Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver (2019)

Mehmet Fatih Öktülmüş, 17 Haziran 1984 yılında Ölüm Orucunda hayatını kaybetti.

Henüz 35 yaşındaydı ve Türkiye’de 1970’lerin ikinci yarısından itibaren kitleselleşerek antifaşist bir karakterde gelişen siyasal mücadelede yer almış seçkin devrimcilerden biriydi.

Vasiyetinde, “Arkamızdan bizi çok övüp de toprak altında yüzümüzü kızartmayın olmaz mı” demişti.

Her çalkantılı siyasal dönem kendi kahraman ve öznelerini yaratır.

Onlar, içinden geldikleri sınıfsal ve siyasal süreçlerin kristalize ve billurlaşmış haliyle kişiliklerinde taşırlar.

Öktülmüş de böyle biriydi işte.

Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman’ın kaleme aldığı ve tam üç yıl sürmüş bu yetkin sözel tarih çalışması da, Öktülmüş’ün ve onun dokunduğu kişilerin dünyasına iniyor.

Öktülmüş’ün dava arkadaşları ile Almanya, Fransa, İsviçre ve Türkiye’de 12 kentte yüz yüze yapılmış ve Öktülmüş’ün on altı yıla sığdırdığı kısa fakat çarpıcı, zengin ve öğretici profesyonel devrimci yaşamını ortaya koyan kitap, günümüzde siyasal mücadelenin zorluklarının aşılmasında bir esin ve direnç kaynağı olmaya aday.

  • Künye: Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver: Mehmet Fatih Öktülmüş Kitabı, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 352 sayfa, 2019

Robin George Collingwood – Doğa Tasarımı (2020)

 

Kült yapıtı ‘Tarih Tasarım’ ile bildiğimiz R. G. Collingwood, özellikle tarih felsefesi ve sosyal bilimlerde açıklamanın doğası üzerine fikirleriyle 20. yüzyılın en önemli tarih filozoflarındandır.

Collingwood’un şimdi de, Antik Yunan’dan Rönesans’a ve oradan da modern dünyaya doğa görüşünün geçirdiği dönüşümü irdelediği bir başka başyapıtıyla karşımızda.

Yazar, Avrupa düşünce tarihindeki yapıcı kozmolojik düşünüşü üç döneme ayırarak tartışıyor.

Çalışmasının ilk bölümünde Yunan kozmolojisini tartışan düşünür, bu bağlamda

İyonya’da doğa bilimini ve Pythagorasçılar, Platon ve Aristoteles gibi düşünürlerin fikirlerini irdeliyor.

Collingwood ikinci bölümde Rönesans dönemindeki doğa görüşünü ele alıyor.

Rönesans kozmolojisini Copernicus, Giordano Bruno, Bacon, Kepler, Galileo, Spinoza, Newton ve Leibniz gibi o dönemin ve Berkeley ile Kant gibi 18. yüzyılın önde gelen isimlerinin görüşleri bağlamında izleyen yazar, aynı zamanda Yunan kozmolojisi ile Rönesans kozmolojisi arasındaki karşıtlığı da tartışıyor.

Kitabın üçüncü ve son bölümü ise modern doğa görüşüne odaklanıyor.

Yazar burada da evrimsel biyolojiden modern fiziğe, eski madde teorisinden doğanın sonluluğu görüşüne ve ayrıca Bergson’dan Whitehead’e, modern kozmolojinin geçirdiği dönüşümü ayrıntılı bir şekilde izliyor.

  • Künye: R. G. Collingwood – Doğa Tasarımı, çeviren: Kurtuluş Dinçer, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2020

Zygmunt Bauman – Eğitim Üzerine (2020)

Bugün Batı toplumlarının eğitim sisteminde bariz bir kriz var.

Bu krizin kökenleri yabancılarla yaşamaya, ötekine maruz kalmaya kadar gider.

Geçmişte “yabancı” olanların er ya da geç “farklılıklar”ını kaybedeceklerine ve aslında Batılıların değerleri olarak addedilen o evrensel değerleri kabul etmeleriyle asimile olacaklarına inanılıyordu.

Fakat günümüzde durum değişti: Başka bir ülkeye göçen insanlar artık oranın yerlileri gibi olmak istemiyorlar.

Üstelik yerlilerin de onları asimile etme arzusu artık yok.

