Andrew Scull – Deliliğin Kısa Tarihi (2024)

Dünyanın önde gelen psikiyatri tarihçilerinden Andrew Scull, antik çağlardan günümüze, dünyanın farklı kültürlerinde deliliğin panoramik bir portresini çiziyor.

İki bin yılı aşkın bir süre boyunca akıl hastalığına verilen sosyal, kültürel, tıbbi ve sanatsal tepkileri kışkırtıcı ve eğlenceli bir şekilde inceliyor.

Günümüzde akıl hastalığına yaygın olarak tıbbi bir mercekten bakılsa da, toplumlar deliliği psikolojik veya sosyal açıklamalar inşa ederek anlamlandırmaya çalıştılar.

Scull, ‘Deliliğin Kısa Tarihi’ kitabında bu rahatsızlığın ve onu tedavi etme girişimlerimizin uzun ve karmaşık tarihinin izini sürerken, deliliğin yönetimi ve bastırılmasına adanmış bir endüstrinin nasıl bu denli büyüdüğünü de ortaya koyuyor.

Scull, deliliğin sağduyulu varsayımlarımızı nasıl derinden sarstığını; toplumsal düzeni hem sembolik hem de pratik olarak nasıl tehdit ettiğini; günlük yaşamın dokusunda yarattığı aksaklıkları; deneyimlerimizi ve beklentilerimizi nasıl alt üst ettiğini ustaca aktarıyor.

  • Künye: Andrew Scull – Deliliğin Kısa Tarihi, çeviren: Deniz Aktan Küçük, Say Yayınları, psikoloji, 160 sayfa, 2024

Michael Hechter – Milliyetçiliği Dizginlemek (2024)

“Milliyetçilik sıklıkla sanatsal, entelektüel ve politik mayalanmaya ilham olsa da, zaman zaman iç savaşlara ve en korkunç şiddet eylemlerine adı karışır. En berbat biçimde, yabancı düşmanlığına, etnik temizliğe ve soykırıma esin kaynağı olur. Milliyetçiliğin bu karanlık yüzü dizginlenebilir mi?”

Kitabın bu soruya köşeli ve kolay bir cevabı yok.

Ona göre her şeyden önce, onun maddi toplumsal temellerini dikkate almadan, “milliyetçi aşırılığı” ahlâki veya “ideolojik” hükümlerle “dizginlemenin” mümkün olmadığı kesindir.

‘Milliyetçiliği Dizginlemek’, milliyetçiliğin oluşumunda ve yeniden üretiminde, toplumsallaşma mekanizmalarının ve kurumsal yapıların önemini vurguluyor.

Michael Hechter, her şeyden önce milliyetçiliğin tarihselliğini (yani ezelî olmadığını) vurguluyor.

Buna bağlı olarak, -başta “devlet kurucu milliyetçilik” olmak üzere- birçok farklı milliyetçilik “tipini” tasnif ediyor ve bunların tarihsel oluşumunu irdeliyor.

Seçim sistemlerinin, federasyonun ve ademimerkeziyetçi yapıların, “eştoplumlaştırmanın” milliyetçiliği dizginleme kapasitelerini tartışıyor.

Çağdaş milliyetçilik teorisinin önemli yazarlarından birinin kaleminden, bu ağır konuya ilişkin panoramik bir analiz kitabı.

  • Künye: Michael Hechter – Milliyetçiliği Dizginlemek, çeviren: Aybars Yanık, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2024

Hamid Abdullahiyân – Simurg’un Kanadında (2024)

İran kültürü, sineması ve özellikle de edebiyatı ülkemizde son yıllarda hızla popüler hale geldi ve geniş kitlelere ulaşabilme başarısı gösterdi.

İran edebiyatının büyük isimleri de Türkiye’de her yaş ve toplumsal kesimden okur tarafından tanınıp bilinir hale geldi.

Samed Behrengi, Sâdık Hidâyet, Fürûğ Ferruhzâd, Sohrâb Sipehrî, Sîmîn Dânişver, Ahmed Şâmlu, Celâl Âl-i Ahmed, Sâdık Çûbek, Nîmâ Yuşic, Mahmud Devletâbâdî ve diğer pek çok büyük ismin öyküleri, romanları ve şiirleri bugün Türk okurunun aşina olduğu kültür hazineleri arasına çoktan girdi bile.

