Uygar Şirin – Karışık Kaset (2014)

Yakın zamanda sinemaya da uyarlanan, iki gencin naif aşkına, Türkiye müziğinin son kırk yılının öne çıkan isimlerini misafir eden bir roman.

Uygar Şirin müzikli romanı ‘Karışık Kaset’te, özellikle 90’larda gençler arasında yaygın olan karışık kasetlerine; Erkin Koray, Sezen Aksu, MFÖ ve Mirkelam gibi dönemin pek çok ünlü isminin şarkılarını kaydediyor.

  • Künye: Uygar Şirin – Karışık Kaset, Kırmızı Kedi Yayınevi

André Aciman – Sekiz Beyaz Gece (2008)

Noel partisinde tanışan bir adamla kadının, duygusal karmaşalar, gerilim ve tutkuyla ilerleyen ilişkisi.

Partiden sonraki yedi gün boyunca, her akşam sinemada buluşan ikilinin erkek tarafı, başlarda fazlasıyla temkinlidir.

Fakat kısa bir süre sonra, kadın ve erkeğin iletişimi görkemli bir mecraya doğru evrilir.

  • Künye: André Aciman – Sekiz Beyaz Gece, çeviren: Z. Ceyil Özmen, Yapı Kredi Yayınları

William Gaddis – Agapeye Ağıt (2014)

Son günlerini yaşayan bir adamın -bu kitabın yazarı gibi-, Batı kültürünün görkemli çöküşüne sayıp söven, öfkeli monoloğu.

Okunmaya değer bütün yazıların öfkeden veya intikam isteğinden ortaya çıktığını söyleyen bu adam, Tolstoy, Dostoyevski ve Thomas Bernhard’ı da huzursuz edici bir misafirperverlikle ağırlıyor.

  • Künye: William Gaddis – Agapeye Ağıt, çeviren: Zeynep Alpar, Everest Yayınları

Sarah Lotz – Üç (2014)

Dünyanın dört farklı köşesinde, dört yolcu uçağı, bilinmeyen sebeplerden aynı anda düşer.

Yolcuların tümü hayatını kaybeder, fakat gizemli bir şekilde, üç çocuk kazadan hiç yara almadan kurtulur.

Öte yandan kazanın kurbanlarından biri, telefonuna bir sesli mesaj bırakır.

Bu mesajda, dünyayı bekleyen daha büyük bir tehlikenin şifreleri vardır.

İlginç bir korku/gerilim romanı.

  • Künye: Sarah Lotz – Üç, çeviren: Mehmet Gürsel, Altın Kitaplar

Andrey Platonov – Çukur (2017)

‘Can’ın, ‘Çevengur’un, ‘Mutlu Moskova’nın, ‘Muhteşem Vahşi Dünya’nın ve başka efsane kitapların yazarı Andrey Platonov’dan, Stalin dönemi Rusyası’nda geçen şahane bir roman.

Roman, emekçilerin bir arada yaşaması için yapılmaya başlanan bir binanın temel kazma sürecinde yaşananları hikâye ediyor.

Fakat bu, sıradan bir temel kazma faaliyeti olmaktan öte, Platonov’un iktidarın baskıcı tutumuyla, sosyalizmin söylem ve pratikleri arasındaki uçurumu kendine has tarzıyla ortaya koyduğu bir sürece dönüşmekte gecikmez.

Platonov okurlarına hiç yabancı gelmeyecek özgün üslup, dilin sıra dışı kullanımı, ilginç diyaloglar, orijinal karakterler, varoluşsal göndermeler ve iktidar dediğimiz yapının uygulamada ne denli çelişik ve çoğu zaman da ne kadar aciz olduğunu gözler önüne seren bakış, romanı asıl dikkat çekici kılan hususlardan.

Platonov’un 1930’da tamamladığı roman, Rusya’da ancak 1987 yılında yayımlanabildi.

Hem Platonov hayranlarının hem de edebiyat tutkunlarının kaçırmaması gereken bir roman.

  • Künye: Andrey Platonov – Çukur, çeviren: Günay Çetao Kızılırmak, Metis Yayınları, roman, 168 sayfa

Durali Yılmaz – Şeyh Bedrettin (2014)

Mutasavvıf, filozof, kazasker ve isyancı Şeyh Bedrettin’in sıra dışı hayatı.

Şeyh Bedrettin’in sürgün günleriyle başlayan roman, Şeyh Bedrettin’in çağını aşan düşünce dünyasına, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile birlikte Osmanlı’ya başkaldırışına, ayaklanmanın merkezi olarak seçtiği Deliorman’a ve oradan, Osmanlı yöneticileri tarafından Serez çarşısında idam edilişine uzanan süreci hikâye ediyor.

