Stan Lauryssens – Dali ve Ben (2008)

  • DALİ VE BEN: SÜRREALİST BİR HAYAT, Stan Lauryssens, çeviren: Baysan Bayar, APRIL Yayıncılık, anlatı, 296 sayfa

Stan Lauryssens ‘Dali ve Ben: Sürrealist Bir Hayat’ isimli bu kitabında, yakın tarihin ünlü simalarıyla olan maceralarını anlatıyor. Belçikalı sanat eserleri komisyoncusu Lauryssens bu işini icra ederken, yolu Salvador Dali, Andy Warhol, Beatles grubu üyeleri, Frank Sinatra, Pablo Picasso ve Elvis Presley gibi birçok meşhur isimle kesişiyor. Lauryssens’in kitabı, Dali başta olmak üzere, bu ünlü şahısların pek bilinmeyen özelliklerini, onlarla nasıl tanıştığını, nasıl bir ilişki kurduğunu ve bu isimlerle yaşadığı maceraları anlatıyor. Lauryssens’in bu deneyimlerini eğlenceli ve akıcı bir dille tasvir ettiğini de belirtelim.

 

Fırat Demir (haz.) – Hâlâ Barbar mıyız? (2014)

  • HÂLÂ BARBAR MIYIZ?, hazırlayan: Fırat Demir, Edebi Şeyler Yayınları, anlatı, 117 sayfa

hala

  1. İstanbul Bienali’nin başlığı ve kavramsal çerçevesi, şair Lale Müldür’ün aynı adlı kitabından alıntılanarak “Anne, Ben Barbar mıyım?” olarak belirlenmişti. Fırat Demir’in buradan yola çıkarak hazırladığı ‘Hâlâ Barbar mıyız?’ ise, “barbarlık” temasını farklı şekil ve çağrışımlarda ele alan metinleri bir araya getiriyor. Seçkide Cemal Bali Akay, Ozan Çınar, Ayşegül Devecioğlu, Orhan Duru, Sezer Duru, Ferit Edgü, Haydar Ergülen, Ayhan Geçgin, Ahmet Güngören, Hüseyin Kıran, Ferhat Özkan, Elif Sofya, Mine Söğüt, Latife Tekin, Yalçın Tosun, Ayfer Tunç ve Murat Yalçın’ın öykü, oyun metni, deneme ve şiirleri yer alıyor.

Murat Selçuk – Kaçkarlarda Balayı (2008)

  • KAÇKARLARDA BALAYI, Murat Selçuk, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 139 sayfa

kackarlarda-balayi

Murat Selçuk’un ‘Kaçkarlarda Balayı’ isimli bu kitabı, Karadeniz’in doğasına ve değerlerine bir övgü niteliğinde. Selçuk, evliliklerinin hemen ertesinde eşiyle birlikte Kaçkarlar’a yürümeye ve tırmanmaya çıkmış. Gezinin ikisine de, hem birbirleriyle daha iyi kaynaşma hem de Karadeniz’in muhteşem doğasına tanık olmak gibi önemli faydaları olmuş. Selçuk’un gezisi kendileri için olduğu kadar, okur için de doğanın heybetini ve vazgeçilemezliğini gözler önüne sermesi açısından ilgi çekici. Yazara göre Kaçkarlar, “Her bir minik otunda ve taşında dahi kendinizi göreceğiniz panteistik ibadethane”dir.

 

Burçin Utku – Ben Bir Hemşireyim (2007)

  • BEN BİR HEMŞİREYİM, Burçin Utku, Ozan Yayıncılık, anlatı, 136 sayfa

ben-bir-hemsireyim

Alt başlığı ‘Melek Değil İnsanım’ olan ‘Ben Bir Hemşireyim’, Burçin Utku’nun hemşireliğe dair düşüncelerinden oluşuyor. “Hemşire kimdir? Ne iş yapar, ne yer, nasıl yaşar bileniniz var mı?” diye soran Utku, insanların sadece ihtiyaçları olduğunda bu kişileri anımsadığını ve mesleklerinin hâlâ hak ettiği saygınlığı kazanamadığını düşünüyor. Böylesi zorlu bir mesleğin, bu mesleği icra eden insanların ruh dünyalarına olumlu ve olumsuz etkileri, hemşirelerin özlük hakları, nöbetler, hastanelerdeki yetersiz imkânlar, Utku’nun kitabında karşımıza çıkan ayrıntılardan birkaçı.

Cemal Dindar (haz) – Nal: Bir Akıl Hastanesinin… (2007)

  • NAL: BİR AKIL HASTANESİNİN HATIRA DEFTERİ, hazırlayan: Cemal Dindar, Telos Yayıncılık, psikoloji, 378 sayfa

nal

Cemal Dindar’ın hazırladığı ‘Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri: Nal’da bir araya getirilmiş şiirler ve metinler, çoğu Bakırköy Akıl Hastanesi’nde uzun dönem yatmak durumunda kalmış kişilere ait. Kitaptaki ‘Nal’ ise, acile getirilen akıl hastalarının ilk tanıştıkları ilaçlar olan, Norodol, Akineton ve Largactil’in baş harflerinden oluşuyor. 1960’larda yayınlanmış ‘İnilti’ adlı şiir kitabı, yine aynı dönemde akıl hastanesinde yayınlanmış ‘Kendi Sesimiz’ adlı dergi, 1990’lı yılların başında yayınlanmış ‘Şizofrengi’ dergisi ve son olarak da, 90’lı yılların sonlarında yayınlanmış ‘Aura’ dergisi, Dindar’ın çalışması için yararlandığı başlıca kaynaklar.

