Burak Özçetin – Kitle İletişim Kuramları (2018)

Burak Özçetin’in elimizdeki yoğun ve titiz çalışması, kitle iletişim kuramları hakkında bir başvuru kaynağı.

Kitap, iletişim bilimlerindeki paradigmatik farklılığa, anaakım ve eleştirel kuram olmak üzere her iki paradigmanın ontolojik, epistemolojik ve metodolojik olarak insan-toplum ve kitle iletişim araçları arasındaki ilişkilenmelere yönelik kavramsal-kuramsal tartışmalarına ilişkin sarih bir anlatıma sahip olmasıyla dikkat çekiyor.

On bölümden oluşan kitapta,

  • İletişim araştırmaları ve kitle iletişim kuramlarının temel ilgi alanları,
  • Chicago Okulu,
  • Sembolik etkileşimcilik,
  • Walter Lippmann ve Kamuoyu,
  • Harold D. Lasswell ve Propaganda,
  • Carl Hovland ve iknanın yapısı,
  • Kitle iletişim modelleri,
  • Eleştirel iletişim kuramları,
  • Frankfurt Okulu,
  • İngiliz kültürel çalışmaları,
  • İletişimin ekonomi politiği,
  • Medya ve modernite,
  • Ve bunun gibi pek çok önemli konu ele alınıyor.

Kitap bu yönüyle, iletişim kuramlarının, sosyal ve beşeri bilimler içerisinde derinlikli bir çalışma alanı olduğunu ortaya koymasıyla da çok önemli.

  • Künye: Burak Özçetin – Kitle İletişim Kuramları: Kavramlar, Okullar, Modeller, İletişim Yayınları, medya, 280 sayfa, 2018

Lea Nocera – “Manikürlü Eller Almanya’da Elektrik Bobini Saracak” (2018)

Şimdiye kadar Türkiye ve Almanya arasında imzalanan işgücü anlaşması hakkında yapılmış pek çok çalışma bulunuyor.

Bu konu öylesine zengin açılımlar sağlıyor ki, gelecekte de bu yönde çalışmaların devam edeceği açık.

Lea Nocera’nın bu dikkat çekici çalışması ise, bu göç hikâyesine çok özgün bir pencereden, toplumsal cinsiyet perspektifinden bakıyor.

Nocera, elli dört yıl önce imzalanmış anlaşma gereği ilk kez Almanya’ya çalışmaya giden kadın işçilerin dünyasına iniyor.

Nocera’ya göre, Alman fabrikalarında “elektrik bobini sarmak” için ülkesinden ayrılan kadın işçiler, büyük şehirlerden yetişmiş, iyi eğitim almış, fakat Almanya’da işçi olmayı kaçırılmayacak bir fırsat olarak gören kadınlardı.

Kitap, göçü toplumsal cinsiyet perspektifinden irdelediği gibi, göçün kuşaklararası ilişkiler üzerine etkileri, göç ve kültürel üretim, göçün aile üzerindeki yansımaları, göçün bir sonucu olarak kuşak ve kültür çatışması ve göç için yapılan zorunlu evlilikler gibi ilgi çekici konuları ele alıyor.

Hem sözlü kaynaklardan hem de Türk basınından zengin kaynaklara dayanan çalışma, bu kadınların deneyimlerini aydınlattığı gibi, bu kadınlar üzerinden Türk kadınına ilişkin simgelerin Almanya ve Avrupa’da nasıl biçimlendiğini de gözler önüne seriyor.

  • Künye: Lea Nocera – “Manikürlü Eller Almanya’da Elektrik Bobini Saracak”: Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Batı Almanya’ya Türk Göçü (1961-1984), çeviren: Fazıla Mat, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 324 sayfa, 2018

Gerard Delanty – Bir Kavramın Anatomisi (2015)

Batı’nın ütopik felsefesinin kökenlerinde topluluk kavramının gelişiminin postmodern kuram ve çokkültürlülük bağlamında bir incelemesi.

Batı siyaseti ve düşüncesinde topluluk üzerine görüşlerin dönüşümü ve topluluk kavramının klasik sosyoloji ve antropolojideki yeri konularında bir başucu kitabı.

  • Künye: Gerard Delanty – Bir Kavramın Anatomisi: Topluluk, çeviren: F. Bilge Atay, Everest Yayınları

Kolektif – Tarihsel Sosyoloji ve Uluslararası İlişkiler (2018)

Bu önemli derleme, uluslararası ilişkiler ve tarihsel sosyoloji arasındaki ilişkiyi inceleyen önemli düşünürlerin görüşlerini bir araya getiriyor.

Weberci ve Marksist tarihsel sosyolojiye odaklanan çalışmayı, konuyla ilgili en kapsamlı kitaplardan biri olarak öneriyoruz.

