Taner Artvinli – Artvin Etimoloji Sözlüğü (2022)

Taner Artvinli’nin ‘Artvin Etimoloji Sözlüğü’, Artvin’de konuşulan Türkçe, Lazca, Gürcüce, Hemşince gibi diller için yapılabilecek tekil sözlüklerin ötesinde, Artvin halk dilinin söz varlığını ortaya koyan bir etimoloji sözlüğü.

Artvin’in yöreleri arasındaki geçişler, dillerin sınırları gibi geçişli.

Dillerin, kelimelerin toplumsal yaşamın içerisinde mümkün kıldığı etkileşimler, dili değiştokuşlara ve farklılaşmalara açıyor.

Artvinli, kelimelerin ağızlar ve diller arası seyrini dereler tepeler aşarak takip ediyor, ses ve anlam dönüşümlerini gözler önüne seriyor, bizlere Türkiye coğrafyasının en özgün kesişimlerinden birinin kapılarını aralıyor.

Yaklaşık 30 yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu eser, Kudret Emiroğlu’nun Trabzon Maçka Etimoloji Sözlüğü’nden (1989) sonra Türkiye’nin ikinci “yerel etimoloji sözlüğü.”

Artvin halk dilinden derlenen yaklaşık 5.000 sözcüğün anlamları, Artvin ağızlarındaki değişik telaffuzları ve etimolojik kökenleri veriliyor.

Sevan Nişanyan, bu sözlük için şöyle diyor:

“Taner Artvinli’nin eseri, Türkiye’nin sayısız yerel lehçe ve kültürlerinden biri hakkında bugüne dek rastladığım en dürüst, en kapsamlı, en geniş ufuklu çalışma. Milli ve hamasi önyargılara, kulaktan dolma hurafelere yüz vermeden, sadece bilgi aşkıyla, yıllar boyu hem masa başında hem köy patikalarında emek vermiş yazar. Keşke bu kalibrede eserler çoğalsa. Konu sadece Artvin değil çünkü; konu, ulusal kültürün herhangi bir şubesi hakkında emek ve özveriyle neler yapılabileceğini görmek.”

  • Künye: Taner Artvinli – Artvin Etimoloji Sözlüğü, Telemak Kitap, sözlük, 580 sayfa, 2022

Massimo Recalcati – Sonsuz Öpüşme (2022)

Aşkın serüveni ve kapitalist sistemde arzunun yırtıcılığı üzerine çarpıcı bir metin.

İtalya’nın en çok okunan psikologlarından Massimo Recalcati’nin televizyonda verdiği derslerden hareketle şekillendirdiği ‘Sonsuz Öpüşme: Aşk Üzerine Kısa Dersler’, şimdiden 4 dile çevrildi ve 150.000’i aşkın okurla buluştu.

Samimi üslubu, edebiyat ve sanat tarihinden verdiği örneklerle, psikanalizi herkesin okuyabileceği ve istifade edebileceği bir şekilde icra ediyor.

Recalcati yaygın psikolojik yaklaşımların bireyci tavrının aksine, ilişkileri içinde insanı önemsiyor, bağlılık, aile ve ‘biz’ üzerinden meseleyi ele alıyor.

Dahası, istisnai olarak, kapitalizmin ve bugünkü neoliberal versiyonunun yarattığı tahribatın insana ve ilişkilerine nasıl aksettiğini tartışarak, toplumsal bir okuma sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Aşk üzerine ders vermek mümkün mü sahiden? Değil tabii ki. Aşkı açıklamak, onu bir kavrama indirgemek asla mümkün değil. Gelgelelim aşk hakkında konuşmak, aşk hakkında konuşmaya devam etmek mümkün ve gerekli. Öyle ki söz konusu aşk olduğunda, aşk hakkında konuşmaktan başka elimizden bir şey gelmediğini söylesek yeri. Tam da ne menem bir şey olduğunu bilmediğimiz için aşk hakkında bu kadar konuşuyoruz.”

