Dan Zahavi – Fenomenoloji (2020)

En güçlü felsefi hareketlerden biri olan fenomenoloji, çok zengin olduğu kadar çok da karmaşıktır.

Bu nedenle, konuya giriş yapmak isteyenler için nereden, hangi kitaptan başlanacağı asıl meseledir.

İşte bu alanın önde gelen isimlerinden biri olan Dan Zahavi, her seviyeden okurun rahatlıkla anlayabileceği bir fenomenolojiye giriş kitabıyla karşımızda.

Çalışma, fenomenolojiyi anlamak açısından temel kavramsal çerçeveyi duru bir üslupla açıkladığı gibi, fenomenolojik analizin ne olduğu, fenomenolojinin metodolojik temellerinin neler olduğu ve fenomenolojiyi felsefedeki diğer alanlarla ilişkilendiren veya onu bu alanlardan ayıran niteliklerinin ne olduğu gibi pek çok konuda da okurunu aydınlatıyor.

Zahavi bununla da yetinmeyerek, dilinin yalınlığı, fenomenolojinin farklı alanlarda kullanımı; Husserl, Heidegger ve Merleau-Ponty gibi önde gelen fenomenologların çalışmaları hakkında da bizi bilgilendiriyor.

  • Künye: Dan Zahavi – Fenomenoloji: İlk Temeller, çeviren: Seçim Bayazit, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2020

Roland Boer – Dinin Eleştirisi (2020)

Roland Boer, daha önce yayımlanan önemli çalışması ‘Cennetin Eleştirisi’nde, 20. ve 21. yüzyılların sekiz önemli Marksist düşünürünün çalışmaları yoluyla Marksizm ve teoloji ilişkisini eleştirel bir bakışla sorgulamıştı.

Yazar şimdi de, ilk kitabının tamamlayıcısı olarak materyalist bir teolojinin imkânları üzerine düşünüyor.

Burada, Marksizm ile teolojinin kesişiminde bulunan bir düşünme tarzına başvuran Boer, büyük dinlerin ekonomik, sosyal ve ideolojik tarihlerinin Marksist ilhamlı yeniden inşalarına girişiyor.

Boer’e göre Marksizm hem seküler hem de anti-seküler yapıdadır.

Sekülerdir, çünkü analiz ve eyleminin kavramlarını bu dünya ve bu çağdan, yani kapitalizmden alır; onun çelişkilerini görüp çöküşünü gerçekleştirmek amacıyla kapitalizmin daha derindeki mekanizmasını, onun üretim ve dolaşım biçimlerini, sınıf ve sınıf çatışmasını, kurum ve ideolojileri anlamaya çalışır.

Anti-sekülerdir, çünkü bu kapitalist çağın sona ermesini hedefler, başka bir deyişle bir gelecek dünyaya, bir biçimde daha iyi olacağı umulan bu çağın ötesinde bir çağa bakmaktadır.

Ve tam da bu nedenle analiz ve eyleminin kavramlarını aynı zamanda bir diğer dünya ya da çağdan aldığı söylenebilir.

İşte bu kavramsallaştırmadan yola çıkan Boer, Marksizm ve teoloji ilişkisini çok yönlü bir şekilde tartışıyor.

  • Künye: Roland Boer – Dinin Eleştirisi: Marksizm ve Teoloji Üzerine II, çeviren: Deniz Ali Gür, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 304 sayfa, 2020

Françoise Bouillot – Güneşi Durduracağız (2010)

Fransız romancı ve eleştirmen Françoise Bouillot ‘Güneşi Durduracağız’da, Berlin duvarının yıkılışının öncesinde yolları kesişen karakterlerinin geçmişleriyle hesaplaşmalarını hikâye ediyor.

Yasaklı yönetmen Jiri Serecka, parasız Fransız yapımcı dostu Charles Bragat ve ilk kez Doğu’ya gelen Alice Ferrier, Çekoslovakya Karlovy-Vary’deki bir festivalde, bir araya gelir.

Geçmişin acı veren anılarından kurtulmaya çalışmaları, suçluluk ve özlem duyguları arasında sıkışmış olmaları, üç karakterin ortak yönüdür.

İkinci Dünya Savaşı’nda yaşananlardan Berlin duvarının yıkılışına uzanan roman, yalnızca bir kuşağın değil, tüm dünyanın yeniden şekillendiği bir dönemin hikâyesini anlatıyor.

