Kolektif — Béla Tarr (2026)

‘Béla Tarr: Zamansız Mekân’, Tolga Theo Yalur’un derlediği söyleşiler aracılığıyla Béla Tarr sinemasının düşünsel omurgasını görünür kılan, sinemayı bir anlatı tekniğinden çok bir hakikat arayışı olarak ele alan özgün bir çalışma sunuyor. Kitap, Tarr’ın sinemaya bakışını; estetik tercihlerinden etik tutumuna, mekân kullanımından oyunculuk anlayışına kadar derinlemesine iz sürerek aktarıyor.

Béla Tarr sineması, klasik anlatının dramatik yapılarından, hızlı kurgu mantığından ve seyirciyi “hikâyeyle kandıran” sinema endüstrisi estetiğinden bilinçli olarak uzak duruyor. Uzun planlar, ağır ritim, tekrar eden gündelik hareketler ve kasvetli mekânlar aracılığıyla zamanın akışını değil, zamanın ağırlığını hissettiriyor. Mekân, Tarr’da sadece bir arka plan değil; karakterlerin ruh hâlini, toplumsal çöküşü ve varoluşsal sıkışmayı taşıyan canlı bir öğe hâline geliyor. Kamera, olayları anlatmaktan çok, hayatın çıplak gerçekliğini gözlemliyor.

Kitap, Tarr’ın sinemasını “umut anlatıları” üzerinden değil, insanın yalnızlığı, yoksunluğu, yorgunluğu ve anlam arayışı üzerinden okuyor. Oyunculuk anlayışı teatral değil, gündelik hayata yaslanan doğal bir varoluş biçimi olarak ele alınıyor; karakterler rol yapmıyor, var oluyor. Bu yaklaşım, sinemayı bir temsil alanı olmaktan çıkarıp doğrudan deneyim alanına dönüştürüyor.

Tarr’ın şu sözü, kitabın ruhunu da özetliyor: “Benim filmlerim sadece ‘gerçek hayat’tan etkilenir. Kamera arkasına geçtiğimde tek şeyin peşindeyim: Seyirciye yalan söylememek.”

‘Béla Tarr: Zamansız Mekân’, sinemayı bir eğlence endüstrisi olarak değil, hakikatle yüzleşme biçimi olarak gören bir yönetmenin dünyasını açıyor. Yalnızca Tarr sinemasını anlamak isteyenler için değil, sinemanın ne olduğu ve ne olması gerektiği üzerine düşünen herkes için güçlü bir düşünsel kaynak oluşturuyor.

Kolektif — Béla Tarr: Zamansız Mekân
Derleyen: Tolga Theo Yalur • Agora Kitaplığı
Sinema • 160 sayfa • 2026

Ulaş Can Olgunsoy — Perdedeki Mücadele (2026)

‘Perdedeki Mücadele: 1970’lerde Türkiye’de Devrimci Sinemanın Stili’, sinemayı yalnızca estetik bir üretim alanı olarak değil, doğrudan tarihsel, politik ve ideolojik bir mücadele zemini olarak ele alıyor. Ulaş Can Olgunsoy, 1970’li yılların Türkiye’sini hazırlayan toplumsal koşulları, siyasal kırılmaları ve kültürel dönüşümleri merkeze alarak, devrimci sinemanın hangi tarihsel bağlam içinde ortaya çıktığını ve nasıl bir dil kurduğunu sistematik biçimde inceliyor.

Olgunsoy, sinemada “stil” kavramını yalnızca biçimsel tercihlerle sınırlamıyor; anlatı, sinematografi, kurgu ve mizansen üzerinden kurulan bütünlüklü bir ideolojik yapı olarak ele alıyor. Sanat ve sinema ilişkisini teorik düzlemde tartışırken, stili ölçülebilir kategorilerle analiz edilebilir bir düşünsel çerçeveye yerleştiriyor. Böylece devrimci sinema, yalnızca politik içerik taşıyan filmler olarak değil, kendine özgü bir anlatım dili ve estetik dünya kuran bir sinema pratiği olarak kavramsallaştırılıyor.