  • Künye: Massimo Recalcati – Sonsuz Öpüşme: Aşk Üzerine Kısa Dersler, çeviren: Yunus Çetin, Telemak Kitap, deneme, 96 sayfa, 2022

György Lukács – Tarihsel Roman (2022)

Tarihsel romanın ortaya çıkışının toplumsal ve tarihsel koşulları üzerine eşsiz bir çalışma.

Lukács 1937-38 arası tefrika ettiği ‘Tarihsel Roman’da Walter Scott’ın açtığı çığırda yeni bir edebiyat türünün doğuşuna ve bunun Napolyon sonrası Avrupa’nın devrimci dinamikleriyle etkileşimine ışık tutuyor.

Edebiyat tarihi metodolojisi ve Marksist eleştirinin en önemli klasiklerinden olan bu eserde burjuva düzeninin tesisi ve buna paralel olarak gerçekleşen arkaik toplumsal formların tasfiyesi çağında tarihsel bilincin yaşadığı dönüşümler merkezdedir.

Manzoni, Tolstoy, Balzac, Stendhal ve birçok klasik yazarın katıldığı “halk”ların bu yeni edebi canlandırımının anlamlarını ve siyasetini bilhassa Fransız-Alman edebiyatı ve tarihi üzerinden okur.

Kitaptan bir alıntı:

“Tarihsel romanın büyük görevi, tam da halkın iç hayatını, içerisinde vuku bulan önemli akımları canlı şekilde temsil eden halk karakterlerini sanatsal olarak icat etmektir. Tarihyazımının –ki genellikle egemen sınıfların bilimidir– halk hayatının bu unsurlarını çoğunlukla bilinçli olarak ihmal etmesi, görmezden gelmesi, sıklıkla suçlayıcı şekilde çarpıtması kendiliğinden anlaşılır bir durumdur. İnsanlığın ilerlemesinin savunulmasının kuvvetli bir silahı olan tarihsel roman, insanlık tarihinin bu sahici itici kuvvetlerini gerçek yerine yerleştirme, şimdiki çağ için canlandırma gibi büyük bir görev üstlenmiştir.”

  • Künye: György Lukács – Tarihsel Roman, çeviren: İsmail Doğan, Telemak Kitap, 508 sayfa, 2022

Ahmet Cevat Emre – İki Neslin Tarihi (2022)

Giritli, İttihatçı, Şeref kurbanı, sürgün, muallim, gramerci, gazeteci, propagandacı, komünist, “İdaî”, Kemalist, Muhit naşiri, dilci, mütercim, mebus: Ahmet Cevat Emre’nin 1877’den 1961’e uzanan, Girit’ten İstanbul’a, Trablusgarp’tan Avrupa’ya, Bakü’den Moskova’ya ve sonrasında Ankara’ya uzanan maceraları ve mücadeleleri Cumhuriyet’in kurucu neslinin en özgün sayfalarından.

Şeref vapurunda sürgün bir Harbiyelidir, II. Meşrutiyet’in eğitim ve basın hayatının öncü isimlerinden olur, 1920 sonrası Türkiye Komünist Fırkası’nın baş aktörlerinden biridir, Nazım’a ve birçoklarına şeflik eder, 1928 sonrası çıkardığı dergi Muhit’te Kadro’cuları bir araya toplar, Atatürk’ün dil devrimini borçlu bildiği, emanet ettiği isim olur, Homeros’u Antik Yunancadan çevirir, Türkçe dilbilim alanında anıt eserler kaleme alır.

Yakup Kadri’nin deyişiyle solcuların döneklik, sağcıların komünistlikten aforoz ettiği ve unuttuğu Ahmet Cevat’ın hatıratı ‘İki Neslin Tarihi’ devrimler çağında bir cevelanın tanıklığıdır.

Kitapta, bu hatırata ek olarak Ahmet Cevat’ın vefatından sonra yayımlanan 1920 Moskova’sında Komünist Türkler tefrikasını ve yaşamına ışık tutacak yazı ve belgeler de yer alıyor.

