İdil Çetin – İktidarın Görsel Repertuarı (2025)

Bu çalışma, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminde Atatürk fotoğraflarının gündelik görselliği nasıl şekillendirdiğini ve bu görselliğin Atatürk kültünün inşasına nasıl katkıda bulunduğunu inceler.

Amaç, insanların günlük olarak karşılaştığı Atatürk fotoğrafları aracılığıyla sıradan ve gündelik olanın bilgisini ortaya koymaktır.

Çalışma, siyasetin fotoğraflara nasıl yansıdığından ziyade, fotoğrafların siyasi hayatın ilerleyişindeki rolüne odaklanır.

Bu nedenle, temel malzeme olarak dönemin süreli yayınlarında dolaşıma girmiş Atatürk fotoğrafları kullanılır. Ayrıca, iktidardakilerin bu fotoğraflar üzerindeki tasarrufları da gündelik görselliğin inşasının bir parçası olarak değerlendirilir.

  • Künye: İdil Çetin – İktidarın Görsel Repertuarı: Lider Kültünün İnşasında Mustafa Kemal Atatürk Fotoğrafları (1912-1950), Alfa Yayınları, tarih, 584 sayfa, 2025

Charles Stephenson – Sovyet-Japon Savaşı (2025)

Charles Stephenson’ın ‘Sovyet-Japon Savaşı: Stalin’in Uzak Doğu Seferi’ (‘Stalin’s War on Japan’) adlı kitabı, II. Dünya Savaşı’nın son aşamalarında Sovyetler Birliği’nin Japonya’ya karşı yürüttüğü askeri operasyonları detaylı bir şekilde inceliyor.

Kitap, Sovyetler Birliği’nin Uzak Doğu’daki stratejik hedeflerini, askeri hazırlıklarını ve Japon Kwantung Ordusu’na karşı gerçekleştirdiği büyük çaplı taarruzu ele alıyor.

Stephenson, Sovyet birliklerinin Mançurya’daki hızlı ilerleyişini, Japon savunma hatlarının çöküşünü ve savaşın sona ermesindeki Sovyet katkısını ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.

Kitap, Sovyetler Birliği’nin Japonya’ya karşı savaşa giriş nedenlerini, savaşın seyrini ve sonuçlarını analiz ederek, bu çatışmanın II. Dünya Savaşı’nın genel gidişatındaki ve Soğuk Savaş’ın başlangıcındaki rolünü vurguluyor.

Stephenson, askeri operasyonların yanı sıra, siyasi ve diplomatik gelişmeleri de ele alarak, Sovyetler Birliği’nin Uzak Doğu’daki nüfuzunu artırma çabalarını ve bu durumun bölgedeki güç dengelerini nasıl etkilediğini inceliyor.

Kitap, Sovyet-Japon Savaşı’nın genellikle göz ardı edilen önemini ortaya koyarak, II. Dünya Savaşı tarihine yeni bir perspektif getiriyor.

  • Künye: Charles Stephenson – Sovyet-Japon Savaşı: Stalin’in Uzak Doğu Seferi, çeviren: Selçuk Uygur, Kronik Kitap, tarih, 328 sayfa, 2025

Jonathan K. Foster – Hafıza (2025)

Jonathan K. Foster’ın ‘Hafıza: Kısa Bir Giriş’ (‘Memory: A Very Short Introduction’) adlı kitabı, belleğin karmaşık ve çok yönlü doğasını ele alan kısa ve öz bir giriş niteliği taşıyor. Foster, belleğin sadece geçmiş olayları hatırlamaktan ibaret olmadığını, aynı zamanda kimliğimizi, öğrenme yeteneğimizi ve hatta algımızı şekillendiren temel bir bilişsel süreç olduğunu vurguluyor.

Kitap, belleğin farklı türlerini ve işleyiş mekanizmalarını inceliyor. Kısa süreli bellek, uzun süreli bellek, anımsama, unutma gibi kavramlar, nörobilimsel ve psikolojik araştırmalar ışığında açıklanıyor. Foster, belleğin beyindeki karmaşık ağlar aracılığıyla nasıl çalıştığını ve anıların nasıl kodlandığını, depolandığını ve geri çağrıldığını anlatıyor.

Kitap, belleğin güvenilirliği ve doğruluğu konusuna da değiniyor. Foster, anıların zaman içinde nasıl değişebileceğini, yeniden yapılandırılabileceğini ve hatta uydurulabileceğini gösteriyor. Belleğin yanıltıcı olabileceği ve yanlış anıların oluşabileceği gerçeği, çeşitli örneklerle açıklanıyor.

