Steven Roger Fischer – Yazının Tarihi (2022)

Yazma eylemi, yazı sistemleri ve alfabelerin tarihsel gelişim süreçlerinin belli başlı uğrakları hakkında harika bir inceleme.

Dünyanın başlıca yazı sistemleri ve alfabelerinin kökenleri, biçimleri, işlevleri ve kronolojik değişimleri üzerine kapsamlı bir çalışma olan bu kitap, Steven Roger Fischer’ın on sekiz yılı antik yazıya ve eski yazıtların deşifre edilmesine adanmış kırk yıla yaklaşan filoloji ve dilbilim kariyerinin bir meyvesi.

Yazma eylemi, insan konuşmasını yeniden üretmek için biçimlendirilmiş bir icat ancak kusurlu bir araçtır ve bu yüzden de yazı sistemleri ve alfabeler ilettikleri dile göre daha yavaş bir şekilde de olsa sürekli değişim halindedir.

Fischer bu tarihsel gelişim süreçlerinin belli başlı uğraklarına ışık tutarken bir yandan da Mezopotamya’dan Yunanistan’a ve Çin’e kadar dünyada en yaygın biçimde kullanılmış yazı sistemlerini derinlemesine ele alıyor.

Yazı sistemlerinin tarihsel gelişimi doğal bir evrim olmamakla birlikte, bir zamanlar yalnızca birkaç bin kişinin uzmanlaştığı yazma faaliyetinin bugün dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 85’i tarafından icra edilen bir beceriye dönüştüğü tarihsel bir süreçle karşı karşıyayız.

İşte eldeki çalışma, bu sürecin nasıl geliştiğini kapsamlı şekilde ortaya koymasıyla önemli.

Kitaptan bir alıntı:

“Bir zamanlar kâğıdın parşömenin yerini alması gibi, sayfa inceliğindeki e-mürekkepli plastik ekranlar, artık kolayca erişilebilen kâğıdın yerini günün birinde alabilir. İnsanlık değiştikçe yazma eylemi de değişmekte. Yazma, bu anlamda, insanlık durumunun bir göstergesidir.”

  • Künye: Steven Roger Fischer – Yazının Tarihi, çeviren: A. Handan Konar, İş Kültür Yayınları, inceleme, 368 sayfa, 2022

Olcay Neyzi – Durmayalım Düşeriz (2022)

Olcay Neyzi, bizde çocuk sağlığı denince ilk akla gelen isimlerdendir.

Bu değerli kitap da, çocuk sağlığı alanında Türkiye’de dünya standartlarında hizmet verilmesi için büyük çabalar harcamış Neyzi’nin bir döneme ışık tutan anılarını sunuyor.

Neyzi çocukluk yıllarından başlayarak kaleme aldığı hatıralarında hem kendi hem de eşi Ali Neyzi’nin ailesinin hikâyesini, Arnavutköy Kız Koleji’nde geçen eğitim yıllarında, daha sonra her biri kendi alanında önemli görevler üstlenecek sınıf arkadaşlarıyla ilişkilerini, İstanbul, Michigan ve Boston’daki yükseköğrenim dönemini, doktor olarak görev yapmaya başladıktan sonra karşısına çıkan zorlukları, bir hekim ve hoca olarak meslek yıllarında yaşadıklarını samimi bir dille aktarıyor okurlarına.

Neyzi, İstanbul Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarından itibaren kendini özellikle çocuk hastalıkları konusunda ülkenin her tarafında dünya standartlarında hizmet verilmesi için çalışmaya adadı.

İstanbul Tıp Fakültesi’nde Kadın ve Çocuk Sağlığı Araştırma ve Eğitim Birimi’nin kurulmasını sağladı.

1979-94 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı.

Ayrıca İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü bünyesinde Aile Sağlığı Anabilim Dalı’nın kurulmasında rol oynadı.