Elinizdeki kitap, tüm bu değerli edebiyatçıları, dünyaya bakışlarını, eserlerini ve bir bütün halinde son iki yüzyıllık süreçte modern İran edebiyatını daha yakından tanıyabilmek, bu büyük kültür dünyasını keşfedebilmek için önemli bir başvuru kaynağı.

Aynı zamanda bir öykü ve roman yazarı da olan edebiyat tarihçisi Dr. Hamid Abdullahiyan, İran’daki üniversitelerde referans kitap olarak da okutulan bu eseriyle, hem yazarları ve eserlerini bize daha yakından tanıtıyor hem de edebi kuşaklar ve yazarlar arasındaki karşılıklı etkileşim kanallarını okuyucuya tanıtarak bu büyük hazinenin kapılarını aralıyor.

  • Künye: Hamid Abdullahiyân – Simurg’un Kanadında: Modern İran Edebiyatı, çeviren: Mehmet Akif Koç, Livera Yayınevi, inceleme, 352 sayfa, 2024

Carl Zimmer – Gülüşü Tıpkı Annesi (2024)

Genleri inceleyen teknoloji ucuzladıkça, milyonlarca insan kendilerini kayıp ebeveynlere, uzak atalara, etnik kimliklere bağlamak için genetik testler istedi.

Oysa Zimmer’in açıkladığı gibi “Her birimiz, birçok atamızdan gelen DNA parçalarının bir araya getirilmiş bir karışımını taşıyoruz. Her parçanın kendi soyu vardır ve insanlık tarihi boyunca farklı bir yol izler. DNA’mızın çoğu kim olduğumuzu –görünüşümüzü, boyumuzu, eğilimlerimizi– akıl almaz derecede ince yollarla etkiler.”

Kalıtım sadece ebeveynden çocuğa geçen genlerden ibaret değildir.

Kalıtım, tek bir hücrenin vücudumuzu oluşturan trilyonlarca hücreye yol açmasıyla kendi bedenlerimizde de devam eder.

Kalıtımın ne olduğuna dair yeni bir tanıma ihtiyacımız var ve Carl Zimmer’in anlaşılır anlatımı ve hikâye anlatıcılığı sayesinde bu olağanüstü öykü bunu sağlıyor.

Genlerden kişiliğe kadar her özelliğin bir kuşaktan diğerine aktarılması biyolojinin en temel, karmaşık, yanlış anlaşılan ve yanlış kullanılan muammalarından biridir.

Zimmer, tarih, otobiyografi ve bilimi bir araya getirerek kalıtımın gizemlerini ve neden önemsememiz gerektiğini açıklıyor.

Kitap, önceki kuşakların bize neler aktardığı ve bizim neleri aktarabileceğimiz konusunda yeni bir bakış açısı oluşturuyor.

  • Künye: Carl Zimmer – Gülüşü Tıpkı Annesi: Kalıtımın Gücü, Zayıflığı ve Potansiyeli, çeviren: Elanur Yılmaz, Alfa Yayınları, bilim, 760 sayfa, 2024

Mikkel Krause Frantzen – Depresyonun Estetiği ve Politikası (2024)

“Depresyonda zaman elastikleşir, belirginleşir, sonra da kırılır.”

Zamana ve nasıl olduğumuza dair gündelik sorular, depresyondaki kişinin hoşlanmadığı, hatta kaçındığı sorulardır.

Üstelik ne sadece kişiye atfedilebilirler ne de kişinin psikolojisine; derin bir şekilde politiktirler.

‘Depresyonun Estetiği ve Politikası’nda Danimarkalı akademisyen Mikkel Krause Frantzen, dört önemli kültürel eseri analiz ederek depresyonun yalnızca bireysel bir psikopatoloji değil, aynı zamanda kültürel ve felsefi bir sorun olduğunu savunuyor.

Frantzen, Michel Houellebecq ve David Foster Wallace’ın eserlerini, Claire Fontaine’in enstalasyon sanatını ve Lars von Trier’in Melankoli filmini depresyonun zamansallık sorunuyla bağlantılı olduğu görüşü ışığında incelerken, Batı toplumundaki gelecek kaybı ve sıkışmışlık hissine dikkat çekiyor.

Bu sanat eserlerinde depresyonun biçim ve içerik açısından nasıl tasvir edildiğini ayrıntılı, zengin ve özgün okumalarla analiz ediyor.

Ayrıca bu eserleri, ilgili sanatçıların eserlerinin daha geniş perspektifine yerleştirerek kendi okumalarını diğer yorumcularınkilerle karşılaştırıyor ve bunları Kierkegaard, Levinas, Husserl, Heidegger gibi farklı filozoflara ve yazarlara atıfta bulunarak destekliyor.

