Mihail Bakunin — Marksizm, Özgürlük ve Devlet (2026)

Mihail Bakunin’in bu eseri, Marksizmin devlet, devrim ve siyasal iktidar anlayışına yöneltilmiş en önemli anarşist eleştirilerden birini ortaya koyuyor. ‘Marksizm, Özgürlük ve Devlet’ (‘Marxism, Freedom and the State’), Bakunin’in Karl Marx ile Birinci Enternasyonal döneminde yaşadığı teorik ayrılıkları merkeze alırken, özgürlüğün ancak devletin ortadan kalkmasıyla mümkün olabileceğini savunan anarşist perspektifi sistemli biçimde geliştiriyor. Aynı zamanda Marksizm ile anarşizm arasındaki tarihsel ayrışmanın düşünsel temellerini açıklayarak, modern sosyalist hareketlerin şekillenmesinde bu tartışmaların belirleyici rolünü gözler önüne seriyor.

İlk bölümde Bakunin, özgürlük, otorite ve toplumsal örgütlenme üzerine temel yaklaşımını ortaya koyuyor. İnsanların gerçek özgürlüğe ancak hiçbir siyasal ya da bürokratik tahakküm altında kalmadıkları bir toplumda ulaşabileceklerini savunuyor. Ona göre devlet, hangi sınıf adına hareket ettiğini iddia ederse etsin, kaçınılmaz olarak ayrıcalıklı bir yönetici tabaka yaratıyor ve bireylerin özgürlüğünü sınırlandırıyor. Bu nedenle siyasal iktidarın ele geçirilmesi değil, ortadan kaldırılması toplumsal kurtuluşun ön koşulunu oluşturuyor.

Kitabın Marksist ideolojiyi ele alan bölümünde Bakunin, Marx’ın tarih anlayışını ve proletarya diktatörlüğü fikrini ayrıntılı biçimde eleştiriyor. İşçi sınıfı adına kurulacak geçici bir devletin zamanla kendi çıkarlarını koruyan yeni bir yönetici sınıfa dönüşeceğini ileri sürüyor. Ona göre iktidarın niteliği değil, bizzat varlığı baskının kaynağıdır. Devlet mekanizmasını devrim sonrasında korumak, eski egemenlik ilişkilerini farklı aktörlerle yeniden üretmek anlamına geliyor.

Devlet ile Marksizm arasındaki ilişkiyi tartıştığı bölümde Bakunin, merkeziyetçiliğin sosyalist hedeflerle bağdaşmadığını savunuyor. Devletin ekonomik yaşamı, üretimi ve toplumsal ilişkileri yukarıdan yönetmesinin bireysel inisiyatifi ve yerel özyönetimi zayıflatacağını belirtiyor. Bunun yerine özgür birlikler, gönüllü federasyonlar ve aşağıdan yukarıya örgütlenen topluluklar temelinde şekillenen bir toplumsal düzen öneriyor. Böylece siyasal otoritenin yerini karşılıklı dayanışmaya dayalı özyönetim alabiliyor.

Enternasyonalizm üzerine değerlendirmelerinde Bakunin, işçi sınıfının ulusal devletler aracılığıyla değil, uluslararası dayanışma yoluyla özgürleşebileceğini vurguluyor. Birinci Enternasyonal içinde yaşanan görüş ayrılıklarını da bu çerçevede ele alarak, merkezi parti örgütlenmesine karşı daha ademimerkeziyetçi ve yatay bir uluslararası işçi hareketini savunuyor. İşçilerin kurtuluşunun herhangi bir siyasal elit tarafından değil, doğrudan kendi örgütlenmeleri sayesinde gerçekleşebileceğini ileri sürüyor.

Toplumsal devrim konusunu ele alan bölümde, gerçek devrimin yalnızca siyasal iktidarın el değiştirmesi olmadığını; ekonomik, toplumsal ve siyasal kurumların aynı anda dönüştürülmesini gerektirdiğini savunuyor. Devlet aygıtı korunarak gerçekleştirilen bir devrimin özgürlüğü değil, yeni bir tahakküm biçimini doğuracağını öne sürüyor. Bu nedenle devrim, merkezi otoriteyi güçlendiren değil, onu ortadan kaldıran bir süreç olarak tasarlanıyor.

Son bölümde Bakunin, işçi sınıfının siyasal mücadelede nasıl bir yol izlemesi gerektiğini tartışıyor. Parlamento ve devlet kurumları içinde iktidar arayışına girmenin işçi hareketini sistemle bütünleştireceğini savunurken, sendikalar, yerel birlikler ve doğrudan eylem temelinde gelişen örgütlenmeleri daha etkili araçlar olarak görüyor. İşçilerin özgürlüğünün temsilciler aracılığıyla değil, kendi kolektif eylemleriyle kazanılabileceğini vurguluyor.

