Andreas Franghias – Avlu (2007)

  • AVLU, Andreas Franghias, çeviren: Berin Myisli, Yapı Kredi Yayınları, roman, 436 sayfa

Andreas Franghias’ın ‘Avlu’su, 2. Dünya Savaşı’nın yıkıntıları arasındaki Atina’da, yoksul bir mahallede yaşayan insanları hikâye ediyor. Çok para kazanma hayalleriyle yanıp tutuşan sokak satıcısı Eftihis; taşrada öğretmenlik yapan kocasından hatıralarına sığınan Lukia; direniş zamanının yiğitlerinden muhasebeci Andonis; siyasi suçlu, kendinden kaçak Angelos ve onu muazzam bir aşkla bekleyen İsmini, romanda okuyucunun karşısına çıkacak bazı isimler. Savaş gibi muazzam bir çöküşün içinde yer alan bu insanlar, geleceğin belirsizliği ve geçmişin kâbuslarına saplanmıştır.

Susan Hill – Temiz Kalpler (2010)

  • TEMİZ KALPLER, Susan Hill, çeviren: Kerem Işık, Yapı Kredi Yayınları, roman, 463 sayfa

Susan Hill imzalı ‘Temiz Kalpler’, Başmüfettiş Simon Serrailler’in ikinci macerasıyla okurun karşısına çıkıyor. İngiltere’nin ufak bir katedral kasabası olan Lafferton’da geçen roman, küçük bir çocuğun kaçırılması ve devamında yaşanan olayları hikâye ediyor. Hill romanını, “suçlu kim?” sorusunun yanıtından çok, farklı durumlara savrulan karakterlerinin yaşadığı olaylar üzerine inşa etmiştir diyebiliriz. Böylece Serrailler kendini, evinin kapısının önünde beklerken kaçırılan bir çocuk, ölümle yaşam arasında gidip gelen bir kadın ve suçtan uzak durup durmamak konusunda ikilem içinde olan bir adam gibi ilginç hayatların içinde bulacaktır.

David Foenkinos – Ahmaklığın Devrik Hali (2007)

  • AHMAKLIĞIN DEVRİK HALİ, David Foenkinos, çeviren: Orkun Yeltepe, + 1 Kitap, roman, 191 sayfa

‘Ahmaklığın Devrik Hali’, “Romantik aşıklar için, utanç verici bir aylaklık ve ahmaklık hikâyesi” girizgâhıyla başlıyor. Romanın başkahramanı Conrad, umutsuz bir aşık, berbat hediyeler seçen bir sevgili ve Milan Kundera’nın yeğeni olduğunu iddia edecek kadar hayalperest biridir. Sevgililer gününü yeni arkamızda bıraktığımız şu günlerde, aşk hakkındaki duygu ve düşüncelerimiz de aklımızın bir köşesinden geçmiştir. Bu tarz ikili ilişkilerde acı başat duygu olsa da, Foenkinos, bu duygunun soytarılığa ve ahmaklığa varan yönüyle ilgileniyor. Romanın başkahramanı Conrad düşünüldüğünde, kendisi hem acı çeken bir bireyi, hem de romantizminin alay edilecek sınır tanımazlığıyla dikkat çeken bir isim. Foenkinos’un romanının ilgi çekiciliğin, tamamıyla kahramanının bu iki yönünü eşelemesi ve böylece hem romantiklere hem de akılcılara hitap etmesiyle sağlandığı söylenebilir.

Thomas Harris – Hannibal Doğuyor (2007)

  • HANNIBAL DOĞUYOR, Thomas Harris, çeviren: Pınar Öcal, Altın Kitaplar, roman, 303 sayfa

Thomas Harris, edebiyatta ve televizyonda büyük başarı yakalayan Hannibal’ın yaratıcısı. New York’ta Associated Press’in editörlüğünü yapan Harris, Amerika ve Meksika’daki suç örgütleri hakkında yazdığı haberlerle yazarlığa adım attı. 1975’te yayımlanan ‘Kara Pazar’ ile yazarlığa adım atan Harris, 1981’deki ‘Kızıl Ejder’i ve 1988 yılında yayımlanan ‘Kuzuların Sessizliği’ ile büyük bir üne kavuştu. ‘Hannibal Doğuyor’ da, isminden de anlaşılacağı gibi, Hannibal Lecter karakterinin gençliğini, doğuşunu hikâye ediyor. Hannibal’i, ünlü bir ressam olan amcası Rusya’da bir yetimhanede bulur ve beraberinde Fransa’ya getirir. Orada amcası ve yengesi Lady Murasaki ile birlikte yaşamaya başlar. Yengesinin yardımıyla sağlığına kavuşan Hannibal, Fransa’da tıp fakültesine de kabul edilir. Hannibal, tıp bilgisinin de yardımıyla bir ölüm meleğine dönüşecektir.

J. Claude Carrière – Einstein, Lütfen (2007)

  • EINSTEIN, LÜTFEN, J. Claude Carrière, çeviren: Yaşar İlksavaş, Doğan Kitapçılık, roman, 119 sayfa

J. Claude Carrière’in ‘Einstein, Lütfen’i, Albert Einstein’ı hikâye eden bir otobiyografik roman. Romanda Einstein ölmemiş ve öngördüğü zaman yolculuğu bir hayal olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşmüştür. Roman, kahramanı Einstein’ın geçmişini, fizik alanındaki çalışmalarını kendi ağzından aktaran bir kurguyla oluşturulmuş. Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de en çok özlemi duyulan şey zamanın sınırlarından kurtulmaktı. Einstein bu özlemini, fizik alanındaki çalışmalarıyla yapmaya çalıştı. Bu romanda da, edebiyatta daha önce birçok yazar tarafından denenmiş örneği bulunan, zaman gerçekliğinin -veya yanılsamasının- tersyüz edilmesi çabasıyla karşı karşıyayız.

