David Herbert Lawrence – Kayıp Kız (2012)

  • KAYIP KIZ, David Herbert Lawrence, çeviren: Murat Belge, İletişim Yayınları, roman, 407 sayfa

 

‘Kayıp Kız’, küçük bir kasabada yaşayan Alvina Houghton’ın geleneksel kalıplardan kurtulmak ve özgürleşmek için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Alvina, İngiltere’deki bir maden kasabasının tanınmış tüccarlarından James Houghton’ın kızıdır. Kasvetli kasabadan kurtulmayı amaçlayan genç kadın için, günün birinde kasabalarına gelen gezici tiyatro ekibinin içindeki İtalyan genç umut ışığı olur. Adamla kaçan Alvina, bir süre duygusal ve cinsel özgürlüğüne kavuştuğunu zanneder. Fakat bu yeni dünya, dışarıdan göründüğü gibi değildir. Roman, çevirmeni Murat Belge imzalı, yazara ve eserine odaklanan kapsamlı bir önsözle sunuluyor.

Philippe Blasband – Irina Poignet (2012

  • IRINA POIGNET, Philippe Blasband, çeviren: Mesut Tufan, Sel Yayıncılık, roman, 119 sayfa

 

Philippe Blasband, ilgi çekici romanı ‘Irine Poignet’te, dul bir kadının toplumun değerleriyle hesaplaşmasını hikâye ediyor. Kısa bir süre önce dul kalan Maguy, torununun hastalığı nedeniyle hepten yıkılır. Maguy, bu zor durumdan kurtulabilmek için çalışmak, daha fazla para kazanmak zorundadır. Kadın bunun için de, toplumun “bataklık” olarak tanımladığı bir hayat yaşamaya başlar. Fakat bu “bataklık”, Maguy’in toplumun ikiyüzlülüklerini daha iyi görebilmesi için büyük bir fırsat sunacaktır. Dul kadın, kişinin niyetine bağlı olarak “bataklıkların” normal hayattan çok daha temiz ilişkiler barındırabileceğini görecektir.

Lucia Puenzo – Balık Çocuk (2012)

  • BALIK ÇOCUK, Lucia Puenzo, çeviren: Seda Ersavcı, Doğan Kitap, roman, 149 sayfa

 

Lucia Puenzo’nun burjuva yaşamı hedef tahtasına koyduğu ilk romanı ‘Balık Çocuk’, bir adaletsizlik hikâyesi olarak da okunabilir. Roman, zengin bir ailenin genç kızı Lala ile on yedi yaşındaki Paraguaylı hizmetçileri Guayi’nin aşkını hikâye ediyor. Romanın anlatıcısı da, zeki bir köpek olan Serafim’dir. Serafim, iki genç kız arasında yaşanan aşkın ve âşıkların evdeki eşyaları satarak biriktirdikleri parayla Paraguay’a gidip, içinde bir balık çocuğun yaşadığı göl kıyısında bir ev yaptırma planlarından haberdardır. Fakat Serafim’in de tanık olacağı gibi iki âşık, büyük adaletsizliklerle trajik bir şekilde yüzleşecektir.

Saul Bellow – Humboldt’un Armağanı (2012)

  • HUMBOLDT’UN ARMAĞANI, Saul Bellow, çeviren: Osman Yener, İletişim Yayınları, roman, 528 sayfa

 

Saul Bellow, ilkin 1975’te yayımlanan ve bir sene sonra kendisine Pulitzer Ödülü’nü kazandıran romanı ‘Humboldt’un Armağanı’nda, farklı kuşaklardan iki yazar üzerinden, Amerikan toplumunda değişen ilişkileri ve başarı hırsını anlatıyor. Romanın merkezinde, geçmiş günlere özlem duyan usta yazar Von Humboldt Fleisher ile yazdığı oyunlar ile ödül ve ün kazanmış orta yaşlı yazar Charlie Citrine yer alıyor. Amerikan şairi Delmore Schwartz’la arkadaşlığından ilhamla bu hikâyeyi yazan Bellow, iki karakterinin farklı değerlerini izleyerek, paranın ve başarı hırsının sanatı ve sanatçıyı nasıl dönüştürdüğünü konu ediniyor.

Christopher Isherwood – Hoşça Kal Berlin (2012)

  • HOŞÇA KAL BERLİN, Christopher Isherwood, çeviren: Zehra Gencosman, Yapı Kredi Yayınları, roman, 210 sayfa

Christopher Isherwood’un romanları, onun hayat hikâyesinden izler taşır. Isherwood, 1929-1933 yıllarını, o zamanlar zengin kültürüyle ünlenmiş Berlin’de geçirmiş. İşte Isherwood ‘Hoşça Kal Berlin’de, Hitler’in iktidara gelmesinin ardından terk ettiği Berlin’in kozmopolit dünyasına uzanıyor. Romanın yazarla aynı adı taşıyan anlatıcısı, Berlin’in renkli gece hayatından insan manzaraları veriyor; göçmenler, Yahudiler, komünistler ve Nazi taraftarlarından oluşan birçok karakteri okurun karşısına çıkarıyor. Otobiyografik ve kurmacanın iç içe geçtiği roman, kıyametten önceki Berlin’in hüzünlü bir panoramasını sunuyor.

