Murat Özyüksel – Anadolu ve Bağdat Demiryolları (2025)

Murat Özyüksel’in bu kitabı, Anadolu-Bağdat ile Hicaz demiryollarını birbirinden bağımsız hatlar olarak değil, Osmanlı’nın son dönemindeki siyasi ve dini stratejileri bir araya getiren büyük bir proje olarak ele alıyor. Sultan II. Abdülhamit’in, İstanbul’dan Mekke’ye uzanan bir demiryolu ağı kurma arzusu, yalnızca ulaşımı kolaylaştırmak değil; aynı zamanda ümmetin bütünlüğünü sağlamak ve merkezi otoriteyi pekiştirmek gibi çok yönlü hedefler taşıyordu. Sultan, bu hayalini gerçekleştirmek için Anadolu Demiryolu Şirketi Genel Müdürü Kurt Zander’e, her iki hattı birleştirecek bir bağlantı hattının hızla inşa edilmesi talimatını verir.

Anadolu-Bağdat demiryolu hattı, özellikle Osmanlı-Alman ilişkileri açısından bir dönüm noktasıdır. 1888 yılında Deutsche Bank’ın Anadolu’da demiryolu imtiyazı alması, Almanya’nın Osmanlı topraklarında artan etkisinin somut göstergesidir. Bu gelişme, sadece ekonomik değil; siyasi ve diplomatik ilişkilerde de yeni bir dönemin başlangıcını işaret eder. Demiryolu projeleri, modernleşme arayışındaki Osmanlı için hem teknik ilerleme hem de uluslararası destek aracı haline gelmiştir.

Özyüksel, bu büyük altyapı projelerinin ardındaki siyasi ve ekonomik niyetlerin ötesine geçerek, 1888 öncesinde yapılan hatların ardındaki toplumsal dinamikleri de inceler. Yerel halkın beklentileri, yatırımcıların çıkarları ve devletin merkeziyetçi politikaları arasındaki etkileşim, demiryolunun şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Kitap, Osmanlı modernleşmesinin altyapı üzerinden nasıl inşa edildiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Murat Özyüksel – Anadolu ve Bağdat Demiryolları: Osmanlı İmparatorluğu’nda Nüfuz Mücadelesi, Alfa Yayınları, tarih, 560 sayfa, 2025

Edward J. Erickson – Türk Kurtuluş Savaşı (2025)

Edward J. Erickson’ın bu çalışması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden süreçteki askerî gelişmeleri detaylı bir şekilde inceliyor. ‘Türk Kurtuluş Savaşı: Bir Askerî Tarih 1919-1923’ (‘The Turkish War of Independence: A Military History 1919-1923’, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Türk ordusunun yeniden yapılandırılmasını ve verilen mücadeleleri merkezine alıyor.

Erickson, Kurtuluş Savaşı’nı sadece bir siyasal direniş değil, aynı zamanda disiplinli bir askeri strateji ve lojistik başarı olarak yorumluyor. Türk ordusunun karşılaştığı iç ve dış tehditler, özellikle Yunan, Ermeni ve Fransız kuvvetlerine karşı yürütülen cephe savaşları, detaylı harita ve analizlerle anlatılıyor.

Kitap, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde şekillenen komuta yapısını, cephe yönetimindeki karar alma süreçlerini ve Anadolu’da halkla kurulan ilişkiyi askeri bakış açısıyla ele alıyor. Ayrıca, Sovyetler Birliği’yle kurulan ilişki, askeri mühimmat temini ve istihbarat faaliyetleri gibi stratejik konular da geniş yer buluyor.

Erickson, savaşın bir “bağımsızlık” mücadelesi olmasının ötesinde, modern bir ulusun temellerinin nasıl disiplinli bir ordu sayesinde atıldığını savunuyor. Kitap, Batı literatüründe bu dönemi askeri yönüyle anlatan az sayıdaki akademik çalışmadan biri olmasıyla da önem taşıyor.