  • Künye: Durali Yılmaz – Şeyh Bedrettin, Ataç Yayınları

Patricia Cornwell – Vahşi İçgüdü (2008)

Polisiye-gerilim romanlarının ünlü isimlerinden Patricia Cornwell ‘Vahşi İçgüdü’de, daha önceki romanlarından da aşina olduğumuz Dr. Kay Scarpetta’nın yeni maceralarını anlatıyor.

Scarpetta ve ekibi bu sefer de, yaşadıkları evden esrarengiz bir biçimde kaybolan dört kişi ile komşu evde işlenen yaşlı bir kadın cinayetinin ardındaki sis perdesini aralamaya çalışacaktır.

Bu cinayetin işleniş tarzı ve elde edilen deliller, ilk etapta akla bir psikopatı getirir.

Fakat bu kişi de, bir psikiyatri polikliniğinde gözetim altında tutulmaktadır.

Şimdi Scarpetta’nın tek umudu, üzerinde araştırmalar yapılan bu psikopatın, dışarıda cinayet işleyen seri katile dair dişe dokunur bir ipucu vermesidir.

  • Künye: Patricia Cornwell – Vahşi İçgüdü, çeviren: Zeliha İyidoğan Babayiğit, Altın Kitaplar, roman, 415 sayfa

Eray Emin Aydemir – Timsahın Gözyaşları (2014)

Eray Emin Aydemir, daha önce yayımlanan ‘Şeytanın Notaları’yla hatırlanacaktır.

Yazar söz konusu çalışmasında, satanizmi Ortaçağdaki köklerinden günümüze uzanan bir bakışla ve Türkiye’de büyük yankı uyandırmış bir satanist cinayet ekseninde incelemişti.

Aydemir şimdi de bir polisiye hikâyeyle karşımızda.

Fakat roman, yalnızca katil veya katillerle onun peşine düşenler arasında yaşanan kovalamaca veya gerilimi anlatmakla yetinmiyor.

Yazar, romanında aynı zamanda farklı kişilik özelliklerine sahip karakterlerinin psikolojilerine, onların girift ve çelişkili ruhlarına da uzanarak romanını daha katmanlı bir boyuta taşıyor.

Acımasız ve iç dünyasında muazzam karmaşalar yaşayan bir katil, iş yerinde hırslı bir kadınken özel hayatındaki büyük yalnızlığıyla baş etmeye çalışan bir kadın ve çocukluğundan itibaren büyük baskılar altında yaşamış, ayrıca fiziğiyle barışık olmayan bir adam, romanda karşımıza çıkan ilginç karakterlerden birkaçı.

  • Künye: Eray Emin Aydemir – Timsahın Gözyaşları, Siyah Beyaz Yayınları, roman, 165 sayfa

William S. Burroughs – Çıplak Şölen (2014)

Beat kuşağının simge isminden, sisteme ve ezberlere güçlü bir isyan.

Romanda karşımıza çıkan karakterler, kendileri için hapishaneye dönmüş hayatın çeperlerini zorlamaya çalışır.

Fakat önüne geçemedikleri bağımlılıkları, bu çabalarını boşa çıkardığı gibi hayatlarını daha cehennemi ve katlanılamaz hale getirir.

  • Künye: William S. Burroughs – Çıplak Şölen, çeviren: Algan Sezgintüredi, Sel Yayıncılık

Deniz Banoğlu – Bir Şnitzel Lütfen (2008)

Deniz Banoğlu, 1930’lu yılların İstanbul’unda geçen ‘Bir Şnitzel Lütfen’de, İstanbul’un bir dönemine imzasını atmış bir lokantanın ve o lokantaya can veren ailenin öyküsünü anlatıyor.

Alman Lokantası’nı kuran Nunmacher ailesinin hayatı, trajik göçlerle şekillenmiştir.

Almanya’dan ayrılmak zorunda kalan aile, sırasıyla Fransa, Rusya, Arjantin, Meksika ve son olarak da İstanbul’da yaşar.

Alman baba ile Tatar anneden olma ailenin kızı Inge Nunmacher, göçlerinin İstanbul durağında, İstiklal Caddesi’nde şnitzeli ve birasıyla meşhur lokantalarını açar.

Banoğlu, bu lokantanın ve ailenin hikâyesini, bir kuşağın trajik göçü ve dönemin İstanbul’unun tasviriyle zenginleştiriyor.

  • Künye: Deniz Banoğlu – Bir Şnitzel Lütfen, Turkuvaz Kitap, roman, 195 sayfa