Kitap, 1960’lardan 12 Eylül 1980 darbesine uzanan süreci tarihsel bir süreklilik içinde ele alıyor. Türkiye’de Yeşilçam’ın yapısı, 1970’lerin politik atmosferi, kültür-sanat ortamı ve Türkiye solu ile kurulan ilişkiler, devrimci sinemanın doğuş koşullarıyla birlikte okunuyor. Aynı zamanda dünya sinemasındaki devrimci gelenekler — Sovyet sineması, İtalyan Yeni Gerçekçiliği, Dziga Vertov Grubu ve Üçüncü Sinema — Türkiye bağlamına eklemlenerek karşılaştırmalı bir perspektif kuruluyor.

‘Perdedeki Mücadele’, teorik çerçevesini somut film analizleriyle derinleştiriyor. Arkadaş, Diyet, Bir Gün Mutlaka, İzin, Güneşli Bataklık, Maden ve Demir Yol/Fırtına İnsanları gibi filmler üzerinden devrimci sinemanın anlatı yapısı, görsel dili ve politik estetiği ayrıntılı biçimde çözümleniyor. Bu analizler, sinemanın yalnızca temsil değil, doğrudan bir mücadele alanı olduğunu gösteriyor.

Ulaş Can Olgunsoy — Perdedeki Mücadele: 1970’lerde Türkiye’de Devrimci Sinemanın Stili
• Nota Bene Yayınları
Sinema • 336 sayfa • 2026

Aynülhayat Uybadın — Evvel Zaman İzleyicileri (2026)

‘Evvel Zaman İzleyicileri’, sinemayı filmlerden çok seyir pratiği, salonlardan çok hatırlama biçimi üzerinden ele alan özgün bir kültürel tarih anlatısı. Aynülhayat Uybadın, 1960’lar ve 1970’lerde Türkiye’de sinemaya gitmenin ne anlama geldiğini, izleyiciyi pasif bir tüketici olmaktan çıkararak tarihsel özne konumuna yerleştiriyor.

Uybadın, sözlü tarih yöntemine yaslanan araştırmasında sinemayı bir eğlence alanından ziyade toplumsal bir olay, bir buluşma ve sosyalleşme mekânı olarak okuyor. Yazlık sinemalarla kapalı salonlar, matinelerle suareler, mahalle aralarıyla kent merkezleri arasında dolaşan anlatılar; sinemanın gündelik hayatla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Perdede akan hikâyeler kadar, o hikâyeleri birlikte izleme biçimleri de kitabın merkezinde yer alıyor.

Çalışma, “sinema eğlence değildir” diyen estetik bilinçle, “başka ne eğlencemiz var ki?” diyen kolektif deneyimi yan yana getirerek, izleyiciliğin sınıfsal, kültürel ve duygusal boyutlarını görünür kılıyor. Yıldızlarla kurulan özdeşlikler, filmlerden öğrenilen davranış kalıpları, utanma, denetim, aidiyet ve arzu gibi duygular; sinemanın toplumsal hayatı nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyor.

Uybadın sinema tarihini yalnızca yapım ve film merkezli okumalarla sınırlamıyor; izleyici araştırmaları, bellek çalışmaları ve yeni sinema tarihi yaklaşımlarını bir araya getirerek “tarihsel izleyici” kavramını derinleştiriyor. Aile, mahalle, taşra, kent, toplumsal cinsiyet, nostalji ve “altın çağ” anlatıları, bireysel anılardan süzülen kolektif bir sinema hafızası içinde yeniden kuruluyor.

‘Evvel Zaman İzleyicileri’, sinemayı bir zamanlar “bir filmden çok bir olay” olarak yaşayanların sesine kulak veren; kişisel hatıraları Türkiye’nin kültürel ve toplumsal tarihine bağlayan güçlü bir bellek çalışması olarak, sinema tarihine içeriden ve çoksesli bir kapı aralıyor. Işıklar sönüyor, perde açılıyor; hikâye ve hatırlama işte tam da o esnada başlıyor.