Aydın Boysan – Ne Hoş Zamanlardı (2007)

Aydın Boysan, ‘Ne Hoş Zamanlardı’da, insana ve onun yarattıklarına dair kaleme aldıklarına, kaldığı yerden devam ediyor.

Kitapta, Boysan’ın yazıları dışında, birkaç şiiri de bulunuyor.

Boysan, kitabı için, “Bu kitabımla, çok sayıda konuyu olabildiği kadar kısaltarak, sunmak istedim. Egoistçe davrandığımı itiraf ederek diyeceğim ki, yaşadığım, gördüğüm ve düşündüğüm sahneleri anlatırken, durmadan konu değiştirdim. Mekânlar İstanbul’dan Uzay ve Evren’e, zamanlar ise çok önce’den, uzak geleceğe kadar çeşitlendi,” diyor.

Yazarın dediği gibi, kitapta birbirinden çok farklı konular yer alırken, Boysan’ın alaycı, muzip ve zeki kalemi, okur için eğlenceli metinler yaratıyor.

Kitap, insanoğlunun çeşitli hallerini, çelişkilerini, hoşluklarını, akıcı kalemi ve engin tecrübesiyle aktaran, “beşer şaşar” diyen Boysan’ın diğer kitaplarıyla aynı lezzeti taşıyor.

  • Künye: Aydın Boysan – Ne Hoş Zamanlardı, İş Kültür Yayınları, anlatı, 262 sayfa

 

Nihat Behram – Yalın Yürek Bayram Gümüş (2007)

  • YALIN YÜREK BAYRAM GÜMÜŞ, Nihat Behram, Everest Yayınları, anlatı, 210 sayfa

yalin-yurek

Nihat Behram’ın ‘Yalın Yürek Bayram Gümüş’ü, resim sanatçısı Bayram Gümüş’ü ve sanat çalışmalarını merkeze alan bir belgesel anlatı. Behram, Gümüş’ün resimlerini, “Toprakta kökü olmayan fidan gibi, hayatta kökü olmayan sanat da sahi değildir,” şeklinde tanımlıyor. Bu resimler, yalınlıkları ve izleyene sundukları zengin renk cümbüşüyle, naif sanatın iyi örneklerini oluşturur. Behram’ın anlatısı, Gümüş’ün biyografisinden hareketle, bu ismin özgün yaratı evrenine uzanıyor. Buradaki şiirsel dilin, Gümüş’ün resimleriyle buluşarak, yoğunlaştığı ve samimi bir hal aldığı gözlenebiliyor. Kitap için, edebiyat üretimine atıflar yapan, bunu yoğun şiirsel üslubuyla harmanlayan Behram’ın kalemi ile “Açıkçası ben de tanrı olsam göğü her gün başka renge boyardım,” diyen ve doğayla dil bulan Gümüş’ün resim anlayışının buluşması, bu buluşmanın da devasa bir zenginliğe dönüşmesidir denebilir.

Marcel Proust – Okuma Üzerine (2007)

  • OKUMA ÜZERİNE, Marcel Proust, çeviren: Işık Ergüden, Notos Kitap, anlatı, 71 sayfa

okuma-uzerine

İyi bir yazar oluşunun yanı sıra iyi de bir okur olan Marcel Proust ‘Okuma Üzerine’ isimli bu anlatısında, birey ile kitap arasındaki ilişkiye ve özgün psikolojik edim olarak okumaya odaklanıyor. “Bize yaşanmamış gibi gelen çocukluk yıllarımızda, çok sevdiğimiz bir kitapla geçirdiğimiz günler kadar dolu dolu yaşanmış başka zaman belki yoktur,” diyen Proust, kendi deneyimlerini merkeze alarak, okuma ediminin kendisindeki kaynaklarına, kökenlerine iniyor. Proust küçük yaşlarından itibaren okumaya başlamış ve diğer çocukların aksine daha yalnız geçen çocukluğunu kitaplarla telafi etmişti. İşte bu kitap, ünlü yazarı henüz çok erken yaşlarında etkisi altına almış okumaya dair düşüncelerini barındırmasıyla dikkat çekiyor.

Paul Kalanithi – Son Nefes (2017)

  • SON NEFES, Paul Kalanithi, çeviren: Berna Gülpınar, Altın Kitaplar

son-nefes

David Kalanithi, henüz 36 yaşında ve başarılı bir beyin cerrahı olarak çalışırken dördüncü evre akciğer kanseri olduğunu öğrenir. Şimdiye kadar hastalıkları tedavi eden doktor, artık hasta yatağında yaşam mücadelesi vermektedir. 2015’te hayata veda eden Kalanithi’nin bu dokunaklı kitabı, ölümün bizden aldıklarına dair bir ağıt niteliğinde.

Philippe Petit – Yaratıcılık (2015)

  • YARATICILIK, Philippe Petit, çeviren: Volkan Atmaca, Everest Yayınları

yaraticilik

Petit daha çok, 1974’te İkiz Kuleler’de gerçekleştirdiği ip cambazı Fransız olarak bilinse de, kendisi sihirbaz, tasarımcı ve yazar şapkalarına da sahip. Samimi üslubuyla dikkat çeken kitap, yaratıcılığı “kusursuz suç” olarak tanımlayan bu sıra dışı sanatçının özgün hayal gücünü gözler önüne seriyor.