Owen Gingerich, James MacLachlan – Nikolas Kopernik (2025)

 

Nicolaus Copernicus’un yaşamı, yalnızca bir astronomun değil, aynı zamanda bir devrimcinin hikâyesi olarak dikkat çekiyor. Owen Gingerich ve James MacLachlan, bu kısa ama yoğun kitapta, Copernicus’un bilim tarihindeki yerini yalnızca kuramsal katkılarıyla değil, dönemin kültürel, dinsel ve siyasal bağlamı içinde ele alıyor. Copernicus’un yaşadığı 15. yüzyıl sonu ile 16. yüzyıl başı, düşünsel dönüşümlerin hızlandığı, skolastik düşüncenin çözülmeye başladığı bir dönem olarak öne çıkıyor.

Yazarlar, Copernicus’un çocukluk ve eğitim yıllarını anlatırken onun yalnızca astronomiye değil, matematik, hukuk ve tıp gibi alanlara da yoğun ilgi gösterdiğini aktarıyor. İtalya’da aldığı eğitim, onun dünya merkezli Evren anlayışına eleştirel yaklaşmasını kolaylaştırıyor. Ptolemaiosçu sistemin karmaşıklığına karşın, Copernicus’un Güneş merkezli modeli daha yalın ve bütünlüklü bir çözüm sunuyor. Ancak bu çözüm, yalnızca bir gökbilim modeli olmanın ötesine geçerek, insanın evrendeki yerini de sarsıyor.

‘Nikolas Kopernik: Dünya Gezegen Olunca’ (‘Nicolaus Copernicus: Making the Earth a Planet’), Copernicus’un ‘De Revolutionibus Orbium Coelestium’ adlı başyapıtının hazırlık sürecine ve yayımlanmasındaki tereddütlerine de odaklanıyor. Gingerich’in bilim tarihi uzmanlığı sayesinde metin, teorik ayrıntılara boğulmadan okunabilir kalıyor. MacLachlan ise tarihsel anlatıyı canlı bir dile taşıyor. İki yazarın ortak çalışması, Copernicus’un yalnızca gezegenlerin düzenini değil, düşünce evrenimizi de değiştirdiğini gösteriyor.

  • Künye: Owen Gingerich, James Maclachlan – Nikolas Kopernik: Dünya Gezegen Olunca, çeviren: Mustafa Bayrak, Vakıfbank Kültür Yayınları, bilim, 152 sayfa, 2025

Marc Van De Mieroop – Hammurabi (2025)

Marc Van De Mieroop, Babil’in ünlü kralı Hammurabi’nin hayatını ve hükümdarlığını detaylı bir şekilde inceliyor. ‘Hammurabi’ (‘King Hammurabi of Babylon’), Hammurabi’nin sadece bir kanun koyucu olarak değil, aynı zamanda yetenekli bir askeri lider, diplomat ve yönetici olarak da portresini çiziyor.

Hammurabi’nin Babil tahtına yükselişi ve ilk yılları ele alınıyor. Kralın, babasından devraldığı küçük krallığı nasıl genişlettiği, siyasi ve askeri stratejileri detaylandırılıyor. Hammurabi’nin, Mezopotamya’daki diğer şehir devletleriyle olan ilişkileri, ittifakları ve savaşları inceleniyor. Özellikle Larsa, Mari ve Eşnunna gibi önemli şehir devletleriyle olan mücadeleleri ve bu mücadelelerin Babil İmparatorluğu’nun genişlemesindeki rolü vurgulanıyor.

Kitapta, Hammurabi’nin ünlü kanunları, yani Hammurabi Kanunları’nın ortaya çıkışı ve içeriği detaylandırılıyor. Kanunların, Babil toplumunun yapısını, adalet anlayışını ve günlük yaşamını nasıl şekillendirdiği analiz ediliyor. Kanunların sadece cezalandırıcı değil, aynı zamanda koruyucu ve düzenleyici bir işlevi olduğu vurgulanıyor.

Hammurabi’nin yönetim anlayışı, bürokrasisi ve ekonomik politikaları ele alınıyor. Kralın, tarım, ticaret ve sulama sistemleri gibi alanlarda yaptığı reformlar, Babil ekonomisinin güçlenmesine nasıl katkı sağladığı inceleniyor. Hammurabi’nin, merkezi bir yönetim kurma çabaları ve bu çabaların Babil İmparatorluğu’nun istikrarına etkisi değerlendiriliyor.

