Loïc Bollache – Hayvanlar Nasıl Düşünür, İnsan Ne Görür? (2022)

Bu enfes kitap, insanlar ve hayvanlar arasındaki hiyerarşiyi yıkma girişimi olarak okunabilir.

Ekoloji profesörü Loïc Bollache ödüllü kitabında, hayvan zekâsının hiç alışık olmadığımız muazzam boyutlarını gözler önüne seriyor.

  • Eşlerini kaybeden balıklar aşk acısı çeker mi?
  • Kambur balinalar toplanmak, alanlarını sınırlamak ve yavrularıyla iletişim kurmak için çıkardıkları seslerin yayılma düzeyini ayarlayabilir mi?
  • Yunusların sosyal hafızası, yıllar sonra oyun arkadaşının ıslığını tanımaya yeter mi?
  • Ölüm farkındalığı olan filler stres altındaki türdeşlerine şefkat gösterecek duygusal zekâya sahip mi?

Uzun yıllar zeki olmadıkları kabul edilen hayvanları gözlemlediğimizde aslında bu beceriye sahip tek tür olmadığımızı ve zekânın pek çok formu olabileceğini anlarız.

Bollache, bu kitapta zekâ kavramının karmaşıklığından yola çıkıyor ve IQ gibi kriterlerle bu beceriyi sayılara indirgeyerek elde edilen sonuçların kapsayıcı olmadığının altını çiziyor.

Hayvanların dünyasının, deneyim ve becerilerinin bizim ölçümlerimizle sınıflanamayacak kadar karmaşık ve çok boyutlu olduğunu vurguluyor.

Güncel araştırmalardan hareketle zekânın çeşitliliğine değiniyor ve hayvan zekâsını iletişim, kültür, sosyal hayat ve duygusal zekâ üzerinden tanımlamaya çalışıyor.

Kurtların birbirini teselli edebilmesinden, karıncaların en kestirme yolu bulabilmesini sağlayan kolektif zekâsına, somonların çiftleşmek için doğdukları yere dönebilmelerini sağlayacak kadar kuvvetli hafızalarından, arıların dans ederek iletişim kurabilmesine kadar hayvan zekâsını tüm yönleriyle ele alıyor.

Bollache, bildiğimizi sandığımız bir dünyaya, hayvanlara ve hayvan-insan ilişkisine dair zihinlerimizde yepyeni bir pencere açıyor, sorguluyor ve düşündürüyor.

‘Hayvanlar Nasıl Düşünür, İnsan Ne Görür?’, hayvanlar âlemine bakışımızı değiştirecek, doğadaki konumumuza dair kavrayışımızı derinleştirecek ve empati gücümüzü artıracak ufuk açıcı bir kitap.

Kitabın, 2021’de Fransa’nın en prestijli ödüllerinden biri olan Fransız Akademisi Jacques Lacroix Ödülü’ne layık görüldüğünü de belirtelim.

  • Künye: Loïc Bollache – Hayvanlar Nasıl Düşünür, İnsan Ne Görür?, çeviren: Seda Sevinç, Timaş Yayınları, hayvanlar, 160 sayfa, 2022

Selim Ahmetoğlu – Devrim Günlerinde Trabzon (2022)

Osmanlı’nın en çalkantılı dönemi olan II. Meşrutiyet yıllarında Trabzon’un siyasi, sosyal ve ekonomik hayatı üzerine harikulade bir çalışma.

Selim Ahmetoğlu, tamamen birincil kaynaklara başvurarak süreci izliyor.

Osmanlı tarihinin en hızlı değişim ve dönüşüm sürecinin yaşandığı II. Meşrutiyet döneminin ilk altı yılında (1908-1914) çok kültürlü bir yapıya sahip, önemli bir ticaret kenti olan Trabzon’da yaşanan siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal olaylar aslında Osmanlı taşrasının bir aynası hükmündedir.

Ahmetoğlu’nun ‘Devrim Günlerinde Trabzon’ adlı bu çalışmasında, Osmanlı İmparatorluğu’nun İttihat ve Terakki Cemiyeti liderliğinde yaşadığı büyük değişim sürecinde Kafkasya’ya, Rusya’ya ve İran’a açılan önemli bir liman şehri olan Trabzon’da; İttihatçıların faaliyetleri, merkez ile taşranın ilişkileri, yerel eşrafın İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne ve politikalarına bakışı, cemiyetin yerel eşrafa bakışı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin siyasi, kültürel ve iktisadi politikalarının yerel ölçekteki yansımaları gibi pek çok konu ele alınıyor.

