadir Gülen, Fol Kitap, 296 sayfa, 2020

Slavoj Žižek ve Alenka Zupančič – Hegel ve Freud (2020)

Hegel’in “soyut olumsuzlama”sı, Freudcu “Bu, benim olmadığım şey” cümlesiyle uyum içindedir.

Slavoj Žižek ve Alenka Zupančič de, Hegel ile Freud arasındaki ilişkiyi derinlemesine tartışıyor.

Žižek, söz konusu ilişkiyi şöyle açıklıyor:

“Hegel ile psikanaliz arasındaki bağ şurada yatar: Asla psikolojik olmayan, net anlamıyla bir öz-bilinç psikanalize göre bir nesnedir konumumun farkında olmadığım yanlışlığını açığa vuran bir tik, bir semptomdur o. Örneğin, yanlış bir şey yaparım ve onu yapmaya hakkım olduğunu kendime bilinçli bir şekilde söylerim; gelgelelim, bana esrarengiz ve anlamsız gibi görünen kompülsif bir edim, ben farkında olmadan, suçumu “kaydeder”, suçumun bir yerlerde işaretlendiğine tanıklık eder.”

  • Künye: Slavoj Žižek ve Alenka Zupančič – Hegel ve Freud: Olumsuzlamadan Dürtüye, çeviren: Erkal Ünal, Encore Yayınları, psikanaliz, 120 sayfa, 2020

Kolektif – Çivisi Çıkan Dünya (2020)

“… şimdiki ve gelecekteki salgınlara karşı etkili şekilde yanıt verebilmek için gerekli olan demokratik modelleri tartışmalıyız.”

Covid-19 salgını, hayatımızı ve hatta muhtemeldir ki geleceğimizi kökten dönüştürdü.

Bu harika kitap ise, dünyanın önde gelen düşünürlerinin salgın üzerine yaptıkları ufuk açıcı değerlendirmelerini sunuyor.

Felsefe, sosyoloji, antropoloji, siyaset, iktisat ve biyoloji gibi zengin bir arka plandan beslenen buradaki makaleler, hem bugün yaşadıklarımızın sağlam bir muhasebesini yapıyor hem de Covid-19 gibi salgınların geleceğimizi nasıl şekillendireceği konusunda kimi öngörülerde bulunuyor.

Salgının iyi bir muhasebesini yapmak, bugün gelecekte bizi nelerin beklediği üzerine derinlemesine düşünmek için çok iyi fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: David Harvey, Slavoj Žižek, Giorgio Agamben, Alain Badiou, Judith Butler, Mike Davis, Bruno Latour, Adam Tooze, Daniel Tanuro, Sandro Mezzadra, Panagiotis Sotiris, Massimo De Angelis, Ingar Solty, Josh Gabert Doyon ve Rob Wallace.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Korona virüsü, hayli elzem bir şeyi tehdit ediyor: ‘müşterek’i.”

“Son yirmi otuz yıldaki deneyimleri hesaba katarak şu soruyu sormaktan asla yorulmamalıyız: Hangi ekonomik kısıtlamalar gerçek ve hangileri hayali?”

“Endüstriyel tarım o kadar kâr odaklıdır ki, bir milyar insanı öldürebilecek bir virüs için seçim yapmak alınmaya değer bir risk olarak görülür.”

“Sadece haddinden fazla tuvalet kâğıdı satın almanın ne kadar saçma olduğunu düşünün!”

“Asıl soru şu: Bu ne kadar sürecek? Bir yıldan uzun sürebilir, ayrıca ne kadar uzun sürerse işgücü dâhil, değersizleşme de o kadar artar.”

“Büyük çaplı davranış değişimleri de dâhil olmak üzere, insan topluluklarının sağlığına gerçekten yardımcı olacak ve aynı esnada zora başvurma ve gözetleme biçimlerini yaygınlaştırmayacak kolektif pratiklerimiz olabilir mi?”

