Cordelia Fine – Başına Buyruk Beyin (2010)

Psikiyatr Cordelia Fine ‘Başına Buyruk Beyin’de, beynin mekaniğini oluşturan nöronların sıra dışı karmaşasını, gizemli çalışmalarını anlatıyor.

Beynin gerçekleri çarpıtarak bizi nasıl kandırdığı, bu ilginç çalışmanın omurgasını oluşturuyor.

Kitabında beynin, gerçeği çarpık ve üstü kapalı görmeye neden olan özelliklere sahip olduğunu gözler önüne seren Fine, aslında beynin güvenilmez huylara sahip olduğunu söylüyor.

“Beyniniz gururludur. Duygusal ve ahlaksızdır. Sizi aldatır.” diyen Fine, başına buyruk ve sabit fikirli beynin sahte tavırları nedeniyle, bildiğimizi sandığımız çoğu şeyin gerçekte göründüğü gibi olmadığını ortaya koyuyor.

  • Künye: Cordelia Fine – Başına Buyruk Beyin, çeviren: Pınar Turanlı, Sel Yayıncılık, psikoloji, 172 sayfa

Hamit Erdem – 1920’li Yıllar ve Sol Muhalefet (2010)

Hamit Erdem ‘1920’li Yıllar ve Sol Muhalefet’te, Türkiye tarihinin en ilginç yıllarından birine odaklanıyor.

O yıllarda solun, ilk kez geniş yelpazede kitlelerin ilgi alanına girdiğini savunan Erdem, Eskişehir ve Ankara’da örgütlenen Yeşil Ordu Cemiyeti, Ankara’da kurulan (Hafi) -gizli- Komünist Parti, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası ve Bakü’deki Türkiye Komünist Partisi gibi örgütleri irdeliyor.

1920 yılının, sol hareket açısından son derece karmaşık bir süreç olduğunu söyleyen Erdem, TBMM içinde ve Meclis dışında sol ve komünist partilerin kurulabildiğini, bunların yeni bir devletin kuruluş sürecinde görüşlerini açıkladığını ve siyasi mücadele içinde bulunduklarını belirtiyor.

  • Künye: Hamit Erdem – 1920’li Yıllar ve Sol Muhalefet, Sel Yayıncılık, tarih, 352 sayfa

Henri Lefebvre – Şehir Hakkı (2016)

Kaleme alındığı 1967’de, düşünce tarihindeki şehir algısına özgün bir boyut kazandırdığı gibi, bugün de kentsel hareketlerin, kent çalışmalarının en önemli referans çalışmalarından biri olmaya devam eden bir kitap.

Henri Lefebvre’nin klasik yapıtı, şehirleşme sorununun ana hatlarını ve şehircilik ideolojisini derinlemesine irdelemek açısından iyi bir fırsat.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Mimarlar ve yazarlar kentin insancıl taraflarını ele alırken, devlet bilimsel yaklaşır katıdır. Müteahhitler ise tamamen kenti pazarlama peşinde olmuştur.”

“İnsanlık ancak çözebileceği sorunları önüne koyar, der Marx.”

“Şehirler var, bizler bu şehirlerde yaşıyoruz. Ve ‘Şehir Hakkı’ diye bir hak da var.”

“Şehir (ve kentsellik) teorisine, tarihe ve sosyolojiye zamansal ve mekânsal süreksizliklerin dahil edilmesi, bunları istismar etme hakkını vermez.”

Kent, dağılmış ve yabancılaşmış güncellik halinde, tohum ve potansiyel olarak ayak direr.”

“Kent yaşamından yoksun kalmış işçi sınıfı için pratik dolayısıyla politik bir sorun vardır.”

  • Künye: Henri Lefebvre – Şehir Hakkı, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 167 sayfa, 2016

Anne Frank – Arka Ev’den Hatıralar ve Hikâyeler (2016)

Günlükleriyle dünya çapında meşhur olmuş, trajik sonuyla pek çok insanı üzmüş Anne Frank’tan hikâyeler, masallar ve bir roman taslağı.

Adını, saklandıkları arka evden alan ve Frank ailesinin buradaki gündelik yaşamından da ayrıntılar sunan kitap, Frank’ın özgün hayal gücüne farklı bir kapı aralıyor.

  • Künye: Anne Frank – Arka Ev’den Hatıralar ve Hikâyeler, çeviren: Gül Özlen, Sel Yayınları, öykü, 168 sayfa, 2019

Paul Ricoeur – Sevgi ve Adalet (2019)

Sevgi hakkında konuşmak hem çok basit hem de çok zor.

Nihayetinde üzerinde çok kelam edilmiş, modern zamanlarda da içi boşaltılmış bir kavramdan bahsediyoruz.

Paul Ricoeur de sevgi hakkında düşünmek gibi meşakkatli bir işe girişiyor ve yalnızca sevgiyi değil, sevgi ile adalet arasındaki diyalektiği uzun uzadıya irdeleyen bir düşünceyi kılavuz edinerek alana özgün bir katkı sunuyor.

Ricoeur bunu yaparken ahlakçıların ya da ilahiyatçıların sevgiden söz eden metinlerinde sistematik biçimde yinelenen izlekleri bulup çıkarıyor.

Ricoeur’ün, felsefe ile teolojinin kesiştiği sahada yer alan kitabı, kutsal metinlerde adalet arayışının neden sevgi temasından ayrılmadığını, kişinin komşusuna dönük bireysel sevgisiyle toplumsal adalet arayışı arasındaki uçurumun anlamını tartışıyor.

