Haşim Hüsrevşahi – Ölümü Gözlerinden Gördüm (2010)

‘Ölümü Gözlerinden Gördüm’, İranlı çevirmen ve şair Haşim Hüsrevşahi’nin ilk romanı.

İran’ın batı kapısı, hafızası ve şairler kenti Tebriz’de yaklaşık bir yüzyıllık zaman diliminde geçen roman, şiddetin alt üst ettiği yaşamları, yalın bir dille anlatıyor.

Hüsrevşahi, farklı karakterlerinin kesişen ve birbirinin içine geçen hayatlarını anlatırken, Türkiye’ye hem çok yakın hem de çok uzak olan İran’ın yakın tarihini içerden bir gözle kaleme getiriyor.

Roman, beklenmedik olaylarla yüz yüze gelen sıradan insanların; hırsın yok olmaya mahkûm ettiği bireyin; tüm zorluklara, yokluklara ve çaresizliklere rağmen yazgılarını değiştirebilenlerin hikâyesini anlatıyor.

  • Künye: Haşim Hüsrevşahi – Ölümü Gözlerinden Gördüm, Arkadaş Yayınevi, roman, 319 sayfa

Ardea Skybreak – Evrim Bilimi ve Yaratılış Efsanesi (2010)

Ardea Skybreak imzalı ‘Evrim Bilimi ve Yaratılış Efsanesi’nde, evrim bilimiyle ilgili konular detaylı bir bakışla ve genel okuyucu gözetilerek kaleme alınmış.

Evrimle ilgili temel bilimsel gerçekleri ortaya koyan Skybreak, insanların evrim konusunda cahil ve şaşkın kalmasını isteyen köktendincilerin, nasıl gerici bir sosyal ve politik gündemle hareket ettiklerini de gözler önüne seriyor.

Evrimin ne olduğuyla çalışmasına başlayan yazar, hâlâ iş başında olan evrimden örnekleri, evrimin yepyeni türleri nasıl meydana getirdiğini, evrimsel yeniliklerin ortaya çıkışını, evrimin ortaya konmuş kanıtlarını ve evrim karşıtı yaratılışçılık yaklaşımını anlatıyor.

  • Künye: Ardea Skybreak – Evrim Bilimi ve Yaratılış Efsanesi, çeviren: Betül Çelik, Yordam Kitap, bilim, 395 sayfa

Haldun Soygür – Uykusuz Çocuklar (2010)

‘Uykusuz Çocuklar’, halen Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Klinik şefi olarak çalışan Haldun Soygür’ün şizofreniyi konu edinen yazılarını bir araya getiriyor.

Buradaki yazıların ayırt edici özelliği, belirli bilimsel kuramlara dayanmalarının yanı sıra, aynı zamanda şizofreniye yaklaşımlarında duygu boyutunu ihmal etmemeleridir diyebiliriz.

Şizofreninin bir beyin hastalığı olduğunu söyleyen Soygür, aynı zamanda bunun bir insanlık hali olduğunun da altını çiziyor.

Yazar, toplumsal bir sorun olan şizofreniye dair bilinmesi gerekenleri, tedavi sürecinde gözden kaçırılmaması gereken aşamaları, anlaşılabilir bir dille ve ilgi çekici detayları ihmal etmeden ele alıyor.

  • Künye: Haldun Soygür – Uykusuz Çocuklar: Şizofreni Yazıları, Okuyanus Yayınları, psikoloji, 138 sayfa

David Eagleman – Ve…: Sonraki Hayattan Kırk Öykü (2010)

Sinirbilim dalında doktorasını yapmadan önce üniversite eğitimini İngiliz ve Amerikan edebiyatı üzerine yapan David Eagleman ‘Ve…’ isimli elimizdeki eserinde, öldükten sonra insanın başına neler geleceğini, öteki dünyada neler olup bittiğini anlatıyor.

Bir öyküsünde, “Tanrı’nın cinsiyeti hakkındaki tartışma yanlış yönlendirilmiştir. Bizim Tanrı dediğimiz şey aslında evli bir çifttir. Kendi suretlerinde insanı yaratmaya karar verdikleri zaman bir uzlaşmaya varmış, her iki cinsten aşağı yukarı eşit sayıda üretmişlerdir.” diyen Eagleman, aynı zamanda hem güldüren hem de hüzünlendiren bir kurmacaya imza atmış.