  • Künye: Françoise Bouillot – Güneşi Durduracağız, çeviren: Ahmet Şensılay, Ayrıntı Yayınları, roman, 428 sayfa

Kıvanç Ulusoy – Katalanlar (2020)

Katalanlar, özellikle son zamanlardaki, İspanya tarafından şiddetle bastırılan bağımsızlık referandumuyla yeniden dünyanın gündemine oturdu.

Uzun zamandır bu alanda çalışmakta olan Kıvanç Ulusoy da, İspanya siyasetinin en dinamik kesimini oluşturan Katalanların tarihi ve güncel durumları hakkında yetkin bir eserler karşımızda.

Katalanların durumunu İmparatorluk sürecinden Franco dönemine ve oradan bugüne izleyerek çalışmasına başlayan Ulusoy, devamında ise,

  • Katalan milliyetçiliğinin değişen siyasi bağlamını,
  • 1975-1982 zaman aralığında İspanya’nın demokrasiye geçiş ve Avrupa’ya dönüş sürecinde Katalanların geçirdiği dönüşümü,
  • Katalan milliyetçiliği üzerinde Avrupa’nın etkisini,
  • Ve demokratik İspanya’da Katalan sorununun güncel veçhelerini kapsamlı bir şekilde tartışıyor.

Katalanların demokratik dünyaya girişleri ve sonrasında yaşanan gelişmeler üzerine, bunun yanı sıra Türkiye’de Kürt sorunu ile Katalan sorunu arasındaki benzerlik ve farklılıklar hakkında da fikir verecek bir çalışma arayanlara, bu kitabı muhakkak öneriyoruz.

  • Künye: Kıvanç Ulusoy – Katalanlar: Avrupa’da Ayrılıkçılık, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 176 sayfa, 2020

Richard Leppert – Nü (2020)

Richard Leppert’in bu eseri, tarihsel olarak Rönesans döneminin başlarından günümüze kadar uzanan ve modernite olarak değerlendirilmiş geniş zaman diliminde üretilmiş kıyafetsiz vücutlar, yani nü resim üzerine zengin bir inceleme.

Batı Dünyasına, Avrupa ve Kıta Amerikası’na ait, en erken tarihli olanı yaklaşık 1427 yılında, en yenisi de 1992 yılında üretilmiş nü resmi izleyen Leppert, bu eserleri, görmek ve sosyal bir uygulama olarak anlam çıkarmaktan kadın bedeninin sömürgeleştirilmesine uzanan geniş bir bağlamda irdeliyor.

Kitap, sadece kadınları temsil eden nü resimlerini değil, her iki cinsiyetten, her yaştan, farklı ırklardan ve farklı sosyal sınıflardan pek çok nü resmi konu ediniyor.

Leppert’in incelemesi, çıplak insan resimlerinin, herhangi bir sosyal oluşum içinde işlerlik gösteren, özellikle sınıf, cinsiyet ve ırk farklılıklarını çevreleyen güç alanları çerçevesinde nasıl işlev gösterdiğini gözler önüne sermesiyle önemli.

Çalışmanın dikkat çeken bir diğer yanı da, nü resimler bağlamında sanatın, mutluluk, arzu, korku ve endişe gibi duyguların oluşturduğu soyut dünyalarla ilişkisini sorgulaması.

Sanatın yapılışı ve görülüşü, toplumsal pratiklerdir.

Bu kitap da, her şeyin olduğu gibi resimlerin anlamlarının da, sürekli değişim içindeki toplumsal pratikler sonucunda ortaya çıktığını ve daha farklı, genellikle toplumla çelişen yönelimleri olan insanlarca bu anlamlara karşı meydan okunuyor oluşunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Richard Leppert – Nü: Batı Dünyası Modernite Dönemi Sanatında Bedenin Kültürel Retoriği, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, sanat, 304 sayfa, 2020

Kolektif – Varoluşçuluk, Fenomenoloji, Ontoloji (2020)

Bu usta işi derleme, çağdaş felsefede üç temel yaklaşım olan varoluşçuluk, fenomenoloji ve ontolojiyi farklı yönleriyle irdeleyen on beş metne yer veriliyor.

Bu metinlerin de, çağdaş düşüncenin önde gelen isimlerinden Jean-Paul Sartre, Hans-Georg Gadamer, Herbert Marcuse, Theodor W. Adorno, Hannah Arendt, Alain Badiou, Jacques Rancière, Giorgio Agamben, Jean-François Lyotard, Simon Critchley ve Jean-Marie Vaysse gibi gibi isimlere ait olması ise çalışmayı nitelikli kılan hususların başında geliyor.