“Korona virüsünü onarıcı biçimde okumak, kendimizi yalıttığımız, sosyal mesafelenme pratiğine uyduğumuz dönemlerde geliştirdiğimiz yeni türde dayanışmalara katılmak demektir.”

“Kendini izole etme talimatı, pandemiye özgü bu yeni zamanda ve mekânda, küresel olarak birbirimize bağımlı olduğumuz gerçeğini yeniden tanımamıza tesadüf ediyor.”

“Yönetici sınıfının elitleri şu anda retorik olsun diye işçi sınıfının sistem açısından öneminden bahsediyorsa da bu ‘tanıma’nın maddi bir karşılığa dönüşüp dönüşmeyeceği net değil.”

“Bu salgının sebep olduğu başlıca tehlike sağlık sisteminin tıkanma ihtimalidir. Bu da kaçınılmaz olarak en yoksul ve güçsüz kesimlerin, özellikle de yaşlı yurttaşların ödediği bedellerin ağırlaşmasına sebep olacaktır.”

“Görünen o ki salgının ortaya koyduğu güçlük her yerde aklın iç faaliyetini dağıtıyor, özneleri mistisizm, masal uydurma, dua, kehanet ve beddua gibi, vebanın hüküm sürdüğü Orta Çağ’da âdetten olan kederli etkilere geri dönmeye zorluyor.”

“Kendimizi izole ederken bile ve hatta tam da böyle yaparken, bilimin kontrol edebildiği hakikatler ve yeni bir siyasetin ayakları yere basan bakış açıları, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik hedefleri dışında hiçbir şeye itimat etmeyelim.”

“Yıllardır ilk defa, evlerine tıkılı kalmış bir milyar insan, şu unutulmuş lüksü keşfetti: kendilerini sık sık, gereksiz yere oraya buraya çeken şeyi düşünme ve onu fark etme zamanı.”

  • Künye: Kolektif – Çivisi Çıkan Dünya: Covid-19 Salgını Üzerine Muhasebeler, derleyen: Erkan Ünal, Runik Kitap, siyaset, 132 sayfa, 2020

Kolektif – Demokrasi Ne Âlemde? (2010)

‘Demokrasi Ne Âlemde?’, günümüzün önde gelen bazı düşünürlerinin, “Sizin için ‘demokrasi’ kelimesini kullanmanın bir anlamı var mı?” sorusuna verdikleri farklı cevapları bir araya getiriyor.

Çalışmanın bu yönüyle, hep tartışılagelen bu kavrama dair çok boyutlu bir düşünme fırsatı sunduğunu ve demokrasinin tarihten günümüze taşıdığı imkânları ve tehlikeleri gözler önüne serdiğini söyleyebiliriz.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Giorgio Agamben, Alain Badio, Daniel Bensaid, Wendy Brown, Jean-Luc Nancy, Jacques Ranciere, Kristin Rose ve Slavoj Žižek.

  • Künye: Kolektif – Demokrasi Ne Âlemde?, hazırlayan: Eric Hazan, çeviren: Savaş Kılıç, Metis Yayınları, siyaset, 125 sayfa

Benjamin Arditi – Liberalizmin Kıyılarında Siyaset (2010)

Benjamin Arditi ‘Liberalizmin Kıyılarında Siyaset’te, demokrasinin, liberal demokrat siyaset anlayışı dışında nasıl tasavvur edilebileceğini irdeliyor.

Bu yönüyle kitabın başlığındaki “kıyılar” da, liberalizmin sınırlarını zorlayan ya da onu bir karşı çıkışla aşma arayışında olan fenomenlere atfen kullanılmış oluyor.

Kimlik siyasetinin, eşitlik talebi yerine, gitgide ayrıcalık talebine dönüşmesi riski taşıdığı ve liberalizmin karşı çıktığı iktisadi ve siyasî “popülizm”in demokrasiye ters olmadığı, Arditi’nin burada sunduğu dikkat çeken tezlerden.