Kaan Arslanoğlu – Öteki Kayıp (2007)

  • ÖTEKİ KAYIP, Kaan Arslanoğlu, İthaki Yayınları, roman, 294 sayfa

Kaan Arslanoğlu’nun ‘Öteki Kayıp’ı, ilk olarak 2003 yılında yayımlanmıştı. Yazarın kendine has yönü, Psikiyatri bilgisini romanlarının psikolojik unsurlarını oluştururken iyi kullanmasıdır. Bu roman da, yabancılaşmayı, mültecileri ve kayıp ruhları hikâye ediyor. Gündelik hayatın beraberinde getirdiği sıkıntının, insanları hayatın öteki ucuna götürmesi ve insanların bu sıkıntıyı atlatmak için gösterdikleri çaba romanın asıl konusu. Yazarın, Türkiye’nin zihniyet yapısını da eleştirdiği bu romanda, kimlik, etnisite, mülteciler gibi sorunlara da, psikolojik ve kültürel açılardan odaklanıyor.

Humberto Constantini – Francisco Sanctis’in Uzun Gecesi (2007)

  • FRANCISCO SANCTIS’İN UZUN GECESİ, Humberto Constantini, çeviren: Alaz Pesen, Yordam Kitap, roman, 159 sayfa

Arjantinli şair ve yazar Humberto Constantini, ülkesindeki politik baskılar yüzünden 1976 yılında ükesini terk etmek zorunda kalmıştı. Yazarın ilk olarak 1984 yılında yayımlanan bu romanı, politik gerilim unsurlarının kuruluşuyla dikkat çekiyor. Evli, üç çocuklu, klasik müzik tutkunu, kendi halinde bir muhasebecinin hayatı, eski bir kız arkadaşından aldığı telefonla değişir. Telefonun peşinden Buenos Aires’in uykusuz barlarına ve işçi mahallelerine giden muhasebeci, burada hem bir kahraman olacak hem de tekdüze, sıradan hayatıyla hesaplaşacaktır.

Veysel Dikmen – Kayıp Ruhlar Cenneti (2010)

  • KAYIP RUHLAR CENNETİ, Veysel Dikmen, Cem Yayınevi, roman, 840 sayfa

Hatırlanacağı gibi ‘Büyük Ölüler Meydanı’, Veysel Dikmen’in daha önce yayımlanmış romanlarından biriydi. Yazar söz konusu romanında, Osmanlı tarihinin olduğu kadar, günümüze gelen yansımalarıyla da önemli roller üstlenmiş İttihat ve Terakki partisinin hikâyesini anlatmıştı. Dikmen, son romanı ‘Kayıp Ruhlar Cenneti’nde de, yine benzer bir zamanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerini ele alıyor. Yeniçeri kıyımından 1. Dünya Savaşı’na uzanan süreçte geçen roman, dönemin başlıca aktörlerini de kurguya dahil ediyor; iç karışıklıkların ve büyük başarısızlıkların ortadan kaldırdığı bir imparatorluğun trajik hikâyesini okurlarına sunuyor.

Janet Frame – Baykuşlar Öterken (2010)

  • BAYKUŞLAR ÖTERKEN, Janet Frame, çeviren: Z. Ceyil Özmen, Yapı Kredi Yayınları, roman, 199 sayfa

Janet Frame ilk romanı ‘Baykuşlar Öterken’de, baş kahramanı Daphne’nin hayatla arasındaki büyük uçurumu hikâye ediyor. Yeni Zelanda kırsalında bir işçi ailesinin ferdi olan Daphne, oldukça hassas ve duygusaldır. Daha baştan, toplumun baskıcı kurallarına boyun eğmeyen Daphne, bu hayata uyum sağlamakta zorlanmaktadır. Fakat Daphne’nin bunun için verdiği bedel, çok ağır olacaktır. Zira gaddarlığıyla toplum, onu delilikle suçlayıp akıl hastanesine kapatır. Frame’in romanı, genç kızın şiirsel ve renkli iç dünyasını merkeze alarak, çürümüş toplumun bir safra gibi kendi dışına ittiği ötekilerin yaşadığı telafi edilemez yıkımı tasvir ediyor.

Jorge Amado – Tereza Batista (2007)

  • TEREZA BATISTA, Jorge Amado, çeviren: Müntekim Ökmen ve Seçkin Selvi, Can Yayınları, roman, 514 sayfa

‘Ölü Deniz’, Jorge Amado denince ilk akla gelen romanlardan. ‘Mucizeler Dükkanı’, ‘Sonsuz Topraklar’ ve ‘Gecenin Çobanları’ysa, Amado’nun Türkçede yayımlanmış diğer eserleri. ‘Tereza Batista’ ise, Brezilya’nın Bahia bölgesinde, romanla aynı isimdeki kadın kahramanının hikâyesine dayanıyor. Amado burada, yoksulluk ve köleliğin acımasız dünyasından kölecilik yanlılarına, zorba soylulara başkaldıran, bir fahişeler ordusunu savaşa karşı greve götüren bu kadın kahramanın serüvenlerini anlatıyor. Latin Amerika’nın tarihinde devrimler hiç eksik olmadı. Tereza Batista da, bu devrimlere öncülük etmiş önemli bir kadın figür olarak tarihteki ve okuyucunun karşısındaki yerini alıyor.