Foster, belleğin sadece bireysel bir süreç olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir boyutunun da olduğunu vurguluyor. Anıların paylaşıldıkça nasıl şekillendiği, toplumsal hafızanın nasıl oluştuğu ve kültürel geleneklerin belleği nasıl etkilediği gibi konular ele alınıyor.

Kitap, belleğin felsefi ve etik boyutlarına da değiniyor. Belleğin kimlik, bilinç ve özgür irade gibi kavramlarla olan ilişkisi inceleniyor. Belleğin insan deneyiminin temel bir parçası olduğu ve insan olmanın ne anlama geldiğini anlamak için önemli bir anahtar olduğu vurgulanıyor.

Sonuç olarak bu kitap, belleğin karmaşık ve çok yönlü doğasını anlamak için kapsamlı bir giriş sunuyor. Foster, nörobilimsel, psikolojik, toplumsal ve felsefi perspektifleri bir araya getirerek, belleğin insan yaşamındaki önemini ve derinliğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Jonathan K. Foster – Hafıza: Kısa Bir Giriş, çeviren: A. Armağan Kilci, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 144 sayfa, 2025

Deniz Esemenli – İstanbul’da Osmanlı Mimarisi ve Hayatına Dair Düşünceler (2025)

Bu eser, Osmanlı âdabının İstanbul mimarisi, kültürü ve saray yaşantısına olan katkısını tarihsel bir perspektifle inceliyor. Kitap, Deniz Esemenli’nin düşünce ve yorumlarını yansıtan makalelerden oluşuyor. Osmanlı ideolojisinin İstanbul ve Boğaziçi mimarisine yansımasını ele alan makalelerle başlayan eser, Osmanlı sarayları üzerine ayrı bir kitapta toplanan makalelerle devam ediyor.

Yazarın “700. Kuruluş Yılında İstanbul’daki Osmanlı Mimari Eserleri” adlı kitaba yaptığı kapsamlı katkı, bu konudaki makalelerin temelini oluşturuyor. 16. yüzyılın önemli figürleri Mimar Sinan ve Barbaros Hayreddin Paşa’ya odaklanılıyor ve Osmanlı mimarisi ile Mimar Sinan hakkında bir yorum kitabı yazılıyor. Abdülaziz’in Avrupa seyahati ve Fransa İmparatoriçesi Eugenie’nin ziyareti inceleniyor.

“Mimari ve Üslup” başlığı altında, bazı külliyeler ve yapı tipleri ayrı metinler halinde ele alınıyor ve Osmanlı Barok üslubunun mimariye etkisi üzerinde duruluyor. Kronolojik olarak, Haliç iskeleleri ve Kadıköy hal binası makaleleriyle Cumhuriyet dönemine geçiliyor. “Keyif” başlığı altında ise Kapalıçarşı, Osmanlı sarayında ziyafet, tarihte yıkanma kültürü ve Osmanlı hamamının saraya yansıması gibi konulara yer veriliyor.

Eser, Osmanlı âdabının mimari ve kültürel mirasa etkilerini geniş bir yelpazede ele alarak, okuyucuya dönemin yaşam tarzı ve sanatsal anlayışı hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Deniz Esemenli – İstanbul’da Osmanlı Mimarisi ve Hayatına Dair Düşünceler, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, mimari, 791 sayfa, 2025

Matt Ridley – Her Şeyin Evrimi (2025)

Matt Ridley’nin ‘Her Şeyin Evrimi: Yeni Fikirler Nasıl Ortaya Çıkar?’ (‘The Evolution of Everything: How New Ideas Emerge’) adlı kitabı, evrimin sadece biyolojik bir süreç olmadığını, aynı zamanda kültür, teknoloji, ekonomi ve hatta ahlak gibi insan yaşamının diğer alanlarında da geçerli olduğunu savunuyor. Ridley, yeni fikirlerin ve yeniliklerin nasıl ortaya çıktığını, yayıldığını ve geliştiğini inceliyor. Kitap, evrimin bilinçli bir tasarım veya plan olmadan, kendiliğinden işleyen bir süreç olduğunu vurguluyor.