‘Depresyonun Estetiği ve Politikası’, depresyonun karmaşıklığını, zaman ve toplumla olan ilişkisini irdeleyen, incelikli ve düşündürücü bir kitap.

Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde depresyonun tedavi olasılığına dair önemli soruları gündeme getiriyor.

“Depresyonun; tarihin sona erdiği, geleceğin kapandığı, sonsuza kadar dondurulduğuna dair (patolojik) bir his olduğunu öne sürüyorum. Tüm gelecekleri feshetmiş bir şimdiki zaman.”

  • Künye: Mikkel Krause Frantzen – Depresyonun Estetiği ve Politikası: Yerinde Saymak, çeviren: Elif Kayurtar, Ayrıntı Yayınları, psikoloji, 200 sayfa, 2024

Jan De Vries – Çalışkanlık Devrimi (2024)

On yedinci yüzyılın başlarından itibaren tüketicilerin yeni talepleri, kuzeybatı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın maddi kültürlerini kökünden değiştirecek yeni bir çalışkan davranışla birleşti.

Bu çalışkanlık devrimi, Sanayi Devrimi ile ilişkilendirilen ekonomik ivmenin içinde şekillendiği bağlamdır.

Hollandalı tarihçi De Vries’in erken modern dönem iktisat tarih yazımında dönüm noktası olan bu eseri, tüketim mallarının yeni önemine ilişkin entelektüel anlayışı ve bütün gelir düzeylerinden hane halklarının tüketici davranışlarını araştırıyor.

Tüketici davranışını hane halkı ekonomisi bağlamına yerleştirerek, tüketim taleplerinin farklılaşması ve bunların çeşitlenmesi ekonomik kalkınmanın seyrini nasıl şekillendirdi?

Hane halklarının çalışmak ve tüketmek üzerine yoğunlaşmaları nasıl bir iktisadi düzen yarattı?

Orijinal kaynakları ve iktisat tarihi modellerini birleştiren bu kitap, mevcut tüketici teorisinin güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koyuyor ve ekonomik soyutlamalara tarihsel gerçekçilik katan revizyonlar öneriyor.

  • Künye: Jan De Vries – Çalışkanlık Devrimi: 1650’den Günümüze Tüketici Davranışı ve Hane Halkı Ekonomisi, çeviren: Ramiz Üzümçeker, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 472 sayfa, 2024

Lynda Gratton, Andrew Scott – Uzun Ömür Çağında Yaşam (2024)

İnsan ömrü küresel ölçekte uzuyor ve beklenen ömür süresindeki yükseliş geçmişe göre çok daha hızlı.

Peki bu bireyler, çalışanlar, şirketler ve genel olarak toplum için ne anlama geliyor?

Çalışma dünyasının en etkin düşünce liderleri arasında gösterilen psikolog Lynda Gratton’ın psikoloji, ekonomist Andrew Scott’ın ise ekonomi perspektifinden bakarak geliştirdiği teze göre eğitim, kariyer ve emeklilikle şekillenen üç evreli yaşam modeli işlerliğini yitiriyor.

Geçişler içeren ve esneklik sağlayan çok evreli yaşamlara doğru evriliyoruz.

Bir süredir içinde olduğumuz bu süreci anlamak ve iyi hazırlanmak gerekiyor.

Hayatı planlama yöntemlerimizi bu gerçekle uyumlu kılarsak uzun ömür bir armağan olacak.

Tersi durumda ise, ömrümüze eklenen yıllar cezaya dönüşebilecek.

100 yıldan uzun yaşamanın normal olacağı bir dünyada nasıl bir yaşam süreceğimizi, hangi işlerde ve kaç yıl çalışacağımızı, hayattaki seçeneklerimizin nasıl evrileceğini anlatan bu müthiş sürükleyici kitap, size odaklanıyor; uzun, verimli ve mutlu bir ömür geçirmenize yardımcı olacak çok değerli bir rehberlik sunuyor.

  • Künye: Lynda Gratton, Andrew Scott – Uzun Ömür Çağında Yaşam: Eğitim, Evlilik, Kariyer, Emeklilik Nasıl ve Nereye Evriliyor?, çeviren: Canan Feyyat, Scala Yayıncılık, inceleme, 308 sayfa, 2024

Kolektif – Analitik Felsefeyi Tanımak (2024)

Analitik felsefe geleneğinin önemli metinleri sıklıkla zahmetli bulunur.

