Todor Yankov – İstanbul’dan İzlenimler (2022)

Todor Yankov (1865-1941), Almanya’da sosyal bilimler alanında gördüğü üniversite eğitimini doktor unvanıyla taçlandırarak döndüğü ülkesinde uzun yıllar okul müfettişliği ve lise öğretmenliği yaptı.

Aynı zamanda, basın mecrasında da birçok gazete ve dergiye yazılar yazarak başarılı sınav verdi.

Daha öğrencilik yıllarında dışa vuran yeni yerler keşfetme ve gezme merakı, ömrü boyunca kendisini terk etmeyecek olan seyahat etme tutkusuna dönüştü.

Ülke içi gezilerinde ziyaret ettiği coğrafi bölgeler ve şehirler hakkında eşsiz izlenimler aktardı.

Bulgar aydının bir resimli derginin 1898 yılına ait beş sayısında yayınladığı yazı dizisi, komşu ülke edebiyatında ilk İstanbul seyahatnamesi olma özelliğini taşımaktadır.

Bulgar yazar; batılı seyyahlara özgü yaklaşım içinde sadece kadim şehrin tarihi yerlerini ve anıtlarını gezmekle yetinmedi, ama dar ve eğri sokaklarında sokak köpekleri ve faytonlar arasında yürüdü, çarşıda pazarda dolaştı, kahvehanede kahve yudumladı, tekkede müridin tutkusuna ortak oldu.

Şehrin sıradan insanına ve parıltısız gündelik hayatına dokunma çabası, seyahatnamesine farklı renk ve lezzet kattı.

  • Künye: Todor Yankov – İstanbul’dan İzlenimler: 19. Yüzyıl Sonlarında Şehir, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, seyahatname, 80 sayfa, 2022

Hristo Brızitsov – Bir Çocuğun İstanbul Hatıraları (2021)

Bulgar gazeteci Hristo Brızitsov, 1901’de Ortaköy’de doğdu.

Brızitsov bu kitaptaki altın değerindeki anılarında, çocukluğunun altın çağını geçirdiği İstanbul ve özelde Ortaköy ve Pera’nın kozmopolit, Levanten zamanlarını anlatıyor.

Yeni bir yüzyılın başında Boğaziçi’nde hayata gözlerini açma ve çocukluğun gamsız yıllarını payitahtın orta yerinde geçirme ayrıcalığı, yazmaya meyilli her insan için bulunmaz bir nimet olmalı.

Bulgar gazeteci ve hatırat yazarı Brızitsov, bir dini kurumun yayın organı olan gazetede çalışan bir babanın oğlu olarak Ortaköy’de dünyaya geldi (1901), daha sonra da Cadde-i Kebir (İstiklal Caddesi) üzerindeki Rumeli Han’da Balkanlı, batılı, modern ve milli olduğu kadar Levanten, doğulu, geleneksel ve kozmopolit olan bir ortamda buldu kendini.

Hristo’nun çocukluğu ve ilkokul öğrenciliği İkinci Meşrutiyet, Birinci ve İkinci Balkan Savaşları gibi sarsıcı olayların yaşandığı bir döneme denk geldi.

İkinci Balkan Savaşından sonra doğduğu şehirden ayrılarak ailesiyle yerleştiği Sofya’da baba mesleğini sürdürmeye karar kıldı.

1930’lara gelindiğinde ülkesinin seçkin gazetelerinde genel yayın yönetmenliğine yükselmişti, basın alanında birçok yeniliğe imza attı.

Eylül 1944’te iktidarı ele geçiren yeni rejimin hışmına uğradı ve idam edilmekten bir tesadüf sonucunda kurtuldu; çarptırıldığı ömür boyu hapis cezasının dokuz yılını çekti, uzunca bir zaman yazması yasaklandı.

Yazmaya izin verildiğinde de, 1980’deki vefatına kadar büyük bir üretkenlik sergileyerek hatırat ağırlıklı eserler kaleme aldı.

En sevdiği ve tekrar tekrar dönerek yeniden ve farklı açılardan ele aldığı konu, doğduğu ve çocukluğun altın çağını geçirdiği İstanbul ve özelde Ortaköy ve Pera oldu.

Yaza yaza bitiremediği İstanbul’u odağına alan eserleri büyük ilgi gördü ve yüksek tirajlı yeni baskılara ulaştı.

Belleğin, yıllar geçtikçe daha da derinleşen dipsiz kuyusundan kazdığı yeni hatıra katmanlarından oluşan bu eserler arasında Bir Çocuğun İstanbul Hatıraları ilk sırayı aldı.