Ridley, evrimin farklı alanlardaki örneklerini karşılaştırarak, ortak bir model ortaya koyuyor. Ona göre, evrim, deneme-yanılma, rekabet ve seçilim gibi temel mekanizmalar üzerinden işliyor. Başarılı fikirler ve yenilikler, rekabette ayakta kalırken, başarısız olanlar eleniyor. Bu süreç, zaman içinde daha karmaşık ve gelişmiş sistemlerin ortaya çıkmasına yol açıyor.

Kitap, evrimin sadece geçmişte değil, günümüzde ve gelecekte de etkili olduğunu gösteriyor. Ridley, teknolojinin, ekonominin ve kültürün sürekli değiştiğini ve geliştiğini, bu değişimin de evrimsel bir süreç olduğunu savunuyor. Ona göre, evrimi anlamak, geleceği daha iyi öngörmemize ve daha iyi kararlar almamıza yardımcı olabilir.

Ridley, evrimin insan yaşamının farklı alanlarındaki örneklerini incelerken, aynı zamanda evrimin sınırlarını ve eleştirilerini de ele alıyor. Kitap, evrimin her şeyi açıklayamayacağını, bazı alanlarda rastlantısal faktörlerin de önemli olduğunu kabul ediyor. Ancak, evrimin, insan yaşamının birçok yönünü anlamak için güçlü bir çerçeve sunduğunu vurguluyor.

Sonuç olarak bu kitap, evrimin sadece biyolojiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda kültür, teknoloji ve ekonomi gibi insan yaşamının diğer alanlarında da geçerli olduğunu savunan kapsamlı ve düşündürücü bir kitap. Ridley, evrimin nasıl işlediğini ve yeni fikirlerin nasıl ortaya çıktığını anlamak için okuyuculara farklı bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Matt Ridley – Her Şeyin Evrimi: Yeni Fikirler Nasıl Ortaya Çıkar?, çeviren: Erhun Yücesoy, Alfa Yayınları, bilim, 384 sayfa, 2025

Tom Holland – Rubicon (2025)

Tom Holland’ın ‘Rubicon: Roma Cumhuriyeti’nin Zaferi ve Trajedisi’ (‘Rubicon: The Triumph and Tragedy of the Roman Republic’) adlı kitabı, Roma Cumhuriyeti’nin son yüzyılını, MÖ 146’dan MÖ 44’e kadar olan dönemi ele alıyor. Holland, bu dönemi, cumhuriyetin yavaş yavaş çöküşüne ve imparatorluğa dönüşmesine yol açan bir dizi olay ve karakter üzerinden anlatıyor. Kitap, Roma’nın Akdeniz’deki yükselişini, Kartaca’nın yıkılışını ve ardından gelen iç savaşları detaylı bir şekilde inceliyor.

Holland, Marius, Sulla, Pompey, Caesar ve Cicero gibi dönemin önemli figürlerinin hayatlarını ve eylemlerini canlı bir şekilde tasvir ediyor. Bu karakterlerin hırsları, çatışmaları ve ittifakları, cumhuriyetin kaderini nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor. Kitap, Roma’nın siyasi ve sosyal yapısını, senatonun gücünü, halk meclislerinin rolünü ve ordunun önemini vurguluyor.

Holland, cumhuriyetin çöküşünü, bireysel hırsların ve siyasi çekişmelerin bir sonucu olarak görüyor. Ona göre, Roma’nın genişlemesi ve zenginleşmesi, aynı zamanda cumhuriyetin temel değerlerini aşındırdı. Kitap, Caesar’ın Rubicon Nehri’ni geçişini ve ardından gelen iç savaşı, cumhuriyetin sonunu getiren dönüm noktası olarak ele alıyor. Caesar’ın diktatörlüğü ve ardından suikastı, Roma’nın imparatorluğa geçişinin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.

Holland, ‘Rubicon’da, Roma Cumhuriyeti’nin son yüzyılını, sürükleyici bir anlatımla ve detaylı bir şekilde ele alıyor. Kitap, Roma tarihine ilgi duyanlar için önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Tom Holland – Rubicon: Roma Cumhuriyeti’nin Zaferi ve Trajedisi, çeviren: Ilgın Yağmur Eker, Kronik Kitap, 440 sayfa, 2025

Jenny Diski – Trendeki Yabancı (2025)

Jenny Diski’nin ‘Trendeki Yabancı: Amerika’yı Katederken Kesintilerle Hayal Kurup Sigara İçmek’ (‘Stranger On A Train: Daydreaming and Smoking Around America’) adlı eseri, yazarın Amerika Birleşik Devletleri’ni trenle yaptığı yolculuğu ve bu yolculuk sırasında yaşadığı deneyimleri anlatıyor. Diski, yolculuk boyunca tren kompartımanında geçirdiği zamanı düşünmek, hayal kurmak ve sigara içmekle geçiriyor. Bu süreçte, Amerika’nın farklı bölgelerinden insanlarla tanışıyor, onların hikayelerini dinliyor ve kendi iç dünyasına doğru bir yolculuk yapıyor.