  • Künye: Olcay Neyzi – Durmayalım Düşeriz: Bir Çocuk Doktorunun Not Defterinden, İş Kültür Yayınları, anı, 224 sayfa, 2022

Léo Grasset – Zürafa Boynun Neden Uzun? (2022)

Filler dünyasında mutlak bir diktatörlüğün mandalarda ise sonsuz bir demokrasinin hüküm sürdüğünü biliyor muydunuz?

Léo Grasset, Afrika savanlarından sunduğu birbirinden ilginç hayvan hikâyeleriyle karşımızda.

“Toki sabırlı bir çita. Afrika savanının uzun otları içine uzanıyor ve sessiz adımlarla avına doğru ilerliyor. Avı genç bir Thomson ceylanı. Toki, bu narin ve zarif ceylanı şimdiden güçlü dişlerinin arasında hayal ediyor ve gözden kaçırmıyor…”

Meraklı bir belgesel izleyicisi misiniz?

Benzerlerini defalarca seyrettiğiniz halde, bir çitanın can havliyle koşan bir ceylanı kovaladığını görünce kendinizi o görüntülerden alıkoyamıyor musunuz?

Peki, ceylanın bu koşusunun tamamen rasgele olduğunu ve bir sonraki hamlesinin kesinlikle öngörülemez olduğunu biliyor musunuz?

Ya da belki de belgeseller hiç ilginizi çekmiyordur.

Ama fillerde mutlak bir diktatörlüğün, mandalarda ise sonsuz bir demokrasinin hüküm sürdüğünü duymak da mı ilginizi çekmez?

En azından 70 cm boyuyla sırf eğlence olsun diye altı erkek aslanın arasına dalma cesaretini gösteren bal porsuğu daha yakından tanınmayı hak ediyor.

Yaşadığımız çevreden hayli farklı Afrika savanları böylesi pek çok sürprizle doludur.

Bu yabani toprakların bir tanığı da zebralar üzerine yaptığı incelemeler için Zimbabve’deki Hwange Ulusal Parkı’nda altı ay geçiren genç Fransız biyolog Grasset’dir.

Grasset buradaki deneyimlerinden yola çıkarak kolay kolay tanık olamayacağınız savan hikâyelerini eğlenceli bir dille anlatıyor.

Kitap, Aslan Kral’la ilgili şok gerçekler sunmasıyla da dikkat çekiyor.

  • Künye: Léo Grasset – Zürafa Boynun Neden Uzun?, çeviren: Yonca Aşçı Dalar, İş Kültür Yayınları, bilim, 136 sayfa, 2022

Hikmet Birand – Anadolu Manzaraları (2021)

Hikmet Birand, keşke haksız çıksaydı dediğimiz insanlardan.

Zira İlk kez 1957 yılında yayımlanan bu kitabı, daha o zamandan bugünkü büyük yıkımı öngörmüştü.

‘Anadolu Manzaraları’, doğaya yakılmış bir ağıt olarak okunabilir.

Kitap, Birand’ın farklı zamanlarda kaleme aldığı yazılarından derlenmiş.

Yazılmalarının üzerinden geçen yarım yüzyılı aşkın zamana rağmen kitapta yer alan yazılar güncelliklerinden ve doğruluklarından hiçbir şey kaybetmedi.

Küresel iklim krizinin hayatlarımızı her yönüyle etkilediği günümüzde, içinde yaşadığımız çevreyle ilişkimizi baştan aşağı değiştirmemiz gerektiği tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Türkiye’de tabiat, ayağımızın altından kayıp gitmektedir. Bu nasıl olmaktadır, nasıl önlenmelidir, önlenmezse memleketin hali nice olur?… Türkiye, tabiatı bin bir tezatla, bin bir güzellikle dolu bir memlekettir. Her bölgesinin ayrı özelliği, her bölgesinin tabiat severleri hayran bırakacak cazibeleri vardır… Lakin Türkiye, tabiatı en çok hırpalanmış olan memleketlerden biridir… şu yamaçtan geçecek şose tabiat manzarasının ahengini bozar mı, vadideki derenin kenarına kurulacak fabrika, vadinin şirinliğine bir tatsızlık katar mı, falan ormanda yapılacak sanatoryumun, falan dağda inşa edilecek otelin mimarisi tabiata uyacak mı…”

  • Künye: Hikmet Birand – Anadolu Manzaraları, İş Kültür Yayınları, inceleme, 116 sayfa, 2021

Yamada Torajirō – Japon Aynasından Resimli Türkiye Gözlemleri (2021)

İlk kez 1892’de İstanbul’a gelmiş Yamada Torajirō’nun dönemin ticari ve toplumsal yaşamına ışık tutan altın değerindeki anıları, burada.

