Ali Teoman – Eşikte (2008)

Ali Teoman edebiyatını özgün kılan hususların başında, eserlerinde kendine has yaratıcı ve ilginç bir dil kullanması.

Teoman’ın ‘Eşikte’ isimli bu son romanı da, yazarın zengin üslubuna ve dili kullanmadaki maharetine iyi bir örnek.

Gerçekler, anılar, düşler ve imgelerle kurulan roman, özellikle kahramanlarının iç dünyalarını, deyim yerindeyse iyice didiklemesiyle dikkat çekiyor.

Romanda sürekli yer değiştirmeler, bir yerden başka bir yere gidişler, beraberinde, kahramanlarının dönüşümünü, kendileriyle ve alışkanlıklarıyla hesaplaşmalarını da getirir.

“Bu kitabı er ya da geç mutlaka yazacağını biliyordun. Denebilir ki, bilmenin de ötesinde, bir uğursuzluğu önsemek, tedirgin edici bir kaçınılmazlığın bilincinde olmak gibi bir şeydi bu. Onu hem özlüyor, hem de ondan bucak bucak kaçıyordun.” diyen anlatıcı, okurunu da gölgede kalmış, bastırılmış iç dünyasını keşfetmeye davet ediyor.

  • Künye: Ali Teoman – Eşikte, Sel Yayıncılık, roman, 121 sayfa

Upton Sinclair – Şikago Mezbahaları (2017)

Amerika rüyasının tamı tamına bir Amerikan kâbusu olduğunu çarpıcı insan hikâyeleriyle harmanlayarak resmeden bir modern klasik.

Bilindiği gibi Sinclair, romanını yazmak için kimliğini gizleyerek Chicago’nun mezbaha bölgesine girmiş ve buradaki tanıklıklarından hareketle bu romanı yazmıştı.

Romanın merkezinde yer alan Rudkus ailesi, 19. yüzyılın sonlarında Litvanya’dan Amerika’ya büyük umutlarla göç etmiştir.

Her göçmen gibi, aile üyelerinin de hayali, o meşhur Amerikan rüyasını gerçekleştirmektir.

Fakat burası, insan öğüten bir canavardır.

Zira Jurgis, Antanas, Ona, Teta Elzbieta, Jonas ve Marija’dan oluşan Rudkus ailesi, temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelecek, burada adeta bir ölüm kalım savaşı verecektir.

Sinclair’in bu en ünlü romanı, ABD’deki emekçi sınıfların durumunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Upton Sinclair – Şikago Mezbahaları, çeviren: Kıvanç Güney, Sel Yayıncılık, roman, 400 sayfa

Demir Özlü ve Ferit Edgü – Özyurdunda Yabancı Olmak (2017)

Sel Yayınları, 2010 yılında Tezer Özlü ve Ferit Edgü’nün mektuplaşmalarını yayımlamıştı.

Hatırlanacağı gibi zengin ve önemli ayrıntılar barındıran söz konusu mektuplar hem edebiyat dünyasınca hem de Özlü ve Edgü okurlarınca büyük ilgi ve heyecanla karşılanmıştı.

Yayınevi şimdi de, Ferit Edgü ile Demir Özlü’nün, diğer bir deyişle 1950 kuşağının önde gelen iki yazarının mektuplaşmalarını sunuyor.

Burada yer alan 139 mektup, hem Özlü’nün hem de Edgü’nün kişisel yaşamları, edebi anlayışları, eserlerini yazma süreçleri ve topluma, dünyaya ve politikaya nasıl baktıklarına dair önemli ayrıntılar sunuyor.

Mektuplar aracılığıyla tanık olduğumuz bir olgu da, yaşadığı Türkiye toplumunda sürekli engellenmenin ve yalnızlaştırılmanın, bu ülke aydının makûs talihi olduğu gerçeğidir.

