Bülent Somay – Tufan Göründü (2022)

‘Tufan Göründü’, liberalizmin derin krizinin sıkı bir fotoğrafını çektiği gibi, buradan çıkmanın yolları üzerine de düşünen, çarpıcı bir metin.

Bülent Somay, tarihin bizi yargılamaması için susmak ya da olacakları seyretmek yerine bizi harekete geçmeye çağırıyor.

Somay’ın, kitabında esas olarak üstünde durduğu noktalar şunlar:

İlki, neoliberalizm çağında bilginin üretilmesi, iletilmesi ve dağıtılmasında yaşanan ve entelektüel mülkiyet, medya ve üniversite çevresinde yoğunlaşan derin kriz.

İkincisi buna bağlı olarak “hakikat” dediğimiz, başlangıcından bugüne felsefenin esas konusunu teşkil eden ve birbirimizle anlaşabilmemiz için zorunlu olan kavramsal zemini oluşturan şeyin kaybolma eğilimine girmesi.

Ve üçüncü olarak da “popülizm” diye adlandırdığımız, bir bakıma binyıllardır çeşitli adlar altında varolan, ama daha somut bir açıdan bakıldığında da son yarım yüzyıldır hızla yükselen yeni politik/kültürel oluşumların yarattığı büyük tehlike.

Yazar bu konuları irdelerken bazı sorulardan yola çıkıyor, bazı metodoloji arayışlarını yüksek sesle dillendiriyor.

  • Künye: Bülent Somay – Tufan Göründü: Neoliberalizmin İflası Üzerine Altı Deneme, Metis Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2022

Edwin Kirk – Bizi Biz Yapan Genler (2022)

Genetik bozukluk ve hastalıkları gen tedavisiyle tedavi etmek mümkün mü?

Tıbbi genetikçi ve genetik patolog Edwin Kirk bu harika çalışmasında, hem bu sorunun yanıtını arıyor hem de genlerin incelikli işleyişini açıklıyor.

Yaşamları genetik hastalıklardan en çok etkilenen insanlardan pek çok öykü aktaran ‘Bizi Biz Yapan Genler’, özellikle insan genetiğindeki insancıllığı ortaya çıkarmasıyla dikkat çekiyor.

Kalıtımın temel birimi olan genler hepimizin hayatında önemli bir rol oynar; dış görünüşümüzden belli hastalıklara yatkın olup olmamamıza ve hatta mizacımıza kadar pek çok özelliğimizde hatırı sayılır bir etkileri var.

Teknolojinin sunduğu imkânlar sayesinde, son yıllarda genetik alanında çarpıcı gelişmeler yaşanıyor.

Anne karnında yapılan taramalar birçok genetik bozukluğun teşhis edilmesini sağlıyor ve ebeveynlere seçenekler sunuyor.

Araştırmacılar kanserin ve çeşitli hastalıkların genetik altyapılarını temel alan tedaviler üzerinde çalışıyor.

Hastalık genlerinin kesilip atılmasını ya da düzenlenmesini içeren yeni yöntemler –her ne kadar şu an emekleme döneminde ve biraz tartışmalı olsa da– daha sağlıklı bir insanlığa giden bir yol vadediyor.

Tıpta böyle bir devrim yaşanırken, genetiğin temel kavram ve mekanizmalarını anlamak giderek daha fazla önem kazanıyor.

  • Gen, genom, kromozom ve DNA nedir?
  • Genetik bozukluk ve hastalıklar nasıl aktarılır?
  • Bunları ve başka hastalıkları “gen tedavisi” aracılığıyla iyileştirmek mümkün mü?
  • Genlerine müdahale edilerek “tasarım bebekler” üretilebilir mi?
  • Bu müdahalelerin ahlaki içerimleri nelerdir?

Kirk, bu kitapta bir yandan genlerin incelikli işleyişini açıklarken, bir yandan da genetik bozukluk ve hastalıklardan etkilenen insanların dokunaklı hikâyelerini aktarıyor.

“İnsan genetiğinin hikâyesi insanların hikâyesidir,” diyen Kirk, bize genetiğin soyut bir araştırma alanı olmanın ötesinde, etten kemikten insanların kaderleri açısından belirleyici olabilen son derece insani bir alan olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Edwin Kirk – Bizi Biz Yapan Genler: Bir Tıp Devriminden İnsan Hikâyeleri, çeviren: Çağatay Tarhan, Metis Yayınları, bilim, 272 sayfa, 2022

Peter Kuper – Kafkaesk (2022)

Franz Kafka’nın çizgi uyarlamaları içinde Peter Kuper’ın yaptıkları ayrı yere sahip.

