Sara Villanueva – Ergenlik: Sıkıntılı Yıllar (2018)

“Kucağıma sokulmaya can atan tatlı minnoş oğluma ne oldu?”

“Saçlarını taratmak için hevesle önüme oturup ardından benimkileri taramak için yalvaran küçük sevecen kızım nereye kayboldu?”

Bunlar, birçok ebeveynin, çocukları ergenliğe adım attıktan sonra yaşanan gelişmelere bakıp kendilerine sık sık sordukları sorulardır.

Kendisi de dört çocuk sahibi bir anne olan Sara Villanueva’nın, kendi deneyimlerinden de yola çıkarak kaleme aldığı bu kitap, “fırtına ve stres” olarak özetlenebilecek ergenlik dönemine ebeveynlerin nasıl daha sağlıklı ve yapıcı bir şekilde yaklaşabileceklerini anlatıyor.

Ergenlik dönemindeki muazzam gelişmeleri açıklayarak açılan kitapta,

  • Ergenlerde kavrama,
  • Ebeveyn-ergen çatışmasının nedenleri,
  • Gençlerin bağımsızlıklarını kazanmasının ailedeki yansımaları,
  • Gençlerde buluğ ve seks süreci,
  • Ergen çocuğun sosyal dünyası,
  • Ergenlikte flört, romantik ilişkiler ve seks,
  • Ergenlikteki olası tuzaklar ve sorunlar,
  • Ergen yetiştirmenin yarattığı korku ve güvensizlikle yüzleşmek,
  • Ve ergenler dışarıya açılırken ebeveynlerinin bu değişime kucak açması gibi önemli konular irdeleniyor.

Son olarak belirtelim: Sara Villanueva’nın uzmanlık alanı, ergen gelişimi.

Villanueva, halen görevli olduğu St. Edward Üniversitesi’nde çocuk ve ergenlik psikolojisi, gelişimsel psikopatoloji ve insan cinselliği gibi konularda ders veriyor.

  • Künye: Sara Villanueva – Ergenlik: Sıkıntılı Yıllar (Ergen Çocuklarımıza Keyifle Ebeveynlik Etmenin Yolları), çeviren: Defne Orhun, İletişim Yayınları, psikoloji, 184 sayfa, 2018

Tanıl Bora – Milliyetçiliğin Provokasyonu: Yugoslavya (2018)

Tanıl Bora’nın bu kitabı, ilk olarak 1991’de yayınlanmasına rağmen, bir uluslar mozaiği olarak kurulmuş Yugoslavya’nın dağılma ve parçalanma sürecini zengin bir perspektifle ortaya koymasıyla, konu hakkında güncelliğini korumaya devam ediyor.

Yugoslavya deneyimi, neden önemliydi?

Yugoslavya, eski SSCB’nin olduğu gibi çokuluslu modern imparatorluk modeli ile bildik millî devlet modeli arasında çoğulcu, ademimerkeziyetçi ve özyönetimci üçüncü yol umudu taşımasıyla önemliydi.

Bora da Yugoslavya’nın tarihsel macerasına, tam da bu pencereden; “millî mesele”de bir “üçüncü yol” umudu, bir alternatif oluşturma potansiyeli açısından bakıyor ve Yugoslavya’da yaşanan iç savaş sürecini de, bu umudun yitişinin, yitirilişinin hikâyesi olarak ele alıyor.

Kitap, Habsburg ve Osmanlı egemenliklerinden Yugoslavya’nın bağımsızlığını kazanışına, anti-faşist partizan savaşından Stalin dönemine, Yugoslav milli sosyalizm modelinden yükselen milliyetçiliğin Yugoslavya’daki etkilerine, 1990/91 seçimlerinden neo-Stalinist restorasyona, Bosna-Hersek sorunundan iç savaşa ve Yugoslavya bunalımının Türkiye’ye yansımalarına pek çok önemli konuyu derinlemesine irdeliyor.