Kitapta, Hammurabi’nin kişisel özellikleri, karakteri ve dönemin kültürel atmosferi hakkında da bilgiler veriliyor. Kralın, mektupları, yazıtları ve diğer tarihi kaynaklar aracılığıyla portresi çiziliyor. Hammurabi’nin, tanrılarla olan ilişkisi, dini inançları ve dönemin mitolojik dünyası hakkında da bilgiler sunuluyor.

Son olarak kitap, Hammurabi’nin mirasını ve Babil İmparatorluğu’nun sonraki dönemlerini ele alıyor. Hammurabi’nin, Mezopotamya tarihinde nasıl bir iz bıraktığı, kanunlarının ve yönetim anlayışının sonraki medeniyetlere etkisi değerlendiriliyor. Kitap, Hammurabi’nin sadece bir kral değil, aynı zamanda bir medeniyetin kurucusu ve şekillendiricisi olarak da önemini vurguluyor.

  • Künye: Marc Van De Mieroop – Hammurabi, çeviren: Bülent O. Doğan, İş Kültür Yayınları, biyografi, 176 sayfa, 2025

Gerald Martin – Gabriel García Márquez (2025)

Gerald Martin’in kaleme aldığı ‘Gabriel García Márquez’ (‘Gabriel García Márquez: A Life’) adlı eser, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazarın hayatını ve edebi yolculuğunu detaylı bir şekilde ele alıyor. 1927’de Kolombiya’da doğan ve 2014’te Meksika’da hayata veda eden Gabriel García Márquez, Latin Amerika edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir.

Kitap, Márquez’in çocukluğundan başlayarak, gazetecilik yıllarını, edebi kariyerinin yükselişini, siyasi görüşlerini ve özel hayatını okuyuculara aktarıyor. Yazarın ailesiyle olan ilişkileri, arkadaşlıkları, aşkları ve hayal kırıklıkları, eserlerinde de izlerini bulduğu önemli olaylar olarak öne çıkıyor.

Márquez’in en bilinen eseri olan ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ın yazılma süreci, yazarın bu romanla olan özel bağı ve eserin dünya çapında yankı uyandırması kitapta geniş bir şekilde yer alıyor. Ayrıca ‘Kolera Günlerinde Aşk’, ‘Başkan Babamızın Sonbaharı’ gibi diğer önemli eserlerinin de yazılma aşamaları ve temaları hakkında bilgiler sunuluyor.

Kitap, Márquez’in sadece bir yazar olarak değil, aynı zamanda bir gazeteci, bir aktivist ve bir entelektüel olarak da portresini çiziyor. Yazarın Latin Amerika’daki siyasi çalkantılara karşı duruşu, Küba Devrimi’ne olan desteği ve ülkesi Kolombiya’daki çatışmalara yönelik eleştirileri kitapta önemli bir yer tutuyor.

Gerald Martin, Márquez’in hayatını anlatırken, yazarın kişisel özelliklerini, tutkularını, korkularını ve zaaflarını da gözler önüne seriyor. Márquez’in arkadaş canlısı, esprili ve sıcakkanlı kişiliği, ailesine olan düşkünlüğü ve edebiyata olan tutkusu kitapta vurgulanan özelliklerinden bazıları.

Kitap, yazarın hayatına ve eserlerine dair kapsamlı bir bakış sunarken, Latin Amerika edebiyatının ve siyasi tarihinin de önemli bir dönemine ışık tutuyor. Kitap, Márquez’in edebi dehasını ve kültürel mirasını anlamak isteyenler için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Gerald Martin – Gabriel García Márquez, çeviren: Zeynep Alpar, İş Kültür Yayınları, biyografi, 720 sayfa, 2025

Murat Beşer – Nesrin Sipahi (2025)

Murat Beşer’in kaleme aldığı “Nesrin Sipahi: Sahnelerin, Radyoların, Plakların Hanımefendisi’, Türk müziğinin zarif ve unutulmaz sesi Nesrin Sipahi’nin sadece müzikal yolculuğunu değil, aynı zamanda bir dönemin kültürel dokusunu da aydınlatan bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Yeşilköy’ün sakin sokaklarından başlayıp, radyoların büyülü dünyasına, plak kayıtlarının ölümsüz seslerine, görkemli turnelere ve ışıltılı gazinolara uzanan bu muazzam başarı öyküsü, Sipahi’nin hayatının sadece bilinen yönlerini değil, aynı zamanda onun derin ve çoğu zaman gizli kalmış yönlerini de gün yüzüne çıkarıyor.