  • Künye: Ahmet Cevat Emre – İki Neslin Tarihi, Telemak Kitap, anı, 580 sayfa, 2022

Jean de La Bruyère – Karakterler yahut Çağın Töreleri (2022)

Jean de La Bruyère’in 17. yüzyılın sonunda kaleme aldığı ‘Karakterler’, modern edebiyatın kurucu metinlerinden biri.

‘Karakterler’de belki de ilk kez toplum ve toplumun eleştirisi edebiyatın merkezine taşınır, sosyolojik bir göz icat edilir.

İnsan doğası, saray, inanç, aşk, devlet, servet…

La Bruyère’in altüst eden eleştirisinden herkes ve her şey nasibini alır.

Ahlakçılık kisvesiyle efendilere, krallara, ruhbana, kısacası muktedirlere yargı dağıtan La Bruyère, çağının riyakarlığına, sahteliğine, çürümüşlüğüne savaş açar.

Bize son derece tanıdık dünyasıyla ‘Karakterler’, örgütlü eblehliğin ve hamasetin karşısında modern insanın aklına mukayyet olabilmesi için bir elkitabı.

La Bruyère sarayın törelerini inceleyip, son derece cüretkâr ve keskin bir ironiyle hicvediyor.

Uzak bir diyarı anlatır gibi anlattığı bu sarayın en küçük kusurları arasında –barbarlık değilse bile– ayyaşlık, sefahat, açıktan yaltakçılık ve sahte takva sayılabilir.

Marcel Jouhandeau’nun önsözü, Roland Barthes’ın sonsözüyle.

  • Künye: Jean de La Bruyère – Karakterler yahut Çağın Töreleri, çeviren: Bedia Kösemihal, Telemak Kitap, deneme, 408 sayfa, 2022

Georges Sorel – Şiddet Üzerine Düşünceler (2022)

Georges Sorel’in ‘Şiddet Üzerine Düşünceler’i, şiddetin etkileri ve sonuçları hakkında şu ana kadar yazılmış en devrimci metinlerdendir.

Özellikle neoliberalizmin her yeri, her şeyi talan ettiği bu dönemde yeniden ve yeniden okunması gereken bir kitap.

Sorel’in ‘Şiddet Üzerine Düşünceler’i 20. yüzyılın en tartışmalı, en dehşet verici ve en tehlikeli kitaplarından biri.

Ne sol ne de sağ Sorel’in çağrısını sahiplenir, kendisinden ilham alan devrimci hareketleri dahi korkutmuştur, ekseriya deccal muamelesi görür.

Sorel şiddet, mit, genel grev kavramları etrafında ördüğü kuramıyla, modern çağın kapitalist dekadansını ve burjuva toplumunun çıkışsızlığını yarmak ister.

Avrupa’da ebedi barışın konuşulduğu fin de siècle (yüzyıl sonu) ikliminde Sorel kana bulanacak bir yüzyılın haberini verir, işçi sınıfını barbarlığın geri dönüşüne hazırlar.

İngiliz romancı J.B. Priestley, altmışını geçmiş, Légion d’honneur’lü emekli bir mühendisin nasıl olup da böyle bir kitap yazdığı anlaşılırsa modern çağ da anlaşılmış olur der.

Neoliberalizmin, geçtiğimiz yüzyılın mücadelelerinin kazanımlarını tarumar edişinin ardından devrimci sendikalizmin bu kurucu metni yeniden okunmayı ve bu kez anlaşılmayı talep ediyor.

Cana Bostan’ın sunuşu, Jacques Julliard’un önsözü, Isaiah Berlin’in sonsözü ve Anahid Hazaryan’ın çevirisiyle.

  • Künye: Georges Sorel – Şiddet Üzerine Düşünceler, çeviren: Anahid Hazaryan, Telemak Kitap, siyaset, 424 sayfa, 2022

Fatih Artvinli – Delilik, Siyaset ve Toplum (2022)

Bu kitap, 1873-1927 arası hizmet vermiş akıl hastanesi Toptaşı Bimarhanesi üzerine ender kaynaklardan.