‘Kafkaesk’ ise, ‘Akbaba’dan ‘Kanun Önünde’ye, ‘Bir Kardeş Cinayeti’nden ‘Köprü’ye Kuper’ın Kafka’nın on dört öyküsünün usta işi çizgiroman uyarlamalarını sunuyor.

Yirminci yüzyılın en önemli edebi figürlerinden biri olan Franz Kafka kuşaklar boyunca pek çok yazar ve sanatçıyı derinden etkiledi; öykü ve romanları edebiyat, müzik, resim, heykel, dans ve film gibi çok çeşitli alanlarda sayısız esere ilham kaynağı oldu.

Kafka’yı 1988 yılından beri “çizgi romana tercüme eden” görsel sanatçı Kuper’ın uyarlamaları da bu eserlerin arasında değerli bir yere sahip.

Kafka’nın öykülerinin bireysel yorumlara ilham verdiğini, her okura benzersiz bir kişisel bağlam sunduğunu belirten Kuper şöyle diyor:

“Kafka kırk bir yaşını doldurmadan öldü, bundan neredeyse yüz yıl önce, ama öyküleri daha dün yazılmış hissi veriyor. Ya da belki takipçilerinden Gustav Janouch’un dediği gibi, Kafka’nın eserleri ‘yarının bir aynası’dır. Bu eserler şimdiye ve buraya ait; Kafka’nın hikâyeleri insanlık durumumuza giden bir yol haritası teşkil ediyor. Bizi kurumlarımızın tehlikelerine karşı uyarıyor, bize zaaflarımızı hatırlatıyor, absürdlüklerimize gülmemiz için bizi dürtüyorlar. Dünyamız giderek daha çok ‘Kafkaesk’ sıfatını yansıtırken, Kafka’nın kulaklarımıza fısıldadığı bütün o mesajlarda yeni bir anlam bulabiliriz.”

Kafka’nın uzunlu kısalı on dört öyküsüne Kuper’ın getirdiği yaratıcı yorumların, Kafka okurlarına yeni ve farklı bakış açıları sunarken, onunla henüz tanışmamış olan okurlar için de yazarın benzersiz dünyasına güzel bir giriş olacaktır.

  • Künye: Peter Kuper – Kafkaesk: On Dört Öykü, çeviren: Özde Duygu Gürkan, Metis Yayınları, çizgiroman, 160 sayfa, 2022

Kolektif – Mesafeyi Aramak (2022)

‘Mesafeyi Aramak’, edebiyat eleştirisine ilgi duyanları fazlasıyla cezbedecek bir derleme.

Kitap, 2010’lu yıllarda yayımlanmış dikkat çekici on beş roman hakkında usta işi makaleler barındırıyor.

Buradaki metinler, söz konusu romanlar bağlamında travma, özne, anlatı kuruluşu, anlamın imkân ve imkânsızlıkları, tanıklık, toplumsal hafızanın inşası, eksiklik ve benlik krizi gibi temaları tartışıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Aksu Bora, Asuman Susam, Bahadır Sürelli, Bengü Vahapoğlu, Deniz Gündoğan İbrişim, Emel Uzun Avci, Erol Köroğlu, Fatih Altuğ, Göze Orhon, Jale Özata Dirlikyapan, Leyla Burcu Dündar, Mehmet Fatih Uslu, Murat Cankara, Yalçın Armağan ve Zeynep Uysal.

  • Künye: Kolektif – Mesafeyi Aramak: 2010’lu Yılların Romanları Üzerine Yazılar, hazırlayan: Jale Özata Dirlikyapan, Metis Yayınları, inceleme, 328 sayfa, 2022

Jacques Lacan – Freud’un Teorisinde ve Psikanalizin Tekniğinde Ben (2022)

Jacques Lacan’ın bu çalışması, özellikle Freud’un geleneksel ben tasavvurundan nasıl koptuğunu göstermesiyle çok önemli.

‘Freud’un Teorisinde ve Psikanalizin Tekniğinde Ben’, farklı düşünürlerle zengin bir diyaloga girmesiyle de dikkat çekiyor.