Çalışmanın ana konusu, 1908-1914 yılları arasında, İttihatçıların öncülüğünde Trabzon’da yaşanan siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal değişim ve dönüşümün ortaya çıkarılması.

Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi’nden İngiliz konsolosluk raporlarına, dönemin yerel gazetelerinden yine dönemi anlatan önemli hatıratlara kadar birçok birincil kaynak kullanılarak hazırlanan çalışma, II. Meşrutiyet döneminin Osmanlı taşrası üzerindeki yansımalarını Trabzon örneği üzerinden okumak isteyen okurlar için çok değerli bir kaynak.

  • Künye: Selim Ahmetoğlu – Devrim Günlerinde Trabzon, Timaş Yayınları, tarih, 336 sayfa, 2022

Emrah Şahin – İtikadın Peşinde (2022)

Osmanlı’daki misyoner faaliyetlerine Müslümanların gözünden bakan özgün bir çalışma.

Emrah Şahin, dönemin Müslüman-Hristiyan ilişkilerini ve Amerika’nın Osmanlılarla ilişkilerini derinlemesine inceliyor.

Yirminci yüzyılın başlarında Orta Doğu ve Balkanlar’da iki yüz civarında Amerikalı misyoner hummalı bir faaliyetin içindeydi.

1830’lardan beri dalga dalga gelen bu misyonerlere ait yüzlerce okul, hastane, yayınevi ve papaz okulu mevcuttu.

Misyoner kaynakları ve bakış açıları tarihin bu kesitine ışık tutsa da, Osmanlı yetkililerinin henüz anlatılmamış tecrübeleri de Hristiyanlık ve İslamiyet arasındaki çatışmaları anlamada en az misyonerlerin tecrübeleri kadar değerli ve önemlidir.

‘İtikadın Peşinde: Osmanlı Bürokratları ve Amerikan Misyonerleri’nin ana karakterleri arasında İstanbul’dan kıtalararası bir imparatorluğa hükmeden devlet erkânı, başkentten gelen emirleri uygulayan taşra görevlileri ve bu görevlilerle farklı ortamlarda muhatap olan misyonerler vardır.

Osmanlıların Amerikan misyonerlere karşı yaklaşımlarını ilginç bir kurguya dönüştüren Şahin, nezaret kaynaklarından zaptiye raporlarına, mahallî dilekçelerden uluslararası evraklara ve misyoner koleksiyonlarına kadar pek çok kaynağı gün yüzüne çıkarıyor.

Böylece siyasi ve sosyal çalkantılarla dolu bir dönemde Osmanlı Devleti’nin misyoner varlığını tespit ediyor ve muhataplar arasındaki etkileşimlerin bilinmeyen yönlerine ışık tutuyor.

Kitap, Osmanlı son dönemindeki Misyonerlerin uluslararası hakları, faaliyetleri, faaliyetlerinin devlet tarafından nasıl denetlendiği, Misyoner kurumlarının sahip olduğu avantajlar ve dezavantajlar, Misyoner kurumlarının meşruiyeti gibi meseleleri analiz ediyor.

  • Künye: Emrah Şahin – İtikadın Peşinde: Osmanlı Bürokratları ile Amerikan Misyonerlerinin Amansız Çekişmesi, çeviren: Sina Karagöz Şahin, Timaş Yayınları, 288 sayfa, 2022

Renata Salecl – Cehalet Tutkusu (2022)

‘Cehalet Tutkusu’, cehalet veya inkârın sosyal ve psikolojik motivasyonları ile sonuçları üzerine muazzam bir inceleme.

Renata Salecl’in kitabı, sahte haberlerin, propagandaların, siyasi söylemlerin ve tartışmaların medyaya hâkim olduğu bu zamanda özellikle okunmalı.

Bilginin ve bilgiye ulaşma yollarının yeniden tanımlandığı günümüzün hakikat sonrası, post-endüstriyel dünyasında gerçekle yalanı ayırt etmek zaman zaman imkânsız hale geliyor, bu da kasıtlı olarak bilmemeyi seçen insanların sayısının gitgide artmasına neden oluyor.

Filozof, sosyolog ve hukuk teorisyeni Salecl ‘Cehalet Tutkusu’nda, insanlık durumunun daima bir parçası olduğunu savunduğu “cehalet”i ve bağlantılı olarak “inkâr” kavramını masaya yatırıyor; hem travmatik bilgiye ulaşmaktan kaçınan insan doğasını hem de ideolojik mekanizmaları sekteye uğratacak bilgiyi inkâr yollarını insanlık durumu üzerinden açıklıyor.