Fatih Artvinli aynı zamanda, deliliğin sosyal tarihi, tımarhane anlatıları, deliliğin tıbbileştirilmesi ve psikiyatrinin ortaya çıkışına da odaklanıyor.

Bu eserde, 19. yüzyılın son çeyreği ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde faaliyet gösteren bir akıl hastanesinin tarihi inceleniyor.

Toptaşı Bimarhanesi’nin kurumsal tarihini modernleşme çabası eşliğinde, siyasal ve toplumsal tarihle birlikte ele alan bu çalışma aynı zamanda deliliğin sosyal tarihine, tımarhane anlatılarına, deliliğin tıbbileştirilmesine, psikiyatrinin ortaya çıkışı ve dönüşümüne odaklanıyor.

Osmanlı Devleti, 1839 yılında Tanzimat’ın ilanıyla birlikte çeşitli alanlarda reform girişimlerinde bulunurken, delilik ve tımarhaneler alanında da yeni bir nizam oluşturmaya çalışır.

İstanbul’un orta yerinde, Süleymaniye Bimarhanesi’nde başlayan ve sınırlı kalan ıslah çabaları, 1873 yılında patlak veren bulaşıcı bir hastalık gerekçe gösterilerek delilerin bir gece yarısı vapurla Üsküdar’a taşınmasıyla sonuçlanır.

Darüşşifanın bulunduğu semtin adını alan Toptaşı Bimarhanesi, 1924 yılı sonlarından itibaren bu defa Bakırköy’e taşınır.

Dolayısıyla, günümüzdeki Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Toptaşı Bimarhanesi’nin devamı, Toptaşı ise Süleymaniye Bimarhanesi’nin devamıdır; çünkü söz konusu olan sadece hastalar, çalışanlar ve malzemelerin taşınması değil aynı zamanda tarihsel ve zihinsel bir taşınmadır.

  • Künye: Fatih Artvinli – Delilik, Siyaset ve Toplum: Toptaşı Bimarhanesi 1873-1927, Telemak Kitap, tarih, 431 sayfa, 2022

Albert Memmi – Sömürgecinin Portresi, Sömürgeleştirilenin Portresi (2021)

Sömürgecinin ve sömürgeleştirilenin fizyonomisi, davranışı ve onları birbirine bağlayan dram üzerine eşsiz bir çalışma.

Albert Memmi, Fanon’la birlikte 20. yüzyılın en önemli sömürgecilik eleştirisini sunan isimlerden biri.

Memmi, ilk baskısı 1961’de yapılan ‘Sömürgecinin Portresi, Sömürgeleştirilenin Portresi’nde, sömürgecilikten tek çıkış yolunun sömürgeleştirilenlerin bağımsızlığını savunmak olduğunu vurguluyor.

Kitabın ilk bölümleri 1956 yılında, yani Cezayir savaşından önce yayımlanmıştı ve o dönem, Memmi’nin fikirlerine temkinli yaklaşılmıştı.

Oysa daha sonra Cezayir’de, Kara Afrika’da ve başka yerlerde tanık olunan bağımsızlık hareketleri, yazarın tarif ettiği ve öngördüğü birçok şeyi haklı çıkarmıştı.

Sömürgeciliğin hem sömürgeciyi hem de sömürgeleştirileni nasıl dönüştürdüğünü ele alan bir klasik olan kitap, sömürgeciliğin karmaşık doğasını ve yarattığı toplumu tasvir ediyor.

Sömürgeciliğin tahribatının sağlam bir haritasını sunan kitap, Jean-Paul Sartre’ın önsözüyle zenginleşmiş.

  • Künye: Albert Memmi – Sömürgecinin Portresi, Sömürgeleştirilenin Portresi, çeviren: Şen Süer, Telemak Kitap, siyaset, 176 sayfa, 2021