Lacan bu seminerinde Sigmund Freud’un yorumlanmasına odaklanıyor yine: Özellikle Freud’un en önemli metinlerinden saydığı ‘Haz İlkesinin Ötesinde’nin yanı sıra psikanaliz tarihinde bir dönüm noktası oluşturan “Irma’ya İğne Yapılması Rüyası”ndan yola çıkarak, bir yandan Freud’un geleneksel ben tasavvurundan nasıl koptuğunu gösteriyor, bir yandan da Freud’dan sonra bu tasavvurdan uzaklaşılmasını örnekleriyle eleştiriyor.

Edgar A. Poe’nun ünlü öyküsü “Çalınmış Mektup”tan ve dönemin öncü bilimi sibernetikten yola çıkarak da simgesel düzeni ve öznelerarasılığı tartışıyor.

Claude Lévi-Strauss, Alexandre Koyré, Maurice Merleau-Ponty ve Jean Hyppolite gibi düşünürlerin gerek konferansları gerekse eserleriyle girilen diyalog semineri daha bir zenginleştiriyor.

‘Freud’un Teorisinde ve Psikanalizin Tekniğinde Ben’, psikanalizin yanı sıra felsefe ve beşeri bilimlere ilgi duyan okurların çokça yararlanacağı bir kitap.

  • Künye: Jacques Lacan – Freud’un Teorisinde ve Psikanalizin Tekniğinde Ben (Seminer 2. Kitap, 1954-1955), çeviren: Savaş Kılıç, Metis Yayınları, psikanaliz, 408 sayfa, 2022

Stephen Heard – Charles Darwin, Kaya Midyesi ve David Bowie Örümceği (2022)

‘Charles Darwin Kaya Midyesi ve David Bowie Örümceği’, bilimsel isimlerin ardında ne kadar ilginç hikâyelerin yatabildiğini ortaya koyuyor.

Biliminsanlarının yeni türleri nasıl isimlendirdiği ve bu isimlerin insanları onurlandırmak veya bazen aşağılamak için nasıl kullanılabileceğiyle ilgilenen herkes için harika bir kitap.

Bitki ve hayvanların bilimsel isimleri çoğumuza anlaşılmaz gelir; bu Latince terimlerin ancak, tozlu odalarda büyüteçlerle acayip numuneleri inceleyen taksonomistler için ilgi çekici olabileceğini düşünürüz genelde.

Evrimsel ekolog Heard ise bize bu önyargının ne kadar yanlış olduğunu, bilimsel isimlerin ardında ne kadar ilginç hikâyelerin yatabildiğini gösteriyor.

İsveçli botanikçi Carl Linnaeus’ın icadı olan isimlendirme sistemi sayesinde, bilimsel isimlerin (özellikle de belli kişilere gönderme yapan “eponim” isimlerin) biliminsanlarının kişiliklerine açılan bir pencere haline geldiğini belirten Heard şöyle diyor: “Eponim isimlerin açtığı pencereden baktığımızda, insanlığın en iyi ve en kötü yanlarını görürüz. Bilimin, içinde çokça kişilik ve tarih barındıran bütünüyle insani bir faaliyet olduğunu ve isimlendirilen tür, ona ismini veren kişi ve isimlendirmeyi yapan biliminsanı arasındaki şaşırtıcı bağlantılarla şekillendirildiğini anlarız.”

Bu isimlerin gönderme yaptığı kişiler arasında kimler yok ki: Charles Darwin ve Alexander von Humboldt gibi meşhur biliminsanları; Maria Sibylla Merian gibi, daha az bilinen ama bitki ve hayvan bilimine büyük katkısı olmuş insanlar; David Bowie, Beyoncé ve Frank Zappa gibi müzisyenler; ‘Harry Potter’ ve ‘Yüzüklerin Efendisi’ gibi fantastik romanların ve diğer edebi türlerden eserlerin kahramanları; hatta (ne yazık ki) Hitler gibi diktatörler – ve daha niceleri.

Aşktan nefrete, hayranlık ve minnetten horgörü ve intikama birçok insani duyguyu barındıran hikâyelerle örülü olan ve bilim pratiğinin güzel yanlarına olduğu kadar kimi eksiklerine de dikkat çeken bu kitabı bütün bilimseverlere tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Stephen B. Heard – Charles Darwin, Kaya Midyesi ve David Bowie Örümceği: Bilimsel İsimler Maceraperestleri, Kahramanları ve Hatta Birkaç Düzenbazı Nasıl Onurlandırır?, çeviren: Bahar Kılıç, Metis Yayınları, bilim, 248 sayfa, 2022

Judith Butler – Şiddetsizliğin Gücü (2022)

Şiddeti özsavunma olarak meşrulaştırmanın sorunları üzerine harika bir tartışma.

