Kaan Arslanoğlu – Öteki Kayıp (2007)

  • ÖTEKİ KAYIP, Kaan Arslanoğlu, İthaki Yayınları, roman, 294 sayfa

Kaan Arslanoğlu’nun ‘Öteki Kayıp’ı, ilk olarak 2003 yılında yayımlanmıştı. Yazarın kendine has yönü, Psikiyatri bilgisini romanlarının psikolojik unsurlarını oluştururken iyi kullanmasıdır. Bu roman da, yabancılaşmayı, mültecileri ve kayıp ruhları hikâye ediyor. Gündelik hayatın beraberinde getirdiği sıkıntının, insanları hayatın öteki ucuna götürmesi ve insanların bu sıkıntıyı atlatmak için gösterdikleri çaba romanın asıl konusu. Yazarın, Türkiye’nin zihniyet yapısını da eleştirdiği bu romanda, kimlik, etnisite, mülteciler gibi sorunlara da, psikolojik ve kültürel açılardan odaklanıyor.

Humberto Constantini – Francisco Sanctis’in Uzun Gecesi (2007)

  • FRANCISCO SANCTIS’İN UZUN GECESİ, Humberto Constantini, çeviren: Alaz Pesen, Yordam Kitap, roman, 159 sayfa

Arjantinli şair ve yazar Humberto Constantini, ülkesindeki politik baskılar yüzünden 1976 yılında ükesini terk etmek zorunda kalmıştı. Yazarın ilk olarak 1984 yılında yayımlanan bu romanı, politik gerilim unsurlarının kuruluşuyla dikkat çekiyor. Evli, üç çocuklu, klasik müzik tutkunu, kendi halinde bir muhasebecinin hayatı, eski bir kız arkadaşından aldığı telefonla değişir. Telefonun peşinden Buenos Aires’in uykusuz barlarına ve işçi mahallelerine giden muhasebeci, burada hem bir kahraman olacak hem de tekdüze, sıradan hayatıyla hesaplaşacaktır.

Veysel Dikmen – Kayıp Ruhlar Cenneti (2010)

  • KAYIP RUHLAR CENNETİ, Veysel Dikmen, Cem Yayınevi, roman, 840 sayfa

Hatırlanacağı gibi ‘Büyük Ölüler Meydanı’, Veysel Dikmen’in daha önce yayımlanmış romanlarından biriydi. Yazar söz konusu romanında, Osmanlı tarihinin olduğu kadar, günümüze gelen yansımalarıyla da önemli roller üstlenmiş İttihat ve Terakki partisinin hikâyesini anlatmıştı. Dikmen, son romanı ‘Kayıp Ruhlar Cenneti’nde de, yine benzer bir zamanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerini ele alıyor. Yeniçeri kıyımından 1. Dünya Savaşı’na uzanan süreçte geçen roman, dönemin başlıca aktörlerini de kurguya dahil ediyor; iç karışıklıkların ve büyük başarısızlıkların ortadan kaldırdığı bir imparatorluğun trajik hikâyesini okurlarına sunuyor.

Janet Frame – Baykuşlar Öterken (2010)

  • BAYKUŞLAR ÖTERKEN, Janet Frame, çeviren: Z. Ceyil Özmen, Yapı Kredi Yayınları, roman, 199 sayfa

Janet Frame ilk romanı ‘Baykuşlar Öterken’de, baş kahramanı Daphne’nin hayatla arasındaki büyük uçurumu hikâye ediyor. Yeni Zelanda kırsalında bir işçi ailesinin ferdi olan Daphne, oldukça hassas ve duygusaldır. Daha baştan, toplumun baskıcı kurallarına boyun eğmeyen Daphne, bu hayata uyum sağlamakta zorlanmaktadır. Fakat Daphne’nin bunun için verdiği bedel, çok ağır olacaktır. Zira gaddarlığıyla toplum, onu delilikle suçlayıp akıl hastanesine kapatır. Frame’in romanı, genç kızın şiirsel ve renkli iç dünyasını merkeze alarak, çürümüş toplumun bir safra gibi kendi dışına ittiği ötekilerin yaşadığı telafi edilemez yıkımı tasvir ediyor.

Jorge Amado – Tereza Batista (2007)

  • TEREZA BATISTA, Jorge Amado, çeviren: Müntekim Ökmen ve Seçkin Selvi, Can Yayınları, roman, 514 sayfa

‘Ölü Deniz’, Jorge Amado denince ilk akla gelen romanlardan. ‘Mucizeler Dükkanı’, ‘Sonsuz Topraklar’ ve ‘Gecenin Çobanları’ysa, Amado’nun Türkçede yayımlanmış diğer eserleri. ‘Tereza Batista’ ise, Brezilya’nın Bahia bölgesinde, romanla aynı isimdeki kadın kahramanının hikâyesine dayanıyor. Amado burada, yoksulluk ve köleliğin acımasız dünyasından kölecilik yanlılarına, zorba soylulara başkaldıran, bir fahişeler ordusunu savaşa karşı greve götüren bu kadın kahramanın serüvenlerini anlatıyor. Latin Amerika’nın tarihinde devrimler hiç eksik olmadı. Tereza Batista da, bu devrimlere öncülük etmiş önemli bir kadın figür olarak tarihteki ve okuyucunun karşısındaki yerini alıyor.