Siegfried Lenz – Almanca Dersi (2012)

  • ALMANCA DERSİ, Siegfried Lenz, çeviren: Ayşe Sarısayın, Everest Yayınları, roman, 479 sayfa

 

Çağdaş Alman edebiyatının önemli temsilcilerinden Siegfried Lenz ‘Almanca Dersi’nde, ölçüsüz itaat etmenin, görev duygusunu abartmanın varabileceği tehlikeli durakları anlatıyor. Hikâye, romanın başkahramanı Siggi Jepsen’e, Almanca dersinde verilen “görev tutkusu” konulu bir kompozisyon ödevi ve Jepsen’in bu kompozisyonu yazmadığı için cezalandırılmasıyla başlar. Kahramanımızın yazmama gerekçesi, babasının kişiğilinde gözlemlediği gibi, “görev tutkusu”nun bir kompozisyona sığamayacak denli geniş, karmaşık olduğu gerçeğidir. Zira, Naziler için çalışmış babası, aldığı talimatları hiç sorgulamadan, itaatkar bir biçimde yerine getirmiştir.

Fatma Aliye – Muhadarat (2012)

  • MUHADARAT, Fatma Aliye, yayına hazırlayan: Fazıl Gökçek, Özgür Yayınları, roman, 384 sayfa

 

Fatma Aliye’nin ‘Muhadarat’ı, Türkiye edebiyatında bir kadın yazar tarafından kaleme alınmış ilk roman olarak kabul ediliyor. Fatma Aliye’nin Ahmet Mithat Efendi’yle birlikte kaleme aldığı ‘Hayal ve Hakikat’ten sonra yazdığı ‘Muhadarat’, bir aşk ve kıskançlık hikâyesi ekseninde, Tanzimat dönemi Türkiye romanının öne çıkan konularından olan kadının toplumdaki yeri sorununa eğiliyor. Yazar, erkek egemen topluma karşı sesini yükseltmek bir yana, edebiyatta yer etmiş “erkek egemen” dili kullansa da, roman, dönemin toplumsal dokusuna dair tasvirler ile aydın kesimin halka bakışı konusunda önemli detaylar barındırıyor.

C. J. Sansom – Madrid’de Kış (2012)

  • MADRİD’DE KIŞ, C. J. Sansom, çeviren: Meral Gaspıralı, E Yayınları, roman, 727 sayfa

 

C. J. Sansom ‘Madrid’de Kış’ta, İngiliz İstihbarat Servisi için çalışan bir ajanın, Franco diktatörlüğü altında ezilen İspanya’da yaşadığı maceraları anlatıyor. İç Savaş’ın henüz sona erdiği İspanya’da iktidarda bulunan Franco diktatörlüğü, Nazilerle işbirliği yapıp 2. Dünya Savaşı’na girmeyi tasarlamaktadır. Ülkede olup bitenlerle fazlasıyla ilgili olan İngilizler de, başarılı ajan Harry Brett’i görevlendirir. Brett’in görevi, Madrid’de iş çevreleriyle karanlık ilişkiler kurmuş Sandy Forsty’nin gözüne girerek, onun ne işler çevirdiğini açığa çıkarmaktır. Roman, dönemin İspanyası’nın renkli bir panoramasını da sunuyor.

Kurt Vonnegut – Kedi Beşiği (2012)

  • KEDİ BEŞİĞİ, Kurt Vonnegut, çeviren: Serkan Göktaş, APRIL Yayıncılık, roman, 255 sayfa

Kurt Vonnegut, ilkin 1963’te yayımlanan ‘Kedi Beşiği’nde, medeniyetlere, dinlere ve dünyanın sonuna dair trajikomik bir hikâye kaleme getiriyor. Romanın başkahramanı, atom bombasının mucitlerinden olan Felix Hoenikker’in, bombayı Hiroşima’ya ilk attığı an neler hissetiğiyle ilgili bir kitap yazmaya karar verir. Bununla, modern insanı ve onun deliliklerini açıklamayı amaçlayan kahramanımız, çalışmalarını yürütürken, kendini Karayip Denizi’ndeki San Lorenzo Cumhuriyeti isimli küçük bir adada bulur. İsimsiz kahramanımız burada, Bokononculuk olarak bilinen, zararsız yalanlardan oluşan bir dinle ve sıradışı tiplerle tanışır.

Eric-Emmanuel Schmitt – Şişmanlayamayan Sumocu (2012)

  • ŞİŞMANLAYAMAYAN SUMOCU, Eric-Emmanuel Schmitt, çeviren: Bahadırhan Bozkurt, Doğan Kitap, roman, 64 sayfa

Eric-Emmanuel Schmitt’in günümüzde dinleri ele aldığı beş romanlık dizisinin sonuncusu olan ‘Şişmanlayamayan Sumocu’, Zen Budizm aracılığıyla sevgiyi keşfeden Tokyolu Cun’un hikâyesini anlatıyor. Gençliğini Tokyo caddelerinde dolanıp ıvır zıvır satarak tüketmekte olan Cun’un yolu, günün birinde sumo güreşi hocalarından Şomintsu ile kesişecektir. Hoca’nın düşüncesine göre Cun, çok iyi bir Sumo güreşçisi olabilir. Fakat ortada bir sorun vardır: Cun, çokça uğraşsa dahi şişmanlayamamaktadır. Cun, şişmanlamak için canla başla çaladursun, bu süreçte tanıştığı Zen Budizm aracılığıyla ailesini, sevgiyi ve aşkı keşfeder.