Judith Butler, toplumsal çatışmalarda şiddete ve şiddetsizliğe başvurmanın siyasi ve etik boyutlarını irdeliyor.

Açıkça şiddetsizlikten yana tavır alan Butler, meşru şiddet tekelini elinde tutan aktör olarak devletin şiddet tanımındaki muğlaklığı kendi amaçları doğrultusunda nasıl kullanabildiğini gösterirken, bir yandan da şiddetsizliği savunmak için yeni bir tasavvur geliştiriyor ve şiddetsizliği toplumsal eşitliğin bir gereği olarak temellendiriyor.

Şiddetin özsavunma olarak meşrulaştırılmasında sorunlu bulduğu sınırı, kimin “öz”, yani “biz” olarak tanımlanageldiğini ve bu sınır var olduğu sürece şiddeti özsavunmayla gerekçelendirmenin nasıl bir dışlama, dolayısıyla eşitsizlik yarattığını tartışıyor.

Yine eşitlik açısından, bütün yaşamların aynı derecede önemli addedilmesi için insanlar daha hayattayken “yası tutulabilirliğin” nasıl pay edildiğini düşünmeye çağırıyor.

Klasik sözleşmeciliğin temelinde yatan bireyciliğin eleştirisiyle birlikte, Butler şiddetsizliği karşılıklı bağımlılığın kaçınılmazlığına dayandırıyor.

Siyaset ve felsefeyle ilgilenen okurlarımızın zevkle okuyacağına inanıyoruz.

  • Künye: Judith Butler – Şiddetsizliğin Gücü: Etik-Politik Bir Düğüm, çeviren: Başak Ertür, Metis Yayınları, siyaset, 192 sayfa, 2022

Nilüfer Erdem Güngörmüş – Sanatçının Kendine Yolculuğu (2021)

Sanatsal yaratıcılık ile psikanaliz arasında bize çok şeyler söyleyebilecek sıkı ve girift bir ilişki vardır.

Nilüfer Erdem Güngörmüş de Melville’den Bauchau ve Sevim Burak’a uzanarak sanatçının eserlerini yaratırken kendi içinde nasıl bir dönüşüm geçirdiğini ele alıyor.

Psikanaliz başından itibaren sadece bir tedavi yöntemi olarak değil, aynı zamanda insan zihni ve ruhsallığının nasıl işlediğini anlama ve açıklama girişimi olarak ortaya çıktı.

Psikanalizin insan zihnini ve ruhsallığını kliniğin yardımıyla başka türlü mümkün olmayan bir keskinlikle gözlemleyebilmesi sosyal bilimler ve insan bilimleri kadar sanat ve edebiyat eleştirisi alanında da faydalanılan bir bilgi birikiminin oluşmasına yol açtı.

Bilinçdışının dili hem evrensel hem de son derece bireysel bir dildir.

Dış dünyada da has yazarlar/sanatçılar ve özellikle de şairler bize bilinçdışının diliyle konuşurlar.

Psikanalizde kişinin ruhsal acısını tanımak ve acı veren ruhsal yapılanmayı dönüştürmek üzere geliştirilen kuramların büyük bir kısmı ve ruhsal işleyişe dair tanımlamaların çoğu, psikanalizden çok önce başka bir amaçla kendi sanatları bağlamında sanatçılar ve edebiyatçılar tarafından dile getirildi.

Hermann Melville’den Henry Bauchau’ya, Sevim Burak’tan Selma Gürbüz’e, Alvin Lucier’den Mehmed Siyah Kalem’e farklı ressam, yönetmen, besteci ve edebiyatçıların eserlerine odaklanan Güngörmüş’ün bu denemeleri, sanatsal yaratıcılıkla psikanalitik düşüncenin kesiştiği noktalardan doğan bu tür tekil örnekler üzerinden ilerliyor.

  • Künye: Nilüfer Erdem Güngörmüş – Sanatçının Kendine Yolculuğu: Sanat ve Edebiyat Üzerine Psikanalitik Denemeler, Metis Yayınları, psikanaliz, 144 sayfa, 2021

Jason Hickel – Çoğu Zarar Azı Karar (2021)

Bugünkü hızlı yoksullaşmaya baktığımızda, ekonomik büyüme tam bir kandırmacadır, safsatadır.