Doğan Erdem – Sığırcığın İntiharı (2010)

  • SIĞIRCIĞIN İNTİHARI, Doğan Erdem, Postiga Yayınları, roman, 239 sayfa

Doğan Erdem ‘Sığırcığın İntiharı’ adlı elimizdeki romanında, modern hayattan kurtuluşun tek yolu olarak sunulan taşraya, yani doğaya sığınma mitiyle hesaplaşıyor. Erdem bunu da, şehir hayatının bilinen tüm sıkıntılarını yaşayan Özer isimli karakteri üzerinden yapar. Özer, uzun yıllardır çalıştığı işinden kovulunca, çocukluğunun geçtiği ücra kasabaya dönmeye karar verir. Fakat bu yer, onun için yeni bir sayfa olmaktan çok, çocukluğunun travmalarıyla karşı karşıya geldiği, unutmaya yüz tutan acılarını yeniden keşfettiği tekinsiz bir mekân haline gelekcektir. Erdem, baş kahramanının yaşadığı trajedi üzerinden, taşra romantizmini sorguluyor.

Joshua Ferris – Bilinmeyen (2010)

  • BİLİNMEYEN, Joshua Ferris, çeviren: Hatice Taş, Siren Yayınları, roman, 310 sayfa

Joshua Ferris, PEN / Hemingway Ödülü’nü kazanan ‘Ve İşimiz Bitti’ adlı romanıyla adını duyurmuştu. Bir reklam ajansında geçen bu romanında Ferris, bireyin ancak hırsıyla varolabildiği çalışma hayatını alaycı bir üslupla ele almış; bu dünyaya düzülen methiyelerin ardındaki çürümeyi gözler önüne sermişti. Yazarın elimizdeki ikinci romanı ise, tanısı konmayan bir hastalığın pençesine düşen bir avukatın hikâyesini anlatıyor. Sıradan bir hayat yaşayan Tim, çaresi olmayan bir hastalığa yakalandığını öğrenir. Burada bilinmeyen, yalnızca hastalığın değil, aynı zamanda Tim’in hayat üzerine düşünmesinin de can sıkıcı karşılığı haline gelir.

Attila Bartis – Sessizlik (2007)

  • SESSİZLİK, Attila Bartis, çeviren: Sevgi Can Yağcı, Destek Yayınevi, roman, 238 sayfa

‘Sessizlik’, Macar edebiyatının genç isimlerinden Attila Bartis’in son romanı. Bu roman, Alman televizyonu SWR tarafından, 2006 Ocak ayının en iyi romanı olarak seçilmişti. Eleştirmenlerce övgüyle bahsedilen Bartis’in romanı, kadınlar, öfke ve ironi gibi zengin ve ilgi çekici temalar barındırıyor. Özellikle düş, kâbus ve gerçeğin iç içe geçişi, karakterlerin iç dünyalarının yoğun bir şekilde tasvir edilişi, romanın kendine has yönleri. Bartis’in kurgusu, geçmiş üzerinden bir gelecek tasviri yapıyor. Yazar bunu yaparken de, insan varoluşunun kaotik, sıkıntılı bir durumu olarak sessizliği merkeze alıyor. ‘Sessizlik’, daha önce de bir roman ve öykü kitabı yayımlanmış yazardan dikkat çekici bir eser.

Paul Scott – Geride Kalanlar (2007)

  • GERİDE KALANLAR, Paul Scott, çeviren: Serpil Çağlayan, Kanat Kitap, roman, 278 sayfa

Paul Scott’ın ‘Geride Kalanlar’ı, yazarın ‘Raj Dörtlemesi’nin bitiş bölümünü oluşturuyor. Scott’ın 1964 yılındaki Hindistan ziyaretinin ardından başladığı ve ülkedeki Britanya egemenliğinin sona erişini farklı açılardan değerlendiren dörtlemesi, dokuz yılda tamamlanmış ve yazarına uluslararası ün getirmişti. Roman, Hindistan ordusunda görev yapmış İngiliz Albay Tusker Smalley ile eşi Lucy Smalley’in, Hindistan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkelerine dönmeyip Pankot’ta kalmayı tercih etmelerini hikâye ediyor. Smalley’lerin bu yeni dünyada ayakta kalabilme çabaları, romanın başlıca temasını oluşturuyor. Romanın yayımlandığı yıl Booker ödülü kazandığını belirtelim.

Allan Massie – Kral Arthur (2007)

  • KRAL ARTHUR, Allan Massie, çeviren: Çağnur Alyüz, Erko Yayıncılık, roman, 303 sayfa

‘Kral Arthur, Allan Massie’nin ‘Karanlık Çağlar’ üçlemesinin ikinci kitabı. Serinin birinci kitabı, ‘Dünyanın Akşamı’ ismini taşıyordu. Kral Arthur hikâyesi farklı yazarlar tarafından işlenmiş bir konu. Hikâye asıl olarak, Ortaçağ bilgini ve astroloğu Michael Scott’ın öğrencisine yazdığı bir öyküye dayanıyor. Massie’nin romanında, Britanya Romalılar tarafından istila edilmiş, krallar mevki, ünvan, toprak ve güç için rekabet halindedir. Genç bir çocuk değerli bir kılıcı bir kayadaki oyuktan çekip çıkarır ve Uther Pendragon’un ölümüyle boşalan tahtta hak iddia eder. Romanın asıl olay örgüsü böylece özetlenebilir. Fakat bu olay örgüsü devam ederken, Kral Arthur’un adım adım, ihanet ve entrikalarla kuşatılan yalnız bir kişilik haline gelmesi romanın ustalıklı yönlerinden biri. Romanın, ‘Frederick Niven Edebiyat Ödülü’ ve ‘İskoçya Sanat Konseyi Kitap Ödülü’nü aldığını da belirtelim.