Faik Acar – Din – Bilim ve Bitmeyen Kavga (2017)

Dünya ve tarih tasavvurları arasında derin uçurumların bulunduğu din ile bilim arasında çok eski zamanlardan bugüne uzanan bir çatışma yaşanıyor. Batı, Aydınlanma ile birlikte bilimin daha egemen olacağı bir dönemi başlattıysa da, Doğu’daki dini söylem zayıf bir iki istisna dışında halen egemen.

İşte Faik Acar da bu kitabında, din ve bilim arasındaki bu uzun çatışmayı tarihsel bir bakışla ele alıyor.

Kitapta, Tevrat ve Kur’an’ın Sümerlerden nasıl etkilendiğinden Aristoteles ve Galileo’dan günümüze uzanan dini tutuculuğa, Yasak Meyve meselinden Habil ve Kabil’in hikâyesine, Nuh’un gemisi efsanesinden Sümerlerde ve İslamiyet’te kadına ne gibi roller biçildiğine pek çok konu tartışılıyor.

Acar bütün bunların yanı sıra, Türkiye eğitim sisteminde ilerlemenin, aydınlanmanın ve bilimin önündeki başlıca engelleri de saptıyor.

  • Künye: Faik Acar – Din – Bilim ve Bitmeyen Kavga, Berfin Yayınları, din, 190 sayfa

Max Stirner – Biricik ve Mülkiyeti (2017)

Asıl adıyla Johann Kaspar Schmidt olan Max Stirner, aralarında Marx, Engels ve Nietzsche’nin de bulunduğu birçok filozofun etkilendiği, fakat eserlerinde kendisinden neredeyse hiç bahsetmedikleri filozoflardan.

Kimilerinin faşist kimilerinin nihilist dediği Stirner, “felsefenin günah keçisi” olarak tanımlanır.

Rahatsız edici ‘Biricik ve Mülkiyeti’ ise, Stirner’in düşünce sistematiğinin en karakteristik hale geldiği, aynı zamanda kendisinin en ünlü eseri.

Nihilizm vurgusuyla öne çıkan kitabında Stirner, hakikati bir insan icadı olarak tanımlayıp onunla ve genel olarak verili din, devlet, toplum ve felsefeyle bir hesaplaşmaya girişiyor.

“Benden yüce her varlık, ister Tanrı olsun ister insan, Biriciklik duygumu zayıflatır ve ancak bu bilincin rüzgârı karşısında sönüp gider.” diyen Stirner, okuruna radikal ve rahatsız edici sorular soruyor.

  • Künye: Max Stirner – Biricik ve Mülkiyeti, çeviren: H. İbrahim Türkdoğan, Norgunk Yayıncılık, felsefe, 240 sayfa

Haluk Şahin – Babıali’de Cinayet (2017)

Bugünün medya ortamındaki büyük kirlenme ve yozlaşmayı bir polisiye-gerilim hikâyesiyle gözler önüne seren akıcı ve merak uyandırıcı bir roman.

Romanın başkahramanı Kahraman Karaman, Küre adlı gazetenin ünlü yazarlarındandır.

Karaman aynı zamanda, patronuyla birlikte iktidardaki partiyle gizli kapaklı işler de çevirmektedir.

Bu esnada Karaman, gizemli kişilerden ölüm tehditleri almaya başlar.

Bu basit bir tehdit değildir. Zira küresel şirketlerden cemaate, büyük medya patronlarından polis ve siyasetçilere uzanan karmaşık ilişkiler söz konusudur.

Doğruları olduğu gibi anlatacağımız normal bir dönemde değiliz. Tamı tamına bir manipülasyon ve çarpıtma çağında yaşıyoruz.

Şahin’in romanı da, hakikatlerin ancak kurmaca metinlerle ifade edilebildiği ve ayrıca Şahin’in edebi ustalığını da konuşturduğu kitaplardan.

Medyanın ve ülkenin içinde bulunduğu derin ve belirsiz krizi daha iyi kavramak için okunması gereken kitaplardan.