Sevgi ile övgü arasındaki bağ, sevginin adalete ve adaletin sevgiye etkisi, Kutsal Kitaptaki inancın dilsel ve yazınsal dolayımı, Kutsal Kitabın “İmgelem Birliği” ve vicdan, Ricoer’ün burada tartıştığı diğer konular.

  • Künye: Paul Ricoeur – Sevgi ve Adalet, çeviren: Aziz Ufuk Kılıç, Sel Yayıncılık, felsefe, 106 sayfa, 2019

Pierre Bourdieu – Televizyon Üzerine (2019)

“Yabancı düşmanlığı ve milliyetçilik patlamalarındaki yeniliğin özü, belki de modern iletişim araçlarının, bugün, bu ilkel tutkuları sonuna kadar sömürme imkânlarını sağlamalarında yatmaktadır.”

Pierre Bourdieu’nün 1996’da Fransa’da yayımlandığında büyük bir gürültü koparan ‘Televizyon Üzerine’ adlı bu yapıtı, medyayı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir siyasal düzen için en büyük tehlike haline getiren mekanizmayı, bu mekanizmanın oluşumunu ve etkilerini gözler önüne seriyor.

Bourdieu, medyanın, liberal Batı demokrasisini, yeryüzünde gelmiş geçmiş en mutlak totalitarizm haline getiren bir katalizör olarak işlediğini gösteriyor ve bu anlamda biz Türkiyeli okurların da ülkemizde yaşananlarla pek çok benzerlik bulabileceği çarpıcı saptamalarda bulunuyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Televizyon Üzerine, çeviren: Alper Bakım, Sel Yayıncılık, sosyoloji, 102 sayfa, 2019

Kolektif – Queer Temaşa (2016)

Verili beden ve cinsellik algılarına savaş açan, queer bir tahayyülün ve düşünüşün imkânlarını tartışan metinler.

AIDS krizi ve aktivizmi, homo-normativite, dil, iktidarın beden inşası ve algısı, BDSM cinselliği; cinselliğin ve bedenin en az diğer sorunlar kadar acil ve hayati olduğunu savunan bu kitabın konuları arasında.

  • Künye: Kolektif – Queer Temaşa, derleyen: Leman S. Darıcıoğlu, Sel Yayıncılık

Marcianne Blevis – Kıskançlık (2010)

“Kıskançlık aslında sevginin en gözde tuzağıdır.” diyen psikiyatr ve psikanalist Marcianne Blevis bu kitabında, kıskanma duygusunun oluşum evrelerini, nedenlerini ve sonuçlarını örneklerle inceliyor.

‘Sevginin En Çok Düştüğü Tuzak’ alt başlığını taşıyan çalışma, kıskanma duygusunu anlamak için harika rehber.

“Kimi kıskanıyoruz?”, “Neden kıskanıyoruz?”, “Kıskanmak benliğimizi koruyan bir kalkan mı, yoksa başkalarına yönelttiğimiz bir silah mı?” sorularının yanıtlarını arayan Blevis’nin çalışmasındaki her bölüm, kıskançlığın farklı yüzlerini ve kaynak noktalarını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Marcianne Blevis – Kıskançlık, çeviren: Işıl Aydın, Sel Yayıncılık, psikanaliz, 158 sayfa

Yasemin Temizarabacı Yıldırmaz – Ütopyanın Kadınları, Kadınların Ütopyası (2016)

Klasik ve modern ütopyalarda toplumsal cinsiyetin nasıl inşa edildiğini araştıran sağlam bir çalışma.

Özellikle feminist ütopyaların konuya yaklaşımlarındaki farklılıkları belirlemesiyle dikkat çeken çalışma, ütopyalarda kadınların kamusal ve özel alandaki konumlandırılışını irdeliyor.

Hem iyi bir feminist çalışma hem de iyi bir edebiyat incelemesi.

  • Künye: Yasemin Temizarabacı Yıldırmaz – Ütopyanın Kadınları, Kadınların Ütopyası, Sel Yayıncılık

Brian O’Doherty – Beyaz Küpün İçinde (2010)

İrlandalı sanatçı ve eleştirmen Brian O’Doherty’nin, ‘Galeri Mekânının İdeolojisi’ alt başlığını taşıyan ‘Beyaz Küpün İçinde’ isimli elimizdeki eseri, 1976’da Arforum dergisinde art arda üç yazı olarak yayımlanmıştı.

Çalışmasında, galeri mekânının sanat nesnesi ile izleyici özne üzerindeki etkisini ele alan O’Doherty, modernizm için önemli bir zaman dilimi olarak düşünülebilecek bu süreçte bağlamın nesneyi nasıl yuttuğunu, nasıl bizzat nesnenin kendisi haline geldiğini araştırıyor.

Bir ortaçağ kilisesini inşa etmek için uygulanan kurallar ne kadar özenliyse, galeri mekânının inşası için uygulanan kuralların da aynı özene sahip olduğunu söyleyen yazar, her ikisinde de içerinin dış dünyadan soyutlandığını belirtiyor.

O’Doherty, modern sanatın ardındaki mekanizmaları ortaya çıkarıyor; sanat izlemenin estetik temellerini ve sosyolojik, ekonomik bağlamını irdeliyor.

  • Künye: Brian O’Doherty – Beyaz Küpün İçinde, çeviren: Ahu Antmen, Sel Yayıncılık, eleştiri, 136 sayfa