Aynülhayat Uybadın — Evvel Zaman İzleyicileri: 1960’lar ve 1970’ler Türkiye’sinde Sinemaya Gitme Deneyimi
• Heretik Yayıncılık
İnceleme • 360 sayfa • 2026

Nuria Triana-Toribio — İspanyol Ulusal Sineması (2026)

Pedro Almodóvar, Luis Buñuel, Carlos Saura, Álex de la Iglesia…

Nuria Triana-Toribio, İspanya sinemasını tekil ve sabit bir “ulusal sinema” olarak değil, tarihsel, siyasal ve kültürel çatışmalar içinde sürekli yeniden tanımlanan bir alan olarak ele alıyor. Kitap, sinemayı İspanya’da ulusal kimlik tartışmalarının, iktidar ilişkilerinin ve kültürel müzakerelerin önemli bir parçası olarak konumlandırıyor. Ulusal sinema kavramının kendisi, kitap boyunca sorgulanan temel bir mesele haline geliyor.

‘İspanyol Ulusal Sineması’ (‘Spanish National Cinema’), Franco diktatörlüğü döneminden demokrasiye geçiş sürecine, oradan da küreselleşme çağındaki sinema endüstrisine uzanan geniş bir tarihsel çerçeve çiziyor. Sansür, devlet desteği, kültürel politika ve endüstriyel yapılar, film üretimini belirleyen başlıca unsurlar olarak inceleniyor. Triana-Toribio, sinemanın yalnızca estetik bir alan değil, aynı zamanda ideolojik bir mücadele zemini olduğunu vurguluyor.

Kitapta bölgesel kimlikler ve merkez-çevre ilişkileri önemli bir yer tutuyor. Katalan, Bask ve Galiçya sinemaları gibi yerel üretimler, “İspanyol sineması” başlığı altında nasıl temsil edildikleri ve çoğu zaman nasıl dışarıda bırakıldıkları üzerinden tartışılıyor. Bu yaklaşım, ulusal sinemanın homojen bir yapı olmadığı fikrini güçlendiriyor.

Triana-Toribio ayrıca popüler türler, yıldız sistemi, auteur sinema ve uluslararası dolaşım gibi başlıklar üzerinden İspanya sinemasının küresel bağlamla ilişkisini ele alıyor. Pedro Almodóvar gibi figürler, ulusal sinemanın uluslararası alanda nasıl temsil edildiğini anlamak için örnekleniyor. Kitap, İspanya sinemasını yalnızca filmler üzerinden değil, söylemler, kurumlar ve politikalar üzerinden okuyan eleştirel bir çerçeve sunuyor. Bu yönüyle eser, hem İspanyol sinemasına giriş niteliği taşıyor hem de ulusal sinema kavramını yeniden düşünmek isteyenler için güçlü bir kaynak.

Nuria Triana-Toribio — İspanyol Ulusal Sineması
Çeviren: Fatma Büşra Çalış • Vakıfbank Kültür Yayınları
Sinema • 352 sayfa • 2026

Selin Melikler — Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi (2026)

Selin Melikler’in ‘Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi’ adlı kitabı, deliliği tıbbi ya da patolojik bir sapma olarak değil, düşünce ve sanat tarihinde trajik bir deneyim olarak ele alan eleştirel bir inceleme sunuyor. Melikler, Nietzsche’den Foucault’ya uzanan temel metinleri merkeze alarak, deliliğin akıl karşısında bastırılan bir “eksiklik” değil, modern öznenin sınırlarını açığa çıkaran kurucu bir deneyim olduğunu tartışıyor.

Kitap, Nietzsche’nin trajedi, Dionysosçu taşkınlık ve aklın sınırları üzerine düşüncelerini, Foucault’nun deliliğin tarihine ilişkin çözümlemeleriyle birlikte okuyor. Bu iki düşünür arasında kurulan hat, deliliğin dışlanma, sessizleştirilme ve denetim altına alınma süreçlerini görünür kılarken, aynı zamanda deliliğin düşünceyi sarsan ve dönüştüren gücünü de öne çıkarıyor. Delilik, burada modern rasyonalitenin karanlık karşıtı olarak değil, onun kırılganlığını ifşa eden bir eşik deneyimi olarak konumlanıyor.

