Faik Baysal – Drina’da Son Gün (2006)

  • DRİNA’DA SON GÜN, Faik Baysal, Can Yayınları, roman, 381 sayfa

Faik Baysal’ın ilk kez 1972 yılında yayımlandığında büyük ilgi gören romanı ‘Drina’da Son Gün’,  otuz dört yıl sonra yeniden yayımlandı. ‘Sarduvan’, ‘Elleri Sesinin Rengindeydi’, ‘Kırmızı Sardunya’, ‘Rezil Dünya’ ve ‘Madam Bambu’ Baysal’ın başlıca eserleri. Roman, parçalanma eşiğindeki Yugoslavya’nın yaşadığı etnik çatışmaları merkeze alıyor ve yüzyıllardır farklı din ve milletlerden insana kucak açan, hoşgörünün hüküm sürdüğü bu coğrafyadaki trajik değişime odaklanıyor. “Bu roman, gerçekten yaşanmış olan olayların bir yansısıdır” diyen Baysal’ın eseri, parçalanmış bir coğrafyayı kurgularken, özellikle barındırdığı görsel sahneler ve psikolojik tahlilleriyle de dikkate değer.

Jonathan Carroll – Kahkahalar Ülkesi (2006)

  • KAHKAHALAR ÜLKESİ, Jonathan Carroll, çeviren: Sönmez Güven, İthaki Yayınları, roman, 335 sayfa

Jonathan Carroll’un ‘Kahkahalar Ülkesi’nin kahramanı, Marshall France adında bir yazar. Romanın ismi olan ‘Kahkahalar Ülkesi’, kurguda, Galen adlı küçük bir kasabada inzivaya çekilmiş ve kırk dört yaşında geçirdiği bir kalp krizi sonucunda ölmüş olan, çocuk kitapları yazarı France’ın da kaleme aldığı kitabın ismi olarak görünür. Olay örgüsü, Tom Abbey ve kız arkadaşı Saxony Gardner en beğendikleri yazar olan France’ın biyografisini yazmak için Galen’e gelmeleriyle başlar. Ancak ne bu uyuşuk, küçük kasaba ne de orada yaşayanlar göründükleri gibidir: France’ın gölgesi hâlâ kasabada dolaşmaktadır. Carroll’ın romanının, ‘İmgelem Büyük Ödülü’ aldığını da belirtelim.

John Steinbeck – Ay Battı (2010)

  • AY BATTI, John Steinbeck, çeviren: Leyla Özcengiz, Remzi Kitabevi, roman, 118 sayfa

John Steinbeck ‘Ay Battı’da, Nazilerin Norveç’i işgalini ve halkın kuşatmaya karşı onurlu direnişini hikâye ediyor. Savaş yıllarında filme de alınan roman, yüzyıllardır barış içinde yaşayan, özgürlüğüne düşkün halkının kömür madeniyle geçimini sağladığı şirin bir Norveç kasabasının, başlarında Albay Lanser’in olduğu Nazi kuvvetlerince işgal edilişiyle başlar. Bu baskından sonra, kasabanın halkı özgürlüğünü koruyabilmek için ölümüne bir mücadeleye koyulacaktır. Kasabanın kömür madenlerini ele geçirmeye çalışan işgalcilere karşı, özgür bireylerin kişisel çabalarıyla başlayan direniş, kısa bir süre sonra kolektif bir eyleme dönüşecektir.

Cevat Karahasan – Gece Meclisi (2010)

  • GECE MECLİSİ, Cevat Karahasan, çeviren: Ayalp Talun İnce, Apollon Yayıncılık, roman, 223 sayfa

Günümüz Boşnak edebiyatının önde gelen isimlerinden olan Cevat Karahasan ‘Gece Meclisi’nde, dünyası öfkeye kurban edilen baş kahramanı Dr. Simon’un, şiddetle hesaplaşmasını hikâye ediyor. Uzun yıllar sonra ülkesi Bosna’ya geri dönen Simon, kendini nefretin, şiddetin ve öfkenin kol gezdiği bir dünyanın göbeğinde bulur. Öte yandan, Simon’un buraya gelişinin ertesinde, dört cinayet işlenmiş ve kendisinden, yani “Batı’dan gelen yabancı”dan şüphelenilmeye başlanmıştır. Bu esnada ortaya çıkan Sufi dervişi Enver ise, Simon’un iç dünyasının gizemlerini keşfetmesine; ülkesindeki acımasız savaşla ve şiddetle hesaplaşmasına vesile olacaktır.

Gerard Donovan – Schopenhauer’in Teleskopu (2006)

  • SCHOPENHAUER’İN TELESKOPU, Gerard Donovan, çeviren: Nazmi Ağıl, Yapı Kredi Yayınları, roman, 284 sayfa

‘Schopenhauer’in Teleskopu’ İrlandalı şair Gerard Donovan’ın ilk romanı. Donovan, 2. Dünya Savaşı esnasındaki Avrupa’da geçen romanında, Öğretmen ve Fırıncı isimli iki karakteri üzerinden, şiddetle iç içe geçmiş insanlık durumunu sorgular. Buradaki iki kahraman, işgal altındaki bölgeden alınıp, askerlerin gözetimi altında ücra bir tarlaya getirilir. Kahramanlardan biri kuyu kazarken, diğeri de onun başında beklemeye başlar. Romanın ilginç yönü, kurguya felsefi bakış açısının yedirilmesidir denebilir. Burada iki kahraman arasında geçen diyalog, insanın varoluş sorununa ve şiddete, tarihi çerçeveyi olabildiğince geniş tutarak odaklanıyor.