Çalışma, Karl Marx, Fernand Braudel, Immanuel Wallerstein, Theda Skocpol, Charles Tilly, Ulrich Beck, Anthony Giddens, Michael Mann, Norbert Elias, Stephen Gill, Justin Rosenberg, Benno Teschke, Kees Van Der Pijl gibi, alana önemli katkılar yapmış isimlerin fikirlerinin detaylı bir analizini yapıyor.

Kitapta,

  • Marksizm ve uluslararası tarihsel sosyoloji,
  • Yapısal tarih,
  • Ulus devletin oluşumu,
  • Kozmopolitan sosyoloji,
  • Modern devlet sisteminin ortaya çıkışı,
  • İktidarın çokluğu,
  • Uygarlaşma ve devlet oluşumu,
  • Yeni Gramscici eleştirel uluslararası ilişkiler kuramı,
  • Disipliner neoliberalizm,
  • Ve dış politika biçimleri gibi, pek çok ilgi çekici konu irdeleniyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Aslı Akçayöz, Ayşe Sıla Koç, Beyhan Erkurt, Burak Gürel, Burcu Kaleoğlu, Emrah Gülsunar, Emre Demir, Evren Eken, Eylem Özkaya Lassalle, Hüsrev Tabak, İlayda Zengin, İrem Şengül ve Yavuz Yavuz.

  • Künye: Kolektif – Tarihsel Sosyoloji ve Uluslararası İlişkiler, derleyen: Faruk Yalvaç, Nika Yayınevi, sosyoloji, 364 sayfa, 2018

Kolektif – Arapdilli Doğu Ortodoksları (2018)

Antakya’nın Arapdilli Doğu Ortodoksları, şu ana kadar akıl almaz bir şekilde uluslararası bilim camiasında ciddi çalışmalara konu olamadı.

Oysa bu kadim topluluk, Bizans, Osmanlı, Suriye ve Türkiye kültürlerine önemli katkılarda bulundu.

Farklı alanlardan gelen uzmanların katkıda bulunduğu bu çalışma ise, topluluk hakkında yapılan bilimsel incelemelerin önünü açmaya aday.

Kitapta,

  • Arapdilli Doğu Ortodoksların kimliklerinin tarihsel oluşumu,
  • Bu topluluğun kimliğinin oluşumunda Kemalizm ve Baasçılık gibi iki modern siyasi hareketin etkileri,
  • Topluluk mensuplarının, topluluğun tarihsel vatanı olan Antakya’daki güncel durumu,
  • Topluluğun İstanbul’da bulunan mensuplarının aidiyet biçimleri ve onların İstanbul Rum toplumuna sancılı entegrasyon süreci,
  • Ve bu topluluğun yaşadığı Tokaçlı köyündeki maddi kültür, mutfak pratikleri ve aidiyet duyguları gibi ilgi çekici konular ele alınıyor.

Topluluk mensuplarıyla yapılmış birebir görüşmelere dayanmasıyla da dikkat çeken çalışmaya katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Haris Theodorelis-Rigas, Özgür Kaymak, Anna Maria Beylunioğlu, Polina Gioltzoglou, Şule Can ve Zerrin Arslan.

  • Künye: Kolektif – Üç Milliyetçiliğin Gölgesinde Kadim Bir Cemaat: Arapdilli Doğu Ortodoksları, derleyen: Haris Theodorelis-Rigas, İstos Yayın, inceleme, 160 sayfa, 2018

Ercüment Çelik – Güney Sosyolojisi ve Türkiye’de Sosyoloji (2018)

Ercüment Çelik’in bu kitabı, Türkiye’de Güney Sosyolojisi üzerine yazılan ilk kitap olmasıyla önemli.

Bilindiği gibi sosyal bilimlerde ve özellikle de sosyoloji alanındaki bilgi üretiminde, Kuzey’in uzun yıllardır süren egemenliği söz konusu.

Fakat son yıllarda, Küresel Güney’de sosyal bilimler alanındaki çalışmalar büyük bir ivme kazandı ve bunların sonucunda da “Güney’den öğrenme” şeklinde özetleyebileceğimiz, sosyoloji çevrelerinde artan bir ilgi uyanmaya başladı.

Çelik de, hem Güney sosyolojisi yaklaşımlarını ve bu yaklaşımlardaki temel tezleri açıklıyor hem de bu tezleri Türkiye’deki sosyoloji disiplinine uyguluyor.

Kitap buradan yola çıkarak, Güney sosyolojisi ile Türkiye sosyolojisi arasında nasıl bir ilişki kurulabileceği üzerine düşünüyor.

Kitabın bir diğer önemli katkısı da, Türkiye’de sosyoloji eğitiminde Kuzey’de üretilen kuramlara bağımlılığı ve Güney’de üretilen bilgi ve kuramlara hiç denecek kadar az yer verildiğini ampirik araştırma bulgularıyla gözler önüne sermesi.