Melikler, felsefi metinlerle yetinmeyip çağdaş trajik sanatın güçlü örneklerinden Lars von Trier sinemasını da tartışmaya dahil ediyor. Von Trier’in filmleri, deliliğin estetik, etik ve varoluşsal boyutlarını güncel imgeler üzerinden düşünmek için bir alan açıyor. Böylece delilik, tarihsel bir kavram olmanın ötesinde, bugün hâlâ süren bir deneyim olarak ele alınıyor.

‘Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi’, deliliği aklın dışında tutan açıklamalara karşı, onu düşüncenin merkezine yerleştiren bir okuma öneriyor. Kitap, felsefe, sanat ve eleştirel teoriyle ilgilenen okurlar için deliliğin neden hâlâ vazgeçilmez bir sorgulama alanı olduğunu ikna edici biçimde ortaya koyuyor.

Selin Melikler — Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi
• Agora Kitaplığı
Felsefe • 176 sayfa • 2026

A. Kadir Güneytepe – Kahramanlık ve İtaat (2025)

‘Kahramanlık ve İtaat: Yeşilçam Sineması’nda Milliyetçi Dil, Kadın ve Modernlik Algısı’, Yeşilçam’ın melodramatik yapısından avantür filmlerine uzanan geniş bir alanda, sinemanın toplumsal yarılmaları nasıl yansıttığını inceliyor. Kitabın yazarı A. Kadir Güneytepe, sinemanın yalnızca bir eğlence biçimi değil, aynı zamanda Türkiye’nin modernleşme serüvenini, kültürel kodlarını ve sınıfsal çatışmalarını anlamak için bir mercek işlevi gördüğünü savunuyor.

Kitapta, özellikle Yeşilçam’ın milliyetçi söylemleri yeniden üreten yapısı ele alınırken, bu filmlerde erkek kahramanlığının ön plana çıkışı ve kadının ataerkil düzen içinde konumlandırılışı ayrıntılı bir biçimde tartışılıyor. Avantür sinema, yazarın ifadesiyle, tam da taşra ile kentin kesişim noktasında doğan ve ataerkil hegemonyayı yeniden üreten bir mecra olarak değerlendiriliyor. Bu tür filmler, kahramanlık ile itaati aynı anda dayatan yapısıyla, toplumsal bilinçdışının güçlü yansımaları olarak okunuyor.

Güneytepe, üç temel eksen etrafında —milliyetçi dil, kadın temsilleri ve modernlik algısı— bu filmlerin toplumsal bellekte nasıl yer tuttuğunu sorguluyor. Böylece Yeşilçam, bir nostalji kaynağı olmanın ötesinde, Türkiye’nin modernleşme sancılarını, kırılmalarını ve çelişkilerini yeniden görünür kılan bir alan olarak ortaya çıkıyor.

  • Künye: A. Kadir Güneytepe – Kahramanlık ve İtaat: Yeşilçam Sineması’nda Milliyetçi Dil, Kadın ve Modernlik Algısı, Nika Yayınevi, sinema, 240 sayfa, 2025

Kolektif – Yorgos Lanthimos (2025)

Tolga Theo Yalur’un derlediği ‘Yorgos Lanthimos: Gerçekdışı Sineması’ kitabı, dünya sinemasının son yıllardaki en dikkat çekici isimlerinden Yorgos Lanthimos’u mercek altına alıyor. Kitap, yönetmenin farklı söyleşilerinden yola çıkarak onun sinema dilini, estetik tercihlerinin arkasındaki düşünsel zemini ve anlatılarındaki toplumsal göndermeleri yeniden düşünmeye davet ediyor.

Lanthimos, gerçekliği aktarmak için bilinçli olarak “gerçekdışı” unsurlara yöneliyor. Dogtooth’ta aileyi kapalı ve baskıcı bir düzen olarak kurgulaması, The Lobster’da modern toplumun ilişki anlayışını absürt kurallarla hicvetmesi, The Killing of a Sacred Deer’da suç ve kefaret temasını mitolojik bir zeminde işlemesi bu yaklaşımın en belirgin örneklerini oluşturuyor. Kitap, bu tercihlerinin yalnızca biçimsel bir oyun değil, aynı zamanda modern yaşamın varsayımlarını ve duyarlılıklarını sorgulamanın bir yolu olduğunu gösteriyor.