  • Künye: Edward J. Erickson – Türk Kurtuluş Savaşı: Bir Askerî Tarih 1919-1923, çeviren: Selim Çelebi, Alfa Yayınları, tarih, 464 sayfa, 2025

Ernle Bradford – Akdeniz (2025)

Ernle Bradford’un bu çalışması, sadece bir coğrafi alanın değil, aynı zamanda binlerce yıllık insanlık tarihinin, kültürlerin ve medeniyetlerin beşiği olan Akdeniz’in büyüleyici hikâyesini anlatıyor. ‘Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi’ (‘The Mediterranean: Portrait of a Sea’), Akdeniz’i bir karakter gibi ele alarak, bu denizin etrafında gelişen uygarlıkların (Mısırlılar, Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Osmanlılar vb.) yükselişini ve düşüşünü, denizle olan etkileşimleri üzerinden mercek altına alıyor.

Kitap, Akdeniz’in stratejik konumunun, ticaret yollarının, savaşların ve kültürel alışverişlerin nasıl şekillendiğini kronolojik bir sırayla inceliyor. Bradford, denizin sadece bir ulaşım yolu olmadığını, aynı zamanda farklı halkları bir araya getiren veya ayıran, çatışmalara ve iş birliklerine zemin hazırlayan canlı bir aktör olduğunu gösteriyor. Antik çağlardan modern zamanlara kadar, Akdeniz’in kıyılarında yaşayan insanların inançları, yaşam biçimleri, sanatı ve ekonomileri üzerindeki etkilerini detaylandırıyor.

Yazar, mitolojiden tarihe, coğrafyadan denizcilik geleneğine kadar geniş bir yelpazede bilgiler sunuyor. Akdeniz’in doğal güzelliklerini, iklimini, deniz canlılarını ve kıyılarındaki şehirlerin mimarisini de betimliyor. ‘Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi’, bu eşsiz denizin sadece bir su kütlesi olmadığını, aynı zamanda insanlığın kolektif hafızasının, başarılarının ve trajedilerinin bir aynası olduğunu okuyucuya hissettiriyor. Kitap, tarih, coğrafya ve kültürü harmanlayan, Akdeniz’in ruhunu yakalayan derinlemesine bir çalışma.

  • Künye: Ernle Bradford – Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Alfa Yayınları, tarih, 576 sayfa, 2025

Matt Ridley – Akılcı İyimser (2025)

Matt Ridley’nin ‘Akılcı İyimser: Refahın Evrimi’ (‘The Rational Optimist: How Prosperity Evolves’) adlı kitabı, insanlık tarihinin uzun vadede sürekli bir ilerleme ve refah artışı gösterdiğini savunan, iyimser bir bakış açısı sunuyor. Ridley, bu ilerlemenin temelinde yatan en önemli faktörün “fikirlerin ticareti” ve “uzmanlaşma” olduğunu savunuyor. İnsanların birbirleriyle fikirlerini ve ürünlerini değiş tokuş etme yeteneği sayesinde, kollektif zekânın ve inovasyonun hızla arttığını, bunun da yoksulluğun azalmasına, yaşam kalitesinin yükselmesine ve teknolojik gelişmelere yol açtığını öne sürüyor.

Kitap, felaket tellallığı yapan karamsar görüşlerin aksine, insanlığın karşılaştığı her zorluğun üstesinden yenilik ve iş birliği ile geldiğini gösteren tarihsel örnekler sunuyor. Tarım devriminden sanayi devrimine, tıp alanındaki ilerlemelerden iletişim teknolojilerine kadar birçok alandaki gelişmeleri bu perspektiften inceliyor. Ridley, piyasa ekonomisinin ve serbest ticaretin, bu fikir alışverişini teşvik eden ve refahın yayılmasını sağlayan temel mekanizmalar olduğunu savunuyor.

Ridley, küresel ısınma, kaynak kıtlığı ve aşırı nüfus gibi günümüzün büyük sorunlarına rağmen, insan zekâsının ve iş birliğinin bu zorlukların üstesinden gelebilecek çözümler üreteceğine dair güçlü bir inanç besliyor. Kitap, geleceğe dair bir umut mesajı verirken, bu iyimserliğin rasyonel verilere dayandığını ve insanlık tarihinin bize gösterdiği derslerle desteklendiğini vurguluyor.

