Albert Einstein – Bilim, Din ve Yaşam Üzerine Düşünceler (2025)

Albert Einstein’ın farklı dönemlerde kaleme aldığı metinlerden derlenen ‘Bilim, Din ve Yaşam Üzerine Düşünceler’, düşünürün yalnızca bir fizikçi değil, aynı zamanda etik, siyaset ve insanlık durumu üzerine düşünen bir entelektüel olduğunu gösteriyor. Kitap, bilimsel yöntemin temellerinden başlayarak hakikat, akıl ve sezgi arasındaki ilişkiyi sorguluyor; Kopernik, Newton, Kepler ve Maxwell üzerinden bilimin tarihsel ilerleyişini insan zihninin cesaretiyle birlikte okuyor.

Bilim bölümünde Einstein, doğa yasalarının keşfinin teknik bir başarıdan ibaret olmadığını, ortak bir dil ve evrensel bir sorumluluk gerektirdiğini savunuyor. Görelilik, kuantum ve modern fiziğin açtığı belirsizlik alanları, bilginin mutlak değil, sürekli sınanan bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Ona göre, bilim insanının görevi, kesinlik iddiası değil, entelektüel dürüstlüktür.

Din başlığı altında Einstein, dogmatik inançla etik duyarlılığı birbirinden ayırıyor. Tanrıyı korku ya da ödül cezası mekanizması olarak değil, evrenin düzeninde hissedilen hayranlık ve alçakgönüllülük duygusu üzerinden ele alıyor. Bilimle dinin çatışmak zorunda olmadığını, fakat sınırlarının net olması gerektiğini vurguluyor.

Yaşam, uygarlık, eğitim, barış ve ekonomi bölümleri ise Einstein’ın kamusal vicdanını görünür kılıyor. Faşizm karşıtlığı, pasifizm, akademik özgürlük ve insan hakları üzerine metinler, bilimin etik sorumluluktan koparılamayacağını savunuyor. Kitap, düşüncenin yalnızca anlamak için değil, insanlığı daha adil bir dünyaya taşımak için var olduğunu hatırlatan bütünlüklü bir entelektüel portre sunuyor.

  • Künye: Albert Einstein – Bilim, Din ve Yaşam Üzerine Düşünceler, derleyen ve çeviren: Sinan Köseoğlu, Say Yayınları, bilim, 256 sayfa, 2025

Sigmund Freud – Haz İlkesinin Ötesinde (2025)

Freud, bu metninde psikanalizin temel varsayımı olan “haz ilkesi”nin evrenselliğini sorguluyor. Haz ilkesi, canlı organizmaların acıdan kaçıp hazza yönelme eğiliminde olduğunu varsayıyor. Ancak Freud, klinik gözlemlerinde bu ilkenin ötesine geçen, hatta ona karşı çalışan eğilimlerle karşılaştığını ifade ediyor. Özellikle travma sonrası nevrozlar, bireyin sürekli olarak acı verici bir deneyimi zihninde tekrar ettiğini gösteriyor. Bu durum, yalnızca haz ilkesine dayalı bir açıklamayla kavranamıyor.

Freud, çocukların belli bir nesneyi oyunlarında tekrar tekrar canlandırmasını da bu bağlama yerleştiriyor. Çocuk, oyunu aracılığıyla hoş olmayan bir deneyimi denetleme ve yeniden anlamlandırma çabası içine giriyor. Burada tekrarın yalnızca haz verici bir amaca değil, kontrol arzusuna da hizmet ettiği görülüyor. Haz ilkesinin ötesinde işleyen bir başka psikolojik dinamiğin varlığı böylece hissediliyor.

Bu çerçevede Freud, “tekrar zorlantısı” kavramını geliştiriyor. Organizmanın kendisini travmatik bir duruma istemsizce yeniden sokma eğilimini, yaşam güdüsünün karşı kutbunda yer alan bir başka güdüyle, yani “ölüm dürtüsü”yle ilişkilendiriyor. Ona göre canlı, ilkel ve cansız bir duruma dönme yönünde bilinçdışı bir eğilim taşıyor. Yaşamı sürdüren Eros ile onu çözmeye çalışan Thanatos arasındaki bu gerilim, insan davranışının temelinde yer alıyor.