  • Künye: Tanıl Bora – Milliyetçiliğin Provokasyonu: Yugoslavya, İletişim Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2018

Rita Ender – Aile Yadigârları (2018)

Daha önce ‘Kolay Gelsin’ ve ‘İsmiyle Yaşamak’ gibi birbirinden güzel iki kitaba imza atmış Rita Ender’den yine harika bir çalışma.

Ender burada, Türkiyeli otuz genç Yahudi ile “aile yadigârları” üzerine söyleşiyor.

Söyleşiye katılanlar, kutu, örtü, saat, elbise, bardak ve semaver gibi ailelerinden kendilerine miras kalmış yadigârlardan yola çıkarak “Ailemden bana ne kaldı ve ben çocuğuma ne aktaracağım?” sorusunun yanıtını arıyor.

Bu söyleşiler, okuru, kişiden kişiye, kuşaktan kuşağa anılar kadar, kimi duyguların da aktarılabildiğini göstermesiyle dikkat çekiyor.

Yine bu söyleşiler, aynı zamanda Türkiyeli Yahudi toplumu hakkında bir belgesel niteliğinde.

Zira söyleşiler, bir zamanlar Türkiye’nin her yerinde; Van’da, Adana’da, Edirne’de, Bursa’da, Ankara’da, Diyarbakır’da, Tekirdağ’da, Bodrum’da ve başka pek çok yerde yaşamış Yahudi nüfusun, bugün daha çok antisemitizm nedeniyle Adana, Antakya, Ankara, Bursa’da kalan son aileler haricinde çoğunlukla İzmir ve İstanbul’da yaşadıklarını da bir kez daha bize hatırlatıyor.

  • Künye: Rita Ender – Aile Yadigârları, İletişim Yayınları, kültür, 230 sayfa, 2018

Tanıl Bora – Yeni Dünya Düzeni’nin Av Sahası: Bosna Hersek (2018)

Bosna-Hersek’te bütün dünyanın gözleri önünde büyük bir kıyım yaşandı.

Çok fazla kan döküldü, unutulmaz acılar yaşandı.

Bölge o dönemde, nüfusunun % 10’undan fazlasını bu savaşta kaybetti.

Fakat bu süreci daha da kahredici kılan asıl husus, etnik veya millî esasa dayanmayan, çokuluslu, çokdinli, çokkültürlü bir toplum modeli seçeneğinin, daha bir ihtimal halindeyken boğulmasıydı.

İşte Tanıl Bora da, ilk baskısı savaşın yıkımının bütün sıcaklığıyla sürdüğü 1994’te yapılan bu kitabı, Bosna-Hersek’te yaşananların ayrıntılı bir analizini sunuyor.

Bora, kitabının ilk bölümünde, Boşnak millî kimliğinin oluşumunda toplumsal-kültürel gelenek olarak Müslümanlığın gördüğü işlev, bu kimliğin modern bir millî kimlik olarak sosyalist Yugoslavya’da tekemmül etmiş olması, Bosna Müslümanlığının özgül karakteri ve aynı coğrafyayı paylaştığı öteki kimliklerle ilişkisini ele alıyor.

Yazar kitabının devamında da,

  • Çatışmaların ve müzakerelerin seyriyle, bu seyir içinde cephelerin/tarafların eylem ve düşüncelerinin şekillenmesiyle, Bosna’nın bölünmesini ve yaşanan felâketi,
  • Sırbistan ve Hırvatistan’ın Bosna savaşı sırasındaki durumlarına bağlı olarak, Sırp ve Hırvat milliyetçiliklerinin gelişimini,
  • Dünya politikası açısından Bosna-Hersek bunalımının ne anlama geldiğini,
  • Bosna-Hersek trajedesinin Türkiye’deki politik-ideolojik odaklarca tüketiliş biçimlerini,
  • Ve Bosna-Hersek’in resmî politika, medya ve sağ açısından ‘istismar’ edilmesinin sol kamuoyunda yarattığı tedirginliği ayrıntılı bir biçimde ortaya koyuyor.