Eser, çocuk algısının narin ve yapmacıksız anlatımıyla payitahtın 20. yüzyıl başlarındaki halini canlandırmamıza, havasını teneffüs etmemize ve yeniden yaşamamıza keyifli bir vesile sunuyor.

  • Künye: Hristo Brızitsov – Bir Çocuğun İstanbul Hatıraları, 1901-1913, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, anı, 112 sayfa, 2021

Angel Karaliyçev – Sofya’dan İstanbul’a (2021)

Bir Bulgar yazarın gözünden, 1930’lu yılların İstanbul’u üzerine muhteşem bir seyahatname.

“Balkanların Çehov’u” olarak tanımlanan ve dünyanın en ünlü masal ustalarından biri olarak kabul edilen Angel Karaliyçev, masal gibi bir İstanbul anlatısıyla karşımızda.

Karaliyçev burada, Balkapan Han’dan Ayasofya’ya giden gizli tüneli, güvercinlerin camisi olarak tanımladığı Bayezid Cami’sini, İstanbul’un kurucu sütunu dediği Çemberlitaş’ı, şehirdeki Bizans izlerini, Ayasofya’yı, Kapalı Çarşı’nın rengârenk halılarını, İstanbul’un Bulgar aileleri ve tüccarlarını, Galata Köprüsü’nü, Pera’yı ve İstanbul söz konusu olunca akla gelebilecek pek çok tarihi mekânı geziyor, ayrıca şehrin insanları, toplumsal yaşamı ve kültürü hakkında ilgi çekici ayrıntılar paylaşıyor.

Köylü bir ailenin çocuğu olan Karaliyçev, ilk masal çalışmalarını 1924 yılında ‘Çavdar’ adlı kitapta toplamış.

Bu ilk kitabını, birbirinden güzel başka kitapları izlemiş.

Sevgi, dostluk, kardeşlik, dayanışma, ekmeklerini alınlarının teriyle kazanan insanlar, doğanın sessiz güzelliği Karaliyçev’in masallarının temelini oluşturur.

  • Künye: Angel Karaliyçev – Sofya’dan İstanbul’a: Genç Cumhuriyet’e Yolculuk, çeviren: Hüseyin Mevsim, Timaş Yayınları, seyahatname, 112 sayfa, 2021

Petır Mateev – Osmanlı Topraklarından Anılar (2020)

1850 Kazan doğumlu Petır Mateev, kabına sığmayan bir karaktere sahipti.

Maceracı ruhuna söz geçiremeyen bu Bulgar delikanlı, yabancı yerler keşfetme hayaliyle adeta yanıp tutuştuğu bir sırada İstanbul’dan atla bütün Anadolu’yu kat ederek Bağdat’a ulaşmayı hedefleyen bir İngiliz asilzade kadına refakat edecek ve badireli bir yolculuk gerçekleştirecektir.

Bu da onu kesmez.

Bu yolculuktan döner dönmez, bu sefer de, Hitit, Asur ve Babil medeniyeti uzmanı İngiliz arkeolog Dr. George Smith’e, British Müzesi adına yapacağı arkeolojik kazılarda asistanlık yapmaya başlar ve 1876 yılında dünyaca ünlü bu eksantrik arkeologla bütün Yakındoğu coğrafyasını dolaşır.

Tehlikeli salgın hastalıklar arasında ve ağır karantina şartlarında geçen bu hummalı çalışmadan önemli bilimsel sonuçlar elde edilir.

İstanbul’daki ilk Türk posta-telgraf idaresinde de görev yapan Mateev, daha sonra Şarki Rumeli Valisi Aleko Paşa’nın kançılaryasında hususi kâtipliğe getirilecektir.

İşte Mateev’in anılarından oluşan bu güzide eser, 19. yüzyıl İstanbul’unun Protestan ve Anglosakson ortamında yoğrulan bu sıra dışı Bulgar’ın 93 yıllık çalkantılı hayat serüveninin yansıması niteliğinde.

Hatırat, Osmanlı’da yabancı okullar, misyonerlik faaliyetleri, yerleşimleriyle ve yok olmaya yüz tutmuş halklarıyla 1870’lerin Anadolu coğrafyası, Hitit, Asur, Babil ve Sümer medeniyetini kapsayan arkeolojik çalışmalar, posta-telgraf idaresi, imparatorlukta önemli mevkilere yükselen Bulgar asıllı Bogoridi sülalesi, Osmanlı-Bulgar diplomatik ilişkileri, bazı spor dallarının başlangıcı ve birçok başkaca konu hakkında eşsiz bir tanıklık.