  • Künye: Matt Ridley – Akılcı İyimser: Refahın Evrimi, çeviren: Mehmet Doğan, Alfa Yayınları, iktisat, 472 sayfa, 2025

Cemal Dindar – Yuvasız Kuşlar Gibi (2025)

Cemal Dindar’ın bu eseri, Urfa’da psikiyatrist olarak görev yaptığı dönemdeki deneyimlerinden ve yerel fotoğrafçı Mahmut Okkaş’ın objektifinden yansıyan öykülerden ilham alarak, bölgede “deli” olarak damgalanmış bireylerin yaşamlarına odaklanıyor. Kitap, bu insanları salt birer vaka olarak değil, derin insani yönleriyle ele alarak, toplumsal önyargıları sorgulamaya ve deliliği bireysel bir trajediden ziyade toplumsal bir olgu olarak görmeye davet ediyor. Bu yaklaşım, okuyucuyu akıl sağlığına dair yaygın kabulleri yeniden düşünmeye sevk ederken, bireyin yalnızlığı ve toplumsal dışlanmışlık gibi evrensel temaları da işliyor.

Eser, delilik kavramının sadece psikolojik bir durum olmadığını, aynı zamanda güçlü bir sosyal, kültürel ve tarihsel bağlamı olduğunu ortaya koyuyor. Cemal Dindar, yerel tarih ve kültürle kurduğu güçlü bağ sayesinde, Urfa’nın toplumsal dokusu içinde “deliliğin” nasıl anlamlandırıldığını, bu bireylerin toplumla etkileşimlerini ve maruz kaldıkları ötekileştirmeyi detaylı bir şekilde gözler önüne seriyor. Bu sayede, okuyucu, belirli bir coğrafyanın kültürel kodları üzerinden, insan ruhunun kırılganlığına ve toplumsal algının delilik üzerindeki etkisine dair derinlemesine bir anlayış geliştiriyor.

‘Yuvasız Kuşlar Gibi’, toplumsal belleğin inşası ve ötekileştirmenin sonuçları üzerine düşündüren, resimli bir “sivil tarih” sunuyor. Kitap, hem akademik hem de genel okuyucular için, insan ruhunun karmaşıklığına, toplumsal normların birey üzerindeki etkisine ve tarihin unuttuğu seslere dair zengin bir yolculuk vaat ediyor. Cemal Dindar’ın bu eseri, deliliğin yalnızca bir teşhis olmadığını, aynı zamanda insan deneyiminin bir parçası olarak, toplumsal vicdanı harekete geçirmesi gereken bir mesele olduğunu ifade ediyor.

  • Künye: Cemal Dindar – Yuvasız Kuşlar Gibi: “Deliliğin Resimli Sivil Tarihi”, Alfa Yayınları, psikoloji, 216 sayfa, 2025

Talin Suciyan – “Ya Derdimize Derman Ya Katlimize Ferman” (2025)

Talin Suciyan’ın bu kitabı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat dönemini (1839-1876), reformların vaatlerinin aksine, taşra Ermenileri için nasıl güvensizlik ve eşitsizlik getirdiğini ele alıyor. ‘“Ya Derdimize Derman Ya Katlimize Ferman”: Vilayetlerin Tanzimat’ı’ (‘Outcasting Armenians: Tanzimat of the Provinces’), bu dönemin genel olarak olumlu algısına karşı çıkarak, merkeziyetçi politikaların ve Müslüman komşuların uyguladığı çeşitli şiddet ve baskı biçimlerinin Ermeniler üzerindeki olumsuz etkilerini gözler önüne seriyor. Yazar, Osmanlı devlet arşivleri, Ermeni anıları, gazeteler ve Paris’teki Nubar Kütüphanesi’nde bulunan İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin şimdiye kadar büyük ölçüde keşfedilmemiş belgeleri gibi zengin birincil kaynaklara dayanıyor.

Suciyan, Tanzimat’ın, Osmanlı merkezi devletini güçlendirme amacıyla Ermeni Yönetimi’nin Ermeni Anayasası/Nizamnamesi’nin kabulü yoluyla merkezileştirilmesini hedeflediğini savunuyor. Kitap, özellikle Orta ve Doğu Anadolu’daki Ermenilere ve mülklerine karşı devlet veya Müslüman komşular tarafından işlenen çeşitli şiddet ve baskı biçimlerinin ayrıntılı bir listesini ve açıklamasını sunuyor. Bu, genellikle Tanzimat dönemi için anlatılan eşitlik, reform ve ilerleme hikayesine eleştirel bir bakış açısı getiriyor.