Amélie Nothomb – Kameraya Gülümse (2006)

  • KAMERAYA GÜLÜMSE,  Amélie Nothomb, çeviren: Yaşar İlksavaş, Doğan Kitapçılık, roman, 133 sayfa

Televizyonun, daha doğrusu “Reality Show”ların özel hayata tecavüz ettiği, özel hayatı seyirlik bir eğlenceye dönüştürdüğü çokça eleştirildi. Amélie Nothomb’un yeni eseri olan ‘Kameraya Gülümse’ de, bu eleştirinin edebiyat çerçevesinden dillendirildiği bir eser. Romanın, “Gün gelir, başkalarının acıları yetmez olur insanlara; işte o andan sonra sadece gösteridir bekledikleri.” cümlesi, bu eleştirinin girizgâhı olarak karşımıza çıkıyor. Yazar, televizyon kanallarında gerçekleştirilen bu tür programların halkın üzerindeki etkisini olduğu kadar, halkın ya da izleyicinin reality show programlarının üzerindeki etkisini, “kara kutu”ya odaklanarak sorguluyor.

Elia Kazan- Uzlaşma (2006)

  • UZLAŞMA, Elia Kazan, çeviren: Nazar Büyüm, Adam Yayıncılık, roman, 591 sayfa

Elia Kazan, bilindiği gibi, tiyatroyla başladığı sanat hayatına, daha sonra yönetmenlik ve son olarak da edebiyatçı kimliğiyle devam etmiş bir isim. ‘Bir Genç Kız Yetişiyor’, ırkçılığı işleyen ‘Pinky’, Marlon Brando’nun oyunuyla kendini gösteren ‘İhtiras Tramvayı’, ‘Viva Zapata’, Yahudi düşmanlığını ele alan ‘Namus Sözü’ ve ‘Rıhtımlar Üzerinde’ kendisinin yönettiği filmlerin başlıcaları. Bu son ikisinin Oscar kazandığını da belirtelim. Yine bunların dışında, James Dean’in oynadığı ‘Cennet Yolu’nu da unutmamak gerekir. Kazan’ın orijinal adı ‘The Arrangement’ olan ve daha sonra filme de aktarılan ‘Uzlaşma’ romanı ise, Amerika’daki bir Rum göçmeninin yaşamını anlatıyor.

Ketil Bjørnstad – Müzik Uğruna (2006)

  • MÜZİK UĞRUNA, Ketil Bjørnstad, çeviren: Deniz Canefe, Metis Yayınları, roman, 360 sayfa

Ketil Bjørnstad ‘Müzik Uğruna’da, Aksel Vinding’in ergenlik çağını hikâye ediyor. Hayatını konser piyanisti olmaya adamış lise çağında bir müzisyen olan Vinding ve onunla aynı tutkuyu paylaşan, birbirlerinden hayli farklı olsalar da müzikte birleşen ve müzikte rekabet eden arkadaşları. Ergenliğe henüz adım atmış bu arkadaş grubu için müzik, aslında bireyselliklerini üzerine inşa ettikleri olmazsa olmaz bir zorunluluktur da. Dolayısıyla müziğin bu gençler için anlamı, hayata dair başarının da en büyük koşulu olmasıdır. Türkçe’de ilk kez bir romanı yayımlanan Norveçli Ketil Bjørnstad’ın, romanın kahramanı Vinding gibi konser piyanisti olduğunu da söyleyelim.

Franz Kafka – Amerika (Kayıp) (2006)

  • AMERİKA (KAYIP), Franz Kafka, çeviren: Şükrü Çorlu, İthaki Yayınları, roman, 286 sayfa

Franz Kafka’nın ‘Amerika’sı, Amerika’da yaşamak zorunda kalan Karl Rossmann’ı hikâye ediyor. Kafka’nın okuyucuyu nereye götüreceği belli olmayan tarzı, ‘Amerika’ için de geçerli. Roman, hizmetçi bir kızdan çocuk peydahladığı için ailesi tarafından Amerika’ya gönderilen Rossmann’ın içinde bulunduğu geminin New York limanına yanaşmasıyla başlar ve Kafka’nın tarzıyla, Amerika’nın, gemilerin, otellerin ve yazarın sonu gelmez ayrıntılarının garip anlatımıyla devam eder. Baş kahramanın yanında, Rossmann’ın dayısı Jacob, Pollunder, Schubal, Ateşçi, Klara, Delamarche ve Robinson, okuyucuyu karşılayan isimlerden birkaçı ve olay örgüsünün kendisi kadar garip olan kahramanlar.

John Sandford – Av Kuralları (2006)

  • AV KURALLARI, John Sandford, çeviren: Boğaç Erkan, Ankira Yayıncılık, polisiye-gerilim, 362 sayfa

‘Av Kuralları’, John Stanford’un “Av” serisinin ilk kitabı. Sandford’un, “Av” serisinin daha sonra değişmez ismi olacak olan Lucas Davenport, bu romanda da ilk kez okuyucunun karşısına çıkıyor. Davenport, öldürdüğü her kadının üzerine notlar bırakan ve kendince cinayet kuralları belirleyen bir katilin peşine düşer. “Asla tanıdığın birisini öldürme. Asla bir motifin olmasın ve asla âşikar bir düzenle hareket etme…” gibi kurallar, Davenport’un peşine düştüğü deli fakat zeki katilin kendince belirlemiş olduğu av kurallarıdır. Asıl adı John Camp olan yazarın, daha önce gazetecilik de yapmış olduğunu ve 1989 yılında Pulitzer ödülü aldığını da belirtelim.