Arditi, aralarında Laclau, Žižek, Rancière ve Badiou’nun da bulunduğu günümüzün önde gelen düşünürleriyle hesaplaşıyor ve farklılık, popülizm, devrim ve ajitasyon kavramları çevresinde başka tür bir demokratik siyaset için stratejiler geliştiriyor.

  • Künye: Benjamin Arditi – Liberalizmin Kıyılarında Siyaset, çeviren: Emine Ayhan, Metis Yayınları, siyaset, 200 sayfa

Slavoj Žižek – Antigone’nin Üç Yaşamı (2016)

Slavoj Žižek, klasik mitolojinin temel eserlerinden olan ve Platon’dan Hegel’e, Kierkegaard’dan Butler’a pek çok felsefeciye ilham kaynağı olmuş Antigone’yi yeniden yazıyor. Antigone’deki olay örgüsünü bozan ve olası üç senaryo olarak yorumlayan düşünüre göre Antigone, dört dörtlük “Bir etik-siyasal egzersiz.”

Žižek, Antigone’yi kendince tercüme ediyor ve yeniden yazıyor; bunu yaparken de metni bir bakıma güncelleştiriyor.

Düşünüre göre, klasik bir eseri canlı tutmanın tek yolu “onu ‘açık’, geleceğe işaret eden bir şey olarak görmek”tir.

  • Künye: Slavoj Žižek – Antigone’nin Üç Yaşamı, çeviren: Erkan Ünal, Encore Yayınları, felsefe, 80 sayfa, 2016

Geoff Boucher – İdeolojinin Büyülü Çemberi (2019)

Geoff Boucher’in bu önemli çalışması, Ernesto Laclau, Chantal Mouffe, Slavoj Žižek ve Judith Butler’ın postmarksist söylem teorilerinin eleştirel bir okumasından yola çıkarak radikal demokrasinin politik stratejisiyle tanımlanan postmarksizm eğilimini haritalandırmasıyla önemli.

Postmarksizmin doğuş momenti olarak ‘Hegemonya ve Sosyalist Strateji’ ve ‘Olumsallık, Hegemonya, Evrensellik’ kitaplarını merkeze alan Boucher, özellikle bu oluşum evresi boyunca tarihsel sorunsalın kapsamının Laclau ve Mouffe, Buttler ve Žižek’in görüşlerini tarih ve praksisin dışavurumcu ve bireyci kavramları içerisinde ne şekilde kurduğuyla ilgileniyor.

Kitabın ilk bölümü, postmarksizmi tarihsel bağlamına oturtuyor ve teorinin izafiliğinin, “Marksizmin ötesinde” bir değişimin zorunluluğu konusunda postmarksist anlayışı nasıl belirlediğini açıklıyor.

İkinci bölüm, Laclau ve Mouffe’un çalışmalarındaki postmarksizmin başlıca teorik önermelerine dönüyor ve örtük dışavurumcu bir tarih bütünlüğünün bu iki ismin sorunsalına karşılık geldiğini ortaya koyuyor.

Boucher üçüncü bölümde de, Butler’ın Foucault esinli post-Althusserci ideoloji teorisini eleştirel bir şekilde mercek altına alıyor.

Dördüncü bölümde ise, Žižek’in Lacan esinli post-Althusserci ideoloji yaklaşımındaki teorik tereddütleri, politik tersine çevirmeleri ve etik belirsizlikleri inceliyor.

Yazar burada, Žižek’in Mesihçi bir Marksizm doğrultusunda postmarksizmden kopuşunun, tarihin tek özne-nesnesini yeniden yaratma doğrultusundaki imkânsız bir arzuyla biçimlendiğini öne sürüyor.