Kasıtlı cehaletin bilhassa kriz anlarında olumlu bir yanının da olabileceği fikrini dile getiriyor; cehaletin güce nasıl dönüşebileceğini disiplinlerarası örneklerle aktarıyor.

Felsefeden, psikanalitik ve sosyal teoriden, popüler kültürden ve kendi deneyimlerinden yola çıkıp Lacan, Foucault, Claude Lévi-Strauss gibi isimlerin argümanlarına referanslarda bulunarak cehaletin sosyal ve psikolojik nedenlerini inceliyor; cehalet tutkusunun aşktan hastalığa, travmadan genetiğe, adli tıptan büyük veriye kadar hayatımızın pek çok alanını nasıl etkilediğine dikkat çekiyor.

Çalışma, günümüzün yaygın cehalet tutkusunu ve bunun toplumun pek çok farklı düzeyinde nasıl işlediğini araştırıp belgelemesiyle çok önemli.

  • Künye: Renata Salecl – Cehalet Tutkusu: Neyi Neden Bilmek İstemeyiz?, çeviren: Şafak Tahmaz, Timaş Yayınları, inceleme, 192 sayfa, 2022

Padovalı Marsiglio – Seküler Yönetim Üzerine Yazılar (2021)

Laiklik, kabaca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil, ifade özgürlüğü, ilerleme ve demokrasiyle birebir ilişkilidir.

Bu gerçeği henüz Orta Çağ’da keşfetmiş Padovalı Marsiglio’nun bu klasik yapıtı, daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkacak olan seküler yönetim tarzının temel taşlarını oluşturdu.

Orta Çağ Avrupası’nın önemli fikir adamlarından biri olan Padovalı Marsiglio’nun kaleme aldığı Seküler Yönetim Üzerine Yazılar isimli bu eser, yazıldığı dönemde dinî otorite ile siyasi otorite arasındaki iktidar mücadelesinin detaylarını ortaya koyarken yazarın tercihini siyasi otoriteden yana kullandığını gözler önüne sermektedir. Yazar, bu tercihini gerekçelendirirken de oldukça detaylı bir şekilde dünyevi otoritenin gerekliliği ve üstünlüğünden bahsetmektedir.

Kitap, ‘Defensor Minor’ ve ‘De Translatione İmperii’ isimlerini taşıyan iki ayrı çalışmanın Cambridge University Press tarafından ‘Writings on the Empire’ adıyla bir araya getirilmesiyle meydana gelmiş.

Yazıldığı dönem için oldukça aşırı gibi görünen bu düşünceler daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkacak olan seküler yönetim tarzının temel taşlarını oluşturdu.

Bu eser, Batı siyaset düşüncesini derinden etkileyen klasik metinlerin başında gelir.

Orta Çağ’da Kilise ile İmparatorluklar arasındaki güç mücadelesinin siyasi ve toplumsal yaşam üzerindeki etkilerinden yola çıkarak imparatorlukların yanında yer alan ve bu pozisyonunu yazdığı eserlerle sağlamlaştıran önemli bir isimdir Padualı Marsiglio.

Bu çalışmasında da Orta Çağ Avrupası için oldukça dikkat çekici ve rahatsız edici bulunan dinin dünyevi olan üzerindeki etkisinin azaltılması fikrini ortaya atmış ve detaylandırarak savunmuş.

Padualı Marsiglio’nun, imparatorluklar ile Papalık kuruşu arasındaki çekişmelerin yaşandığı bir dönemde, imparatorlukların haklı olduğunu ortaya koymak için kaleme aldığı metinleri, ilerleyen dönemlerde çizgileri netleşen laik yönetim anlayışının çerçevesini de çizdi.

Kitaptan bir alıntı:

“Ayrıca dünya hayatında mücbir yasalar oluşturma veya vaz etme veya bir şeyi yapma veya terk etme adına dünya hayatındaki insanları sıkıştırarak, bu yasalar doğrultusunda canlara veya mallara verilen ceza vasıtasıyla mücbir yargılamada bulunma otoritesi veya yetkisi, toplu veya müstakil olmaları fark etmeksizin, hiçbir piskoposa veya presbitere, ne de onlardan oluşan münferit bir meclise de ait değildir.”

  • Künye: Padovalı Marsiglio – Seküler Yönetim Üzerine Yazılar, çeviren: İbrahim Gezer, Timaş Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2021

İbn Haldun – Mukaddime (2021)

Roger Garaudy, İbn Haldun için “İslâm’ın Karl Marks’ı” demişti.