Araştırma, Taşra Ermenilerinin seslerini günümüze taşıyarak, Osmanlı başkenti ile taşra arasındaki zamansal ve bölgesel farklılıkları keşfediyor. Yazar, Ermeni topluluklarının Osmanlı yaşamının tüm yönlerinde ayrılmaz bir rol oynadığını ve onların yaşam hikayelerinin Tanzimat döneminin doğru bir temsili için hayati önem taşıdığını iddia ediyor. Kitap, savunmasız, dezavantajlı ve ezilenlerin yaşamlarına ışık tutarak, daha kapsayıcı bir Osmanlı tarihine doğru önemli bir adım atıyor.

Suciyan’ın çalışması, Tanzimat döneminin Ermeniler üzerindeki deneyimlerinin homojenliğinde ısrar ederken, o dönemin teorideki “Batılılaşma/modernleşme” vaatlerinin aslında Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Doğu vilayetlerinde devletin daha fazla kontrolünü sağlamayı amaçlayan bir politika olduğunu ortaya koyuyor. Bu da Ermenilerin ek baskılarla karşı karşıya kalmasına neden oldu. Suciyan, Tanzimat döneminin Hamidiye Alayları’na ve nihayetinde Ermeni Soykırımı’na yol açan baskının bir öncüsü olduğunu belirtiyor.

Sonuç olarak bu kitap, Osmanlı historiografyasına ve Ermeni Araştırmalarına değerli bir katkı sağlayan, büyüleyici ve önemli bir çalışma olarak öne çıkıyor. Kitap, Osmanlı taşrasına, “reform” dönemine ve imparatorluğun çok etnikli nüfusuna dair yeni bir analiz sunarak, Tanzimat’ın karmaşık ve çoğu zaman acı veren mirasını yeniden değerlendiriyor.

  • Künye: Talin Suciyan – “Ya Derdimize Derman Ya Katlimize Ferman”: Vilayetlerin Tanzimat’ı, çeviren: Ayşe Günaysu, Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2025

Paul Halpern – Çoklu Evrenin Çekiciliği (2025)

Paul Halpern’in bu kitabı, çoklu evren teorisinin bilimsel, felsefi ve kurgusal boyutlarını ele alıyor. ‘Çoklu Evrenin Çekiciliği: Ek Boyutlar, Başka Dünyalar ve Paralel Evrenler’ (‘The Allure of the Multiverse: Extra Dimensions, Other Worlds, and Parallel Universes’), evrenin tek ve biricik olmadığı, aksine sonsuz sayıda başka evrenin var olabileceği fikrini çeşitli bilimsel teoriler, spekülasyonlar ve popüler kültür referansları aracılığıyla inceliyor. Halpern, fizik, kozmoloji ve felsefe alanındaki farklı çoklu evren modellerini anlaşılır bir dille açıklıyor.

Sicim teorisi, enflasyon teorisi, kuantum mekaniği ve kara deliklerin doğası gibi karmaşık konulara değinerek, bu teorilerin nasıl çoklu evren fikrine yol açabileceğini veya bu fikri destekleyebileceğini tartışıyor. Kitap, sadece bilimsel argümanları değil, aynı zamanda çoklu evren kavramının insan düşüncesi, hayal gücü ve evrendeki yerimiz hakkındaki algımızı nasıl etkilediğini de irdeliyor. Bilim kurgu edebiyatı ve filmlerindeki paralel evren tasvirlerine de göndermeler yaparak, bu kavramın popüler kültürdeki yerini ve çekiciliğini analiz ediyor.