  • Künye: Geoff Boucher – İdeolojinin Büyülü Çemberi: Laclau ve Mouffe, Butler ve Žižek’in Eleştirisi, çeviren: Akın Sarı, Doruk Yayınları, siyaset, 360 sayfa, 2019

Slavoj Žižek – Matrix ya da Sapkınlığın İki Yüzü (2009)

Slavoj Žižek’in bu kitabının ilk versiyonu, 1999 tarihinde, yani Matrix’in devam filmleri henüz ortada yokken, Karlsruhe’de yapılan ‘Inside the Matrix’ sempozyumuna sunulmuştu.

Devam filmlerinin ardından Žižek’in yaptığı değişiklikler ise elimizdeki versiyonda yer alıyor.

Matrix’in ideal seyircisini budala olarak tanımlayan Žižek, filmi Lacancı bir analize tabi tutuyor.

Filmi metaforları, anlam ve yan anlamlarıyla irdeleyen Žižek’e göre, Matrix’in entelektüel cazibesi, Platon’un ‘Devlet’inde tasvir ettiği mağara düzenini tekrar etmesinden ibaret.

  • Künye: Slavoj Žižek – Matrix ya da Sapkınlığın İki Yüzü, çeviren: Bahadır Turan, Encore Yayınları, felsefe, 103 sayfa

Kolektif – Carl Schmitt’in Meydan Okuması (2019)

❝Carl Schmitt, içgörülerinden yararlanarak kendisinden bir şeyler öğrenebileceğimiz bir rakiptir.❞

Carl Schmitt’in 1933’te Hitler’e verdiği destek, onun en bilinen ahlâki kusurlarındandır.

Chantal Mouffe’un derlediği bu kitap ise, Schmitt’i ahlâki kusurlarını yedekte tutup, son derece önemli bir siyasi düşünür olarak ele alıyor.

Daha açık bir ifadeyle kitap, Schmitt’i kayda değer entelektüel niteliklere sahip, kendisiyle alışverişten faydalanabileceğimiz bir hasım olarak tartışıyor.

Derlemeye katılan yazarlar, “Siyaseti dost-düşman ayrımı üzerinden kavramlaştıran bir düşünür, içinde yaşadığımız ‘post-politik’ çağ için bir anlam ifade ediyor mu?”, “Liberal demokratların, Schmitt’in liberalizm eleştirisinden öğrenecekleri bir şey var mı?” ve “Geliştirdiği egemenlik teorisinin küreselleşmiş dünyada hâlâ bir geçerliliği olabilir mi?” gibi sorulara yanıtlar arıyor.

Buradaki metinlerin bir bölümü, siyaset teorisinden jeopolitiğe ve hukuk bilimine uzanan birçok alanda Schmitt’in modern siyasi durumumuzu anlama yolundaki katkısını irdeliyor.

Kimi yazılar da, Schmitt ile aralarında Karl Marx, Max Weber, Hermann Heller ve Max Adler gibi isimlerin bulunduğu düşünürlerle kurulabilecek çoklu bağlantıları tartışıyor.

Schmitt muhalifi, ya bir rakip ya da bir tartışma ortağı olarak tanımlamıştı ve bu yüzden de liberalizmin ancak etik ile ekonomi arasında gidip gelebileceğini ve siyasalın ayırt edici niteliğini ıskalamaya mahkûm olduğunu söylemişti.

İşte buradaki makaleler, Schmitt’in bu meydan okumasına yanıt vermeleriyle de ayrıca önemli olduklarını söylemeliyiz.

Kitapta makaleleri bulunan isimler ise şöyle: Paul Hirst, Slavoj Žižek, Jean-François Kervégan, David Dyzenhaus, Jorge E. Dotti, Grigoris Ananiadis, Catherine Colliot-Thélène, Ulrich K. Preuss ve Agostino Carrino.

  • Künye: Kolektif – Carl Schmitt’in Meydan Okuması, derleyen: Chantal Mouffe, çeviren: Hivren Demir Atay ve Hakan Atay, İletişim Yayınları, siyaset, 295 sayfa, 2019