Künye: Tanıl Bora – Yeni Dünya Düzeni’nin Av Sahası: Bosna Hersek, İletişim Yayınları, siyaset, 341 sayfa, 2018

Zafer Yılmaz – Yeni Türkiye’nin Ruhu (2018)

Türkiye, her ânı sonu gelmeyecek gibi görünen siyasi ve ekonomik krizlerle dolu bir ülke.

Maalesef bu krizlere yakın zamanda daha şiddetlileri de eklenecekmiş gibi görünüyor.

Zafer Yılmaz da, bu topyekûn kriz halinin, devletin kendisinin basitçe bir kurum olmanın çok ötesine geçerek siyasetin ta kendisi haline gelmesini sağladığını ve her siyasal faaliyetin devletle ilişkisi üzerinden anlaşılmasını siyasetin tüm icracılarına dayattığını belirtiyor.

Yılmaz, çok değerli incelemesi ‘Yeni Türkiye’nin Ruhu’nda, bu saptamadan yola çıkarak Türkiye siyasetinde belirleyici olan güç mücadelesine yön veren duygusal yatkınlıkları, kanaat üretim yapılarını ve baskın tahayyül biçimlerini; başka bir deyişle, siyasal eylemin ve düşüncenin belirleyici koşullarını tartışıyor.

Yılmaz, temelde güç mücadelesi üzerine kurulu bu siyasetin, siyaseti siyasal topluluğun eşit kuruluşuna, haklara ve özgürlükçü siyasal eyleme dair bir mesele olmaktan çıkararak, mütemadiyen bu topluluğu temsil iddiasındaki devletin muhafazasına/bekasına dair bir soruna dönüştürdüğünü ve ayrıca demokratik kurucu siyasal eylemi sürekli kılma çabasının yanında, eşitlik ve özgürlük doğrultusunda hakları genişletmeye çalışan siyasal eylemi ve demokrasiyi kurumsallaştırma gayretini de bastırdığını gözler önüne seriyor.

Yılmaz’ın çalışmasının en çok önemli iki katkısından biri, yaşadığımız dönemin dinamiklerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyması, ikincisi de ümidimizi diri tutabilmemizi sağlayacak imkânları daha görünür kılması.

Zafer Yılmaz, siyasal teori, siyasal düşünceler tarihi, yoksulluk araştırmaları, toplumsal hareketler, otoriterliğin kaynakları gibi konularda çalışıyor.

7 Şubat 2017 tarihinde yayımlanan 686 no’lu kararnameyle, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” barış bildirisini imzaladığı için görevine son verilen Yılmaz, Potsdam Üniversitesi Genel Sosyoloji Kürsüsü’nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam ediyor.

  • Künye: Zafer Yılmaz – Yeni Türkiye’nin Ruhu: Hınç, Tahakküm, Muhtaçlaştırma, İletişim Yayınları, siyaset, 238 sayfa, 2018

Nesrin Uçarlar – Hiçbir Şey Yerinde Değil (2015)

Çatışma sonrası süreçte, adalet ve geçmişle yüzleşme talepleri nasıl karşılanmalı?

Muş, Bitlis, Van, Hakkâri, Mardin, Batman, Diyarbakır ve İstanbul hattında yapılan 56 görüşmeden yola çıkarak bu soruya yanıt arayan Nesrin Uçarlar imzalı bu çalışma, Kürt coğrafyasında devlet şiddetini yaşamış tanıkların anlatımlarını ve taleplerini kayda geçiriyor.

  • Künye: Nesrin Uçarlar – Hiçbir Şey Yerinde Değil, İletişim Yayınları

William James – Pragmatizm (2015)

Bizzat pragmatizmin kurucusunun kaleminden, pek bilinmeyen ya da eksik anlaşılan bu felsefi kurama dair temel bir eser.