  • Künye: Haluk Şahin – Babıali’de Cinayet, Kırmızı Kedi Yayınevi, roman, 232 sayfa

Terry Eagleton – Güç Mitleri (2017)

İngiliz geç romantik dönemin önde gelen yazarları Brontë kardeşleri Marksist bir bakışla inceleyen bir kitap.

Kız kardeşlerin eserlerini, fabrikalar ve pamuk atölyeleriyle kuşatılmış küresel sanayi toplumunun göbeğinde yazdıklarını belirten Eagleton, bu eserleri hem yazarların sınıfsal ve yazınsal kimlikleri hem de dönemin karakteristiği bağlamında ele alıyor.

Eagleton, Brontë’lerin özgür, asi ruhlu muhafazakâr romantik kadınlar olarak, bu dönemde ortaya çıkan işçi sınıfının kitlesel hareketi Çartizm’e hem sempati hem de korku hissettiklerini savunuyor ve bu durumu, tipik alt orta sınıf çelişkisi olarak tartışıyor.

Kuzey İngiltere kırsalında yetişmiş üç kız kardeşin edebi, sınıfsal ve kültürel dünyasına daha yakından bakmak isteyenlere.

  • Künye: Terry Eagleton – Güç Mitleri, çeviren: Alev K. Bulut, Can Yayınları, edebiyat inceleme, 184 sayfa

Mahmut Yesari – Bir Namus Meselesi (2017)

Mahmut Yesari, edebiyatımızın ihmal edilen kalemlerinden. Onu şimdilerde pek kimse bilmez.

Bilenler de en çok ‘Çoban Yıldızı’ veya ‘Çuluk’ adlı romanlarını bilir.

‘Bir Namus Meselesi’ de, Yesari’nin ilk romanı ve tamı tamına 94 yıl önce Yesari’nin Reşat Nuri Güntekin ile birlikte çıkardığı Kelebek dergisinde tefrika edilmişti.

İşin üzücü yanı, bu romanın ilk kez kitap olarak yayımlanması.

Kayseri ve İstanbul’da geçen roman, Hacıoğlu Ağapiyadi ile Kara Eftimoğlu Petraki arasındaki bir miras sorunu üzerinden ilerliyor.

Her iki karakterin miras için çekişmesi ve birbirini kandırmak üzerine kurulu zihin dünyaları, romanı akıcı ve özgün kılan başlıca husus.

Romanın en güzel taraflarından biri de, yöresel dili ustaca kullanması. Burada özellikle Kayseri ağzının kullanım biçimi okuru ayrıca keyiflendirecek türden.

Yesari’nin ‘Bir Namus Meselesi’, günümüzde dönüşmüş, hatta neredeyse hiç kalmamış diyebileceğimiz, dönemin Kayseri ve İstanbul’undaki toplumsal zenginliğin nitelikli bir panoramasını çiziyor.

Yesari’yi yeniden hatırlamak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Mahmut Yesari – Bir Namus Meselesi, İstos Yayın, roman, 128 sayfa

Gülsevin Kıral – Çalınan Kent (2014)

Gülsevin Kıral, daha önce yayınlanan ‘İstanbul’u Çalıyorlar’da, Ömer Hepçözer’in dedektiflik bürosunda çalışan Mustafa’nın hırsızlarla giriştiği kovalamacayı anlatmıştı.

Serinin elimizdeki devam romanı ise, Mustafa ve çalıştığı dedektiflik bürosunun, şehrin can damarı olan büyük bir ormanının talanını engelleme çabalarını anlatıyor.

Mustafa ve ekibi, iflah olmaz hırsızların kötü emellerini bir bir boşa çıkaracak ve böylece şehirlerini, sevdiklerini koruyacaklardır.

  • Künye: Gülsevin Kıral – Çalınan Kent, Günışığı Kitaplığı, çocuk, 168 sayfa

Sema Karabıyık – Türk’ün Dizi ile İmtihanı (2014)

Dizilerin, Türkiyeli izleyici açısından neredeyse bir bağımlılık anlamına geldiği bilinir.