Freud’un bu metni, psikanalitik kuramda bir kırılma noktası oluşturdu. Yalnızca bireysel davranışları değil, uygarlığın gelişim sürecini de bu iki temel dürtü arasındaki çatışma üzerinden açıklıyor. ‘Haz İlkesinin Ötesinde’ (‘Jenseits des Lustprinzips’), Freud’un düşüncesinde karanlık olanın, yıkıcı olanın ve tekrarın temel psikolojik yapı taşları olarak nasıl ele alındığını gösteriyor.

  • Künye: Sigmund Freud – Haz İlkesinin Ötesinde, çeviren: Sinan Köseoğlu, Say Yayınları, psikanaliz, 120 sayfa, 2025

Sigmund Freud – Histerinin Psikoterapisi (2025)

Sigmund Freud’un bu eseri, histeri vakalarının psikolojik kökenlerini ve bu rahatsızlığın tedavisine yönelik erken dönem psikanalitik yaklaşımlarını ele alan önemli bir çalışma. ‘Histerinin Psikoterapisi’ (‘Zur Psychotherapie der Hysterie’), histerik semptomların altında yatan bilinçdışı çatışmaları ve bastırılmış travmatik deneyimleri vurgular. Ona göre, histeri fiziksel bir rahatsızlık değil, zihinsel süreçlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Freud, histerik belirtilerin, bilinçdışına itilmiş, kabul edilemez düşünce ve arzuların sembolik ifadeleri olduğunu savunur. Bu semptomlar, bastırılmış duygusal enerjinin farklı fiziksel veya psikolojik biçimlerde açığa çıkmasıdır.

Freud, histerinin psikoterapisinde hipnozun rolünü ve sınırlılıklarını tartışır. Hipnozun semptomları geçici olarak ortadan kaldırabileceğini ancak altta yatan bilinçdışı çatışmaları çözmede yetersiz kaldığını belirtir. Bu nedenle, Freud, “serbest çağrışım” yöntemini geliştirerek, hastaların düşüncelerini sansürlemeden ifade etmelerini teşvik etmeyi amaçlar. Bu yöntemle, bilinçdışına itilmiş travmatik anıların ve duygusal yüklerin yüzeye çıkarılması ve hasta tarafından yeniden deneyimlenmesi hedeflenir. Freud, bu sürecin, histerik semptomların kaynağını anlamaya ve duygusal katharsis yoluyla iyileşmeye yardımcı olduğuna inanır.

‘Histerinin Psikoterapisi’, psikanalitik teorinin erken dönemlerine ışık tutan ve histeri kavramının anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olan bir eser. Freud’un bu çalışması, bilinçdışı zihinsel süreçlerin ve bastırılmış duyguların psikopatolojideki rolünü vurgulayarak, modern psikoterapinin temelini oluşturdu. Eser, histeri ve erken dönem psikanalitik tedavi yöntemlerine ilgi duyan herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Sigmund Freud – Histerinin Psikoterapisi, çeviren: Sinan Köseoğlu, Say Yayınları, psikanaliz, 248 sayfa, 2025

Sigmund Freud – Bilinçaltı (2025)

Bu kitap, Sigmund Freud’un bilinçaltı üzerine yazdığı çeşitli makalelerden oluşan bir derleme. Kitap, Freud’un bilinçaltı kavramını nasıl geliştirdiğini ve bu kavramın psikanaliz teorisindeki önemini anlamak için önemli bir kaynak.

Kitapta yer alan makalelerde Freud, bilinçaltının doğasını, işleyişini ve insan davranışları üzerindeki etkilerini ele alır. Freud’a göre bilinçaltı, bastırılmış dürtülerin, arzuların ve anıların deposudur. Bu içerikler, bilince doğrudan erişilemez olsa da rüyalar, dil sürçmeleri ve nevrotik semptomlar gibi dolaylı yollarla ifade edilebilir.

Freud, bilinçaltının insan zihninin büyük bir bölümünü oluşturduğunu ve davranışlarımızı önemli ölçüde etkilediğini savunur. Bilinçaltındaki çatışmaların ve bastırılmış duyguların, ruhsal rahatsızlıklara ve nevrozlara yol açabileceğini öne sürer.