  • Künye: Petır Mateev – Osmanlı Topraklarından Anılar: 1861-1904, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, anı, 114 sayfa, 2020

Evgenia Mars – Abdülhamid İstanbul’unda Bir kadın Seyyah (2019)

Bulgar yazar Evgenia Mars, ya da gerçek adıyla Evgenia Bonçeva–Elmazova, 1907’nin Eylül ayı başlarında, diş hekimi eşi ve ünlü Bulgar şairi İvan Vazov ile birlikte İstanbul’u ziyaret etmişti.

Bu gezinin izlenimlerinden oluşan elimizdeki kitap da, dönemin İstanbul’u hakkında ilginç gözlemler barındırıyor.

Üçlü İstanbul’dayken Boğaziçi’nden Sultanahmet Meydanı’na, Büyükada’dan Taksim’e ve Kapalıçarşı’dan Ortaköy ve Galata’ya uzanan geziler yapmış, ayrıca şehirdeki Bulgarlara ait Şişli’deki Evlogi Georgiev Bulgar Hastanesi’ni, Bulgar Ruhban Mektebi’ni,  Ortaköy’deki Bulgar Ekzarhlığı’nı ve Fener’deki Demir Kilise gibi kurum ve kuruluşları ziyaret etmiş.

Kitabın bizi ayrıca ilgilendiren bölümleri arasında, geleneksel İstanbul’a dair değerlendirmeler.

Mars, Divanyolu’ndaki padişah türbelerini ziyaret etmiş, II. Abdülhamid’in Yıldız Hamidiye Camisi’ndeki Cuma selamlığı merasimini dikkatle izlemiş ve Galata Mevlevihanesi’nde semazenlerin gösterisini izlemiş.

Anlatının kimi yerlerinde yazarın Osmanlı’ya yönelik önyargılı tutumu öne çıksa da, bu seyahatnamenin 20. yüzyılın hemen başındaki Osmanlı payitahtı üzerine önemli saptamalar barındıran bir kaynak olduğunu söylemeliyiz.

Künye: Evgenia Mars – Abdülhamid İstanbul’unda Bir kadın Seyyah, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, tarih, 86 sayfa, 2019

Wanda Zembrzuska – Muhabirimiz Çanakkale Cephesinden Bildiriyor! (2019)

Bulgar gazeteci Wanda Zembrzuska, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nı izleyen tek kadın savaş muhabiri olarak haklı bir üne sahip.

1915 yazında İstanbul’a gelen Zembrzuska’nın en çok istediği şey ise, buradan hararetli çatışmaların yaşandığı Çanakkale Cephesi’ne gitmekti.

Zembrzuska kısa bir süre sonra bu fırsatı nihayet bulabildi ve yabancı üç gazeteci arkadaşıyla birlikte torpidoyla Tekirdağ üzerinden Gelibolu Yarımadası’na vardı.

Bu kitap, o süreci hem bir gazetecinin hem de bir kadının gözünden izlemesiyle, Çanakkale Savaşları ve o savaşın usta kumandanı Mustafa Kemal Atatürk hakkında yeri doldurulamaz bir kaynak.

Zembrzuska, Çanakkale’de kaldığı on gün boyunca, bomba ve havan mermileri yağmuru altında Çanakkale Cephesi’ni bütün yönleriyle anlatıyor.

Zembrzuska bu esnada, daha Sofya’dan bildiği Anafartalar Grubu Komutanı Miralay Mustafa Kemal Bey’i de karargâhında ziyaret ediyor.

Bulgar kadın gazetecinin İstanbul ve Çanakkale Cephesi’nden gazetesine gönderdiği ve eşsiz bir kaynak niteliği taşıyan röportajları yüz yıl sonra, Hüseyin Mevsim’in çeviri, sunuş ve notları eşliğinde Türkçede.

  • Künye: Wanda Zembrzuska – Muhabirimiz Çanakkale Cephesinden Bildiriyor!: Miralay Mustafa Kemal Bey’le Buluşma, Ağustos 1915, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, tarih, 80 sayfa, 2019

Hristo Stambolski – İmparatorluğun Zor Yılları (2019)

Bulgar asıllı bir Osmanlı hekimi olan Hristo Stambolski, Bulgar milli uyanışına destek verdiği için Yemen’e sürüldüğünde, yıl 1877’ydi.

Öncesinde ise Stambolski, 15 yaşında memleketi Kazanlık’tan İstanbul’a gelmiş, burada Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’de öğrencilik yapmış ve mezun olduktan sonra da aynı kurumda öğretmenlik yapmaya başlamıştı.

Görüldüğü gibi Stambolski’nin yaşadığı dönem, Sultan Abdülaziz iktidarının sürdüğü Osmanlı’nın içeride ve dışarıda büyük sorunlarla boğuştuğu en sıkıntılı dönemlerdendir.