‘Marksizm, Özgürlük ve Devlet’, yalnızca Marx’a yöneltilmiş bir eleştiri metni olmanın ötesinde, devlet, özgürlük, devrim ve toplumsal örgütlenme üzerine anarşist düşüncenin temel ilkelerini ortaya koyan klasik bir eser niteliği taşıyor. Kitap, Marksizmin tarihsel gelişiminde anarşizmin oynadığı rolü anlamaya yardımcı olurken, günümüzde devletin sınırları, merkeziyetçilik ve özgürlük tartışmaları açısından da önemini koruyan temel bir siyasal düşünce metni olarak öne çıkıyor.

Mihail Bakunin — Marksizm, Özgürlük ve Devlet
Çeviren: Özlem Altıok • Yazılama Yayınevi
Siyaset • 63 sayfa • 2026

Galina Petrovna Kovaleva – Rus Felsefesi Tarihi (2021)

Rus coğrafyasında felsefi düşüncenin gelişimine yakından bakmak için çok iyi fırsat.

Galina Petrovna Kovaleva bu çalışmasında, karşımıza Solovyev’den Berdyayev’e, Plehanov’dan Bahtin ve Bakunin’e pek çok düşünürü çıkarıyor.

Rusya’da felsefi düşüncenin oluşumunun başlıca aşamalarını, her aşamada önde gelen felsefecilerin eserlerini ele alarak inceleyen kitap, daha çok, Rus felsefesine veri sağlarken diyalektik ve tarihsel sırayı izlemekle birlikte, iç tutarlılığı da esas alıyor.

Rus felsefe tarihinin karakteristik özelliklerini ortaya koyan çalışma, 11. ve 12. yüzyıllar arasında Rus felsefesinin kurulumu ve gelişimini irdeleyerek açılıyor.

Kitabın devamında ise, 18. yüzyılda ve 19. yüzyılın ilk yarısında Rus felsefesinin gelişimi, 19. yüzyılın ikinci yarısında ve 20. yüzyılın başlarında Rus felsefesi, Sovyet Rusya’sında ve Sovyet sonrası dönemler şeklinde ele alınıyor.

Rus felsefesinin önde gelen filozoflarının temel görüşlerini aydınlatan kitap, konuyla ilgilenen okur için bir başucu kitabı olmaya aday.

  • Künye: Galina Petrovna Kovaleva – Rus Felsefesi Tarihi, çeviren: Kasım Mominov, Çizgi Kitabevi, felsefe, 168 sayfa, 2021

Boris Nicolaievsky ve Otto Maenchen-Helfen – İnsan ve Savaşçı Karl Marx (2010)

Boris Nicolaievsky ve Otto Maenchen-Helfen’in kaleme aldığı ‘İnsan ve Savaşçı Karl Marx’, 1818’de Trier’de doğan Karl Marx’ın yaşam öyküsünü, dönemin Avrupa’sını, kapitalizmin şiddetini ve buna karşı geliştirilen olağanüstü örgütlenmeyi ve direnişi anlatıyor.

Kitapta, Marx’ın kökeni ve çocukluğu, Berlin’de öğrencilik yılları, Paris’te geçirdiği dönem, Friedrich Engels ile ölümüne kadar süren dostluğu, Brüksel’deki dönem, Michael Bakunin’le yollarının kesişmesi, sürgün dönemleri, eserlerini kaleme alış süreci ve eşi Jenny ile çocukları Caroline, Laura, Edgar, Edward ve Eleanor’la ilişkisine dair ayrıntılar yer alıyor.

Marx’ı ağırlıklı olarak savaşçı yönüyle ele alan yazarlar, onun sahip olduğu devrimci gücü gözler önüne seriyor.

  • Künye: Boris Nicolaievsky ve Otto Maenchen-Helfen – İnsan ve Savaşçı Karl Marx, çeviren: Özlem Gürkan, Akademi Yayın, biyografi, 430 sayfa

Kolektif – Yarın Çok Güzel Olacak mı? (2012)

  • YARIN ÇOK GÜZEL OLACAK MI?, kolektif, çeviren: Orhan Düz, Dedalus Kitap, siyaset, 398 sayfa

 yarın çok güzel

‘Yarın Çok Güzel Olacak mı?’, çoğunlukla olumsuz anlamlarla ifade edilen anarşizmi tarihsel bir çerçeve ve temel metinleriyle, yani onu siyasi, sosyal ve kişisel yanları kuşatan bir yaşam tarzı olarak yeniden tanımlıyor. Anarşizmin etimolojisi ve tanımlarıyla başlayan kitap, anarşizm ile insan doğası, özgürlük, kendini özgürleştirmek, eşitlik, dayanışma, etik, şiddet ve demokrasi gibi kavramlar arasındaki ilişkiyi açıklıyor. Anarşizmin tarihsel gelişimi, anarşizm türleri, Batı dışı anarşizmler, anarşizm sembolleri ile Bakunin, Kropotkin, Proudhon ve Emma Goldman gibi anarşizmin kurucuları, kitabın diğer ilgi çekici konuları.