Derleme, Lanthimos’un söyleşilerinde sık sık dile getirdiği gibi, seyirciyi rahatsız eden, yabancılaştıran ve düşündüren bir sinemanın peşinde olduğunu ortaya koyuyor. Yunan Yeni Dalgası’nın öncü isimlerinden biri olarak çıkış yapan yönetmen, hem ülkesinin ekonomik ve toplumsal krizlerini hem de evrensel insan deneyimlerini farklı bir bakış açısıyla işliyor. Böylece filmleri, günümüz sinemasında kolayca sınıflandırılamayan, hem tedirgin edici hem de büyüleyici bir evren kuruyor.

Bu kitap, Lanthimos’un sanatsal evrenini anlamak için yalnızca bir söyleşi derlemesi değil, aynı zamanda onun sinemasının felsefi ve politik katmanlarını açığa çıkaran bir kaynak olarak öne çıkıyor. Yönetmenin gerçekliği ters yüz eden dili, okuyucuyu ve seyirciyi, alışıldık olandan kopmaya ve yeni sorular sormaya davet ediyor.

  • Künye: Kolektif – Yorgos Lanthimos: Gerçekdışı Sineması, derleyen: Tolga Theo Yalur, Agora Kitaplığı, sinema, 192 sayfa, 2025

H. Utku Güven – Türkiye’de Neoliberalizm ve Sinema (2025)

Utku Güven’in kitabı, Türkiye’de sinema endüstrisinin geçirdiği dönüşümü ve bu dönüşümün arkasındaki ekonomik ve kültürel dinamikleri inceliyor. Sinema yalnızca bir sanat alanı değil, aynı zamanda sermaye akışlarının ve politik tercihlerin şekillendirdiği bir endüstri olarak konumlanıyor. Kitap, bu endüstrinin nasıl neoliberal politikalarla yeniden biçimlendiğini detaylı bir şekilde anlatıyor.

Yazar, neoliberalizmin yalnızca üretim pratiklerini değil, filmlerin içeriklerini de dönüştürdüğünü savunuyor. Bu süreçte sinema, piyasa mantığına daha fazla bağımlı hale geliyor ve ticari kaygılar, sanatsal arayışların önüne geçiyor. Bağımsız sinemanın yaşadığı sıkışmalar, büyük yapım şirketlerinin egemenliği ve dijital platformların sektöre getirdiği yeni dengeler, kitapta çarpıcı örneklerle tartışılıyor. Böylece okuyucu, sinemanın yalnızca perdeye yansıyan hikâyelerden ibaret olmadığını, arka planda işleyen güçlü ekonomik ilişkileri fark ediyor.

Güven, aynı zamanda içerik düzeyinde neoliberal ideolojinin etkilerini sorguluyor. Filmlerdeki temaların, karakter inşalarının ve anlatı biçimlerinin bu ideolojik dönüşümden nasıl etkilendiğini analiz ediyor. Böylece sinema, hem bir kültürel üretim alanı hem de toplumsal ideolojilerin yeniden üretildiği bir mecra olarak karşımıza çıkıyor. Kitap, disiplinlerarası yaklaşımı ve eleştirel perspektifiyle, sinema ve ekonomi arasındaki ilişkiyi anlamak isteyen herkes için kapsamlı ve ufuk açıcı bir başvuru niteliği taşıyor.