Bu nedenle kendisinin anıları büyük öneme haiz.

Stambolski,

  • Osmanlı’nın içinde bulunduğu ekonomik buhranlar,
  • Karadağ İsyanı,
  • Hersek Vilayetindeki karışıklıklar,
  • Avrupa devletlerinin Balkanlar’daki gerilimlerden yararlanarak ülkenin iç işlerine karışması,
  • Lübnan’da Dürzilerle Maruniler arasında kanlı çatışmalar çıkması,
  • Sırbistan, Romanya ve Girit’te isyanların patlak vermesi,
  • Romanya’da Karol’un prensliğinin tanınması,
  • Sırbistan kalelerinden Osmanlı ordusunun çekilmek zorunda kalması,
  • Rum Ortodoks kilisesinden ayrılmak isteyen Bulgarların 1870’te bağımsız Bulgar kilisesinin kurmalarına izin verilmesi,
  • Özerklik ve bağımsızlık yönündeki hareketlerin Hersek’ten Bosna’ya yayılması,
  • Bulgar İsyanı,
  • Jön Türklerin giderek Osmanlı yönetiminde ağırlıklarını hissettirmeleri,
  • Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi,
  • Ve Sultan Abdülaziz’in bugün de halen tartışılan “intiharı” gibi, önemli olaylara tanıklık ediyor.

Stambolski’nin anılarını, bu zorlu ve çok ilginç döneme ilişkin belge niteliğinde bir eser olarak öneriyoruz.

  • Künye: Hristo Stambolski – Bir Osmanlı Hekiminin Anılarıyla İmparatorluğun Zor Yılları, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, anı, 404 sayfa, 2019

Hüseyin Mevsim – Diyarbakır Sürgünleri (2017)

  • DİYARBAKIR SÜRGÜNLERİ, Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, 244 sayfa, tarih

diyarbakir-surgunleri

1862-1878 yılları arasında, Bulgaristan’da ortaya çıkan isyan sonrasında 140 Bulgar, Diyarbakır’da bir hapishaneye sürgün gönderilir. Çeşitli yaş ve mesleklerden, farklı sosyal gruplardan gelen bu kişilerden bazıları, kış mevsiminin çetin geçtiği Anadolu’daki bu yolculuğu kaldıramaz. Sürgünlerin bir kısmı da, Diyarbakır’ın iklimine, havasına bir türlü alışamaz. Bu sürgünlerin önemli bir kısmı ise, ölümü dahi göze alarak Halep, İskenderun veya Erzurum ve Kafkasya üzerinden Romanya’ya firar eder. İşte bu çalışma, söz konusu sürgünlerin Anadolu ve Diyarbakır’daki günlerine dair hatıraları ile ailelerine gönderdikleri mektupları bir araya getirerek, bu sürgün sürecinin nitelikli bir resmini çiziyor. Kitap, sürgünlerin Diyarbakır’ın iklimi, coğrafi konumu, sosyal ve dini yapısı, ibadethaneleri, gündelik hayatı, geçim kaynakları ve etnik unsurları gibi konulara dair deneyim ve gözlemlerini paylaşmasıyla önemli bir tarihi vesika.

Konstantin Veliçkov – İstanbul’dan Hatıralar: 1870-1890 (2017)

  • İSTANBUL’DAN HATIRALAR: 1870-1890, Konstantin Veliçkov, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, anı, 80 sayfa

istanbuldan-hatiralar

1855-1907 yılları arasında yaşamış Bulgar şair ve yazar Konstantin Veliçkov’dan İstanbul’daki günlerine dair anı ve tanıklıklar. Galatasaray Lisesi’nin ilk mezunlarından olan Veliçkov, lise dönemindeki İstanbul ikametinin yanı sıra, ülkesindeki toplumsal ve siyasi durumdan kaynaklı olarak İstanbul’da gönüllü bir sürgün dönemi de yaşadı. Veliçkov’un anılarını sıra dışı kılan hususların başında 19. yüzyılın önemli olaylarına konusunda barındırdığı ayrıntılar ile İstanbul’a dair özgün yorumlar sunması. Bağımsız Bulgar kilisesi mücadelesinin bir meyvesi olarak Aziz Stefan Bulgar Ortodoks Kilisesi’nin inşası ile İstanbul’daki Bulgar kültürünün merkezi niteliğindeki Mısır Çarşısı’nın arkasındaki Balkapan Han’a dair keyifli bilgiler barındıran kitapta, Veliçkov’un, İstanbul ile ilgili yapılan en şiirsel metinlerden biri olarak kabul edilen ‘Çamlıca’ başlıklı yazısı da yer alıyor.