Örneğin Londra’da bugün, farklı diller konuşan, farklı kültürleri ve gelenekleri olan 180’e yakın diaspora bulunuyor.

Çağdaş eğitimin yaşadığı kriz tam da bu: Modern tarihte belki ilk kez, insanlar arasındaki farklılıklarla, kalıcı olabilecek evrensel bir modelin olmadığını fark ediyoruz.

İşte Zygmunt Bauman’la yapılan bu söyleşiler, kendisinin eğitim, eğitimdeki güncel sorunlar ve daha iyi bir eğitim üzerine ufuk açıcı fikirlerini sunmasıyla çok önemli.

Küreselleşme, özelleşme, göç olgusu gibi önemli dönüşümlerin teknolojik gelişmelerle birlikte eğitim üzerinde nasıl etkili olduğunu irdeleyen Bauman, tek renkli olmayan, farklılıklarla yaşamayı özümsemiş bir toplumumda eğitimin nasıl olması gerektiği üzerine derinlemesine düşünüyor.

Bauman, erken modern dönemin yabancılarla başa çıkmak için başvurduğu din değiştirme ve asimilasyonun, çokmerkezli ve çokkültürlü dünyamızın mevcut koşulları içinde artık birer seçenek olmadığını, her gün ve sürekli yabancılarla, farklılıklarıyla yaşama sanatını geliştirmenin kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Eğitim Üzerine, söyleşi: Riccardo Mazzeo, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, eğitim, 144 sayfa, 2020

Dirk Wittenborn – Vahşi İnsanlar (2010)

Dirk Wittenborn elimizdeki romanı ‘Vahşi İnsanlar’da, başkahramanı Finn Earl üzerinden, çağdaş, “medeniyetin” göbeğinde bir vahşi dünyayı resmediyor.

Uyuşturucu müptelası annesiyle birlikte yaşayan Earl’ün en büyük hayali, amazon ormanlarının vahşi insanlarından Yanomami kabilesiyle yaşayan antropolog babasının yanına gitmektir.

Annesiyle, sevgi ve nefret arasında dönüp dolaşan bir ilişkisi olan Earl, büyükbabasını kandırarak Yanomileri görmesini sağlayacak bir yolculuğa çıkmayı planlar.

Fakat beklenmedik bir anda, Earl’ün annesi uyuşturucu krizine girer ve genç adam annesi için uyuşturucu temin etmeye çalışırken polisler tarafından enselenir.

Yolculuk planları suya düşen Earl, New Jersey’de, annesinin zengin bir eski müşterisine ait malikânede yaşamaya başlayacaktır.

Fakat genç adam burada kısa bir süre sonra, Amerikan hayatının tam göbeğinde yaşayan, kuşkusuz vahşi Yanomamilerden de vahşi insanları keşfedecektir.

Sinemaya da uyarlanmış ve büyük beğeni kazanmış ‘Vahşi İnsanlar’, sivri diliyle de, Amerikan rüyasına yönelttiği sert eleştirilerle de enfes bir roman.

  • Künye: Dirk Wittenborn – Vahşi İnsanlar, çeviren: Mesut Kondu, Ayrıntı Yayınları, roman, 407 sayfa

Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ – Çocuklar İçin Felsefi Öyküler (2019)

Her çocuk filozof doğar, toplumun işi ise, o filozofu köreltmektir.

Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ da bu kitapta sundukları birbirinden enfes felsefi öykülerle çocuklarımızın içindeki filozofu diriltiyor.

Bu felsefi öyküler yoluyla çocuklarında eleştirel ve yaratıcı düşünmeyi geliştirmek isteyen her ebeveynin edinmesi gereken kitap, gerçek ve yanılsama, adalet, mutluluk, zihin, öteki, dil, zaman, cesaret, bilgelik ve hatırlamak gibi temalarda ilerleyen tam yirmi hikâye barındırıyor.

Ayşe Deniz Şahin’in şahane çizimleriyle de zenginleşen kitap, çocukların daha çok düşünen, ortaya bir yargı koyabilen, bu yargıyı savunabilen, gerekçelendirebilen, sorgulayabilen bireyler haline gelmelerine yardımcı olacak türden.