Bu kitap geleneğin etkili ve şimdiden klasikleşmiş kimi metinlerinin kavranabilmesi için kolaylaştırıcı nitelikteki bir okuma rehberidir.

Moore, Quine, Russell ve Wittgenstein’ın ünlü eserlerini incelemenin yanı sıra Türkçe literatürde daha az yer bulan Carnap, Kripke ve Davidson’ın çalışmalarını da ele alan bu kolektif çalışma yalnızca analitik yaklaşımı ortaya koymakla kalmıyor, aynı zamanda gelenek içinde fikir birliğinin olmadığını da ortaya koyuyor.

İster yeni başlayan meraklı biri ister birikimli bir felsefe okuru olun, bu rehber analitik düşüncenin zamana meydan okuyan ve gelişen manzarasında ilham verici bir yol haritası sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Analitik Felsefeyi Tanımak: Seçilmiş Metinler Üzerine Okuma Rehberi, editör: M. Cem Kamözüt, Umut Morkoç, Akademim Yayıncılık, felsefe, 180 sayfa, 2024

Avi Loeb – Dünya Dışı Yaşam Mümkün mü? (2024)

Harvard’ın önde gelen gökbilimcisi Avi Loeb’in, güneş sistemimizin yakın zamanda uzak bir yıldızdan gelen gelişmiş uzaylı teknolojisi tarafından ziyaret edildiği yönündeki tartışmalı teorisine kulak verin.

2017’nin sonlarında, Hawaii’deki bir gözlemevindeki bilim insanları, iç güneş sistemimizde süzülen, çok hızlı hareket eden, ancak başka bir yıldızdan gelmiş olabilecek bir nesne gördüler.

Loeb bunun bir asteroit olmadığını gösterdi; tuhaf bir yörüngede çok hızlı hareket ediyordu ve arkasında hiçbir gaz ya da enkaz izi bırakmıyordu.

Akla gelebilecek tek bir açıklama vardı: Nesne, uzak bir uzaylı uygarlığının yarattığı ileri teknolojinin bir parçasıydı.

Loeb, ‘Dünya Dışı Yaşam Mümkün mü?’ kitabında okurları güneş sistemimizde tespit edilen ilk yıldızlararası ziyaretçinin heyecan verici hikâyesine götürüyor.

Tartışmalı teorisini ve onun etkili sonuçlarını bilim, din ve türümüz ile gezegenimizin geleceği için özetliyor.

Bilimin, uzay-zamanın ve insanın hayal gücünün en uzak noktalarına uzanan akıl almaz bir yolculuk olan ‘Dünya Dışı Yaşam Mümkün mü?’, okurları yıldızları hedeflemeye ve ne kadar tuhaf görünürse görünsün orada neler olduğu hakkında eleştirel düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Avi Loeb – Dünya Dışı Yaşam Mümkün mü?: Dünya’nın Ötesindeki Akıllı Yaşamın İlk İşaretleri, çeviren: Murat Karlıdağ, Sahi Kitap, bilim, 232 sayfa, 2024

Richard Charkin – 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Yayıncılığın Tarihi (2024)

Yayıncılığın altın çağına tanıklık etmek, sadece bir gözlemci olmaktan öte bir deneyimdir.

Bu kitap, Richard Charkin’in kaleminden son 50 yılda kitap yayıncılığının değişen dinamiklerine ışık tutuyor.

Yayıncılık dünyasının önde gelen isimlerinden biri olan Charkin, Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin eski başkanı ve Oxford Üniversitesi, Bloomsbury, Macmillan Yayınları gibi prestijli yayınevlerinde üst düzey yöneticilik yapmış duayen bir isim.

Okuyucu alışkanlıkları nasıl dönüştü?

Dijitalleşme yayıncılık dünyasını ve kitapları nasıl etkiledi?

Akademik dergiler ve bilimsel yayınlar değişim sürecini nasıl tetikledi?

Bu ve benzeri sorulara kişisel hikayelerle yanıt aramaya çalışan eser, sadece yayıncılığın bir tarihçesini değil, sektörün geleceğine dair yeni perspektiflerini de sunuyor.

Sürükleyici, açık fikirli, kapsamlı ve çok öğretici bir çalışma. Yazarlığa, okurluğa, kitaplara ve yayıncılığa ilgi duyan herkes için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Richard Charkin – 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Yayıncılığın Tarihi, çeviren: Kadir Yılmaz, Nokta Kitap, tarih, 248 sayfa, 2024