Torajirō ticaret, politika ve romantizm macerası arayışında dünyayı dolaşan pek çok kişinin Osmanlı İstanbul’unu cazibe merkezi kabul ettiği bir kuşağın parçasıydı.

1892’den itibaren faal olarak yer aldığı İstanbul’un ticari ve toplumsal yaşamından, 1890’lı ve 1900’lü yılları kapsayan izlenimlerini aktardığı kitabı ‘Resimli Türkiye Gözlemleri’ni (Toruko Gakan) 1911’de Japonya’da bastırdı.

Japon tarzı sumie yani siyah mürekkep ve fırça ile yapılmış hatlar, resimler ve çizimlerin de ayrı bir estetik değer kattığı eseriyle Yamada Torajirō, Japon aynasından Türkiye’yi anlatırken bizleri Bâb-ı Cihan’a geri götürmektedir.

Prof. Dr. Selçuk Esenbel’in dönemi ayrıntılarıyla ele aldığı önsözü ve metin içi açıklamalarıyla zenginleştirdiği çevirisi, Yamada’nın ve Meiji Japonlarının perspektifinden Türkiye-Türkler-İstanbul algısını öğrenmek için bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Yamada Torajirō – Japon Aynasından Resimli Türkiye Gözlemleri, çeviren: Selçuk Esenbel, İş Kültür Yayınları, anı, 376 sayfa, 2021

Tim Jackson – Büyümesiz Refah (2021)

Ekonomik büyüme, gelmiş geçmiş en şeytani göz boyama taktiklerinden.

Örneğin büyüme, her gün bir fincan kahve fiyatının yarısıyla geçinmeye çalışan 1 milyar insanın derdine hiçbir şekilde derman olmuyor.

Tim Jackson, bizi büyüme mitiyle hesaplaşmaya çağırıyor.

Geleneksel ekonominin büyümeye dair kalıplaşmış fikirlerine meydan okuyan çalışma, sürdürülebilirlik tartışmaları açısından çok önemli tezler içeriyor.

  • Bilindik anlamda büyüme gerçekten refah için kaçınılmaz ve vazgeçilmez mi?
  • Büyümenin sınırları nedir?
  • Büyümenin ötesine geçip yeni bir refah tasarlamak mümkün mü?
  • Büyümeden müreffeh olabilir miyiz?
  • Büyümeyi nasıl ölçüyoruz?
  • Tüketmeden büyümenin bir yolu var mı?
  • Sınırları olan sonlu bir dünya için, üretim-tüketim döngüsüne sıkışmış insanlık için yeni bir ekonomi tasarlayabilir miyiz?

Büyümeyi sorgulamaktan başka çaremiz olmadığını söyleyen Jackson, şöyle diyor:

“Büyüme miti bizi yarı yolda bıraktı. Her gün bir fincan kahve fiyatının yarısıyla geçinmeye çalışan 1 milyar insanı da. Yaşamak için muhtaç olduğumuz hassas ekolojik sistemi de. Özellikle, kendi diliyle, ekonomik istikrarı ve insanlara geçimini sağlama iddiasını da.”

Jackson, bize sonlu bir sistemin herhangi bir alt sisteminin sonsuz olamayacağı şeklindeki fizik kuralını isabetle hatırlatıyor.

Verdiği yanıtlarsa iklim krizi, eşitsizlik krizi, aşırı tüketim, politik krizlerle boğuşan dünya için bir kurtuluş vaadi taşıyor.