İnsanın varoluş konusunda sonu gelmez bir şekilde yanıt aradığı soruları, gerçekte onun yok oluşuna inerek cevaplamaya koyulan kitap, sırlarla dolu öte dünyadan kimi düşündüren, şaşırtan ve kimi de güldüren hikâyeler sunuyor.

  • Künye: David Eagleman – Ve…: Sonraki Hayattan Kırk Öykü, çeviren: Duygu Akın, Domingo Kitap, öykü, 125 sayfa

Margaret Randall – Küba’da Kadınlar (2010)

Margaret Randall ‘Küba’da Kadınlar’da, ülkede devrimin gerçekleştirilmesinden sonraki yirmi yıllık süreçte, değişen ve dönüşen Kübalı kadınların ayrıntılı bir görüntüsünü veriyor.

Neredeyse bütün Küba’yı dolaşan Randall, kırsal bölgelerdeki, fabrikalardaki, okullardaki kadınlarla görüşmüş ve onlar için 1959’dan önceki yaşamın nasıl olduğunu, devrimin ne değişiklikler getirdiğini ve devrimden sonra hangi çelişkilerin kaldığını araştırmış.

Sosyalizmle feminizmin birbirine gereksinimi olduğunu söyleyen yazar, Kübalı kadınlar bağlamında cinsiyetçiliğe karşı savaşımı; değişen köylü kadınları; eksiksiz ve parasız çocuk doğurma hakkını; ailenin gelişimini ve sanatçı kadınları anlatıyor.

  • Künye: Margaret Randall – Küba’da Kadınlar, çeviren: R. Şen Süer, Akademi Yayın, kadın, 125 sayfa

Fikret Güneş – Güneşin Ağladığı Gün (2010)

Fikret Güneş ‘Güneşin Ağladığı Gün’de, 1978 Maraş katliamını, onu birebir yaşayanların anlatımlarıyla veriyor.

Katliamdan kurtulanların, “Güneşin ağladığı gün” dediği o gün, resmi kaynaklara göre 111, resmi olmayan kaynaklara göre ise binin üzerinde insan vahşice öldürülmüştü.

Çalışması için Londra’dan Maraş’a, Pazarcık’tan Mersin’e uzanarak çok sayıda insanla görüşen Güneş, insanın kanını donduracak bir katliamda yaşananları, adım adım izliyor.

Ellerine Kuran alan, sokaklarda yakaladıkları insanlara namaz kıldıran ve kelime-i şahadet getirten linççilere dair her yaştan insanın anlatımlarının yer aldığı kitapta, okumak için Maraş’a gelen Alevi bir çocuğun tanıklığı da yer alıyor.

  • Künye: Fikret Güneş – Güneşin Ağladığı Gün: Maraş 78 Katliamını Yaşayanlar Anlatıyor, Belge Yayınları, anı, 268 sayfa

Konstantin N. Leontiev – Mısır Güvercini (2010)

Ünlü Rus yazarı Konstantin Leontiev’in ‘Mısır Apartmanı’ isimli elimizdeki romanı, İstanbul’da kaleme alınmış bir eser.

Zira Leontiev, en verimli yılları diyebileceğimiz 1873-1874 yıllarını İstanbul’da geçirmiş ve burada, bu romanın yanı sıra, önemli inceleme eserlerini de kaleme almıştı.

Leontiev’in kişisel dünyasından izler taşıyan romanın en dikkat çeken yanı, Doğu mistisizminin karakterlerinin ruh dünyasında ağırlıklı bir yer işgal etmesi.

Bunun bir nedeni de, eşinin akıl hastalığının, yazarı iyice mistik bir dünya görüşüne yaklaştırmış olması.

Roman, başkahramanı Ladnev’in, Edirne’den İstanbul’a ve buradan Rusya’ya uzanan hayatını anlatıyor.