Bir döneme, bir kuşağa ve bir ülkeye ışık tutan mektuplar…

  • Künye: Demir Özlü ve Ferit Edgü – Özyurdunda Yabancı Olmak, yayına hazırlayan: Mısra Gökyıldız, Sel Yayıncılık, mektup, 284 sayfa

Georges Bataille – Lanetli Pay (2017)

Düşün tarihinin özgün isimlerinden Georges Bataille’ın ekonomi üzerine yoğun düşünüşünün meyvesi olan ‘Lanetli Pay’, ilk olarak 1949 yılında yayımlanmıştı.

Türkçede uzun zamandır bulunmayan kitabında düşünür, var olan kapitalist sistemin doğru diye dayattıklarını tartışmaya, ardından bunların tümünü ters yüz ederek alternatif bir ekonomik anlayış geliştirmeye girişiyor.

Filozof bunu yaparken de, hem mübadele, harcama ve tüketim olgusu gibi kavramları enine boyuna tartışıyor hem de dünya tarihinde farklı coğrafyalarda deneyimlenmiş toplumsal ve ekonomik sistemlere odaklanıyor.

Azteklerin ihtiyaç fazlası mallarını törenle yok etmeleri,

Potlach geleneği,

Askeri ve dini Müslüman toplumlar,

XX. yüzyılın sanayi yapıları,

Sovyet ekonomisi,

Marshall Planı…

Bu konuları, kadim toplumların deneyimleriyle süzerek irdeleyen Bataille, kapitalizme alternatif bir dünyanın mümkün olduğunu gözler önüne seriyor.

Hem de apaçık ve sağlam argümanlarla!

  • Künye: Georges Bataille – Lanetli Pay, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, felsefe, 183 sayfa

Levent Tülek – Lumpen Sözlüğü (2014)

Levent Tülek’in ilk baskısı 2007’de yapılan enfes sözlüğü, aradan geçen süre zarfında üç baskıya ulaştı.

Yazınsal veya bilimsel bir tavırdan çok, eğlenceli-eleştirel bir yaklaşım gözetilerek hazırlanmış sözlükte,

“adamın dibinden” “aklını almak”a,

“alayına gitmek”ten “alemin kralı”na,

“balatayı sıyırmaktan” “bittin sen”e,

“daral gelmek”ten “diyosun”a,

“sapına kadar”dan “racon kesmek”e,

“kapak olmak”tan “zarf atma”ya, gündelik lumpen kültüründe sıklıkla kullanılan birçok kelime, deyim ve kavram yer alıyor.

Sıra dışı bir kesimin özgün kültüründen keyifli bir demet sunan, mizahi üslubuyla öne çıkan bir sözlük.

  • Künye: Levent Tülek – Lumpen Sözlüğü, Sel Yayıncılık, sözlük, 138 sayfa

Mehmet Güreli – Alope’nin Odası (2008)

Mehmet Güreli’nin bu kitaptaki kısa öyküleri, yazarın ince anlatımı, ayrıntıları kullanma biçimi ve gizemli labirentleriyle dikkat çekiyor.

Kitaba adını veren güzel öykü, yazar Alope ile onun kitaplığına dadanmış, kitap yemeyi çok seven bir cüce sıçan arasındaki ilişkiye dayanıyor.

Sıçanı gördükten sonra yazma isteğini kaybeden Alope, hayvanı yakalayabilmek için odasına kapan kurar.

İlerleyen sayfalarda sıçan kendi dünyasına sahip, düşünen, hisseden ve kitaplara tutkun özgün bir karakter olarak yavaş yavaş vücut bulmaya başlar.

  • Künye: Mehmet Güreli – Alope’nin Odası, Sel Yayıncılık, öykü, 116 sayfa

Kolektif – Psikanalizde Fransız Okulu (2014)‏

Uluslararası Psikanaliz Yıllığı’nda 2013 yılında yayımlanan makalelerden yapılan bir derlemeye dayanan eldeki çalışma, Fransız psikanalizini farklı yönleriyle ele alıyor.