Büyüme odaklı iktisat kuramlarının niçin bir işe yaramadıklarını anlamak için bu kitabı muhakkak okumak gerekiyor.

‘Büyümesiz Refah’, düşük karbon salımı, sıfır yoksulluk ve hepimizin isteyip ihtiyaç duyduğu bir gezegen yaşamı için iktisat bilimi hakkında yeniden düşünmek zorunda olduğumuzu kanıtlayan, berrak ve önemli katkı.

  • Künye: Tim Jackson – Büyümesiz Refah, çeviren: Alpogan Sabri Erdoğan, İş Kültür Yayınları, iktisat, 256 sayfa, 2021

Eser Coşkun – Son Aborijinler (2021)

Aborijinler, 40 bin yıldır Avustralya kıtasında yaşayan, dünyada varlığını sürdüren en eski insan topluluklarındandır.

Eser Coşkun’un bu usta işi çalışması da, insanın en eski kökenlerine uğruyor ve bunu uygar insanla karşılaştırıyor.

Avustralya yerlileri genel olarak Aborijin diye anılır.

Latincede; bir yerin asıl sahibi, ilk orijin veya “yerli” anlamına gelen ve beyazların yakıştırdığı bir sözcüktür bu.

En eski insan toplulukları olan Aborijinler, insanın en eski geçmişini, inançlarını, geleneklerini, yaşam ve üretim biçimini, özetle her şeyini gözler önüne seren canlı tarih sayılırlar.

Coşkun’un on yılı aşkın araştırma ve saha çalışmasının ürünü olan ‘Düşzamanı’ ve ‘İnsanın Yaşayan Geçmişi’ kitaplarının gözden geçirilmiş versiyonu olan ‘Son Aborijinler’, bizi sadece insanın en eski geçmişine götürmüyor; aynı zamanda bir kesişme noktasında madalyonun diğer yüzü olan uygar insanla karşılaştırıyor.

Büyük emek verilmiş bu sosyal antropoloji çalışması; “Tarih”, “İnsan”, “Teknik” ana başlıkları altında Aborijinleri mercek altına alırken; keşifler çağını izleyen kolonizasyon ve “uygarlaştırma” döneminin Avustralya’nın yerli halkının yaşamı ve kültürü üstündeki yıkıcı; yok edici etkilerini de sahadan tanıkların sözleriyle, anılarıyla aktarıyor.

Aborijinlerin inançlarına ve ritüellerine olduğu kadar ekonomik etkinliklerine, gündelik yaşamlarına, mitlerine ve efsanelerine de yer veren çalışma, ritüelleri, kutsal mekânları, gündelik yaşamdan sahneleri, sanat eserlerini belgeleyen çok sayıda fotoğraf ve resimle o dünyayı yakınımıza getiriyor.

  • Künye: Eser Coşkun – Son Aborijinler: En Eski Doğa ve Evren Arayışı, İş Kültür Yayınları, antropoloji, 272 sayfa, 2021

Georges Balandier – Sahnelenen İktidar (2021)

“Bu bir tiyatro” lafı son dönemlerin modasıdır.

Öte yandan tarihteki bütün iktidar ve muhalefet biçimleri, bir tür teatrallik barındırır.

Georges Balandier, bizi, kolektif yaşamın icra edildiği bu ilginç sahneye bakmaya davet ediyor.

Sosyolog Balandier ‘Sahnelenen İktidar’da tarih boyunca her devirde ve her coğrafyada rastlanabilecek tüm iktidar ve muhalefet biçimlerinin bir tür teatrallik barındırdığını, daha da önemlisi, sahneleme sanatına has tekniklere başvurarak rıza ve dayanışma ürettiğini savunuyor.

Her toplumsal düzenin altında düzensizlik, her kurumun altında şiddet; her birliğin altında indirgenemez bir çokluk ve kaos yatar.

Balandier, Amerika yerlilerindeki tören şaklabanı karakteri, Benin’in koyu dindar düzeninde yer bulan Legba figürü; Zunilerdeki kutsal palyaçolar; Avrupa’daki saray soytarıları ve meczuplar gibi pek çok geleneksel “sıra dışı” kişiliği bu düzen-düzensizlik diyalektiği bağlamında ele alıyor.