Sema Karabıyık da bu kitabında, izleyici ile diziler arasındaki bu tutkulu ilişkinin peşine düşüyor.

Karabıyık, bir ikna yöntemi olarak yerli dizilerin nasıl bir rol üstlendiğini, dizilerdeki politik kurguyu, roman ve yabancı dizi uyarlaması dizilerdeki kimi ilginç detayları, dönem dizilerini ve dizilerin çocukların sosyalleşmesine olumlu veya olumsuz ne gibi etkilerde bulunduğunu araştırıyor.

  • Künye: Sema Karabıyık – Türk’ün Dizi ile İmtihanı, Profil Yayınları, medya çalışmaları, 214 sayfa

Martin Cohen – Wittgenstein’ın Böceği (2014)

Felsefenin yaramaz çocuğu Martin Cohen ‘Wittgenstein’ın Böceği’nde, büyük düşünürler, filozof ve bilim insanlarına ait gizemini halen koruyan yirmi altı düşünce deneyini okurlarıyla paylaşıyor.

Bunların içinde, kitaba da adını veren, Wittgenstein’ın meşhur böcek ve kibrit kutusu teorisinin yanı sıra,

  • Maxwell’in cini,
  • Galileo’nun topları,
  • Poincare’nin merdiveni,
  • Lukretius’un kargısı,
  • Newton’ın kovası,
  • Ve Parfit’in kişisi de bulunuyor.

Cohen, söz konusu düşünce deneylerini özetledikten sonra, bunları farklı bakış açılarıyla tartışmaya koyuluyor. Kitabın, barındırdığı çok sayıda çizimle de ilgi çekebileceğini söyleyebiliriz.

  • Künye: Martin Cohen – Wittgenstein’ın Böceği, çeviren: Algan Sezgintüredi, Aylak Kitap, bilim, 180 sayfa

Cem Okyay – Kapı (2014)

Balyoz Davası’ndan on altı yıl ceza alan Cem Okyay, halen Maltepe Askeri Cezaevi’nde.

Daha önce ‘Er Mektubu Görülmüştür’ü derleyen Okyay, şimdi de 2023 Türkiye’sinde geçen bir romanla karşımıza çıkıyor.

Mert, Cevat, İbrahim Gül, Levent, Ersin ve Tahir gibi karakterler barındıran roman, haksız yere tutuklanan, özgürlükleri ellerinden alınan insanların 2023 yılında serbest kaldıktan sonra masumiyetlerini ispatlamak için giriştikleri mücadeleyi anlatıyor.

Romanın kahramanları, 2023 Türkiye’sinin siyasi ve toplumsal atmosferinde kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışırken, geçmişle gelecek arasında gidip gelecektir.

  • Künye: Cem Okyay – Kapı, Kırmızı Kedi Yayınevi, roman, 390 sayfa

Franco “Bifo” Berardi – Gelecekten Sonra (2014)

Karl Marx ‘Grundrisse’de, kapitalist üretim mekanizmasını “çeşitli mekanik ve entelektüel organlardan oluşan geniş bir otomat” olarak gözlemlemişti.

İtalyan Otonomist Franco “Bifo” Berardi de bu çalışmasında, Marx’ın tezini dijital kapitalizmin yeni koşulları için tekrarlıyor.

“Otomatın”, yani emeğin organlarını ve kısımlarına parçalara ayırma ve yeniden düzenleme gücünün katbekat arttığını söyleyen Berardi, enformasyon ve iletişim teknolojilerinin ağsal gücü sayesinde, kapitalist emek süreçlerinin emeği düzenleme kapasitesinin, sadece uzamsal olarak tüm dünyaya yayılmakla kalmadığını, zamansal olarak da yoğunlaştığını söylüyor.

  • Künye: Franco “Bifo” Berardi – Gelecekten Sonra, çeviren: Osman Şişman ve Sinem Özer, Otonom Yayıncılık, siyaset, 198 sayfa