Roman, bir Batılı olmakla birlikte, kendini daha çok Doğu’ya yakın gören ve hayatı tam anlamıyla bir arayıştan ibaret olan bu karakterin başından geçenleri, akıcı bir dille kaleme getiriyor.

  • Künye: Konstantin N. Leontiev – Mısır Güvercini, çeviren: Yaşar Avunç, Kırmızı Yayınları, roman, 302 sayfa

Gazanfer İbar – Anadolulu Hemşehrilerimiz (2010)

Gazanfer İbar, nitelikli çalışması ‘Anadolulu Hemşehrilerimiz’de, Anadolu’da yaşamış ve anadili Türkçe olan Ortodoks Hıristiyanları ve “Karamanlıca kitaplar” olarak da nitelenen, Yunan alfabesiyle yazılmış Türkçe kitapları anlatıyor.

Türkiye’de sınırlı sayıda araştırmacı ve akademisyenin ürün verdiği Karamanlıca konusuna, şimdiye kadar bilimsel kayıtlara geçmemiş bazı basılı eserleri yayımlayarak katkıda bulunan İbar, aynı zamanda Karamanlıca ve Karamanlılar hakkında bilinenleri de sistemli bir biçimde derlemiş.

Karamanlıca basılı eserlerin bilinen ilk örneğinin 16. yüzyıla ait olduğunu belirten İbar, bunların 19. yüzyılda kendi çapında bir üretim patlaması yaşadığını söylüyor.

Yazar, Anadolu kültür zenginliğinde yüzyıllar boyunca katkıda bulunmuş ve Mübadele ertesinde Yunanistan’a göç ederek oraya yerleşmiş Hıristiyan Ortodoks nüfusa ve onların yazılı üretimlerine odaklanıyor.

  • Künye: Gazanfer İbar – Anadolulu Hemşehrilerimiz, İş Kültür Yayınları, tarih, 200 sayfa

Emil Galip Sandalcı – Akla Kara (2010)

‘Akla Kara’, Emil Galip Sandalcı’nın, aynı zamanda kurucusu olduğu Demokrat gazetesinde 1 Ocak 1980 ile 12 Eylül 1980 zaman aralığında kaleme aldığı köşe yazılarını bir araya getiriyor.

Yayın hayatı yaklaşık dokuz ay süren ve 12 Eylül darbesinin ardından kapatılan Demokrat gazetesi, sıkı muhalefetiyle, basın tarihimizde önemli bir yere sahip.

Sandalcı’nın burada yayımlanan yazıları, düşük yoğunluklu bir iç savaşın hüküm sürdüğü 1980 yılının, bir anlamda gayrı resmi tarihinin tanıklığını yapıyor.

Yazıların büyük çoğunluğu devrimci, demokrat ve yurtseverlere yönelik faşizan saldırılarını ve insan hakları mağdurlarını konu ediniyor.

  • Künye: Emil Galip Sandalcı – Akla Kara, hazırlayan: Recep S. Tatar, Su Yayınları, siyaset, 400 sayfa

Gülçiçek Günel Tekin – Kara Kefen (2010)

Gülçiçek Günel Tekin, ilgi çekici çalışması ‘Kara Kefen’de, Müslümanlaştırılan Ermeni kadınların hikâyelerini anlatıyor.

Karma köklere sahip kadınların yaşadığı travmayı, yakın tarihin tozlu raflarından çıkarıp önümüze koyan Tekin, bu anlatımlar aracılığıyla, 1915 olaylarının öncesi ve sonrasında yaşananları ve bunun günümüze ulaşan izlerini kaleme getiriyor.

Şirin Hanım’a annesi Varter Tumacanyan tarafından söylenenler; 1915 olayları yaşandığında çocuk yaşta olan Melek Hanım’ın, konuya dair daha sonra çocuğu Nazlı’ya anlattıkları ve Fahriye Hanım’a, olaylar meydana gelirken Erzurum Hınıs’ta bulunan annesinin söyledikleri, kitapta yer alan trajik hikâyelerden birkaçı.

  • Künye: Gülçiçek Günel Tekin – Kara Kefen, Belge Yayınları, anlatı, 160 sayfa