  • Künye: Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ – Çocuklar İçin Felsefi Öyküler, resimleyen: Ayşe Deniz Şahin, Ayrıntı Yayınları, çocuk, 128 sayfa, 2019

Gültekin Uçar – Koçgiri (2019)

Gültekin Uçar’ın bu özgün çalışması, aşiret kavramını, aşiretlerin oluşum ve dönüşümü Koçgiri aşiretlerinin tarihsel yolculuğu ve güncel sosyolojilerini merkeze alarak irdeliyor.

Uçar, “aşiret” kavramının Ortadoğu’daki etno-dinsel toplulukları tanımlamakta yetersiz olduğunu savunuyor ve “aşiret” olarak tanımlanan halk topluluklarını “etnos”, toplulukların içinden ortaya çıkan yönetsel mekanizmayı ise “aşiret” olarak tanımlıyor.

“Asabiyye”nin kaynağının ise topluluğun kandaşlığı değil, aslında sınıfsal-siyasal bir yapılaşmanın nüvesi olan “aşiret” mekanizması olduğu, Uçar’ın bir diğer tezi.

Belgelerde ve literatürde Koçgiri bölgesinin ele alınma biçimini ele alarak açılan kitapta,

  • Modern öncesi tarihsellikte aşiret kavramı,
  • Türkiye’de modern zaman tarih yazınında “aşiret”, “etnos” ve “asabiyye” kavramlarının ele alınışı,
  • Modernleşme öncesinde Kızılbaş/Alevi Kürtlerde aşiret,
  • Tarihsel, sosyal-kültürel bağlamıyla Koçgiri ve Kızılbaş/Alevi Kürt aşiretler,
  • Devletin merkezileşme sürecinde Kızılbaş Kürt aşiretler,
  • İttihat Terakki’den Cumhuriyet’e aşiret politikaları,
  • Cumhuriyet dönemine geçiş ve Koçgiri “hadisesi”,
  • “Koçgiri Hadisesi”nin niteliği ve kimlik inşasındaki rolü,
  • Koçgiri’de nüfus-göç-“aşiret”-siyaset İlişkisi,
  • Günümüzde Koçgirili aşiret mensuplarının inanç ve etnik kimlik aidiyet algıları,
  • Koçgirililerin kimlik inşa unsurları olarak dost-düşman algısı,
  • Koçgirililerin sosyal-siyasal durumları ve yönelimleri,
  • Ve bunun gibi dikkat çekici konular tartışılıyor.

Künye: Gültekin Uçar – Koçgiri: Aşiret, Kimlik, Siyaset, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 224 sayfa, 2019

İpek Elif Atayman – Costa Gavras ve Politik Gerilim Sineması (2019)

1970’li yıllardan itibaren “politik film” geleneğinin önemli bir temsilcisine dönüşen Costa Gavras, ‘Ölümsüz’, ‘İtiraf’, ‘Sıkıyönetim’, ‘Kayıp’, ‘Müzik Kutusu’ ve ‘Amen’ gibi filmleriyle hem türün hem de ana akım sinemanın sınırlarını zorladı.

İpek Elif Atayman’ın bu şahane çalışması da, Gavras sinemasını çok yönlü bir şekilde masaya yatırıyor.

Bunu yaparken öncelikle “sinema” ve “politika” kavramlarını tartışan yazar, devamında da,

  • Sinemada türlerin sınıflandırılması,
  • Auteur sineması,
  • Sinemanın endüstrileşmesi,
  • İktidar ve sinema,
  • Sinemada tür olarak politik filmler veya siyasal filmler,
  • Politik kamera,
  • İtalyan yeni gerçekçiliği,
  • Ve Costa Gavras sinemasında iktidarın tezahürü gibi pek çok konuyu irdeliyor.

Çalışmanın, politik filmin tarihine ilişkin tezleri, Yeni Gerçekçilik’ten Ken Loach’a uzanan bir çizgide ve akıcı bir üslupla özetlenmesinin, esere temel bir kaynak niteliği kazandırdığını da özellikle belirtelim.

  • Künye: İpek Elif Atayman – Costa Gavras ve Politik Gerilim Sineması, Ayrıntı Yayınları, sinema, 96 sayfa, 2019

Terry Eagleton – Mizah (2019)

Niçin gülüştüğümüz hakkında inandırıcı ve mantıklı şeyler söylemek mümkün mü?