Ali Akay’ın aydınlatıcı sunuşuyla açılan kitapta, Fransız felsefesinin macerasından filozofun varlık nedenine, Husserl felsefesinde idealizm probleminden varoluş ve ölüme, Satrte’ın varoluşçuluğundan Hegel ve Husserl’de epistemolojik fenomenolojiye ve çağdaşın ne anlama geldiğine kadar pek çok konu tartışılıyor.

  • Künye: Kolektif – Varoluşçuluk, Fenomenoloji, Ontoloji, derleyen: Güçlü Ateşoğlu, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 2020

Jonah Lehrer – Hayal Et (2020)

Antik Yunan’dan bu yana insanlar muhayyilenin diğer biliş türlerinden ayrı olduğunu varsaymışlardı.

Oysa en son bilimsel araştırmalar bu varsayımın yanlış olduğunu öne sürüyor.

Başka bir deyişle yaratıcılık, öbür dünyaya ait bir şey ya da sanatçılara, mucitlere ve diğer “yaratıcı tipler”e özgü bir süreç olarak görülmemelidir.

İşte Jonah Lehrer’in ‘Hayal Et’i, insan zihninin nihayetinde, işleyiş sisteminin ayrılmaz bir parçası olan yaratıcı bir itkiye sahip olduğunu, bir fikrin ilham dediğimiz anlık patlamalardan ziyade, çok daha farklı faktörlerin devrede olduğu bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.

Lehrer bunu yaparken de, çalışmasını Procter and Gamble da Swiffer’ın icat edilişinden Bob Dylan’ın şarkı sözü yazarlığındaki sıra dışı bir döneme, şairlerin uyuşturucu bağımlılıklarının yaratıcılıkları üzerindeki etkilerinden Manhattan’da bir kimyacı gibi düşünen bir barmene, Elizabeth döneminde eğitim sistemindeki dönüşümün yaratıcılıkta nasıl bir patlamaya vesile olduğundan tümüyle yeni sörf teknikleri geliştirmesiyle dünya çapında ün kazanan otistik bir sörfçüye ve Shakespeare’in yaşadığı dönemin yazarlığı üzerindeki etkilere kadar pek çok çarpıcı örnekle zenginleştiriyor

Daha önce burada ‘Karar Anı’ kitabına da yer verdiğimiz Lehrer’in bu çalışması,  yaratıcılığın nasıl işlediğini gözler önüne serdiği gibi, kişisel olarak kendi yaratıcılığımızı nasıl geliştirebileceğimiz konusunda fikir vermesiyle de önemli.

  • Künye: Jonah Lehrer – Hayal Et: Yaratıcılığın Sırrı Nedir?, çeviren: Ferit Burak Aydar, Ayrıntı Yayınları, bilim, 240 sayfa, 2020

Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver (2019)

Mehmet Fatih Öktülmüş, 17 Haziran 1984 yılında Ölüm Orucunda hayatını kaybetti.

Henüz 35 yaşındaydı ve Türkiye’de 1970’lerin ikinci yarısından itibaren kitleselleşerek antifaşist bir karakterde gelişen siyasal mücadelede yer almış seçkin devrimcilerden biriydi.

Vasiyetinde, “Arkamızdan bizi çok övüp de toprak altında yüzümüzü kızartmayın olmaz mı” demişti.

Her çalkantılı siyasal dönem kendi kahraman ve öznelerini yaratır.

Onlar, içinden geldikleri sınıfsal ve siyasal süreçlerin kristalize ve billurlaşmış haliyle kişiliklerinde taşırlar.

Öktülmüş de böyle biriydi işte.

Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman’ın kaleme aldığı ve tam üç yıl sürmüş bu yetkin sözel tarih çalışması da, Öktülmüş’ün ve onun dokunduğu kişilerin dünyasına iniyor.

Öktülmüş’ün dava arkadaşları ile Almanya, Fransa, İsviçre ve Türkiye’de 12 kentte yüz yüze yapılmış ve Öktülmüş’ün on altı yıla sığdırdığı kısa fakat çarpıcı, zengin ve öğretici profesyonel devrimci yaşamını ortaya koyan kitap, günümüzde siyasal mücadelenin zorluklarının aşılmasında bir esin ve direnç kaynağı olmaya aday.