Yazara göre bu kişilerin; “toplumların yüzeyde gizlediğini ifşa etme, düzenin sakladığı kargaşayı gösterme, yapıların; kurumların ve törelerin evcilleştirme süreçlerinden kaçan hareketi drama yoluyla ortaya çıkarma işlevi” vardır.

Modern toplumlarda ise “kolektif yaşamın temel sahnelerinin kendine yer bulduğu büyük sahne” medyadır.

Siyasal temsil biçimleri değişmiş; laikleşmenin etkileri görülmekte olsa da iktidarın icra ve işleyişinin modern toplumlarda geleneksel toplumlardan farklı olmadığına dikkat çeken yazar; kitabının sonunda oldukça güncel bir medya analizine de yer veriyor.

  • Künye: Georges Balandier – Sahnelenen İktidar, çeviren: Öznur Karakaş, İş Kültür Yayınları, sosyoloji, 232 sayfa, 2021

Stefan Zweig – Kendileriyle Savaşanlar (2021)

Stefan Zweig’ın usta işi kaleminden, tarihte iz bırakmış üç büyük isim; Hölderlin, Kleist ve Nietzsche’nin şahane bir portresi.

Bu üç yazarın yaşamlarının ortak yanı, mizaçlarını belirleyen neredeyse tabiatüstü bir güçle bitmek bilmeyen bir iç mücadeleyi sürdürmeleri.

İçlerindeki bu güç, yaşamlarının birer tragedya olarak sürüp, öyle sona ermesine neden olmuştu.

Yazar, Hölderlin, Kleist ve Nietzsche’nin yaşamöykülerini çağdaşları Goethe’nin hayatından kesitlerle birlikte ele alıyor.

Goethe’nin karşı kutbu oluşturan hayatı algılayışı, biçimleyişi ve hayatla yaratıcılık arasında kurduğu bağ, sergilenen yaşamların farklılıklarını daha belirgin hale getiriyor.

Zweig, ‘Kendileriyle Savaşanlar’da yaratıcılık serüveni, anlaşılma sorunu ve sanatçının çevresine karşı tutumunu gerçeğe bağlılıktan ayrılmadan, derin bir duyarlılıkla işliyor.

  • Künye: Stefan Zweig – Kendileriyle Savaşanlar: Hölderlin, Kleist, Nietzsche, çeviren: Nafer Ermiş, İş Kültür Yayınları, biyografi, 368 sayfa, 2021

Euripides – Herakles (2021)

Hayatın trajik yönü ve kaderin değişkenliği üzerine bir şaheser.

Çağdaş tiyatroya en yakın eserler vermiş, klasik ozan veya modern ozanların ilki sayılan Euripides bu tragedyasında, çağlar öncesinden insanın evrensel trajedisini anlatıyor.

MÖ yaklaşık 484-406 yılları arasında yaşamış Euripides’in, Atina’nın yetiştirdiği üç büyük tragedya şairi arasında en fazla eseri günümüze ulaşan sanatçı olarak özel bir yeri var.

Bu özelliği şenliklerde Aiskhylos ve Sophokles kadar birincilik ödülü kazanmamış olsa da halk arasında daha çok beğenilen bir şair olmasına bağlanır.

Euripides’in kahramanları insana özgü zayıflık ve kusurları taşırlar, yaşadıkları tragedyalar da bu kusurları ile vazgeçemedikleri tutkularından kaynaklanır.

Euripides bu tragedyasında, mitolojik kahramanın ünü ve gücü doruktayken bir anda her şeyini yitirmesini anlatıyor.

Oyunun, Seneca’nın en önemli eserlerinden biri olan Hercules Furens (Çıldıran Herkül) tragedyasına esin kaynağı olduğunu da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Euripides – Herakles, çeviren: Ari Çokona, İş Kültür Yayınları, oyun, 96 sayfa, 2021