Terry Eagleton elimizdeki kitabında, o kendine has mizahi üslubundan taviz vermeden, tam da bunu yapıyor ve kahkahadan alaya ve mizahın politikasına, mizah üzerine derinlemesine bir sorgulamaya girişiyor.

Eagleton bunu yaparken, hem bilimsel araştırmacıların aydınlatıcı yorumlarından hem komedyenlerin söylediklerinden ve hem de halk mizahından olabildiğince yararlanıyor.

Yazar kitabına, kahkahanın ne anlama geldiğini ve işlevini irdeleyerek başlıyor ve ardından da küçümseme ve mizah ile alay etmek ve mizah arasındaki ilişkiye, mizahın sınırlarının olup olmadığına, mizah ve tarih arasındaki ilişkiye ve en sonunda da mizahın politikasına odaklanıyor.

  • Künye: Terry Eagleton – Mizah, çeviren: Melih Pekdemir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 160 sayfa, 2019

Ira Katznelson – Marksizm ve Kent (2019)

Marksizmin kent üzerine analizi bize nasıl bir perspektif kazandırabilir?

Ira Katznelson bu muazzam yapıtı, tam da bu sorudan yola çıkarak Marksizm’in Batı kentlerinin gelişimini açıklamakta bize nasıl yardımcı olabileceğini açıklıyor.

Katznelson, Marx’ın başlıca analitik projelerini kentsel mekân boyutuyla geliştiriyor ve böylece, kent araştırmaları ve kentleri anlayışımızın kimi konu başlıklarını Marksist perspektifle aydınlatıyor.

Yazar bunu yaparken de Marksist sosyal kuramın içeriğini; kapitalizm, kent mekânı ve sınıfsal oluşum arasındaki ilişkiyi; feodalizmden kapitalizme uzanan süreçte kentin yerini; işçi sınıfının kentle ilişkisini ve kentin yeniden haritalandırılmasını ayrıntılı bir şekilde ele alıyor.

Katznelson ayrıca, Marx ve Engels’in yanı sıra Henri Lefebvre, David Harvey ve Manuel Castells gibi önde gelen Marksist düşünürlerin kent üzerine ortaya koydukları fikirleri tartışarak Marksizmin kente yaklaşımındaki kimi sorunları saptıyor ve bunlara çözümler geliştiriyor.

Künye: Ira Katznelson – Marksizm ve Kent, çeviren: Ceren Göğüş, Ayrıntı Yayınları, kent çalışmaları, 352 sayfa, 2019

Boualem Sansal – 2084 (2019)

❝Din bize Tanrı’yı sevdirebilir; ne var

ki bize insanı hor gördüren ve bizi

insanlıktan nefret ettiren ondan

daha güçlü bir şey yoktur.❞

Cezayirli yazar Boualem Sansal’ın bu cümleyle açılan ‘2084’ romanı, çarpıcı, kan dondurucu bir din distopyası.

Romanın başkahramanı Arabistanlı Ati, dine dayalı, totaliter, zorbalık ve tahakkümün tek yönetim biçimi olduğu rejimin soluk aldırmadığı bir ülkede yaşamaktadır.

Tarihin yok olduğu, kültürel farklılıkların tümüyle ortadan kaldırıldığı Arabistan’da Ati, bir süre sonra görünenin altındaki perdeyi aralamak için önüne geçilemez bir tutku hissetmeye başlar.

Ati, hayatın karşısına çıkardığı bambaşka gerçekliklerin izini sürecek ve bu esnada kendini büyük tehlikelerin ve çıkmazların ortasında bulacaktır.

George Orwell’ın ‘1984’ünün yüz yıl sonrasında geçen ‘2084’, dinin hayatımızı kâbusa çevirme konusunda ne kadar kullanışlı bir araç olabileceğini bize bir kez daha ve üstelik çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor.

‘2084’, 2012’de Prix du Roman Arabe, 2011’de de Alman Barış Ödülü’ne layık görülen Boualem Sansal’ın yedinci, Türkçede yayımlanan ilk eseri.

Sansal’ın bu romanıyla, 2015 yılında Académie Française’in, Grand Prix du Roman ödülüne hak kazandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Boualem Sansal – 2084: Dünyanın Sonu, çeviren: Şirin Etik, Ayrıntı Yayınları, roman, 224 sayfa, 2019