  • Künye: Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver: Mehmet Fatih Öktülmüş Kitabı, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 352 sayfa, 2019

Robin George Collingwood – Doğa Tasarımı (2020)

 

Kült yapıtı ‘Tarih Tasarım’ ile bildiğimiz R. G. Collingwood, özellikle tarih felsefesi ve sosyal bilimlerde açıklamanın doğası üzerine fikirleriyle 20. yüzyılın en önemli tarih filozoflarındandır.

Collingwood’un şimdi de, Antik Yunan’dan Rönesans’a ve oradan da modern dünyaya doğa görüşünün geçirdiği dönüşümü irdelediği bir başka başyapıtıyla karşımızda.

Yazar, Avrupa düşünce tarihindeki yapıcı kozmolojik düşünüşü üç döneme ayırarak tartışıyor.

Çalışmasının ilk bölümünde Yunan kozmolojisini tartışan düşünür, bu bağlamda

İyonya’da doğa bilimini ve Pythagorasçılar, Platon ve Aristoteles gibi düşünürlerin fikirlerini irdeliyor.

Collingwood ikinci bölümde Rönesans dönemindeki doğa görüşünü ele alıyor.

Rönesans kozmolojisini Copernicus, Giordano Bruno, Bacon, Kepler, Galileo, Spinoza, Newton ve Leibniz gibi o dönemin ve Berkeley ile Kant gibi 18. yüzyılın önde gelen isimlerinin görüşleri bağlamında izleyen yazar, aynı zamanda Yunan kozmolojisi ile Rönesans kozmolojisi arasındaki karşıtlığı da tartışıyor.

Kitabın üçüncü ve son bölümü ise modern doğa görüşüne odaklanıyor.

Yazar burada da evrimsel biyolojiden modern fiziğe, eski madde teorisinden doğanın sonluluğu görüşüne ve ayrıca Bergson’dan Whitehead’e, modern kozmolojinin geçirdiği dönüşümü ayrıntılı bir şekilde izliyor.

  • Künye: R. G. Collingwood – Doğa Tasarımı, çeviren: Kurtuluş Dinçer, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2020

Zygmunt Bauman – Eğitim Üzerine (2020)

Bugün Batı toplumlarının eğitim sisteminde bariz bir kriz var.

Bu krizin kökenleri yabancılarla yaşamaya, ötekine maruz kalmaya kadar gider.

Geçmişte “yabancı” olanların er ya da geç “farklılıklar”ını kaybedeceklerine ve aslında Batılıların değerleri olarak addedilen o evrensel değerleri kabul etmeleriyle asimile olacaklarına inanılıyordu.

Fakat günümüzde durum değişti: Başka bir ülkeye göçen insanlar artık oranın yerlileri gibi olmak istemiyorlar.

Üstelik yerlilerin de onları asimile etme arzusu artık yok.

Örneğin Londra’da bugün, farklı diller konuşan, farklı kültürleri ve gelenekleri olan 180’e yakın diaspora bulunuyor.

Çağdaş eğitimin yaşadığı kriz tam da bu: Modern tarihte belki ilk kez, insanlar arasındaki farklılıklarla, kalıcı olabilecek evrensel bir modelin olmadığını fark ediyoruz.

İşte Zygmunt Bauman’la yapılan bu söyleşiler, kendisinin eğitim, eğitimdeki güncel sorunlar ve daha iyi bir eğitim üzerine ufuk açıcı fikirlerini sunmasıyla çok önemli.

Küreselleşme, özelleşme, göç olgusu gibi önemli dönüşümlerin teknolojik gelişmelerle birlikte eğitim üzerinde nasıl etkili olduğunu irdeleyen Bauman, tek renkli olmayan, farklılıklarla yaşamayı özümsemiş bir toplumumda eğitimin nasıl olması gerektiği üzerine derinlemesine düşünüyor.

Bauman, erken modern dönemin yabancılarla başa çıkmak için başvurduğu din değiştirme ve asimilasyonun, çokmerkezli ve çokkültürlü dünyamızın mevcut koşulları içinde artık birer seçenek olmadığını, her gün ve sürekli yabancılarla, farklılıklarıyla yaşama sanatını geliştirmenin kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Eğitim Üzerine, söyleşi: Riccardo Mazzeo, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, eğitim, 144 sayfa, 2020