Halpern, çoklu evren teorisinin henüz kanıtlanmamış bir hipotez olduğunu vurgularken, bu fikrin bilim insanlarını ve düşünürleri neden bu kadar büyülediğini ve gelecekteki bilimsel araştırmalar için ne gibi potansiyeller barındırdığını da tartışıyor. Kitap, okuyucuyu evren anlayışının sınırlarını zorlamaya ve varoluşun doğası üzerine derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Paul Halpern – Çoklu Evrenin Çekiciliği: Ek Boyutlar, Başka Dünyalar ve Paralel Evrenler, çeviren: Murat Havzalı, Alfa Yayınları, bilim, 328 sayfa, 2025

Virginia H. Aksan – Osmanlılar (2025)

Virginia Aksan’ın bu kitabı, Osmanlı İmparatorluğu’nun 18. yüzyıldan yıkılışına kadar olan dönemini, özellikle modern savaşların imparatorluk üzerindeki etkisini mercek altına alıyor. ‘Osmanlılar: Kuşatılmış Bir İmparatorluk (1700-1923)’ (‘The Ottomans 1700-1923: An Empire Besieged [Modern Wars In Perspective]’), bu dönemi Osmanlı Devleti’nin sürekli bir askeri baskı altında olduğu ve bu durumun imparatorluğun siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını derinden etkilediği bir “kuşatma” metaforuyla açıklıyor.

Kitap, Osmanlıların bu dönemdeki askeri yenilgilerini sadece toprak kaybı olarak değil, aynı zamanda devletin modernleşme çabalarını, idari reformlarını ve toplumsal dönüşümlerini şekillendiren temel bir faktör olarak ele alıyor. Aksan, Rusya, Avusturya ve diğer Avrupa güçleriyle yapılan uzun süreli savaşların, Osmanlı maliyesini çökerttiğini, merkezi otoriteyi zayıflattığını ve çeşitli etnik gruplar arasındaki gerilimleri artırdığını vurguluyor.

Aynı zamanda, Osmanlı elitlerinin bu askeri başarısızlıklar karşısında geliştirdiği modernleşme projelerini, ordu reformlarını ve Batı’dan yapılan teknolojik transferleri de detaylı bir şekilde inceliyor. Ancak yazar, bu reform çabalarının imparatorluğun çöküşünü engellemede yetersiz kaldığını, zira dış baskıların ve iç sorunların birleşimiyle Osmanlı Devleti’nin varlığını sürdürmesinin giderek zorlaştığını belirtiyor.

Sonuç olarak, Aksan’ın çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nun son iki yüzyılını modern savaşların gölgesinde, sürekli bir adaptasyon ve direnme mücadelesi olarak yeniden yorumluyor.

  • Künye: Virginia H. Aksan – Osmanlılar: Kuşatılmış Bir İmparatorluk (1700-1923), çeviren: Barış Özkul, Alfa Yayınları, tarih, 588 sayfa, 2025

John Stuart Mill – Din Üzerine Üç Deneme (2025)

John Stuart Mill’in bu kitabı, yazarın ölümünden sonra yayınlanan ve din olgusunu farklı açılardan ele alan üç ayrı denemesini içermektedir. ‘Din Üzerine Üç Deneme: Doğa, Dinin Faydası ve Tanrıcılık’ (‘Three Essays on Religion: Nature, the Utility of Religion, Theism’) adlı kitapta yer alan ilk deneme olan “Doğa”, doğanın ahlaki bir rehber olarak kabul edilmesine yönelik yaygın görüşü eleştirel bir şekilde inceler. Mill, doğanın hem iyi hem de kötü olaylarla dolu olduğunu, bu nedenle ahlaki ilkelerimizi doğrudan doğadan çıkarmanın yanıltıcı olabileceğini savunur.

İkinci deneme “Dinin Faydası”, dinin toplumsal düzen, ahlaki davranış ve kişisel gelişim üzerindeki potansiyel faydalarını sorgular. Mill, dinin bazı durumlarda bu tür faydalar sağlayabileceğini kabul etmekle birlikte, ahlakın ve toplumsal iyiliğin dinden bağımsız olarak da tesis edilebileceğini ileri sürer. Ayrıca, dogmatik inançların ve dini baskının düşünce özgürlüğünü kısıtlayabileceği tehlikesine dikkat çeker.