İbn Haldun’un tarihe meydan okuyan şahyapıtı ‘Mukaddime’, Arapça üç ayrı baskısından, Fransızca ve İngilizce tercümelerinden de yararlanılarak yeniden Türkçeye kazandırılan bu baskısı ise, apayrı bir güzellik.

İbn Haldun tarih felsefesinin, sosyolojinin, antropolojinin, iktisat biliminin, kısacası toplum bilimlerinin kurucu babası olarak kabul edilir.

‘Mukaddime’si, dünyanın en önde gelen bütün entelektüellerince dikkatle okunan ve pek çok devlet başkanınca fikirlerine hayran olunan bir şaheser.

Roger Garaudy, ‘İslâm Medeniyetinin İnsanlığa Katkısı’ adlı eserinde, İbn Haldun’a on sayfadan fazla yer ayırır ve onu “Descartes’ın, Montesquieu’nün Öncüsü ve İslâm’ın Karl Marks’ı” olarak görür.

Ünlü tarih felsefecisi Arnold Toynbee, “Hiç şüphesiz ‘Mukaddime’, kendi türünde, bugüne kadar hiçbir zaman, hiçbir yerde, hiçbir zihnin ortaya koyamadığı en büyük eserdir!” ifadesini kullanır.

Engels, yaptığı toplum değerlendirmelerinde ‘Mukaddime’den yararlanır ve “Hıristiyanlığın ilk dönem tarihine katkı” başlıklı makalesinde, İbn Haldun’un görüşlerinin çok özlü bir özetini sunar.

BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan, “Sadece İbn Haldun ismi bile İslâm Tarihinin ne kadar parlak bir ilim çağı yaşadığının göstergesidir!” der.

Kitabın bu çevirisi için, Arapça üç ayrı baskısından, Fransızca ve İngilizce tercümelerinden de yararlanılarak dilimize aktarılmış.

  • Künye: İbn Haldun – Mukaddime: Evrensel Tarih ve Toplum Bilimlerine Giriş, çeviren: Cemal Aydın, Timaş Yayınları, inceleme, 968 sayfa, 2021

İsmail E. Erünsal – Osmanlılarda Kitap Ticareti (2021)

Osmanlı’da sahaflık mesleği üzerine tam 792 sayfalık bir şaheser.

İsmail Erünsal, sahafların niteliklerinden sosyal statülerine, sahaf loncasının yapısından kitap ticaretinin nasıl yürütüldüğüne ve hatta kullanılan kâğıt türlerine pek çok konuyu aydınlatıyor.

Osmanlı kültür hayatında sahafların önemli bir payı olmasına rağmen bugüne kadar sahaflara dair monografik bir çalışma yapılmadı.

Dolayısıyla da sahaflığın ve kitap ticaretinin tarihî gelişimi, kitap kültürünün oluşmasındaki rolü ve bu kültürün yaygınlaşmasındaki önemi yeterince aydınlatılamadı.

Bu çalışma ise, Osmanlı’da sahafların kimlikleri, nitelikleri, sosyal statüleri, bir meslek örgütü olarak sahaf loncasının yapısı ile kitap ticaretinin nasıl yürütüldüğü, kitapların isimleri, maddi değerleri, nerelerden ve nasıl temin edildiği gibi konuları ele alıyor.

Sahaflık mesleği 19. yüzyılda büyük bir değişime uğramış, geleneksel sahafların çoğu yerini sahaf-matbaacıya ve sahaf-kitapçıya bırakmıştı.

Her ne kadar bu asırda geleneksel sahaflar, sayıları azalarak varlığını sürdürmüşse de kitap ticaretine artık matbaacılar ve kitapçı sahaflar hâkim olmaya başladı.

Bu çalışma, ‘Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar’ isimli daha önceki baskılarında ele alınan konuların, kaynakların yeniden değerlendirilmesi ve yeni araştırmalar ile ilave edilen bölümleriyle geliştirilmiş hali.

Kitap, Osmanlı’da kullanılan kâğıt türlerinden mürekkep terkiplerine, kitap fiyatlarından sahaf/kitapçı kültürüne kadar pek çok konuyu derinlemesine irdeleyen belgesel niteliğinde bir eser.

  • Künye: İsmail E. Erünsal – Osmanlılarda Kitap Ticareti: Sahaflar ve Kitapçılar, Timaş Yayınları, tarih, 792 sayfa, 2021

Ali Akyıldız – Kral Öldü, Yaşasın Kral (2021)

Osmanlı padişahlarının tahta çıkışlarıyla buna bağlı olarak gerçekleştirilen uygulama, tören ve ritüeller üzerine çok önemli bir çalışma.