Kitapta yer alan bazı önemli temalar şunlardır: Bilinçaltının doğası ve işleyişi, Freud, bilinçaltının nasıl çalıştığını ve bilinçle olan ilişkisini açıklar.

Bilinçaltının rüyalarla ilişkisi, Freud rüyaların bilinçaltındaki arzuların ve çatışmaların sembolik ifadeleri olduğunu savunur.

Bilinçaltının nevrozlarla ilişkisi, Freud nevrozların bilinçaltındaki bastırılmış duyguların ve çatışmaların bir sonucu olduğunu öne sürer.

Bilinçaltının cinsellik ve saldırganlık dürtüleriyle ilişkisi, Freud bu dürtülerin bilinçaltında önemli bir rol oynadığını ve insan davranışlarını etkilediğini savunur.

Özetle bu kitap, Freud’un bilinçaltı kavramını ve psikanaliz teorisini anlamak isteyenler için temel bir kaynak. Kitap, Freud’un düşüncelerinin karmaşıklığını ve derinliğini gösterirken, aynı zamanda psikanalizin insan zihni ve davranışı hakkındaki anlayışımızı nasıl şekillendirdiğini de ortaya koyuyor.

  • Künye: Sigmund Freud – Bilinçaltı, çeviren: Sinan Köseoğlu, Say Yayınları, psikanaliz, 184 sayfa, 2025

Brian Clegg – Karanlık Madde ve Karanlık Enerji (2020)

Evrendeki en büyük soru işaretlerinden biri olan karanlık madde ve karanlık enerji üzerine çok iyi bir giriş.

Brian Clegg, keyifle okunan bu uzay ve astronomi kitabında, karanlık madde ve karanlık enerji üzerine bilinmesi gereken her şeyi açıklıyor ve bunun yanı sıra, astronomi ile modern fiziğin temel konuları hakkında da bizi aydınlatıyor.

Karanlık madde ve karanlık enerji, evrenin bilim insanlarına sorduğu en zor ve en tuhaf bilmecelerden biridir.

Mesela gördüğümüz ve ölçebildiğimiz şeyler evrenin yalnızca % 5’ini oluşturuyor.

Geri kalan % 95’in varlığını ise, sadece etkilerinden dolayı, sadece matematiksel hesaplamalar yoluyla anlayabiliyoruz.

Dolayısıyla bilim insanlarının evrenin bu anlaşılamayan, kayıp, gizemli kısmına “karanlık madde” ve “karanlık enerji” adlarını vermesi şaşırtıcı değil.

İşte Clegg’in enfes çalışması da, bu gizemli konuyu bizim için daha anlaşılabilir kılmasıyla çok önemli.

  • Künye: Brian Clegg – Karanlık Madde ve Karanlık Enerji, çeviren: Sinan Köseoğlu ve Ege Can Karanfil, Say Yayınları, bilim, 160 sayfa, 2020

Robert Winston – Tanrı’nın Öyküsü (2010)

Robert Winston’ın BBC’de yayımlanan ‘Tanrı’nın Öyküsü’ belgeselinin bir devamı olan elimizdeki kitabı, dinlerin çıkış noktalarını irdeliyor; insanoğlunun Tanrı fikrine nasıl ulaştığını araştırıyor.

Tarihöncesi insanların neye inandıkları; tek Tanrılı dinlerin ortaya çıkışı; dinlerdeki sapkınlıklar ve hizipler; üç büyük dinin birbirine benzeyen ve birbirinden ayrılan yönleri; dünyanın farklı dinlerinin Tanrı’ya yaklaşımı; Tanrı inancının sorgulanmaya başlanması ve modern çağda din olgusu, Winston’ın ayrıntılı bir şekilde odaklandığı birkaç konu.

Kitap, aynı zamanda bilim ve din arasındaki mücadelenin derli toplu bir tarihi olarak da okunabilir.

  • Künye: Robert Winston – Tanrı’nın Öyküsü, çeviren: Sinan Köseoğlu, Say Yayınları, bilim, 504 sayfa