Jason Hickel, büyüme tezinin ekolojik açıdan neden sürdürülemez ve özünde adaletsiz bir hal aldığını gözler önüne seriyor.

Toplumların esenliği ve gelişmişliği çoğu iktisatçı ve siyasetçi tarafından “büyüme” kavramıyla açıklanıyor.

Farklı siyasi ve iktisadi görüşlerin “büyüme” konusunda anlaştığını görüyoruz.

Günümüzdeki hızlı yoksullaşma, artan eşitsizlikler ve toplumsal-ekolojik felaketler de egemen söyleme göre büyüme eksikliğinin ya da azgelişmişliğin sonuçlarıdır:

“Büyümeyen, yerinde sayan, ölür”.

Elimizdeki kitap ise bu sorunların nedeninin tam da büyüme olduğunu, büyümenin aşırı masraflı, ekolojik açıdan sürdürülemez ve özünde adaletsiz bir hal aldığını, “büyüme”yi temel alan mitik inançların terk edilmesi gerektiğini savunuyor.

Bunun için büyüme tahayyülünü ayakta tutan ve ekonomiyi bilim olmaktan çıkaran terimlerle düşünmekten vazgeçmek gerekiyor.

Kullanımdaki iktisadi dil, ifade edilmesi gerekeni ifade etmekte yetersiz kaldığı içindir ki yeni bir söz dağarcığına ihtiyacımız var.

Bir grup aktivist ve entelektüelin ilk olarak Fransa’da başlattığı ve ardından tüm dünyaya yayılan küçülme hareketi, toplumsal bir hedef olarak ekonomik büyümenin terk edilmesi çağrısında bulunuyor.

“Küçülme” kavramı, daha az doğal kaynak tüketen ve tamamen farklı ilkeler çerçevesinde örgütlenen toplumlara giden yolu temsil ediyor.

Sadelik, şenliklilik, otonomi, bakım, müşterekler gibi kelimeler de küçülme toplumlarının neye benzeyebileceği konusuna ışık tutuyor.

  • Künye: Jason Hickel – Çoğu Zarar Azı Karar: Dünyayı Küçülme Kurtaracak, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları, iktisat, 304 sayfa, 2021

Fatmagül Berktay – Düşünme Etiği (2021)

Çok öfkeliyiz, öyle ki birinci önceliğimiz hasmımızı ne olursa olsun mat etmek.

Fatmagül Berktay, her şeye rağmen etik bir yaklaşımla siyasal yaşamı nasıl daha anlamlı hale getirebileceğimizi belirtiyor.

Kitap, verili kavramları ve varsayımları sorgulayarak, onları eleştirel aklın süzgecinden geçirerek “zihnimizi genişletme” çağrısı yapıyor.

“Yeni ilişkiler, yeni bağlar kurabilmek, yeni başlangıçlar yapabilmek” için sadece bilgiye erişmeyi değil, bu dünyada nasıl yaşanacağını, başkalarıyla nasıl etik bir ilişki kurulacağını da mesele edinmemiz gerektiğini söylüyor.

“Hasmı ne pahasına olursa olsun mat etme” isteğinin tekbenci ve tahakkümcü bir tutum olduğunu, politik eylemin ancak çoğulluk olgusunu paylaşan insanlar arasında gerçekleşebileceğini hatırlatarak, tahakküme karşı çıkmaya çalışan herkesi düşünmeyi seçmeye, saygılı ve dürüst bir ortak düşünme sürecine davet ediyor.

“Dünyayı sadece çağdaşlarımızla değil bizden sonrakilerle de paylaşıyoruz ve onu yaşanabilir bir yer olarak inşa etmek, korumak ve geleceğe bırakmak sorumluluğumuz var,” diyen Berktay şöyle devam ediyor:

“Dünya sevgisi, ona ihtimam gösterme, özgürlük aşkı gibi kavramlar politik etkinliğin temelini oluştururlar. Eğer kişi politikayla ilgiliyse veya politika teorisiyle uğraşıyorsa neredeyse otomatik olarak bu değerlerle ilgilenmek ve seçimler yapmak zorunda kalır. Politik teorinin değeri, doğrulanabilir öngörülerde veya kesinliği kendinden menkul yargılarda bulunmasında değil, ortak dünyayı anlamaya çalışarak, değerlendirerek, yorumlayarak siyasal yaşama anlamlı biçimde bilgi sağlamasında yatar.”

  • Künye: Fatmagül Berktay – Düşünme Etiği, Metis Yayınları, siyaset, 368 sayfa, 2021