Kitap, sanatçının kariyerinin zirvelerinden, kurduğu samimi dostluklara, sıkı sıkıya bağlı olduğu aile ilişkilerinden, hayatının renkli ve unutulmaz anılarına kadar geniş bir yelpazede detaylar sunarak, okuyucuyu adeta bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Bu yolculuk, sadece Nesrin Sipahi’nin hayatının bir portresini çizmekle kalmıyor, aynı zamanda bir dönemin kültürel portresini de gözler önüne seriyor.

Burhan Felek’in “müziğimizin yüz akı” olarak tanımladığı Nesrin Sipahi’yi yakından tanıyanlar için bu kitap, nostaljik bir zevk sunarken, yeni nesiller için de ilham verici bir müzikal yolculuk vaat ediyor. Sipahi’nin hayatı, sadece müzikle değil, aynı zamanda bir dönemin sosyal ve kültürel yaşamıyla da iç içe geçmiş bir hikâye olarak okuyucunun karşısına çıkıyor. Bu kitap, Nesrin Sipahi’nin sadece bir sanatçı olarak değil, aynı zamanda bir insan olarak da ne kadar özel ve değerli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:
“Nesrin Sipahi, hem radyoda, hem plak dünyasında, hem de sahnelerde gerçek bir yıldızdı. (…) Tüm yeteneğine rağmen son derece mütevazı ve sakin bir karaktere sahipti. Ekolünün yegâne temsilcisi ve bir daha benzeri gelmeyecek biriydi o.”

  • Künye: Murat Beşer – Nesrin Sipahi: Sahnelerin, Radyoların, Plakların Hanımefendisi, İletişim Yayınları, biyografi, 184 sayfa, 2025

Armin Hermann – Werner Heisenberg (2025)

Armin Hermann’ın ‘Werner Heisenberg’ adlı biyografisi, 20. yüzyılın en önemli fizikçilerinden biri olan Werner Heisenberg’in hayatını ve bilimsel çalışmalarını detaylı bir şekilde ele alıyor. Kitap, kuantum fiziğinin temel taşlarından biri olan belirsizlik ilkesini ortaya atan Heisenberg’in hem kişisel hayatına hem de bilimsel kariyerine derinlemesine bir bakış sunuyor.

Hermann, Heisenberg’in çocukluğundan başlayarak, Göttingen ve Kopenhag’daki akademik kariyerine, II. Dünya Savaşı sırasında Almanya’daki nükleer fizik araştırmalarına ve savaş sonrası dönemdeki bilimsel ve siyasi faaliyetlerine kadar geniş bir zaman dilimini kapsıyor. Heisenberg’in, kuantum fiziği üzerine yaptığı çalışmalarla fizik dünyasında yarattığı devrim ve bu çalışmaların felsefi ve etik boyutları üzerine de önemli tespitlerde bulunuyor.

Kitap, Heisenberg’in sadece bir bilim insanı olarak değil, aynı zamanda döneminin siyasi ve sosyal olaylarına duyarlı bir figür olarak da portresini çiziyor. Heisenberg’in Nazizm dönemindeki tutumu, savaş sonrası dönemdeki bilim insanı sorumluluğu ve atom bombası projesindeki rolü gibi konulara da yer veriliyor.

Hermann’ın biyografisi, kuantum fiziğinin gelişimini ve bu alandaki önemli bilim insanlarından birinin hayatını anlamak için önemli bir kaynak. Kitap, Heisenberg’in sadece bilimsel başarılarını değil, aynı zamanda yaşadığı dönemin zorluklarını ve kişisel mücadelelerini de gözler önüne seriyor. Heisenberg’in belirsizlik ilkesi gibi çığır açan kavramlarını, kuantum mekaniğinin temellerini ve bu teorinin felsefi sonuçlarını merak edenler için bu kitap, derinlemesine bir inceleme sunuyor.

  • Künye: Armin Hermann – Werner Heisenberg 1901-1976: Kuantum Kuramının Kurucularından Heisenberg’in Yaşamı, çeviren: Zekeriya Aydın, Alfa Yayınları, biyografi, 200 sayfa, 2025

Paul Stephenson – Büyük Konstantin (2025)

Paul Stephenson’ın bu eseri, Roma İmparatoru Konstantin’in hayatını ve özellikle Hristiyanlığa geçişini detaylı bir şekilde inceliyor. Kitap, Konstantin’in sadece siyasi bir lider değil, aynı zamanda Hristiyan dünyası için de dönüm noktası olan bir figür olduğunu vurguluyor.