Kitap, Diski’nin kişisel deneyimleri üzerinden Amerika’nın toplumsal ve kültürel yapısına dair gözlemlerini içeriyor. Yazar, yolculuk boyunca karşılaştığı insanların yaşam tarzlarını, değerlerini ve inançlarını kendi perspektifinden yorumluyor. Bu yorumlar, zaman zaman ironik, zaman zaman eleştirel bir üslupla okuyucuya sunuluyor.

Diski’nin anlatımı, tren yolculuğunun monotonluğu ve dinginliğiyle uyumlu bir şekilde ilerliyor. Yazar, düşüncelerini ve gözlemlerini akıcı bir dille ifade ederken, okuyucuyu da kendi iç dünyasına davet ediyor. Kitap, sadece bir seyahatname değil, aynı zamanda yazarın kişisel düşüncelerini, duygularını ve deneyimlerini yansıtan bir otobiyografik eser olarak da değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, kitap, Jenny Diski’nin Amerika’yı trenle yaptığı yolculuk sırasında yaşadığı deneyimleri ve bu deneyimler üzerinden yaptığı gözlemleri anlatan samimi ve içten bir eser. Kitap, seyahat, kişisel gelişim ve kültürel gözlem konularına ilgi duyan okuyucular için keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.

  • Künye: Jenny Diski – Trendeki Yabancı: Amerika’yı Katederken Kesintilerle Hayal Kurup Sigara İçmek, çeviren: Nurhayat Çalışkan, Everest Yayınları, gezi, 336 sayfa, 2025

Bruno Bettelheim – Freud ve İnsan Ruhu (2025)

Bruno Bettelheim’ın ‘Freud ve İnsan Ruhu’ (‘Freud and Man’s Soul’) adlı kitabı, Freud’un psikanalitik teorisini yeniden yorumlayarak, onun düşüncelerinin temelindeki insani ve kültürel öğeleri ortaya çıkarıyor. Bettelheim, Freud’un çalışmalarının genellikle bilimsel ve nesnel bir yaklaşımla ele alındığını, ancak Freud’un kendi kültürel bağlamının ve insani deneyimlerinin de göz ardı edildiğini savunur. Bu kitapta, Freud’un dilinin ve kavramlarının, aslında Yahudi geleneği ve kültürüyle nasıl iç içe olduğunu gösterir.

Bettelheim, Freud’un “ruh” kavramına odaklanarak, onun aslında insanın iç dünyasına, duygusal ve spiritüel deneyimlerine yaptığı vurguyu yeniden canlandırır. Freud’un “id”, “ego” ve “süperego” gibi kavramlarının, aslında insanın temel dürtüleri, bilinçli düşünce süreçleri ve toplumsal değerler arasındaki etkileşimi anlamak için bir çerçeve sunduğunu öne sürer. Ancak, bu kavramların sadece mekanik ve yapısal olarak ele alınmasının, insanın karmaşık ve çok boyutlu doğasını anlamak için yeterli olmadığını savunur.

Bettelheim, Freud’un psikanalitik teorisinin, insanın anlam arayışını, değerlerini ve ilişkilerini nasıl etkilediğini derinlemesine inceler. Ona göre, Freud’un düşünceleri, insanın kendi iç dünyasını keşfetmesine, kendi duygusal deneyimlerini anlamasına ve kendi yaşamına anlam vermesine yardımcı olabilir. Ancak, bu sürecin, sadece bilimsel bir analizle değil, aynı zamanda insanın kendi kültürel ve toplumsal bağlamını da dikkate alarak mümkün olduğunu vurgular.

Sonuç olarak, Bettelheim’ın kitabı, Freud’un psikanalitik teorisine yeni bir bakış açısı getirerek, onun düşüncelerinin insani ve kültürel boyutlarını yeniden keşfetmemizi sağlar. Kitap, Freud’un çalışmalarının sadece bilimsel bir analizle değil, aynı zamanda insanın kendi iç dünyasını ve yaşamını anlamak için nasıl bir araç olabileceğini gösterir.