William James ilk baskısı 1907’de yapılan kitabında, sekiz derste, pragmatizmin ne olduğundan pragmatik doğruluk teorisine ve pragmatik bakış açısı ile rasyonalist bakış açısı arasındaki farklara pek çok konuyu aydınlatıyor.

  • Künye: William James – Pragmatizm, çeviren: Tahir Karakaş, İletişim Yayınları

Onur Atalay – Türk’e Tapmak (2018)

Onur Atalay’ın bu önemli çalışması, Kemalizmi, özellikle 1930’lardaki inşa ve gelişim süreci bağlamında, siyasetin dinselleşmesinin, kutsallaşmasının bir örneği olarak irdeliyor.

Atalay bunu yaparken, siyasetin kutsallaşması ile alakalı teorik çerçevenin iki savaş arası Türkiyesi tecrübesini ne oranda açıkladığını ve Türkiye’nin izlediği yolun Faşist İtalya, Nazi Almanya ve Bolşevik Rusya gibi dönemin “siyasal dinlerine” ne kadar benzediğini, hangi noktalarda onlardan ayrıldığını açıklığa kavuşturuyor.

Kemalizmin seküler din boyutunu çok yönlü bir şekilde irdelemesiyle, döneme dair yapılan çalışmalara önemli katkı sunan kitap,

  • Medeniyet, bilim, millet ve sonunda şef kavramlarının kutsallık halesiyle nasıl çevrildiğini,
  • Cumhuriyet’in “yeni insan”ının onlar vasıtasıyla nasıl mayalandığını,
  • Osmanlı’dan ve geleneksel inanç sisteminden kopuşun yarattığı manevi boşluk duygusunun farklı bir tarzda nasıl ikame edildiğini ortaya koyuyor.

Çalışma bütün bu yönleriyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece ilk yıllarını değil bugününü de daha iyi kavramak için sağlam veriler barındırıyor.

  • Künye: Onur Atalay – Türk’e Tapmak: Seküler Din ve İki Savaş Arası Kemalizm, İletişim Yayınları, siyaset, 360 sayfa, 2018

 

 

Şeyhmus Diken ve Nurcan Baysal – Kürdistan’da Sivil Toplum (2015)

Kültür sanattan insan haklarına, ekolojiden araştırma kuruluşlarına, Kürt coğrafyasında varlık gösteren sivil toplum kuruluşları hakkında önemli bir çalışma.

Şeyhmus Diken ve Nurcan Baysal, hem söz konusu kurumları tanıtıyor hem de Türkiye’nin barış sürecinde sivil toplum dünyasının “barışa” ve “sürece” nasıl baktığını saptıyor.

  • Künye: Şeyhmus Diken ve Nurcan Baysal – Kürdistan’da Sivil Toplum, İletişim Yayınları

Kolektif – Bauhaus: Modernleşmenin Tasarımı (2009)

‘Bauhaus: Modernleşmenin Tasarımı’, bugünkü Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin çekirdeğini oluşturan ve 1957 yılında Alman ve Türk Bauhausçular tarafından kurulan Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu’nun 50. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen ‘Türkiye’de Mimarlık, Sanat, Tasarım Eğitimi ve Bauhaus’ sempozyumuna sunulan bildirilerden oluşuyor.

Bu bildiriler, Bauhaus düşüncesini, Türk modernleşmesi ve Bauhaus ilişkisini, Bauhaus etkisindeki eğitim programlarını ve çağdaş kültür ve Bauhaus ilişkisini kapsamlı bir biçimde irdeliyor.

Kitap, akımın, Türkiye’de çağdaş eğitimin örgütlenmesini nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Kolektif – Bauhaus: Modernleşmenin Tasarımı, derleyen: Ali Artun ve Esra Aliçavuşoğlu, İletişim Yayınları, 587 sayfa