Stephenson, Konstantin’in çocukluğundan başlayarak, Roma İmparatorluğu’nun içine düştüğü kargaşa dolu dönemi ve Konstantin’in bu kargaşadan nasıl sıyrılıp imparatorluğun tek hâkimi haline geldiğini anlatıyor.

Yazar, Konstantin’in zaferlerinin arkasındaki askeri dehayı ve siyasi zekayı gözler önüne sererken, aynı zamanda onun Hristiyanlığa olan ilgisinin ve bu dinin imparatorluk üzerindeki etkilerinin de altını çiziyor.

Kitapta, Milvian Köprüsü Muharebesi öncesinde Konstantin’in gördüğü iddia edilen vizyon ve bu vizyonun Konstantin’in Hristiyanlığa olan inancını nasıl etkilediği gibi önemli olaylara da yer veriliyor. Stephenson, Konstantin’in Hristiyanlığı devlet dini ilan etmesi ve bu kararın Roma İmparatorluğu’nun geleceği üzerindeki derin etkilerini analiz ediyor.

Yazar, Konstantin’in Hristiyan dünyası için neden bu kadar önemli bir figür olduğunu açıklamak için, onun Hristiyanlığın yayılmasındaki rolünü, kilise konseylerindeki etkinliğini ve Hristiyanlık ile devlet arasındaki ilişkiyi şekillendirmesindeki çabalarını detaylı bir şekilde inceliyor.

Stephenson’ın kitabı, Konstantin’i sadece bir imparator olarak değil, aynı zamanda Hristiyanlığın tarihini şekillendiren önemli bir figür olarak sunuyor.

Kitap, hem tarih meraklılarına hem de Hristiyanlık tarihi üzerine çalışanlara hitap edecek nitelikte.

  • Künye: Paul Stephenson – Büyük Konstantin: Yenilmez İmparator, çeviren: Gürkan Engin, Kronik Kitap, biyografi, 464 sayfa, 2025

Willem-Jan Verlinden – Van Gogh’un Kız Kardeşleri (2024)

Sanat tarihinin en önemli isimlerinden olan Vincent Van Gogh’un hüzünlü hayat hikâyesi ve trajik ölümü birçok kitaba konu oldu.

Türkçe okurun ‘Sevgilim Londra: Vincent Van Gogh’un Londra’sında Gezinti’ adlı kitabıyla tanıdığı Willem-Jan Verlinden, bu kez büyük ressamın kız kardeşlerini anlatıyor.

Dünyanın bugün de en çok konuşulan ressamlarından biri olan Van Gogh’un hayatının ve sanatının şekillenmesinde kız kardeşlerinin büyük etkileri oldu.

Van Gogh aile arşivlerinde daha önce yayınlanmamış yazışmaları inceleyerek Vincent’in üç kız kardeşini ağabeylerinin gölgesinden çıkartan bu özenli biyografi çalışması onların hayallerini, hayal kırıklıklarını ve kederlerini resmederken, aynı zamanda Vincent van Gogh’un hayatına ışık tutuyor.

Dönemin Avrupası’nı, o dönemde kadınların hayatını ve bu büyük ressamı tanımak isteyenler ve sanat meraklıları için kaçırılmayacak bu kitap, birçok fotoğraf ve resim de içeriyor.

  • Künye: Willem-Jan Verlinden – Van Gogh’un Kız Kardeşleri, çeviren: Füsun Özlen, Güldünya Yayınları, biyografi, 288 sayfa, 2024

Carlos Collado Seidel – Franco (2024)

“Flütü andıran tiz sesi” ile hiç de karizmatik görünmeyen, taşralı, kompleksli bir subay, nasıl oldu da İspanya’yı 36 yıl boyunca diktatör olarak yönetebildi?

Hatta, bir rejime ve ideolojik “sisteme”, Frankizme adını verebildi?

Carlos Collado Seidel, ayrıntılı çalışmasında, Francisco Franco Bahamonde’nin, yani General Franco’nun hayatını, askerî ve siyasi eylemlerini, fikriyatını, zihniyet dünyasını ve özel hayatını anlatıyor.

Franco biyografisi, modern İspanya’nın tarihidir ve İspanya İç Savaşı’nın da tarihidir.

Franco’nun biçimlenmesinde büyük etkisi olan Fas’taki sömürgeci gayri nizami “kirli” savaşın, İspanya İç Savaşı’nı nasıl doğrudan doğruya etkilediğini görürüz.

Frankizm, “klasik” faşizmlerden daha uzun ömürlü olmuş bir tür faşizmdi.