  • Künye: Bruno Bettelheim – Freud ve İnsan Ruhu, çeviren: Elif Okan Gezmiş, Sfenks Kitap, psikanaliz, 102 sayfa, 2025

Edhem Eldem – Mitler, Gerçekler ve Yöntem (2025)

Edhem Eldem’in ‘Mitler, Gerçekler ve Yöntem’ adlı eseri, bir Osmanlı tarihçisinin merakının ve titizliğinin bir ürünü olarak, farklı dönemlere ve konulara ışık tutan makalelerden oluşuyor. Bu kitap, Eldem’in bir resme dair genel kanıları sorguladığı, bir Osmanlı bürokratının hayat hikayesindeki tercihlerini incelediği, yeniçerilerin mezarlarının akıbetini araştırdığı ve 19. yüzyılın başındaki bir intihal olayını mercek altına aldığı geniş bir yelpazede, Osmanlı tarihine ilişkin bir dizi miti sorguluyor.

Eldem’in bu eseri, sadece Osmanlı tarihinin yazımına dair genel ve özel yöntem önerileri sunmakla kalmıyor, aynı zamanda tarihçinin bakış açısının günümüze kadar uzandığını da gösteriyor. Yazar, Osmanlı tarihinin farklı dönemlerine ve konularına dair derinlemesine bir analiz sunarken, tarihçinin rolünü ve sorumluluğunu da vurguluyor. Kitap, tarihçinin sadece geçmişi değil, bugünü de anlamak için nasıl bir bakış açısına sahip olması gerektiğini gözler önüne seriyor. Ayrıca, okuyuculara yazarın Collège de France’a uzanan tarihçilik kariyeri hakkında kapsamlı bir söyleşi de sunuluyor. Bu söyleşi, Eldem’in akademik yolculuğunu ve tarihçiliğe bakış açısını daha yakından tanımamızı sağlıyor. ‘Mitler, Gerçekler ve Yöntem’, Osmanlı tarihine ilgi duyan herkes için okunması gereken bir eser.

  • Künye: Edhem Eldem – Mitler, Gerçekler ve Yöntem: Osmanlı Tarihinde Aklıma Takılanlar, Alfa Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2025

Gülhan Balsoy – Osmanlı’da Avare Kadınlar (2025)

On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı toplumunda, “çoklu kriz” olarak adlandırılan bir dönemde, kadınlar yalnızlığın farklı biçimleriyle yüzleşmek zorunda kalmışlardır. Kimileri eşlerini kaybetmiş, kimileri terk edilmiş, kimileri ise başka nedenlerle yalnızlığa itilmiştir. Bu kadınlar, sadece ekonomik zorluklarla değil, aynı zamanda ahlaki ve toplumsal yargılarla da mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Dönemin orta sınıf ahlak anlayışı, bu kadınları büyük bir tehdit olarak görmüştür. Onlar ya başıboş, toplumsal düzeni tehdit eden “kurtlar” gibi algılanmış ya da korunmaya muhtaç, yozlaşmaya açık “kuzular” olarak etiketlenmişlerdir.

Gülhan Balsoy’un bu eseri, Osmanlı toplumunda kadınların yalnızlığının nasıl algılandığını, sosyal yardım kuruluşlarının bu kadınlara nasıl yaklaştığını ve terk edilen kadınların nasıl damgalandığını derinlemesine inceliyor. Kitap, evlilik dışı ilişkiler, gayrimeşru çocuklar ve toplumun gözünde “düşmüş kadın” imgesi etrafında şekillenen bir anlatı sunarak, bireysel trajedilerle toplumsal kaygıların nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. Arşiv belgelerinin yanı sıra, 20. yüzyılın başlarında yazılan ‘Refet’ ve ‘Gayya Kuyusu’ romanlarından da yararlanan Balsoy, “avare kadınların” devlet ve toplum arasında nasıl hayatta kalma mücadelesi verdiklerini incelikli bir yaklaşımla ortaya koyuyor. Bu kitap, Osmanlı toplumunun kadınlara yönelik bakış açısını ve yalnız kadınların yaşadığı zorlukları anlamak için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Gülhan Balsoy – Osmanlı’da Avare Kadınlar: 19. Yüzyıl Aile Krizi ve Kadın Yoksulluğu, Fol Kitap, tarih, 200 sayfa, 2025