  • Künye: Ercüment Çelik – Güney Sosyolojisi ve Türkiye’de Sosyoloji, Nota Bene Yayınları, sosyoloji, 192 sayfa, 2018

Éric Debarbieux – Okulda Şiddet (2009)

Okulda şiddet ve ergenlik dönemindeki çocuklar üzerine birçok çalışması bulunan Éric Debarbieux, alt başlığı ‘Küresel Bir Tehdit’ olan ‘Okulda Şiddet’te, farklı ülkelerde yaşanan şiddet örneklerini değerlendiriyor, sorunun çözümlenmesi konusunda önerilerde bulunuyor.

Konuya dair güvenilir veriler içeren çalışmayı, öncelikle çocuklar ve eğitimle uğraşan kişilere tavsiye ediyoruz.

Debarbieux, okulda şiddeti globalleşme kavramı çerçevesinde değerlendirdikten sonra, onu tanımlıyor ve yeni şiddet türlerinin ne olduğuna odaklanıyor.

Yazar ardından, ön plana çıkardığı tedbirlerden biri olarak “önleyici” yaklaşımdan nasıl yararlanılabileceğini tartışıyor.

  • Künye: Éric Debarbieux – Okulda Şiddet, çeviren: İsmail Yerguz, İletişim Yayınları, psikoloji, 334 sayfa

Metin Tükenmez – Toplumbilim ve Spor (2009)

Metin Tükenmez ‘Toplumbilim ve Spor’da, sporun toplumsal değişimle birlikte hangi evrelerden geçtiğini gösteriyor.

Tükenmez, toplumların kendine özgü yaklaşımlarını ortaya koymak için, kendilerinden önceki kuşakların deneyim ve birikimlerinden nasıl yararlandıklarını, sporun tarihine doğru bir yolculuğa çıkarak yapıyor.

Böylece arkaik toplumlardan imparatorluklara, feodal toplumdan modern çağa, sporun toplumsal arenada nasıl bir seyir izlediği, çalışmanın çerçevesini oluşturuyor.

Günümüz Türkiye’sinde sporun sadece futbol olarak düşünüldüğü, herkesin malumu.

İşte bu kitap, geçmişte yaşayan toplumlardan günümüze, sporun ne denli zengin çeşitlilikte olduğunu gözler önüne sermesiyle önemli.

  • Künye: Metin Tükenmez – Toplumbilim ve Spor, Kaynak Yayınları, spor, 304 sayfa

Yiannis Papadakis – Ölü Bölgeden Yankılar (2009)

Kıbrıs Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümü’nde doçent olarak görev yapmakta olan Yiannis Papadakis ‘Ölü Bölgeden Yankılar’da, Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünü, birebir tanık olduğu olaylardan yola çıkarak anlatıyor.

Türkiye’de, Kıbrıs’ın her iki yakasında “Ölü Bölge”de karma köy olan Pyla/Pile’de alan araştırmaları yapan Papadakis, her iki tarafa dair izlenimlerini duyarlı bir üslupla sunuyor.

Papadakis, ikiye bölünmüş başkentin Rum kesimi olan Lefkosia’nın bir mahallesinde yaşıyor ve ardından, Kıbrıslı Türkleri bulmak için öteki tarafa, Lefkoşa’ya geçerek kolektif kimliklerin izini sürüyor.

  • Künye: Yiannis Papadakis – Ölü Bölgeden Yankılar: Kıbrıs’ın Bölünmüşlüğünü Aşmak, çeviren: Burcu Sunar ve Hatice Safa, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, tarih, 312 sayfa

Ceren Lordoğlu – İstanbul’da Bekâr Kadın Olmak (2018)

Türkiye’nin herhangi bir şehrinde herhangi bir kadın, gece vakti korkmadan, ürkmeden evine dönemez.

Kadınlar bu konuda ne hissediyor?

Peki, yine aynı kadınlar buna karşı ne gibi direnme yöntemleri ortaya koyuyor?

Sosyal dışlanma, sosyal mesafe ve sosyal sınır gibi konularla ilgilenenler için önemli saptamalar barındıran bu özenli çalışma, bekâr kadınların mekânla ilişkili görünür hale gelen sosyal dışlanma deneyimlerini kapsamlı bir bakışla inceliyor.

Ceren Lordoğlu, İstanbul’da birbirinden farklı sınıfsal ve kültürel özelliklere sahip bekâr kadınların mekânla ilişkili yaşadıkları sınırlılıkları ve aynı zamanda bunlarla baş etme, direnme yöntemlerini ve güçlenmelerini, birebir görüşmelere dayanarak görünür kılıyor.

Çalışma, mekânla toplumsal cinsiyet arasındaki karşılıklı ilişkinin takibini ayrıntılı bir bakışla ortaya koymasıyla önemli.

  • Künye: Ceren Lordoğlu – İstanbul’da Bekâr Kadın Olmak, İletişim Yayınları, sosyoloji, 248 sayfa, 2018