Franco’nun faşizmi, korporatist Falanjist ideoloji ile dinî (Katolik) unsurları eklektik biçimde bir araya getirmişti.

Franco’nun Soğuk Savaş döneminde İspanya’ya dünya siyasetinin kuytusunda nasıl bir yer açtığını, “Mason-Yahudi komplosu” takıntısıyla nasıl kapitalizmi “kontrol altında” tutmaya çalıştığının yanı sıra, İspanya’nın Frankizmden çıkış hikâyesini ve bu ağır geçmişle hesaplaşma deneyimini de görüyoruz.

Kitaptan bir alıntı:

“Franco, faşist damgasını taşıyan diktatörler arasında [faşizmlerin] çöküşünden yara almadan kurtulan ve pek çok kişi tarafından ‘Batı‘nın muhafızı‘ olarak hatırlanan tek kişiydi.”

  • Künye: Carlos Collado Seidel – Franco: General, Diktatör, Efsane, çeviren: Emre Adıyaman, İletişim Yayınları, biyografi, 272 sayfa, 2024

David A. Bell – Napoléon (2024)

Napoléon Bonaparte’ın iki yüzyıldır pek çok biyografi yazarının ilgisini çekmiş olması şaşırtıcı değildir.

Hayatı olağanüstü önemli, çok ama çok büyüleyiciydi; başta Fransız Devrimi olmak üzere dünya tarihindeki en tartışmalı ve sürekli yeniden yorumlanan olaylardan bazılarıyla da bağlantılıydı.

David A. Bell, kitabının girişinde mevcut biyografilerin birçok olumlu özellik taşımasının yanında, her okuyucunun bu hacimli kitapları okuyabilecek vakti ve sabrının olmayabileceğini söylüyor.

Okurun ayrıntılar deryasında kaybolmasına neden olmaktansa, Napoléon’un gerçeğe sadık, okunabilir bir portresini sunmaya, uzmanlık sahibi olmayanlara da hitap eden özlü bir eser ortaya koymaya gayret ettiğini belirtiyor.

1769’da Korsika’da doğan Napoléon, 1821’de çok daha küçük bir adada, Saint Helena’da sürgünde hayata gözlerini yummuş olsa da ölümünden sonra da adı ve şöhreti etrafında mücadeleler yürütülmeye devam etmiştir; aslında bunları da onun hikâyesinin bir parçası saymak gerekir.

Bu hikâyede, Fransa’da ve başka ülkelerde bugün bile muazzam etkisini koruyan kurumların inşasının yanı sıra, inanılmaz bir seviyeye varan can kayıpları ve yıkımlar da vardır.

  • Künye: David A. Bell – Napoléon: Kısa, Büyüleyici Bir Hayat, çeviren: Tansel Demirel, Koç Üniversitesi Yayınları, biyografi, 176 sayfa, 2024

Ernst Bloch – Thomas Münzer (2024)

Yirminci yüzyıla yön veren filozoflardan Ernst Bloch, yola koyuluşun, hareketin, direncin ve öngörü bilincinin düşünürüydü.

Onun umut, dimdik yürüme ve somut ütopya ana-motifleri çalkantılı 1960’ların tartışmalarına da nüfûz etti.

Bloch’la birlikte, felsefi düşüncenin keşfedilenin haritasını çıkarmaktan daha fazlasını ifade ettiğini öğrenebiliriz.

Yaşanan ânın karanlığı ve henüz-olmamanın ontolojisi, “bir tür” aklın kural-koyucu düzenlemesine izin vermeyen ve çağdaş toplumdaki derin değişimler karşısında yeni bir ışıkta ortaya çıkan düşünce kategorilerini ifade eder.

Bloch’u (tekrar) okumanın zamanı geldi.

Felsefenin temel soruları ile toplumun ve kültürün sorunları üzerine ortaya koyduğu düşünceler sizi bunu yapmaya davet ediyor.

‘Thomas Münzer’, alışılagelmiş bir biyografi değil kesinlikle.

Bloch’un izini sürdüğü büyük Alman köylü savaşında Münzer’in somut teolojik talebi, coşkulu, radikal demokratik ve geleceğe ait, henüz sırası gelmemiş bir tarihselliği içerir.

Yenilgiye rağmen umudun yaşadığı, resmî kiliselerle karşılaştırıldığında önümüzü meşale gibi aydınlatan bir karizmada belirginleşen somut bir ütopya.

  • Künye: Ernst Bloch – Thomas Münzer: Devrimin Teoloğu, çeviren: Tarık Kayakan, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 224 sayfa, 2024