Aliocha Wald Lasowski – Althusser ve Biz (2019)

Birçok entelektüel nesli için hayati bir referans olan Louis Althusser, siyasal aygıtların ötesinde Marksizme olan sadakatini ifade ederek 1950’den 1970’li yıllara kadar siyasal ve felsefi düşünceye yeni bir soluk getirdi.

Aliocha Wald Lasowski, Althusser’i herkesten daha iyi tanımış ve onunla görüşmüş, hatta onunla teşrikimesaide bulunmuş yirmi yazar ve felsefeciyle yaptığı buradaki söyleşileriyle Althusser’in kuramsal üretkenliğini ve etkilerini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Bu yirmi söyleşi, Althusser’in çalışma koşullarını, insan ve düşünür olarak kişiliğini ve farklılığını anlamamıza imkân veriyor; ayrıca Fransa’da 1950, 1960 ve 1970’li yılların entelektüel ve siyasal çevrelerini meydana getiren ve şekillendiren düşüncelerin sağlam bir fotoğrafını çekiyor.

Lasowski’nin bu kitap için söyleşi yaptığı isimler şöyle:

Alain Badiou, Étienne Balibar, Olivier Bloch, Régis Debray, Yves Duroux, Maurice Godelier, Dominique Lecourt, Jean-Pierre Lefebvre, Bernard-Henri Lévy, Pierre Macherey, Jacques-Alain Miller, Jean-Claude Milner, Antonio Negri, Jacques Rancière, François Regnault, Philippe Sollers, Emmanuel Terray, André Tosel, André Tubeuf ve Yves Vargas.

  • Künye: Aliocha Wald Lasowski – Althusser ve Biz, çeviren: Ayşe Meral, İletişim Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2019

Julia Kristeva ve Philippe Sollers – Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Evlilik (2018)

Julia Kristeva ile Philippe Sollers’in yolları 1966 yılında Paris’te kesişti.

İkili bir yıl sonra, 1967’de evlendi ve bu evlilik, bugün de devam ediyor.

İşte bu kitap da, hayatlarını sanat, edebiyat ve felsefeye adamış bu iki ismin bir anlamda sanat gibi icra ettikleri evliliklerinin hikâyesini anlatıyor.

İkili ile yapılan birebir görüşmelere dayanan kitap, evlilik konusunda düşünmek isteyen ve bu konuda kendinden emin olanlar kadar kafası karışık olanların da aydınlanacağı bir çalışma olarak önerilir.

Kristeva ve Sollers’in, “Aşkı nasıl tarif edersiniz?” sorusuna verdikleri yanıtlar şöyle:

Philippe Sollers: Bu kelimenin her türlü modern duygusal meta sosuna bulanmış öyle kafa karıştırıcı bir kullanımı var ki, insan utanarak ya da reddederek tepki verebiliyor, Céline’in şu tepkisi mesela: “Aşk dediğin şey, sonsuzluğun kanişlerin ulaşabileceği bir düzeye çekilmesidir.” Ama öte yandan bu ciddi bir soru ve cevabı hak ediyor. Sevmediğim bir kelime var, “çift” kelimesi: Hiçbir zaman dayanamamışımdır. Nefret ettiğim bir edebiyatı hatırlatıyor. Julia ile ben, biz evliyiz, tamam ama her birimizin kendi kişiliği, adı, etkinlikleri, özgürlüğü var. Aşk, ötekini bir öteki olarak tam anlamıyla kabul etmek demektir. Eğer bu öteki size çok yakınsa, ki durum budur, bana göre esas olan farklılıkta uyuma dayanmaktadır. Kadın ile erkek arasındaki fark yok edilemez, bir karışım mümkün değildir. O halde söz konusu olan, bir çelişkiyi sevmektir ve güzel olan da budur. Hölderlin’in şu sözlerini düşünüyorum: “Dünyadaki uyumsuzluklar sevgililerin kavgalarına benzer. Barışma çatışmanın ortasındadır ve ayrı olan her şey birbirine kavuşur. Kalpte damarlar birbirinden ayrılır ve yeniden buluşur ve her şey hayattır, tek, sonsuz, ateşli bir hayat.”

Julia Kristeva: Aşkta birbirinden ayrılmaz iki bileşen vardır: Kafa denkliği ve istikrar ihtiyacı ile arzunun insanı sadakatsizliğe götürebilen dramatik gerekliliği. Aşk ilişkisi sadakat ve sadakatsizliğin bu incelikli karışımıdır. Edebiyattaki aşk ilişkileri çok çeşitlilik gösterir: Kibar saray aşkları ve romantik bakış açısından modern dönemin fazla açık ve yoğun keşiflerine kadar. Cinsel ve duygusal düşünceleri bakımından uygarlığımızı tanımlayan her şeyin temelinde sadakat-sadakatsizlik ikilisi yatar.

Künye: Julia Kristeva ve Philippe Sollers – Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Evlilik, çeviren: Aysel Bora, Yapı Kredi Yayınları, anlatı, 104 sayfa, 2018

Louis-Jean Calvet – Roland Barthes, 1915-1980 (2017)

Fransız göstergebilimci ve dilbilimci Louis-Jean Calvet’den dört dörtlük bir Roland Barthes biyografisi.

Kitap, Barthes’ın ilk ayrıntılı biyografisi olarak kabul ediliyor.

Aynı zamanda Barthes’ı François Mitterrand, Claude Lévi-Strauss, Philippe Sollers, Julia Kristeva, Edgar Morin, Algirdas Julien Greimas, Maurice Nadeau, Philippe Rebeyrol gibi pek çok ismin tanıklığında anlatıyor oluşu, kitabın önemli katkılarından bir diğeri.

Calvet, okurunu 12 Kasım 1915’e, Barthes’ın doğduğu güne götürerek, oradan düşünürün hayatını adeta adım adım izliyor.

  1. Dünya Savaşı’nda babasını kaybeden Barthes’ın annesiyle birlikte yaşamaya başladığı Bayonne günleri ve ardından taşındıkları Paris’te yoksulluk içinde geçen günler,

Barthes’a verem teşhisi konuluşu,

Kendisinin daha sonraki fikirlerine temel teşkil edecek sanatoryumdaki zengin okuma deneyimleri,

Kesintili süren eğitim yılları,

Peter Sollers ile dostluğu,

Başlıca yapıtlarını ortaya koyuşu…

Calvet’nin Barthes’ın hayat hikâyesini anlatırken, düşünürün bütün yapıtlarının üzerinden teker teker geçtiğini de ayrıca belirtmekte fayda var.

  • Künye: Louis-Jean Calvet – Roland Barthes, 1915-1980, çeviren: Sema Rifat, Yapı Kredi Yayınları, biyografi, 332 sayfa