Bu da ağırlıklı olarak André Green ve Jean Laplanche gibi önde gelen iki Fransız psikanalistin katkılarını merkeze alarak yapılıyor.

Kitaptaki makaleler, iki ismin çalışmalarının yanı sıra, saldırganlığı yaratıcı hamlelere çevirmeye engel olan mekanizmaları, “şimdi” ve “burada” tekniğinin pek çok farklı psikanaliz yaklaşımında kullanım biçimlerini, bireyin, bastırılmamış bilinçdışı ile temas kurma yetisini ve bunun gibi alan için önemli konuları irdeliyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler de şöyle:

Nilüfer Erdem , Christian Delourmel, Dominique Scarfone, Susann Heenen-Wolff, René Roussillon, Betty Joseph, Edna O’Shaughnessy, Avner Bergstein ve Beatriz Priel.

  • Künye: Kolektif – Psikanalizde Fransız Okulu, Sel Yayıncılık, psikanaliz, 229 sayfa

Boris Vian – Karıncalar (2017)

Ünlü yazar Boris Vian’ın tarzını en iyi yansıtan dokuz öykü.

Vian’ın anarşist tavrının kendini yoğun olarak hissettirdiği öyküler, okurunu yaşadığı hayat üzerine düşünmeye ve onu sorgulamaya davet ediyor.

Savaşların anlamsızlığından şiddetin sıradanlaşmasına, müzikten aşka pek çok temaya uzanan öykülerde, birbirinden ilginç pek çok karakterle tanışıyoruz.

Öykülerin ilginç yanlarından biri de, gün içinde sıklıkla yanımızda yöremizde gördüğümüz ve üzerine neredeyse hiç düşünmediğimiz cansız nesneleri birer karakter olarak karşımıza çıkarması.

Boris Vian’ın edebi dehasına bir kere daha tanık olmak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Boris Vian – Karıncalar, çeviren: Candan Keten, Sel Yayıncılık, öykü, 192 sayfa

J. C. Michaels – Ateş Karınlı (2008)

  • ATEŞ KARINLI, J. C. Michaels, çeviren: Didar Zeynep Batumlu, Sel Yayıncılık, roman, 191 sayfa

‘Ateş Karınlı’da, hikâyenin başkahramanları Caroline ile kurbağası Ateş Karınlı’nın varoluş felsefesiyle örülmüş hikâyeleri anlatılıyor. Ateş Karınlı, evcil bir hayvan olarak rahat bir yaşam sürmek ile vahşi doğada maceralı bir hayat geçirmek arasında seçim yapmaya çalışan küçük bir kurbağadır. Caroline ise boşanmış anne ve babasının yeniden birlikte yaşamasını isteyen ve genç bir kadındır. Caroline ile Ateş Karınlı’nın yollarının kesişmesiyle başlayan maceraya, Sartre, Dostoyevski, Heidegger ve Kierkegaard gibi düşünürlerin varoluşla ilgili düşünceleri de eşlik edecektir.

Will Self – Şemsiye (2014)

  • ŞEMSİYE, Will Self, çeviren: Sıla Okur, Sel Yayıncılık, roman, 369 sayfa

İngiliz yazar Will Self ‘Şemsiye’de, sonu gelmeyen ruhsal sorunlarla boğuşan bir hasta ile onu iyileştirmek için yıllarını harcayan bir doktorun başından geçenleri anlatıyor. İşçi sınıfından gelen Audrey Death, kötü bir çocukluk yaşamıştır. Günün birinde gerçeklikle ilişkisi tümüyle kopan Death, burada bulunan Friern hastanesine kaldırılır. Bu hastanede görev yapmakta olan psikiyatrist Zack Busner, Death’in yardımına koşar. Busner, hastanede yerleşmiş kimi uygulamaları sorgulayarak farklı bir tedavi yöntemi izlemeye başlar. Fakat işi zorlu kılan asıl husus, geçmişinde büyük yıkımlar yaşamış Busner’in ruh sağlığının pek yerinde olmayışıdır.