Üçüncü ve en uzun deneme olan “Tanrıcılık”, Tanrı’nın varlığına dair felsefi argümanları eleştirel bir gözle değerlendirir. Mill, doğal teolojiye dayanan kanıtların (örneğin, ilk neden argümanı, amaçlılık argümanı) yetersiz olduğunu savunur ve ampirik kanıtların Tanrı’nın varlığını desteklemediğini ileri sürer. Agnostik bir pozisyon benimseyen Mill, Tanrı’nın varlığının veya yokluğunun kesin olarak bilinemeyeceğini belirtir. Ancak, ahlaki ideallerin ve insanlığın ilerlemesinin, dini inançlardan bağımsız olarak da mümkün olduğuna inanır. Genel olarak “Din Üzerine Üç Deneme”, John Stuart Mill’in rasyonel düşünceyi, bireysel özgürlüğü ve ampirik kanıtı ön planda tutan felsefi yaklaşımının din olgusuna uygulanmasının önemli bir örneğidir. Eser, dinin doğası, toplumsal rolü ve Tanrı’nın varlığı gibi temel soruları ele alarak, okuyucuyu eleştirel düşünmeye teşvik etmektedir.

  • Künye: John Stuart Mill – Din Üzerine Üç Deneme: Doğa, Dinin Faydası ve Tanrıcılık, çeviren: Özgüç Orhan, Alfa Yayınları, din, 256 sayfa, 2025

Claude Cahen – Osmanlılardan Önce Anadolu (2025)

Göçebe koyun çobanı ve atlılardan oluşan Oğuz boyu, nasıl oldu da Anadolu’ya egemen oldu?

Claude Cahen’in bu kitabında kitabı, 11. yüzyılın sonlarından 14. yüzyılın başlarına kadar Anadolu’nun siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel tarihini kapsamlı bir bakışla inceliyor. ‘Osmanlılardan Önce Anadolu’ (‘La Turquie pré-ottomane’), bu dönemde Anadolu’da hüküm süren çeşitli Türk beyliklerinin, Bizans İmparatorluğu’nun ve diğer güçlerin arasındaki karmaşık ilişkileri detaylı bir şekilde ele alır. Kitap, Malazgirt Savaşı’nın ardından Anadolu’ya yönelik Türk göçlerini, bu göçlerin bölgedeki demografik yapıyı nasıl değiştirdiğini ve kurulan ilk Türk beyliklerinin özelliklerini analiz eder.

Cahen, Danişmendliler, Saltuklular, Mengücekliler, Artuklular ve Selçuklular gibi önemli Türk beyliklerinin kuruluş süreçlerini, birbirleriyle olan mücadelelerini ve Bizans İmparatorluğu ile olan ilişkilerini ayrıntılı bir şekilde inceler. Kitap, bu beyliklerin siyasi örgütlenmelerini, yönetim yapılarını, ekonomik faaliyetlerini ve kültürel gelişmelerini ele alır. Ayrıca, Haçlı Seferleri’nin Anadolu üzerindeki etkilerini ve bu seferlerin bölgedeki siyasi dengeleri nasıl değiştirdiğini de değerlendirir.

Cahen, Anadolu’nun bu dönemdeki sosyal yapısını, farklı etnik ve dini grupların bir arada yaşama biçimlerini ve kültürel etkileşimlerini de inceler. Kitap, Türklerin Anadolu’ya yerleşimiyle birlikte İslam kültürünün bölgedeki yayılışını, sufi hareketlerini ve dini kurumların gelişimini ele alır. Aynı zamanda, Bizans kültürünün Anadolu’daki varlığını ve Türklerle olan kültürel alışverişini de değerlendirir. Ticaret yollarının ve kervansarayların ekonomik hayattaki rolünü, şehirlerin gelişimini ve kırsal bölgelerdeki yaşamı da analiz eder.

‘Osmanlılardan Önce Anadolu’, Anadolu’nun Osmanlı İmparatorluğu öncesindeki dönemini anlamak için temel bir başvuru kaynağı. Cahen, Bizans ve Türk kaynaklarını titizlikle kullanarak, bu karmaşık ve önemli dönemin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel dinamiklerini aydınlatır. Kitap, Anadolu’nun Osmanlı İmparatorluğu’na nasıl evrildiğini anlamak isteyen herkes için değerli bir okumadır.

  • Künye: Claude Cahen – Osmanlılardan Önce Anadolu, çeviren: Erol Üyepazarcı, Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı ortak yayını, tarih, 496 sayfa, 2025