Konuyu devletin kuruluşundan itibaren bir bütünlük içerisinde ele alan Ali Akyıldız, Osmanlı’nın 600 yılı aşan tarihi boyunca teşrifat kurallarıyla müesseselerin gelişimine paralel olarak cülûs ve cülûs ritüellerinde ortaya çıkan değişim ve dönüşümü ortaya koyuyor.

Çalışmanın bir diğer önemi de bu alanda yapılacak benzer çalışmalara öncülük edecek nitelikte olması.

‘Kral Öldü, Yaşasın Kral’, Osmanlı padişahlarının tahta çıkışlarını ifade eden “cülûs” kavramı bağlamında Osmanlı tarihine farklı bir açıdan bakmak isteyen okurların severek okuyacağı bir çalışma.

  • Künye: Ali Akyıldız – Kral Öldü, Yaşasın Kral: Osmanlı’da Cülus, Veraset ve Meşruiyet, Timaş Yayınları, tarih, 512 sayfa, 2021

James Ball – Sistem (2021)

İnternetin özgür, karmaşık, tehlikeli ve rahatsız edici tüm yönleri üzerine harika bir çalışma.

Pulitzer ödüllü gazeteci-yazar James Ball, eleştirel bir bakışla, bir zamanlar demokrasinin yenilikçi bir uzantısı olarak coşkuyla karşılanan internetin insanları güçlendirdiği kadar onları aynı zamanda zayıflattığını da ortaya koyuyor.

İnternet denen bu karmaşık ağın sahiplerinin, finansörlerinin ve denetleyicilerinin kimler olduğunu derinlemesine araştıran Ball, bu devasa sistemin nasıl geliştiğini, ekonomi ve politikayı kullanarak toplumu nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.

Ball, bilgisayar bilimcilerden kablolu yayıncılara, milyarder yatırımcılardan reklamcılara, aktivistlerden istihbarat kurumlarına kadar pek çok kişiyle röportaj yaparak internetin keşfedildiği ilk günden günümüze kadarki dönüşümünün kısa tarihini yazıyor.

Facebook, Google, Amazon, Apple gibi şirketlerin iç işleyişini çözümleyerek buzdağının görünmeyen yüzüne dikkat çekiyor.

Silikon Vadisi’nin karizmatik CEO’ları Mark Zuckerberg, Jeff Bezos, Larry Page gibi isimleri masaya yatırarak internetin özgür, karmaşık, tehlikeli ve rahatsız edici tüm yönlerini ortaya koyuyor.

  • Künye: James Ball – Sistem, çeviren: Yasin Konyalı, Timaş Yayınları, inceleme, 252 sayfa, 2021

Angel Karaliyçev – Sofya’dan İstanbul’a (2021)

Bir Bulgar yazarın gözünden, 1930’lu yılların İstanbul’u üzerine muhteşem bir seyahatname.

“Balkanların Çehov’u” olarak tanımlanan ve dünyanın en ünlü masal ustalarından biri olarak kabul edilen Angel Karaliyçev, masal gibi bir İstanbul anlatısıyla karşımızda.

Karaliyçev burada, Balkapan Han’dan Ayasofya’ya giden gizli tüneli, güvercinlerin camisi olarak tanımladığı Bayezid Cami’sini, İstanbul’un kurucu sütunu dediği Çemberlitaş’ı, şehirdeki Bizans izlerini, Ayasofya’yı, Kapalı Çarşı’nın rengârenk halılarını, İstanbul’un Bulgar aileleri ve tüccarlarını, Galata Köprüsü’nü, Pera’yı ve İstanbul söz konusu olunca akla gelebilecek pek çok tarihi mekânı geziyor, ayrıca şehrin insanları, toplumsal yaşamı ve kültürü hakkında ilgi çekici ayrıntılar paylaşıyor.

Köylü bir ailenin çocuğu olan Karaliyçev, ilk masal çalışmalarını 1924 yılında ‘Çavdar’ adlı kitapta toplamış.

Bu ilk kitabını, birbirinden güzel başka kitapları izlemiş.

Sevgi, dostluk, kardeşlik, dayanışma, ekmeklerini alınlarının teriyle kazanan insanlar, doğanın sessiz güzelliği Karaliyçev’in masallarının temelini oluşturur.

  • Künye: Angel Karaliyçev – Sofya’dan İstanbul’a: Genç Cumhuriyet’e Yolculuk, çeviren: Hüseyin Mevsim, Timaş Yayınları, seyahatname, 112 sayfa, 2021