  • Künye: H. Utku Güven – Türkiye’de Neoliberalizm ve Sinema, Agora Kitaplığı, sinema, 184 sayfa, 2025

Kolektif – Gaspar Noé (2025)

Geoffrey Lokke’nin derlediği bu kitap, Arjantin asıllı Fransız yönetmen Gaspar Noé’nin kariyeri boyunca farklı zamanlarda verdiği röportajlardan oluşan bir derlemedir. ‘Gaspar Noé’ (‘Gaspar Noé: Interviews’) Noé’nin sansasyonel filmlerinin ardındaki düşünsel zemini, estetik tercihlerini ve sinemaya yaklaşımını anlamaya olanak tanıyor. Kitap boyunca Noé, hem kişisel deneyimlerini hem de sinema dili üzerine fikirlerini samimi ve zaman zaman provokatif bir üslupla dile getiriyor.

Noé, sinemayı izleyicide fiziksel ve duygusal bir etki bırakması gereken bir araç olarak görür. Irreversible, Enter the Void, Love ve Climax gibi filmleri üzerinden yapılan söyleşilerde, zaman, hafıza, bilinç ve ölüm gibi temaları nasıl işlediğini, anlatı yapısının neden konvansiyonel kalıpları yıktığını açıklıyor. Uzun plan sekanslara, ani kamera hareketlerine ve yüksek ses tasarımına olan ilgisi, izleyiciyi pasif bir gözlemciden çok bedenine dokunulan bir deneyimleyiciye dönüştürme arzusuyla ilişkilidir.

Kitapta Noé’nin Stanley Kubrick, Alejandro Jodorowsky ve Pier Paolo Pasolini gibi yönetmenlere duyduğu hayranlık, onun sinema tarihine nasıl baktığını da gösteriyor. Sansürle, eleştiriyle ve izleyici tepkileriyle kurduğu ilişki; provokasyonu estetik bir araç olarak kullanma biçimiyle açıklanıyor. Özellikle Irreversible’ın yarattığı tartışmalar, onun sınırları bilinçli biçimde zorlayan bir sanat anlayışına sahip olduğunu gözler önüne seriyor.

Noé, sinemanın “güzel” olmak zorunda olmadığını, asıl görevinin duyguları sarsmak ve gerçekliğe alternatif hisler üretmek olduğunu savunuyor. Bu söyleşiler, onun kışkırtıcı imgelerinin ardındaki etik, felsefi ve estetik motivasyonları açığa çıkarıyor. Kitap, yalnızca bir yönetmeni tanımak için değil, sinemanın sınırlarını yeniden düşünmek isteyenler için de önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Kolektif – Gaspar Noé, derleyen: Geoffrey Lokke, çeviren: Selim Özgül, Agora Kitaplığı, sinema, 288 sayfa, 2025

Jak Şalom – Bir Sinematekten Ötekine (2025)

Onat Kutlar, Hüseyin Baş ve Şakir Eczacıbaşı’nın girişimleriyle 1965’te kurulan, Türkiye’de sinema “kültürünün” yer etmesinde önemli rol oynayan Türk Sinematek Derneği’nin, ilk üyesi Jak Şalom.

Fransa Sinemateki’nin kurucusu, “hazinelerin koruyucu ejderi” Henri Langlois ile beraber Fransız Sinemateki’nde ve Dünya Sinema Müzesi’nin kuruluşunda görev almış sinema uzmanı Jak Şalom.

Film eleştirileri yazmış, gerçekleşen yeni hareketlerin, kurulan oluşumların içinde bulunmuş, hatta bir kısa film bile çekmiş sinemacı Jak Şalom.

50 yıl sonra, yarım kalan hikâyenin devamını getirmek üzere kolları sıvamış ve daha kurumsal bir yapıyı inşa etmiş sinematekçi Jak Şalom.

İlk değerlendirmelerini 12 yaşındayken kenara not almaya başlayan, 1950’lerden bugüne “büyük beyazperde”ye tüm yönleriyle kendini adamış sinemasever Jak Şalom.

‘Bir Sinematekten Ötekine: Sinemayı Sevmek’ Jak Şalom’un kaleminden ve dilinden, bir insanın, dönemin, kurumun, o kuruma hayat verenlerin, kendini sinemaya adamış insanların “belge”si.

  • Künye: Jak Şalom – Bir Sinematekten Ötekine: Sinemayı Sevmek, Kırmızı Kedi Yayınevi, anı, 448 sayfa, 2025